Tayyip Erdoğan’a “savcı ol” çağrısı

18 Eylül 2008

AKP’den yansıyan sesler, adaleti hor gören, seçmenlerini partinin kulu zanneden bir sapkınlığı yansıtıyor.Adalet Bakanı Almanya’daki mahkemeden çıkan mahkûmiyet kararlarına üzüldüğünü söyleyebiliyor, Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat hâlâ “çamur at, izi kalsın” tekerlemesi ile işi idare edebileceğini zannediyor.Evet, düne kadar din sömürüsü ve inanan-inanmayan kışkırtması ile muhafazakâr yığınlar kandırılmış, dolandırılmış, helâl kazançları haramilerin ceplerine aktarılmıştır ama Alman adaleti sayesinde bu yığınlar nihayet uyanmaya başlamıştır.Dün gelen mail’ler arasında bir okur, lider kadrosu bu uyanışı görmekte gecikirse AKP’nin yakında Adalet ve Kalkınma Partisi olarak değil “Aklını Kaçıranlar Partisi” diye okunacağını söylüyordu.Eğer parti tabanındaki kırgınlığın bir kızgınlık patlamasına dönüşmesini istemiyorsa, Tayyip Erdoğan’ın çok akıllı adımlar atması gerekiyor.Durumu kurtaracak acil müdahale Türkiye’deki asıl failleri yakalayıp yargı yolunu burada da açacak siyasi kararlılığı göstermek ve bunun işaret fişeği olarak RTÜK Başkanı’nı bugünden tezi yok çekilmeye mecbur etmektir!Hesabı sorulmalıAdaleti savsaklamak artık, halkın vicdanına hakaret ve tecavüz suçu işlemektir.Ergenekon sanıklarının avukatlığına soyunduğu için CHP lideri Baykal’ı eleştiren Başbakan’a bu olayda doğal olarak yakışan kamu adına adalet arayan bir savcı gibi davranmaktır.Yoksullara yardım ettiklerini zanneden 20 bin gurbetçi, helâl kazançlarından 41 milyon Euro parayı, bu emaneti siyaset ve zenginleşmek amacıyla kullanan bir çeteye kaptırmıştır.Almanya’daki dava süresince ve hâlâ iktidar yöneticileri meseleye dolandırılan vatandaşların haklarını aramak hassasiyeti ile değil, sanki suçlananları koruma dikkati içinde yaklaşıyor izlenimi veriyorlar.Dün bu şüpheyi temellendiren bir gelişme daha oldu. Almanya’daki soruşturmayı yürüten Polis Şefi Böhm adalet duygusu katledilmemiş her demokratik toplumda siyasi deprem yaratacak şeyler söyledi.Yönelttiği suçlama, kendini koruma yeteneğini kaybetmemiş bir rejimde, sadece İçişleri Bakanı’nın değil, hükümetin toptan istifasını gerektirecek ağırlıktadır.Ya savcı ya sanıkÖzetle şunu dedi Alman polis şefi:“Olayın asıl failleri Türkiye’de. Interpol aracılığı ile Türk polisine işbirliği talebinde bulunduk. Talebimiz Zekeriya Karaman’ın Türkiye’deki ofislerine baskın yapılmasıydı. Baskın yapılmazsa deliller karartılabilirdi.” Peki ne oldu?Ne yazık ki Türk polisi, işbirliği talebine olumlu cevap vermedi. Polis Şefi Böhm, bu kararı polisin kendi başına veremeyeceğini tahmin ediyor. “İçişleri Bakanlığı’na sorarak yanıt verdiler bize” dedi.Bu yüzden Deniz Feneri’nin Türkiye ayağı araştırılamadı.Şimdi Alman mahkemesinden dava dosyasını talep edecek bir savcı çıksın diye bekleniyor.O savcı çıkacak, Alman polisinin yaptıramadığı operasyonu bizim polise yaptıracak ve Alman mahkemesinin “Hepsi Türkiye’de” dediği çete başlarını cezalandırmaya yetecek delilleri bulup çıkaracak.Koydunsa bul!Başbakan bu oyunlara izin vermemelidir.Halkın vicdanındaki hüküm oluşmuştur.Başbakan için üçüncü seçenek yoktur:Ya savcı rolünü üstlenecek veya milletin gözünde sanık durumuna düşecektir!

