Ölçüsüz seçim barajının doğurabileceği rezalet ve felâketler için Türkiye ibret olabilir.
Pek yakında bir üniversitede profesör kürsüye çıkarak öğrencilerine şunu diyebilir:
“Temsilde adalet ilkesini ciddiye almayan toplumlara Türkiye’nin hali ibret olsun!”
Gidiş, o gidiş...
AB belgelerinde barajın aşırı yüksekliğine yönelen uyarılar işe yaramıyor. Önceki gün AİHM’de açılan davaya bakıldı ama kararın ne zaman çıkacağı belli değil. Önümüzdeki seçime yetişmesi ihtimali de sıfır gibi.
Yani halkın neredeyse yarısı yine mecliste temsil edilmeyecek, barajı geçen bir-iki parti de hakkından fazlasını alacaktır.
“Fena mı oldu, işte memleket istikrara kavuştu” denilebilir. Evet, bazı iyi gelişmeler oldu ama istikrar sandığımız şey, ülkeye çok pahalıya patladı.
Meclisin üçte ikisini arkasında gören Tayyip Erdoğan, seçmenin de üçte ikisini temsil ettiğini sanmaya ve padişah gibi davranmaya başladı.
Halkı hor gördü, en masum demokratik tepkileri ve eleştirileri hakaretle, hatta küfürle bastırmaya kalkıştı. Yabancı bir ülkede ve halkın önünde büyükelçi azarlayan ilk başbakan oldu.
Kibri kendisini öylesine uçurdu ki, sonunda vatan için ölen şehitlerin kutsal fedakârlığına dil uzatacak kadar halktan koptu.
Bu durum vahim bir hastalığı işaret ediyor. Mikrobun kaynağı bellidir: Gücünü baraj uygulaması nedeniyle olduğundan çok daha büyük gören ve “küçük dağları ben yarattım” diyerek yoldan çıkan siyasetçiler...
Baraj yüzde 10 olmasaydı Başbakan o koca koca çamları devirmezdi. Beli kırılmış PKK dört yıl içinde yeniden hortlamazdı. İktidar fakir çocukları hile ile imam hatiplere doldurmanın cüretini gösteremezdi. Fatih’in Çarşamba’sı, şeriatla yönetilen bir emirliği andırıyor; demokratik bir iktidar cumhuriyetin kalbine saplanan bu hançeri böyle izlemezdi.
Yüzde 10 baraj kazandırmıyor, bozuyor. Tayyip Erdoğan görmeli bunu!
Terörle savaş, özel timlerin işi
Son şehit cenazelerinde acılı annelerin feryatları, aslında ciddi tespit ve uyarılar taşıyordu.
Biri çocuğunu, ona bir şey olmasın diye bisiklete bile bindirmeden büyüttüğünü söyledi.
Kalleşlik üstüne kurulu bir terör geleneğinin karşısına, 3-5 aylık eğitimden sonra bu çocuklar mı çıkarılıyor?
Türkiye, bölücü alçakları askerin ve polisin özel timler yoluyla iyice profesyonel hale getirildiği bir süreçte yendi. Sonrası iyi değerlendirilmediği için terör hortladı ama bu arada o timlerin çoğu terhis edilmişti.
Çare, Güneydoğu’daki mücadeleyi yeniden profesyonellere emanet etmektir. Zaman yitirilmesin.
Lâzımsa vatan için ölelim. Ama ziyan olmayalım!

