Başbakan’ın AKP oylarının düştüğünü söylemesi bazı çevrelerde ümit ve heyecan yarattı.
Hayal kurmak iyidir, yeter ki rehavet sebebi olmasın.
Gençlerin eğilimini ölçmek amacıyla AKP’nin geçen haziranda 30 üniversitede yaptırdığı seçim anketi, Başbakan’ın sözünü ettiği temmuz anketindeki sonuçlara çok benziyor.
Meselâ gençler arasında da AKP yüzde 27 ile birinci parti.
Tek fark ikinci parti bu ankette CHP değil MHP. Gençlerin yüzde 16,8’i MHP’yi destekliyor.
CHP ile DYP yüzde 8’le baraj hattının altında kalıyor.
AKP’deki düşüşün, 2007 seçimini heyecan verici bir hedef haline getirmesi gerekir değil mi? Ama öyle olmuyor, çünkü AKP’ye karşı güçlü bir iktidar seçeneği ufukta görünmüyor.
Tablo, CHP’de nöbet değişimine erdemli siyasetçileri inandırmak için yeter de artar sebeptir!
Sosyal demokrasi gençliğe ulaşamıyorsa parti koltukları fuzuli işgal altında demektir.
Deniz Baykal’ın başarısızlığını kabul etmesi için mutlaka önümüzdeki seçimi de kaybettiğini görmesi mi lâzım? Ya bu inadı Türkiye’ye bir 5 yıl daha kaybettirirse?
Ankette kararsızlar yüzde 30... Bu otuzun temsil ettiği genç değerler belli ki solda yeni bir lider bekliyor.
VATAN’ın internet sayfasında Erol Çevikçe, CHP’nin oylarını arttırabilmesi için niçin Deniz Baykal’ı değiştirmek zorunda olduğunu yazıyordu. Lübnan’la ilgili müzakerelerde meclis kürsüsüne çıkan dört CHP sözcüsünün 65 yaşın üstünde olduğuna dikkat etmiş.
Gençlerin böyle bir partiyi kendilerine yakın bulması mümkün müdür?
Şansını yitirmiş lider kadrosu ile CHP, bu seçimde de AKP’nin şansı olacaktır!
Başbakan’ın yöntemi
İrtica ne demek?
Şimdi iktidar buna sardı.
Bu bir hukuki tanım değilmiş. Ne yapacağız?
Başbakan Londra’dan dönerken buna “aşırılıklar” diye bir tanım getirilebileceğini söyledi.
Bir önlemler paketinden söz etti ve aşırıları mümkün olduğu kadar merkeze çekerek kazanmak gerektiğini savundu.
Afedersiniz ama bu aşırı bir saptırma olmuyor mu?
İrticai tehdit ve tehlike bir olgudur, bir iklimdir. İrtica suçlamaları Başbakan’ın “aman rahatsız etmeyelim” dediği dine bağlı vatandaşları hedef göstermiyor.
Devlet kadrolarını dinsel ideolojik kaygılarla yağmalayan, eğitimin milli karakterini bozan ve Türkiye’yi dönüştürmeye başlayan yönetim anlayışını işaret ediyor.
Başbakan bir vücut çalımı atıp koruyucu baba rolüne giriyor ve “hallederiz” havasını basıyor.
Bari hemen yanıbaşından başlasın işe.
Bürokrasinin 1 numaralı koltuğuna oturttuğu Ömer Dinçer hem örnek bir aşırıdır, hem de Başbakan’ın feda edemediği biri.
Dinçer “Cumhuriyet’in temel değerlerinin yerini daha Müslüman bir yapıya bırakması zamanı geldi” demişti on yıl önce.
Başbakanlık Müsteşarı olduğunda “değiştim” demedi, “Aynı şeye inanıyorum” dedi.
Kucaklanırsa belki iyi gelir!