Devamını Oku

“Temiz Eller” RTÜK’te başlasın!

17 Eylül 2008

Alman adaleti görevini yaptı orada dolandırılan merhametli vatandaşlarımızın hıncını aldı.Ama dikkat!.. Mahkeme, o sanıkların Türkiye’deki asıl suçluları korumak için suçu ve cezayı kabul ettiklerini açıklayarak Türk adaletine büyük bir sorumluluğu ciro etti.Dün dediğimiz gibi Almanya’da mahkûm olanlar “piyon”dur büyük paralarla oynanan bu satranç oyununun hortumlu filleri, vezirleri, şahları Türkiye’dedir!Mahkeme Başkanı Hâkim Dr. Müller’in şu sözleri çok önemli:“Deniz Feneri e.V. Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarını dolandırmak için kurulan bir organizasyondur. Baştan beri insanlara yardım etmek gibi bir niyetleri yoktur.Toplanan paraların ne yapılacağını Türkiye belirliyordu. Hiyerarşinin üst kademeleri Türkiye’dedir. Arka planda Zekeriya Karaman, İsmail Karahan, Mustafa Çelik, Harun Kapıyoldaş ve Zahit Akman vardır.Toplanan paralar Türkiye’de bir siyasi amaç için kullanılmıştır. Türkiye’deki Deniz Feneri ve Kanal 7 hükümete yakındır ama bu bizi ilgilendirmiyor. Türkiye’deki Deniz Feneri olayının da aydınlığa kavuşması umudundayız!” Deliller çoktan gitti!Alman hâkimin seçtiği ümit ve temenni sözcükleri, adaletin talep ettiği bundan sonraki çabaların Türkiye’de mutlaka hedefe ulaşacağı güvenini ne yazık ki yansıtmıyor.Çünkü Deniz Feneri davası süresince Başbakan Erdoğan’ın gösterdiği sağlıksız tepkiler, medya üstünde uygulamaya yeltendiği baskı ve terör yöntemleri, iktidarın “Türkiye’deki asıl suçluları yakalamak” için hiç istekli olmayacağı duygusunu fazlasıyla vermiştir.Adalet Bakanlığımızın dosyayı hemen talep ederek Alman yargısının işaret ettiği çete başlarını yakalayıp hesap sormaya başlaması gerekirdi değil mi?Ama hayır iktidarın 6 hafta gerekçeli kararın yazılmasını bekleyeceğini tahmin edenler haklı çıkabilirler.Delillerin kaybolmaması bahanesine dayalı polis baskınlarını savunmak ne kadar yakışıksız ise, çete başlarının Türkiye’de olduğunu bile bile olayı bu kadar hafife almak o kadar tuhaf ve şüphe çekicidir.Sanki görünmez bir el, delilleri karartsın, adaleti saptıracak belgeler üretsin diye suçlanan kişilere zaman kazandırıyor.Devlete hakaret gibiAma artık bir mahkeme kararı var. Belgeler, itiraflar ortada.İktidarın adaleti savsaklamak için hiçbir bahanesi kalmamıştır.Mahkemenin suçladığı kişiler arasında RTÜK Başkanı Zahit Akman da vardır. Bu zat, ülkenin radyo ve TV yayıncılığında kamu otoritesini temsil ediyor.Onun o makamda bir gün bile oturmaması gerekir artık. Aksini savunmak devleti hakir görmektir.Akman’ın daha ilk günden çekilmesi gerekirdi. Ama o militanlara özgü misyon anlayışı ile aldırmazlık göstermiş, Başbakan da kendisine sahip çıkmıştır.Erdoğan on gün önce AKP Bayrampaşa kongresinde şöyle bağırmıştı medyaya:“Davanın sonuçlanmasını bekleyemeyecek kadar niye aceleniz var?” Dava bitti, bizim acele etmediğimiz, tersine Başbakan’ın pek geniş davrandığı ortaya çıkmıştır.İktidar dokunulmazlık bağımlılığı ile zaten meclisi suçlu sığınağı görüntüsüne sokmuş durumdadır.Zahit Akman’ı korumak uğruna yüksek kamu makamlarına da aynı kaderi reva görmemelidir.Milletin beklediği Temiz Eller operasyonu RTÜK Başkanlığı koltuğunun temizlenmesi ile başlamalıdır!

