Evet, üç günde yedi masum hayatı söndüren bu canilerin hiçbiri yaşamayı hak etmiyor.
Suçlu bile denemez, bunlar düpedüz canavar. Hayatlarında ilk defa gördükleri, paralarını ve mallarını gaspettikleri bu insanları öldürmeseler kendilerine en küçük bir ek tehdit oluşmayacaktır. Ama kötü ruhlu bu sefil yaratıklar için sanki soygun bahanedir. Bunların asıl derdi can almak, kan içmektir.
Biliyoruz, şimdi halkın büyük bir kesimi idam cezasını kaldıran kararın erken ve yanlış olduğunu düşünecektir. Geri dönmek mümkün olsa idam cezasını destekleyecektir.
Çünkü üç günde 2 bin kilometreden çok yol katederek 7 masum insanı öldüren, yedi ocağı söndüren bu canavarların hiçbir bahanesi olamaz.
Amerika’da olsalar üçü birden ya gaz odasına ya elektrikli sandalyeye gönderilirler. Bizde ise mahkemede kravat takıp boyunlarını eğecek ve iyi hal indiriminden yararlanacaklardır. Ardından da infaz sistemimizin yeni hapishane inşa etmektense içerdekileri bir an önce çıkarma mantığına dayalı boşluklarını kullanarak yine aramıza karışacaklardır.
Böyle canavarlar ıslah olmaz, elleri ayakları tutuyorsa yine cinayetler işleyeceklerdir!
Nitekim bu canavarlardan biri 14 yaşında cinayet işleyip hüküm giymiş, 3 yılda çıkmıştır.
Yani “Keşke idam edilebilselerdi” diyenler haklı olabilirler. Ama bu boş bir yakınma, boş bir hayaldir. “İdam kararını toplum yeteri kadar gelişmeden erken kaldırdık” diyenler haklı da olsalar dönüş olamaz. İdam cezası olmadan da adalet yerini bulur. Türkiye’nin sorunu infaz adaletidir.
Masum insanları böyle canavarlardan korumak devletin var oluş nedenidir. Böyleleri hapishane veya tımarhane fark etmez, ölünceye kadar dört duvar dışına çıkarılmamalıdır.
İdamı geri getirmeye uğraşacak yerde Rahşan Ecevit afları ve deli raporları ile gerçekleşen tahliyeleri önleyecek tedbirleri garantiye alalım!
Lâf ola!
Dışişleri Bakanı Gül, Fatih’teki cemaat olayları ve Cüppeli Ahmet Hoca görüntüleri için şöyle diyor:
“Din için en tehlikelisi bu tür yapılanmalardır. Din o zaman yaşanmaz hale gelir...”
Sabah şerifleri hayırlı olsun ekselans!
Atatürk’ün bize bıraktığı Türkiye’de böyle istismarlar, sahtekârlar yoktu.
Dört yıl önce sizin devraldığınız Türkiye de bu kadar kuşatılmış, devletin can damarları irtica tarafından işgal edilmiş değildi.
Bu tür dini yapılanmaların tehlikeli olduğunu söylüyorsunuz ama bu tehlikeden dindar insanları korumak için ne yapıyorsunuz?
Genç cumhuriyetin gerçekleştirdiği ilk hayırlı işlerden biri tekke ve zaviyelerin kapatılması oldu. Siz onların hortlamasına göz yumuyor, bir anlamda cesaretlendiriyor değil misiniz?
Cumhuriyet’in temel değerlerini İslâmi bir yapıya devretmesi zamanının geldiğini söyleyen biri Başbakanlık Müsteşarlığı koltuğunda oturmaya devam ettikçe samimiyetinize kim inanır sanıyorsunuz?

