AKP’den yansıyan sesler, adaleti hor gören, seçmenlerini partinin kulu zanneden bir sapkınlığı yansıtıyor.
Adalet Bakanı Almanya’daki mahkemeden çıkan mahkûmiyet kararlarına üzüldüğünü söyleyebiliyor, Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat hâlâ “çamur at, izi kalsın” tekerlemesi ile işi idare edebileceğini zannediyor.
Evet, düne kadar din sömürüsü ve inanan-inanmayan kışkırtması ile muhafazakâr yığınlar kandırılmış, dolandırılmış, helâl kazançları haramilerin ceplerine aktarılmıştır ama Alman adaleti sayesinde bu yığınlar nihayet uyanmaya başlamıştır.
Dün gelen mail’ler arasında bir okur, lider kadrosu bu uyanışı görmekte gecikirse AKP’nin yakında Adalet ve Kalkınma Partisi olarak değil “Aklını Kaçıranlar Partisi” diye okunacağını söylüyordu.
Eğer parti tabanındaki kırgınlığın bir kızgınlık patlamasına dönüşmesini istemiyorsa, Tayyip Erdoğan’ın çok akıllı adımlar atması gerekiyor.
Durumu kurtaracak acil müdahale Türkiye’deki asıl failleri yakalayıp yargı yolunu burada da açacak siyasi kararlılığı göstermek ve bunun işaret fişeği olarak RTÜK Başkanı’nı bugünden tezi yok çekilmeye mecbur etmektir!
Hesabı sorulmalı
Adaleti savsaklamak artık, halkın vicdanına hakaret ve tecavüz suçu işlemektir.
Ergenekon sanıklarının avukatlığına soyunduğu için CHP lideri Baykal’ı eleştiren Başbakan’a bu olayda doğal olarak yakışan kamu adına adalet arayan bir savcı gibi davranmaktır.
Yoksullara yardım ettiklerini zanneden 20 bin gurbetçi, helâl kazançlarından 41 milyon Euro parayı, bu emaneti siyaset ve zenginleşmek amacıyla kullanan bir çeteye kaptırmıştır.
Almanya’daki dava süresince ve hâlâ iktidar yöneticileri meseleye dolandırılan vatandaşların haklarını aramak hassasiyeti ile değil, sanki suçlananları koruma dikkati içinde yaklaşıyor izlenimi veriyorlar.
Dün bu şüpheyi temellendiren bir gelişme daha oldu. Almanya’daki soruşturmayı yürüten Polis Şefi Böhm adalet duygusu katledilmemiş her demokratik toplumda siyasi deprem yaratacak şeyler söyledi.
Yönelttiği suçlama, kendini koruma yeteneğini kaybetmemiş bir rejimde, sadece İçişleri Bakanı’nın değil, hükümetin toptan istifasını gerektirecek ağırlıktadır.
Ya savcı ya sanık
Özetle şunu dedi Alman polis şefi:
“Olayın asıl failleri Türkiye’de. Interpol aracılığı ile Türk polisine işbirliği talebinde bulunduk. Talebimiz Zekeriya Karaman’ın Türkiye’deki ofislerine baskın yapılmasıydı. Baskın yapılmazsa deliller karartılabilirdi.”
Peki ne oldu?
Ne yazık ki Türk polisi, işbirliği talebine olumlu cevap vermedi. Polis Şefi Böhm, bu kararı polisin kendi başına veremeyeceğini tahmin ediyor. “İçişleri Bakanlığı’na sorarak yanıt verdiler bize” dedi.
Bu yüzden Deniz Feneri’nin Türkiye ayağı araştırılamadı.
Şimdi Alman mahkemesinden dava dosyasını talep edecek bir savcı çıksın diye bekleniyor.
O savcı çıkacak, Alman polisinin yaptıramadığı operasyonu bizim polise yaptıracak ve Alman mahkemesinin “Hepsi Türkiye’de” dediği çete başlarını cezalandırmaya yetecek delilleri bulup çıkaracak.
Koydunsa bul!
Başbakan bu oyunlara izin vermemelidir.
Halkın vicdanındaki hüküm oluşmuştur.
Başbakan için üçüncü seçenek yoktur:
Ya savcı rolünü üstlenecek veya milletin gözünde sanık durumuna düşecektir!
Tayyip Erdoğan’a “savcı ol” çağrısı
Haberin Devamı