Devamını Oku

Açın gözünüzü

16 Eylül 2008

Mahkeme bugün karar verecek ama bu, Deniz Feneri davasının sonu değil, daha büyük bir sonun başlangıcı olacak!Savcı bunun işaretini vermiştir:Asıl faillerin Türkiye’de olduklarını öne sürmüştür.Merhametli insanların dolandırılması yoluyla elde edilen büyük paraları buharlaştıran örgütün tüm yönetim ve kontrolünün Türkiye’den yürütüldüğünü söylemiştir.Belli ki Almanya’da yakalanan ve bugün cezaları açıklanacak olan kişiler birer piyondur!Türkiye’nin laik ve demokratik rejimine yönelik tehdit ve tehlikelerin Deniz Feneri ile çalınan 18 milyon Euro parayla finanse edildiği elbette söylenemez. Ama uyanık olmak gerekmiyor mu?Ülkeyi bugün, laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği Anayasa Mahkemesi’nde 1’e karşı 10 üyenin kararı ile sabit olmuş bir iktidar yönetiyor.Ve şu anda karşımızda, bu iktidara parasal ve medya desteği sağlamak uğruna dindar insanları dolandırma suçunu ve günahını göze alacak kadar yoldan çıkmış bir örgüt var.Bir taşla iki kuş vurmakBu suç örgütünün asıl failleri Türkiye’deymiş, Alman savcı öyle diyor.İş başındaki iktidar bu suçluların yakalanmasına, sorgulanıp kara kutularının açılmasına yardımcı olur mu?Bunu bilmiyoruz ama Almanya’daki yargılamayı bile sanıklar yararına etkilemeye çalışan, halkı rezaletten haberdar eden medya üzerinde terör estiren AKP iktidarına güvenemeyiz.Başbakan tehlikeli bir oyun oynuyor. Bunu bilinçli olarak mı kurguladı, yoksa eylemleri mi denk düştü, bilmiyorum. Zaten sebebi değil sonuçları daha önemlidir.Tayyip Erdoğan siyasi muhalefeti sürekli yok sayıyor. CHP’nin dediklerini duymuyor ama medyanın yazdıklarını hiç kaçırmıyor.Bu şekilde tarafsız medyayı siyasi muhalefetin yerine koyarak CHP’nin üstüne bir kürek daha toprak örtmeye çalışırken öbür yanda medyaya siyasi misyon atfederek onu siyasi çatışmanın tarafı durumuna getirmeye uğraşıyor.Hedefi hem siyaseti, hem medyayı yozlaştırmaktır.Demokrasinin iki temel kurumuna suikast değil mi bu?Vicdanlar uyanıyorHer şeye rağmen biz toplumun bir hayli geciken uyanışı göstermeye başladığını hissediyoruz.AKP tabanında, güven duygularının kötüye kullanıldığını fark eden kesimlerin hoşnutsuzlukları, mırıldanmalar şeklinde de olsa artık duyuluyor.Bir ömre sığmayacak zenginliklere 5 yılda ulaşan insanların iktidar bağlantısından başka bir marifete sahip olmadıklarını fark edip sorgulamak gitgide yaygınlaşıyor.Yarın meclis açıldığında 339 AKP milletvekilinden tüm bu hukuki ve ahlâki ihlâllere bakarak “değer mi” diye soranlar çıkmayacak mı?Oyuna gelmek istemeyen herkes, ana muhalefet partisine saygı göstermeye Başbakan’ı mecbur etmek için elinden geleni yapmalıdır.Dün Baykal ciddi suçlamalarda bulundu. Siyasi amaçla para kullanma arayışının yol açtığı bir suç örgütlenmesinin söz konusu olduğunu, iktidarın bu işin içinde olduğunu, suçluları koruduğunu, suçun karanlıkta kalmasına çalıştığını iddia etti.Başbakan “Tencere dibin kara, seninki benden kara” taktiğine dayalı siyaset anlayışını terk etmelidir artık.Mesele Deniz Feneri’dir ve iktidar bu yararlı aleti, kötü amaçlar için kullanmıştır.Artık tek önemli hedef, AKP’nin bu suça ne kadar battığı sorusunun cevabını bulmaktır!

