Kamuoyu araştırmaları üç aşağı beş yukarı hep aynı çıkıyor.
AKP'yi "Ailece Kalkınma Partisi" diye okutan Ali Dibo olayları, laik cumhuriyete meydan okuyan türban dayatmaları, imam hatip kayırmaları, hak arayan vatandaşları "lan, al ananı git" azarlamaları, devletle çatışma görüntüsünden oy çıkacağı hesabı ile büyükelçi paylamaya varan ölçüsüzlükler, yönetici kadrolarına atama yapılırken uygulanan İslâmî normlar (Eşi türbanlı, kendi elma yanaklı, standart bıyıklı), belediyelerin içinde yüzdüğü yolsuzluk bataklığı, işsizlik ve azalmayan geçim sıkıntısı...
Bunları hatırlayınca "önümüzdeki seçimde denge kurulur" diye düşünenler her yeni kamuoyu araştırması sonucu karşısında yeniden hayrete düşüyor.
Geçen gün Altan Öymen TNS Piar şirketinin araştırmasını değerlendirirken özellikle AKP dışındaki siyasetçileri "mutlaka yanlıştır" önyargısı ile hareket edecek yerde "ya doğru ise" tedbiri içinde olmaya çağırıyordu.
Çünkü bu araştırma AKP'nin oylarını geçen seçime göre yüzde 4 artırarak 38,6'ya yükselttiğini, CHP'nin yüzde 7'den fazla oy kaybederek 11,9'a indiğini, fakat sonuç olarak meclisteki sandalyeleri bu iki partinin paylaştığını, öbürlerinin yine baraj altında kaldıklarını gösteriyordu.
Benim tanıklığım…
Hele rejimin laiklik ilkesiyle çatışması olan bir parti için başını derde sokacak bir tablodur bu…
Çünkü AKP, Cumhurbaşkanı'nı, Anayasa Mahkemesi'ni ve YÖK'ü yolunu kesen engeller olarak görüyor. AKP önderleri, halkın yarısının temsil edilemediği bir sistemde bu kurumların yalnız ülke için değil kendi iktidarları için de koruyucu güvenceler olduğunu fark ettikleri zaman iş işten geçmiş olabilir.
Altan Öymen'in "ya doğru ise" ihtiyatı ile değerlendirme çağrısına ben de katılıyorum.
Geçen gün bindiğim bir taksinin şoförüne tanıklığım, AKP çok büyük bir hata yapmadığı, muhalefetten de işsizliğe ve yolsuzluğa karşı halkta umut ve heyecan yaratacak projeler etrafında güç birliği hamleleri gelmediği takdirde bugünkü tablonun değişmeyeceğine beni inandırdı.
Şoförün iktidar partisinin icraatına yönelik tepkisi beddualar ve küfürlerle sonlandı. AKP Allah korkusu ve insan sevgisi vaat ederek, yolsuzluk ve yoksullukla savaşacağını taahhüt ederek gelmişti ama sözünü tutmamıştı. İslâmcılar kendi zenginlerini yaratmış; eş, dost, akraba sınıf değiştirmiş, işsizlik artmış, gelirler artmamıştı.
Egoizmin anıtları…
Başbakan, din sömürüsü ile cemaati dolandıranları değil, bu durumdan yakınmak için söz isteyen kişiyi "sahtekâr" sayıyordu. En çok da buna bozulmuştu konuştuğum şoför.
"Başbakanımız İslâmcı'ya dolandırıcı bile olsa sahip çıkıyor. Ve benden daha küfürbaz maşallah" diyordu.
- Son seçimde kime oy verdin?
- AKP'ye verdik abi,
- Peki önümüzdeki seçimde kime?
- Eğer sandığa gidersem çaresiz yine AKP'ye. Başka parti mi var?
"Partiler demokratik rejimin vazgeçilmez unsurlarıdır" denir.
AKP ve CHP dışındaki partiler vazgeçilir duruma gelmişse eksiği kendilerinde aramalıdırlar.
Barajın altında kalan her parti, rejimin temelinden bir taş sökmüş saymalıdır kendini. Artık o noktaya geldik.
Küçük partilerini küçük koltuklarını yitirmemek için birleştirmeyen lidercikler ise demokrasiye yapabilecekleri son kötülüğü yapacaklardır!
Şakası kalmadı!
Kamuoyu araştırmaları üç aşağı beş yukarı hep aynı çıkıyor. AKP'yi "Ailece Kalkınma Partisi" diye okutan Ali Dibo olayları, laik cumhuriyete meydan okuyan türban dayatmaları, imam hatip kayırmaları, hak arayan vatandaşları "lan, al ananı git" azarlamaları, devletle çatışma görüntüsünden oy çıkacağı hesabı ile büyükelçi paylamaya varan ölçüsüzlükler...
Haberin Devamı

