Amerikan-İsrail ortaklığının gazına gelmeden önce iyi düşünmek zorundayız.
Başbakan Erdoğan, Lübnan için düşünülen barış gücüne katkıda bulunabileceğini açıklayan ilk lider olmanın, Türkiye'yi AB'nin gözünde yücelteceğini hesap etmiş olabilir.
Ayrıca Kuzey Irak'taki PKK varlığını sona erdirme konusunda taahhüt altına giren Başkan Bush'u sözünü tutmaya bu fedakârlığın mecbur edeceğini düşünmüş olabilir.
Nitekim Başbakan CNN'de Larry King'e iki önemli mesaj verdi:
1. Lübnan'a gönderilecek uluslararası güce Türkiye katkıda bulunabilir;
2. PKK'yı uluslararası toplumun terörist örgüt sayması hiç bir şeyi halletmiyor.
Eğer Amerika'nın PKK'ya Kuzey Irak'ta operasyon yapmasına biz askerimizi Lübnan'a göndererek cevap vereceksek bunun adil bir takas olması bazı şartlara bağlıdır.
Mesela Lübnan'da çarpışan tüm tarafların önce uzlaşma iradesi ile ateşkese hazır olmaları gerekir. Uzlaşma iradesi de ancak müzakere edilebilecek çözümler masaya konulabiliyorsa meydana çıkar.
Amerika-İsrail tarafının bu noktaya geldiği şüphelidir.
Ölen Lübnanlıların sayısı 460'ı geçti. Çocuklarla yaşlıları tahliye amacıyla BM'nin yaptığı 72 saatlik ateşkes çağrısını dün İsrail reddetti.
Eğer Lübnan'daki barış gücünün varlığını Amerika ve İsrail, Hizbullah'ı kıskaca almak amacında kullanmaya kalkışırsa -ki bu hiç ihtimal dışı degil-Türk askeri Hizbullah'la, Türkiye de İran'la karşı karşıya gelir.
Türkiye bu çatışmaya gücünü değil tecrübesini koymalıdır. Ankara iki ülkeye de işgale dayalı politikalarının yanılgısını göstermelidir. Her İsrail saldırısı, o saldırıya sebep gösterilen kötülükten daha büyük kötülükler getirdi.
İsrail vurdukça Hamas ve Hizbullah büyüdü ve güçlendi. Hem siyasi, hem askeri bakımdan.
İki ülkenin siyaseti de bu gerçeği kabullenmeye henüz hazır değildir.
O nedenle Kuzey Irak operasyonunu Lübnan'daki barış gücü rehin almamalıdır.
Ankara buna izin vermemeli, acele etmemelidir!
Atatürk ne yapsın senin duanı!
Regaip Kandili nedeniyle TRT'nin Amasya'dan naklen yayınladığı mevlitteki rezaletin belli ki bedeli olmayacak.
Mevlidin dua bölümünde Atatürk ve silâh arkadaşlarından söz edilmemesi, yayını izleyen vatandaşların tepkisine sebep olmuştu.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın dün yaptığı açıklamaya göre dua bölümü yazılı olarak verilmişti ve metinde Atatürk de vardı. Fakat yayın yönetmeninin "duayı bitir" ikazı üzerine Müftü Selâmi Emen heyecana kapıldı ve önündeki dua metninin bazı bölümlerini atladı!
Anlaşılıyor ki Başkanlık olayda kasıt bulunmadığını düşünüyor. Mümkündür. Ama müftülük seviyesine ulaşmış bir din adamının zamandan tasarruf mecburiyetine düştüğü an Atatürk'ü kesmeye kalkmasında bazı meşum şartlanmaların tesiri yok mudur acaba; bunu merak ederim.
Manevi varlığı dünyada belki de en çok hayırla anılan, koca bir milletin saygı ve minnetine dualarla muhatap olan bir kurtarıcı ve kurucu önderin elbette "lâf gelmesin" diye adını ananların duasına ihtiyacı olmaz.
Bu ihmal Atatürk'ün ruhunu değil asıl milletin vicdanını rahatsız etmiştir.
İbret için soruşturulmalıdır.
Atatürk'e saygısızlık edenlerin takipsiz kalması, hele makbul adam muamelesi görmesi, bu iktidarın ayıplar listesine girmesin!
Yavaş olun!
Amerikan-İsrail ortaklığının gazına gelmeden önce iyi düşünmek zorundayız...
Haberin Devamı