Devamını Oku

İnşallah iftiradır!

15 Eylül 2008

Frankfurt mahkemesinden gelen haberler Başbakan hesabına korkunçlaştı!Deniz Feneri soruşturmasında başrolü oynayan polis şefi Alexander Böhm dün şoke edici açıklamalarda bulundu.Başbakan’ın partisini bu günah batağından kurtarmak amacıyla yaptığı itirazların neredeyse tümü, adaleti saptırmaya çalışanlara kanun adamlarının gösterdikleri acımasız sertlikle püskürtüldü.Başbakan baştan beri bu merhamet soygunculuğu ile ilgileri, ilişkileri olmadığını, çamura bulaşanları da tanımadığını söylüyordu, değil mi?Dün açıklandı ki, Başbakan Deniz Feneri’ni izlemek bir yana, tanımadığını söylediği kişileri kurtarmak için bir yıldır gizli faaliyetlerin içindeymiş!Bu konuda o kadar meydan okuyucu tavırla yalanlamalar yaptı ki, insan Başbakan’ın doğruları gizlemek uğrunda bu kadar büyük riskler alabileceğine inanmak istemiyor.Düşünün “ilgilimiz yok, haberim yok” demişti ama geçen yıl Ankara’da Alman Büyükelçisi ile “fener görüşmeleri” yapmış.Önce kendisi, sonra Adalet Bakanı Büyükelçi’ye “Bu soruşturma neden bu kadar uzun sürüyor?” diye soru sormuş.Büyükelçi de Türk Başbakanı’nın kendisine “cevap veremeyeceği sorular” sorduğuna dair hükümetine kripto göndermiş...Gıyabında yargılanmış gibiPolis şefi Böhm bu kadarla kalmadı.RTÜK Başkanı Zahit Akman’ın kuryeliğinden girip suçlanan kişilerin Başbakan Erdoğan’la yakınlığını belgeleyen video görüntülerine kadar pek çok delil sundu.İktidar medyasındaki arkadaşların bu haberleri nasıl vereceklerini bütün gün merak ettim. Onlar hesabına bu iddiaların “iftira” olmasını bile diledim.Gurbetçilerin dolandırılmasında yüksek dereceli siyasetçi ve kamu görevlilerinin rol aldığının anlaşılması ile ortaya çıkacak ayıbın gölgesi Türkiye’nin üstüne düşmesin diye de böyle olmasını istedim.Ama hayır dünkü duruşma adeta Başbakan Erdoğan’ın gıyabında yargılanması olmuştur. Ve sonunda vicdanlarda oluşan hüküm, AKP’nin ve yönetici kadrosunun ağır vebal taşıdığıdır.Deniz Feneri davasını izleyen ve halkı haberdar eden gazete ve TV’lere karşı Başbakan’ın gösterdiği aşırı öfke ve göze aldığı tehdit ve şantajların sebebi şimdi daha iyi anlaşılmıştır.İmar ve iman yolsuzluğuDün eklenen bilgilerin tamamladığı resim şunu anlatıyor:Alman adaleti, gurbetteki vatandaşlarımızın inançlarını ve acıma duygularını sömürerek milyonlarca euro dolandıran kişileri yakalamıştır.Türkiye’den siyasi sorumlular adalete yardımcı olacak katkılarda bulunarak dolandırılan insanların haklarını koruyacak yerde tutuklanan sanıkları kurtarmanın gayretine düşmüşlerdir.Başbakan’ın hitabet sanatını öfke ile etkinleştirmekteki ustalığı, bu gerçeklerin üstünü örtmeye yetmez artık.Bülent Arınç “Yolsuzluğa bulaşanların Allah cezalarını versin” bedduası etmekte umarız acele etmemiştir ve dileriz pişman olmaz.Çünkü iman yolsuzluğu imar yolsuzluğu kadar kolay unutulmaz.İman yolsuzluğu “Allah’la aldatmak”tır ve halk bu suçu işleyenlerin öbür dünyadan önce bu dünyada cezalandırılmasını ister.Başbakan bu meselede öfke karambolu yaratmaktan vazgeçip halkın adalet duygusunu tatmin edecek bir rotaya girmelidir.Kaçışı yok bu işin...Ya yardan ya serden vazgeçecektir!

