Demokrasi acaba cumhuriyeti tasfiye etmeye kalkar, cumhuriyet de “ben varım” deyip demokrasiyi ortadan kaldırır mı?
Bu cehennem senaryosunu VATAN’a verdiği mülâkatta CHP lideri Baykal seslendirdi.
Baykal’a göre Türkiye’nin AKP iktidarı nedeniyle karşı karşıya kaldığı riskler, içte ve dışta duyulan endişeleri derinleştirmiştir.
Soruyu belki şöyle sormak gerekiyor: “Demokrasisiz cumhuriyet mi, cumhuriyetsiz demokrasi mi?”
Yani irticai kalkışmaya karşı ordu müdahalesi...
Deniz Baykal AKP’nin laik demokratik cumhuriyet kültürünü sahiplenen bir iktidar olmadığını gösteren pek çok olay yaşandığını söylüyor.
Meselâ Adli Tıp raporu İsmailağa Camii’nde “linç var” derken Başbakan’ın “belli değil” dediğini, linç olayı ardındaki oluşumları ayıplayan bir tavır benimsemediğini özellikle belirtiyor.
Oysa Türkiye’nin demokrasi ile cumhuriyet arasında doku uyuşmazlığı olmadığını göstermeye ihtiyacı bulunuyor. Önümüzdeki Cumhurbaşkanı seçimi, zorlukları artıracaktır Baykal’a göre. Neden derseniz...
İslâmi kadrolaşmanın bakanlıkları ne hale getirdiğini görüyoruz. Bu siyaset anlayışı Sezer’in yerini aldığı andan itibaren Anayasa Mahkemesi’ni, yüksek yargı makamlarını ve üniversiteleri kim koruyacak?
Hemen belirtelim ki “Kırk katır mı, kırk satır mı” seçenekleri Türkiye’nin bir daha asla kendini tekrarlamaması gereken kötü tecrübesi, daha doğrusu utancı olarak geçmişte kalmalıdır.
Vebal kimin?
Baykal, demokrasi ve cumhuriyet gibi iki değerden hiçbirini diğerine kırdırmayacaklarını, halktaki uyanışın başarı şanslarını artıracağını söylüyor.
Bu inancın dayandığı sebepleri keşke biz de bilsek de rahat edebilsek.
Bizce CHP’ye düşen görev sadece AKP’den üreyen korku ve kaygıların seçimdeki hasadını beklemek değil, laik demokratik cumhuriyet savunucularını bütünleştirecek yaratıcılığı gerekirse fedakârlık ederek göstermek olmalı.
Bugünkü tablo, dağınık çoğunluk karşısındaki azınlık iktidarıdır. Vebali de ana muhalefete aittir!
Dikkat Dikkat
Hukuka uymamanın daha komik mazereti olamaz.
İstanbul’un 32 noktasına tünel ve yol yapılacak. Belediye ilk iki işi ihalesiz verince Kamu İhale Kurumu müdahale etti.
Başkan Kadir Topbaş da kendini savunurken “Deprem tehdidi var. Sorunu çok acil çözmek istediğimiz için böyle yaptık” dedi.
Deprem tehdidi altında yaşayan bir kentin tünel yaptırırken tam tersine çok daha tedbirli davranması gerekmez mi?
Şeffaf ihale düzeni, satın alınacak hizmetin kalitesinden fedakârlık göstermeyi gerektirmez. Belediye koca bir teknik ordu besliyor. Çalıştır onları ve yapılan işin sağlam çıkmasını garanti altına al.
Teknik üniversitelerden, mühendis odalarından yardım iste.
İstanbul’un üstü bitti şimdi trafiğe yer altında yol açıyoruz. Bu tünellerin sağlamlık garantisi, mutlaka bir denetim zincirine bağlanmalıdır.
Çünkü depremde ilk yıkılan yapılar, kamu ihalesi ürünü yapılar oluyor!

