Son yıllarda Amerika'nın gücü sadece yıkmaya yaradı, bu güç hiçbir iyi şey inşa edemedi.
Rice'ın "Yeni Orta Doğu" sözü vakit kazanmaya yönelik bir spekülasyon değilse bugünlerimizi bile arayacağımızdan korkmamız gerekebilir.
Elindeki şeker alınınca ağlamaya başlayan çocukların fotoğraflarından oluşan bir sergi "böyle zalimlik olmaz" itirazları ile Amerika'yı ayağa kaldırdı. Ama yeni kuşak Amerikan silâhlarının Ortadoğu'da ağlattığı bebekler için hemen hiç ses çıkmıyor.
İsrail mi Amerika'yı, Amerika mı İsrail'i kullanıyor, belli değil. Roma konferansında ateşkesi istemeyen ABD'dir. Günlerdir sivil hedefleri vuran İsrail önceki gün dört BM askerini öldürdü. Amerika bu olaya yönelik kınama kararını bile önledi.
Doğru çıkmamasını dilediğimiz bir iddia yazık ki kanıtlanmaya bir adım daha yaklaşmıştır. Daha önce Filistin hükümeti ile Lübnan Devlet Başkanı, İsrail'in kimyasal silâh kullandığını iddia etmişlerdi.
Lübnan'daki bir hastane "kimyasal silâha hedef olmuş" denilen kurbanların cesetlerini medyaya gösterdi. O tanıklar arasında VATAN muhabiri Burak Kara da vardı. Lübnan'daki doktorun sözleri ile Filistin Sağlık Bakanlığı'nın açıklaması buluşuyor:
"Ateş ve alev olmamasına rağmen bu kimyasal, vücudun içinde dördüncü derece yanık oluşturup öldürüyor. Bakın, saçlar ve tüyler yanmadığı halde vücut kömür gibi olmuş…"
Amerika, Kürtleri kimyasal silahla katleden Saddam'ı cezalandırmak için Irak'ı işgal etti. Şimdi iddia doğruysa sürüklendiği iki yüzlülük, özgürlük, demokrasi ve insan hakları değerlerini tüm insanlığa mal etmek için harcanan çabalara ihanet olmayacak mı?
Olacak ama ne yazık ki insanlık Amerika'nın büyük savaş makinesine hükmeden Bush zihniyeti karşısında çaresizdir.
Amerika'nın ve İsrail'in zarar verdiği insanları korursa, yine bu iki ülkede yaşayan insanların özgür vicdanları koruyacaktır.
Sovyetler yıkılmadan önce iki kutuplu dünyanın, dehşet dengesi üstünde durduğundan yakınırdık.
Şimdi dehşet dengesizliği var ve onun bin beter sonuçlarını yaşıyoruz!
Polislere ne oluyor?
Güvenlikle ilgili sorunlar her gün büyüyor. İnsanlar güven duygusunu kaybetti.
Hırsızlık, zorbalık, sahtekârlık, işsizlik ve yoksulluğa paralel artıyor, bunu anlıyoruz. Ama daha ters giden şu ki güvenlik güçleri personelinin bu olaylar içindeki rolleri de gitgide büyüyor.
İki polisin kurduğu çete önceki gün İstanbul'da yolunu kestikleri turist otobüsünü kaçırdı. Hedefleri 200 bin dolar kara para taşıyan Ukraynalı pilottu.
Yakalandılar ama şu gerçek daha önemli: Hemen her çetede bir iki polis çıkıyor.
Polislerin bazıları kanunsuzluğa bulaşırken bazıları da psikolojik rahatsızlıklar nedeniyle suç işliyor. Ve bunlar kurul raporu ile kurtuluyorlar. İşte bakışını beğenmediği ilâç firması temsilcisini Çapa Hastanesi önünde öldüren polisle, Beşiktaş'ta iki meslektaşını öldüren diğer bir polis, cezaevi yerine akıl hastanesine gönderildi. Bir yıl sonra aramıza dönerler!
"Adamlarımız her gün artarak ya haydut oluyor ya hasta. Sorun nedir" diye merak etmiyor mu İçişleri Bakanlığı?
Bozulan asayişin çaresi dediğimiz polis gitgide asayiş bozukluğunun sebebi haline geliyor.
Tuzun kokmaya başlamasıdır bu. Görmüyorlar mı!