Devamını Oku

Kuşku çağı

14 Eylül 2008

Başarılı iktidarlar heyecan ve umut verirler. AKP iktidarı bu eksiğini “televole siyaseti” yöntemi ile kapatmaya çalışıyor.Ama bu yöntem de çabuk eskiyor.Mesela “size bir hafta süre” diye Doğan Grubu medyaya ültimatom veren Başbakan, beklentiye soktuğu kitleyi dün yaptığı konuşma ile tatmin etmedi.Çünkü dedikleri büyük ölçüde eskinin tekrarı idi. Ve yine kendisinin saygı göstermeye mecbur olmadığı faziletleri muhataplarına şart koşan kibirli bir çifte standartı yansıtıyordu.Tabii genelleme hastalığının kaçınılmaz yan ürünü olan haksızlıkları da...Başbakan’ın önyargılarla malül “Doğan medyası” nitelemesinin murat ettiği anlama itiraz olarak bütün kalbimle şunu garanti ediyorum:VATAN olarak nasıl başladıysak öyle devam ediyoruz. İşimizi yaparken dayandığımız zemin yasalar, meslek ahlâkı ve kişisel namusumuzdur. Bu hiç değişmedi.Ekonomik şartların zorunlu kıldığı katılmadan sonra da aylar geçtiği halde Aydın Doğan’ın doğrudan veya aracı ile bu gazetenin yayınını yöneten arkadaşlarımıza veya yazarlara herhangi bir yönlendirme telkini, bu yolda en küçük bir iması bile olmamıştır.VATAN’dan okuduBaşbakan, dünkü konuşmasında toptancı yargılarla şikâyet ettiği haksızlığın katmerlisini bizlere yapmıştır.“Yazmadılar” dediği olumlu icraata ait haberlerin hepsi VATAN’da hak ettiği boyut ve içerikte yayınlanmıştır.Deniz Feneri’nin yargılandığı Alman mahkemesinden yansıyan iki suçlama, Başbakan’ı etkilemiş olabilir. Bunlardan biri iddianamede yer alan “Dava süresince soruşturmalara defalarca siyasi etki yapılmaya, bilhassa Türk Hükümeti tarafından devam etmekte olan tutukluluğa mani olunmaya çalışılmıştır” ifadesidir.VATAN bu iddianın sanıklardan Firdevsi Ermiş’in ifadesine dayandığını, Türk hükümetinden kaynaklanan bir etkileme girişiminin gerçek olmayacağını savcının ağzından okurlarına iletmiştir.Bu haberi ve Tsunami’den zarar görenlere dağıtılmak üzere miktarı belirtilmeyen bir paranın Başbakan’a değil Başbakanlık’a gönderildiğine dair ifadenin iddianame orijinalinde yazılı olduğu haberini Tayyip Erdoğan VATAN’dan okumadı mı?Rejimin karakteri!Başbakan dün vahameti gülünçlüğünü gölgede bırakan şeyler söyledi yine.Merhamet sömürüsü yaparak halkı soyan ahlâksızların Alman adaleti önünde hesap verişine ait haberleri izleyen gazete ve TV’leri yanlı ilân etmekle kalmadı, iktidara yaranmak için yolsuzluk haberlerini okurlarından gizleyen medya kuruluşlarını “tarafsız ve bağımsız” diye yüceltmeye çalıştı.Bu medyanın içinde de hoşlarına gitmeyen yazarlar oluyormuş ama onları “sineye çekiyor”muş...Bunlardan biri Hıncal Uluç mu? Çünkü Uluç dün Sabah’ın “tarafsız gazete” olmadığını anlatıyor “AKP organı gazetelerle yarışıyoruz sanki” diye yakınıyordu.Buna rağmen Başbakan dün kürsüde muhalif saydığı medyaya ve yazarlara gözdağı vermeye çalışırken bir terör jargonu kullandı, “Yerin kulağı var” dedi.Bu uyarı ilerde AKP iktidarının temel karakterini yansıtan bir slogan teşhis olabilir. Tayyip Erdoğan’ın ülkede bir baskı ve kuşku çağı açtığına bundan daha somut kanıt bulunamaz!Dünkü konuşmanın tek olumlu yeri “Yardım paralarında usulsüzlük bizim için çok ciddi iddialar. Kanıtlanırsa hak ettikleri cezayı almalılar” sözleridir.Bu sözleri millet önünde yapılmış bir taahhüt sayıyoruz ve elbette takipçisi olacağız.

