Başbakan “hazır cevap”lık yapmaya her kalktığında çam devirdi. En kötü, en incitici ve en öfkelendirici gafı da dün yaptı!
Dün Balıkesir’de TOKİ’nin töreni vardı. Kendisini dinleyen kalabalıktan birkaç kişi “Şehit cenazesi görmek istemiyoruz artık” diye bağırınca Başbakan yine kendini tutamadı.
Geçmişte “ulan... ananı...” gibi sözlerin kendisini sıkıntıya soktuğunu hatırladığından olmalı, dikkatini o noktaya topladı.
“Ulan” yerine “Canım kardeşim” diye bağladı cümlesini. Ama aksilik; bu defa asıl mesaj amacını çok aşan bir anlam yüklü olarak çıktı ağzından.
“Şehit cenazesi görmek istemiyoruz artık” sözüne Başbakan “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim” dedi.
Peki ne yeridir?
Kazandığınız bir savaşı, siyasetçilerin aymazlığı ve gafilliği yüzünden tekrar tekrar yaparak sürekli şehit vermeye razı olma yeri midir?
Siyasetçi nutuk söyleyecek, asker de ölecek... Böyle iş bölümü olmaz.
Zaten Başbakan da gafını sözü ağzından çıkınca
fark etmiş, toparlamaya çalışmış ama olan olmuştur.
Tayyip Erdoğan, kendisini kontrol edememek yüzünden yine söylenmeyecek şeyler söylemiş, bu defa şehitlerin kutsal fedakârlıklarını küçük görmenin ayıbına düşmüştür.
Önerimiz, yazılı metne bağlı olmayan konuşmalarda Başbakan’ın söz ustalığı merakından vazgeçmesidir.
Nereye gidiyoruz?
Uyutulup sonra Fatih’in Çarşamba semtinde uyandırılan biri, Türkiye’de olduğuna asla inanamaz.
Zaten Türkiye’nin irtica karanlığına yuvarlanmakta olduğunu yazan yabancı basın kuruluşları, inandırıcı olmak için hep Nakşibendi tarikatının İsmailağa Cemaati tarafından kontrol edilen bu semtin fotoğraflarını yayınlar.
Bu cemaat sekiz yıl sonra ikinci suikaste hedef oldu. Aynı 1998’de cemaat önderi Mahmut Hoca’nın damadı İmam Ali Muratoğlu gibi Mahmut Hoca’nın güvendiği yakınlarından emekli İmam Bayram Ali Öztürk de camide saldırıya uğradı.
Dua isteme hilesi ile yaklaşan Mustafa Erdal adlı genç, çektiği bıçağı Hoca’nın tam kalbine sapladı. Ve cemaat tarafından hemen orada linç edildi.
Türkiye’nin şeyhler, dervişler, dergâhlar ve cemaatler memleketi haline gelmesinden isteyen korksun, isteyen utansın.
Cumhuriyeti savunmasız bırakanlar ve irtica karanlığına hizmette bulunmayı kârlı yatırım sayanlar umarız ülkenin geleceğine karşı işledikleri suçun büyüklüğünü görür ve sorumluluklarını hatırlarlar.
Emniyet Müdürü Cerrah’tan gelen açıklama, hukuk devletinden hâlâ ümidini kesmeyenleri şaşırtmıştır. Çünkü olaylardan birkaç saat sonra Emniyet Müdürlüğü’nün basına verdiği bilgi notunda katil zanlısının başını mihraba vura vura kendini öldürdüğü ima edilmiştir.
Fakat otopsi ön raporu, ölümün intihar değil, darp suretiyle oluşan travmadan ileri geldiğini gösteriyor.
Ne olacak şimdi?
Cerrah, mahkemenin yetkili olduğu bir hükme, iki saat içinde nasıl ulaşabildi? Tıp bilimi, bir insanın kendini öldürene kadar kafasını bir yere vurabileceğini kabul etmiyor.
“Katili öldüren katil”e koruma sağlayan bu tutumun sebebi nedir?
Siyasi iktidarın dini cemaatlerle olan ilişkileri, Emniyet Müdürü’ne adaleti yanıltacak işler yapma mecburiyeti mi ilham etmiştir?
Atatürk polisten söz ederken hep “Cumhuriyet Polisi” deyimini kullanırdı. Polis, aidiyetinin kaynağını unutmamalıdır.
Dini örgütlenmelerin, linç gibi, cinayet gibi ağır suçları bile dayanışmanın gücü ile takipsiz bırakabildiği propagandası böyle örneklerle desteklenirse ne hale geliriz?
Taassup ve cehaletin cüretini durdurmak nelere mal olur?
Herkes aklını başına toplasın!
Büyük gaf!
Başbakan “hazır cevap”lık yapmaya her kalktığında çam devirdi. En kötü, en incitici ve en öfkelendirici gafı da dün yaptı!
Haberin Devamı