Devamını Oku

Amblemi ampul karanlık istiyor!

12 Eylül 2008

Adaleti gerçekleştirmeye gücünüz yetmediği zamanlar olabilir ama adaletsizliğe sessiz kaldığınız hiçbir an olmamalıdır.Kamu hizmetinde hırsızlık yapanlara katlanabilen bir toplum özgürlüğe de bağımsızlığa da lâyık değildir.O ülkenin halkı, önünde sonunda bir despotun boyunduruğu altına girmeye mahkûm olur.Demokratik toplum duyarlıdır.Merak eder, denetler, suç işlendiği ve ahlâk çiğnendiği zaman tepki verir.Türkiye’de demokratik bir toplum var olsaydı Deniz Feneri soygunu patlak verdiğinde adalet adına, kamu hakları adına ilk tepkiyi siyasi iktidar gösterirdi.Tayyip Erdoğan’ın yaptıklarını yapan bir başbakan şimdiye kadar çoktan istifaya mecbur bırakılırdı.Işığı sönmüş de olsa AKP iktidarı nasıl hâlâ deniz feneri gibi ayakta durabiliyor?Haramilerin sayısıBir kamuoyu araştırmasına göre halkın yüzde 48,41’i Deniz Feneri soygunu ile ilgili iddiaları ya hiç duymamış veya duysa bile iyi mi, fena mı konusunda kafasında bir fikir oluşmamış.Merhamet istismarı yoluyla dolandırılan paralarla şirketlerin, TV kanallarının ve partilerin kurulduğu bir ülkede üreyecek kötülükler Deniz Feneri rezaletinden ibaret olamaz.“Allah ile aldatma” günahına sapanların kim bilir daha hangi şaşırtıcı şeytanlıkları üstlerine ışık tutulmayı bekliyor?Şair sezgisi ile Ece Ayhan “Haramiler ki kırkın üstünde artık sayıları...” diye uyarmıştır ama kim okur, kim dinler?Toplumun yüzde 48’i kulaklarını ve vicdanlarını, dini ve siyasi dayanışma anlamında hırsızlıklara kapattığı zaman orada, seçim sandığından iktidar bile çıkarabilirsiniz.Deniz Feneri soygununu duyuran medyaya karşı Başbakan’ın açtığı savaşın sebebi budur.Yani yüzde 48’i karanlıkta tutmak..Bu ilgisiz ve habersiz seçmenlerin dikkatini başka yerlere çevirmek.Bakalım bugün neler söyleyecek?Dış yardımla adaletAma boşuna adalet yola çıkmıştır.Onu artık geri çeviremezsiniz.Alman Adalet Bakanlığı’ndan adının açıklanmasını istemeyen bir üst düzey yetkilinin VATAN’a verdiği bilgiler, hiçbir gürültünün, hiçbir baskının bu sonu değiştiremeyeceği umudunu uyandırıyor.Alman yetkili “soruşturma ve ceza takibatının devralınması” için Türk Adalet Bakanlığı’ndan talepte bulunacaklarını bildirmiştir.İsteyen olmasa da Alman devleti Türkiye’den devlet olmanın gereklerini yerine getirmesini isteyecektir.AKP’nin ağır topu Bülent Arınç “Yoldan çıktılarsa Allah belalarını versin” demiş sonra sözünü “Allah cezalarını versin” diye düzeltmiş ama yok öyle malaka...Vereceği ceza için Allah’ın kimseden dua dilek duymaya ihtiyacı yok.Bu lâflara karnımız doydu.Yoldan çıkanları yasalarımızın cezalandırmasını istiyoruz biz.Hukuk devletinde yaşamak istiyoruz.Adalet için yabancı devletlerin zorlamasına muhtaç duruma düşmenin utancını taşımak istemiyoruz!

Devamını Oku

Hırsıza ruhsat!

11 Eylül 2008

Tencere dibin kara, seninki benden kara... Siyaset hep bu zemin üstünde yapıldı Türkiye’de.Çünkü iktidarlar çabuk kirlendiler. Suçlandıkları zaman kendilerini aklayamadıkları için alternatif olabilecek partinin de “matah” olmadığına halkı inandırmaya uğraştılar.Sonunda Türk seçmeninde umarsız, ahlâksız bir seçim kıstası oluştu, hırsızlara ruhsat çıktı:“Çalarsa çalsın yeter ki iş yapsın!” Son günlerin peş peşe patlayan yolsuzluk rezaletleri, önümüzdeki yerel seçimlerde yine aynı kadere mahkûm olacağımızı gösteriyor.Demokrasimizin soyulup soğana çevrilen kadersiz halkımıza verebileceği son imkân bu mu?Daha iyisine lâyık olamaz mıyız?Başbakan Erdoğan “Temiz Eller” çıkışı yaptığı gün pek çok saf vatandaşla beraber ben de umutlanmıştım.Sonra Deniz Baykal çıktı “Kendi kirlenmiş bir siyasetçi temiz eller operasyonuna nasıl öncülük eder?” gibisinden bir soru ortaya attı.Adil de davrandı. “Yalnız ikimiz dokunulmazlıklarımızdan vazgeçelim ve Temiz Eller başlasın” diyecek oldu.Bu çağrıyı korku heykeli gibi dinleyip cevapsız bırakan Erdoğan bence çok şey kaybetmiştir.O gün karizması çizilmiştir.İktidar zenginleri...Başbakan’ın dürüstlük ve temizlik konusunda attığı nutukların, Erbakan Hoca’nın “Atatürk yaşasaydı Milli Görüşçü olurdu” sözlerinden daha fazla ağırlığı, inanılırlığı olmayacaktır artık.Ama demokrasi cömerttir, pişmanlık gösterenleri kolay affeder, hatta ödüllendirir.Son yolsuzlukların içinde kent rantlarını yağmalamak konusunda gemi azıya almış bir saldırganlık büyük yer tutuyor.Bu skandalların tek yararı şu oldu: “Mantar gibi türeyen yeni iktidar zenginlerini kimler, nasıl yaratıyor?” Millet şimdi bunun yolunu, yöntemini öğrendi.Geleceği olmayan bir arsayı alırsın, adamını bulur, bedelini öder, imar durumunu belediyeden değiştirirsin, sonra aldığının on kat, yirmi kat fazlasına satar zengin olursun.Muhalefet sözcüleri “Yakalananlar buzdağının görünen kısmıdır” diyorlar. Peki su altındaki asıl büyük kısmını kim, nasıl ortaya çıkaracak?Önümüz yerel seçim. Seçimler hep yağmayı tahrik etmiştir. Yine aynı şey olacak.Durdurmanın tek yolu, partilerin hiç değilse bu konuda işbirliği yapmayı kabul etmeleridir.Mesela kent rantları için hemen bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulabilir. Her partinin eşit ağırlıkla temsil edileceği bu komisyon, yoldan çıkmış belediyeler üstünde fren etkisi yapabilir. Temiz Eller’in şartıKentlerimiz hırsızlığın ve zevksizliğin tecavüzüne uğramış halde. Ne kurtarsak kârdır.Halkın “Kim gelirse gelsin bu yolsuzluklar, bu hırsızlıklar bitmeyecek” umutsuzluğuna son vermeyi başarmaya mecburuz.Alman adaletinin ortaya çıkardığı Deniz Feneri dolandırıcılığı, elde edilen sanık ve tanık ifadeleri ile olsun, mahkemenin karar verirken dayandığı delillerle olsun Türkiye’de de adalete hizmet edecektir.Ama bunu siyasi iktidarın da gerçekten istemesi gerekiyor. Bir yandan “Temiz Eller” nutukları çekerken öbür yandan, yargıya gizli gizli gözdağı vermek ahlâksızlıktır.Her gün yeni fırsatlarla geliyor.İktidarı “Temiz Eller” ahlâkına sahip bulunduğunu kanıtlamaya davet ediyoruz.Bunun birinci şartı kent rantları için meclis araştırması açtırmakİkinci şartı Deniz Feneri konusunda Almanya’dakine paralel bir soruşturma ihtiyacı doğduğunda yargının önünü kesmemek.Haydi cesaret!

Devamını Oku

İktidar yeniden korku tünelinde

11 Eylül 2008

Kendini savunamaz duruma düşen iktidarlar bizde hep aynı şekilde hareket ediyorlar.Eleştiri yöneltenleri iftiracı ilân ediyorlar.Hınçlarını yine alamazlarsa, üstüne onları ya muhalefetin ya çıkar çevrelerinin veya dış odakların tetikçisi olmakla suçluyorlar.AKP de aynı tipik reaksiyonu gösteriyor.Eleştirenleri karaladıkça kendisinin aklandığı yanılgısına düşüyor.Oysa şunu unutmamak lâzım: Bir parti adını “AK” yaptığı için ak olmaz. Hukuka, adalete saygı gösterdiği ölçüde temiz olur, ak olur.Kaderin cilvesi mi Tayyip Erdoğan ve takımı yolsuzluk iddiaları ile gölgelendikçe “Adalet ve Kalkınma” sözcüklerinin oluşturduğu parti rumuzunu terk ettiler ve ısrarla “AK Parti” adını kullanmaya başladılar.Oysa “AK Parti” sözcüğü, özde bir temizliği ifade etmiyor, sanki kirlenmiş bir duvar beyaza boyanmış onu düşündürüyor.Dışardan yardım mı?Hukukçular konuştukça iktidarın Almanya’daki Deniz Feneri davasından kaynaklanan telâşı daha anlaşılır hale geliyor.Anayasamız “yabancı devletlerden, yabancı kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan partilerin temelli kapatılacağını” hükme bağlıyor.Deniz Feneri davası iddianamesinde, Almanya’daki Türklerden toplanan paralarla “Türkiye’de AKP gibi partilerin ve İslâmi örgütlerin finanse edildiği” öne sürülmüştür.Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu dün bu konudaki belge ve ifadelerin Türkiye’ye getirtilerek AKP’ye bir dış kaynaklı para girişinin bulunup bulunmadığını Yargıtay Başsavcılığı’nın mutlaka araştıracağını söylüyordu.Yani oradaki Deniz Feneri bir Alman kuruluşu sayılır ve o kanaldan iktidar partisine parasal yardım yapıldığı anlaşılacak olursa AKP için zor günler geri gelecektir.Başbakan’ın “hınk” deyicisi olarak dün sahne alan yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın saldırı üslubu, tehlikeyi fark ettiklerini ve tedirgin olduklarını gösteriyor.Hukuka inanmazsan...Türkiye ve Almanya’daki Deniz Feneri dernekleri ile AKP arasındaki organik bağları tespit etmek herhalde zor olmayacaktır.Çünkü iktidarın Deniz Feneri’ne ayrıcalık sağlarken göze aldığı cüret, yalnız örgütsel işbirliğini değil ortak bir planın varlığını da ortaya koyuyor.Türkiye’deki Deniz Feneri’nin kamu yararına çalışan dernek sayılması için AKP’nin iktidara geldiğinin ikinci ayında İçişleri Bakanlığı tarafından Danıştay’a başvuru yapılmıştır.Yargı “şartlara uygun değil” diye talebi reddetmiş, 2004 Mart’ında yenilenen ikinci başvuru da geri çevrilince iktidar bu yetkiyi Danıştay’dan alıp hükümet olarak kendisi kullanmıştır.Yani iktidar, aşamadığı kanunu ezip geçerek Deniz Feneri’ne yargının lâyık görmediği imtiyazları kazandırmıştır.Hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye inanmayan kafalar iktidara geldiklerinde yargıyı kendilerine hasım görmeye başlarlar.Yargının “hayır” dediği durumlarda iktidarı da koruduğunu anlamak istemezler.AKP önderleri bu hatanın bedelini şimdi yeniden korku tüneline girerek ödüyorlar.Dikta hevesine kapılıp yargı denetimine son vermeselerdi gece uykuları daha huzurlu olacaktı, gündüzleri de öfkelerine bu kadar kolay yenilmeyeceklerdi.Ne yapalım kendi düşen ağlamaz!

Devamını Oku