Kendini savunamaz duruma düşen iktidarlar bizde hep aynı şekilde hareket ediyorlar.
Eleştiri yöneltenleri iftiracı ilân ediyorlar.
Hınçlarını yine alamazlarsa, üstüne onları ya muhalefetin ya çıkar çevrelerinin veya dış odakların tetikçisi olmakla suçluyorlar.
AKP de aynı tipik reaksiyonu gösteriyor.
Eleştirenleri karaladıkça kendisinin aklandığı yanılgısına düşüyor.
Oysa şunu unutmamak lâzım: Bir parti adını “AK” yaptığı için ak olmaz. Hukuka, adalete saygı gösterdiği ölçüde temiz olur, ak olur.
Kaderin cilvesi mi Tayyip Erdoğan ve takımı yolsuzluk iddiaları ile gölgelendikçe “Adalet ve Kalkınma” sözcüklerinin oluşturduğu parti rumuzunu terk ettiler ve ısrarla “AK Parti” adını kullanmaya başladılar.
Oysa “AK Parti” sözcüğü, özde bir temizliği ifade etmiyor, sanki kirlenmiş bir duvar beyaza boyanmış onu düşündürüyor.
Dışardan yardım mı?
Hukukçular konuştukça iktidarın Almanya’daki Deniz Feneri davasından kaynaklanan telâşı daha anlaşılır hale geliyor.
Anayasamız “yabancı devletlerden, yabancı kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan partilerin temelli kapatılacağını” hükme bağlıyor.
Deniz Feneri davası iddianamesinde, Almanya’daki Türklerden toplanan paralarla “Türkiye’de AKP gibi partilerin ve İslâmi örgütlerin finanse edildiği” öne sürülmüştür.
Eski Yargıtay Başsavcısı Sabih Kanadoğlu dün bu konudaki belge ve ifadelerin Türkiye’ye getirtilerek AKP’ye bir dış kaynaklı para girişinin bulunup bulunmadığını Yargıtay Başsavcılığı’nın mutlaka araştıracağını söylüyordu.
Yani oradaki Deniz Feneri bir Alman kuruluşu sayılır ve o kanaldan iktidar partisine parasal yardım yapıldığı anlaşılacak olursa AKP için zor günler geri gelecektir.
Başbakan’ın “hınk” deyicisi olarak dün sahne alan yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın saldırı üslubu, tehlikeyi fark ettiklerini ve tedirgin olduklarını gösteriyor.
Hukuka inanmazsan...
Türkiye ve Almanya’daki Deniz Feneri dernekleri ile AKP arasındaki organik bağları tespit etmek herhalde zor olmayacaktır.
Çünkü iktidarın Deniz Feneri’ne ayrıcalık sağlarken göze aldığı cüret, yalnız örgütsel işbirliğini değil ortak bir planın varlığını da ortaya koyuyor.
Türkiye’deki Deniz Feneri’nin kamu yararına çalışan dernek sayılması için AKP’nin iktidara geldiğinin ikinci ayında İçişleri Bakanlığı tarafından Danıştay’a başvuru yapılmıştır.
Yargı “şartlara uygun değil” diye talebi reddetmiş, 2004 Mart’ında yenilenen ikinci başvuru da geri çevrilince iktidar bu yetkiyi Danıştay’dan alıp hükümet olarak kendisi kullanmıştır.
Yani iktidar, aşamadığı kanunu ezip geçerek Deniz Feneri’ne yargının lâyık görmediği imtiyazları kazandırmıştır.
Hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye inanmayan kafalar iktidara geldiklerinde yargıyı kendilerine hasım görmeye başlarlar.
Yargının “hayır” dediği durumlarda iktidarı da koruduğunu anlamak istemezler.
AKP önderleri bu hatanın bedelini şimdi yeniden korku tüneline girerek ödüyorlar.
Dikta hevesine kapılıp yargı denetimine son vermeselerdi gece uykuları daha huzurlu olacaktı, gündüzleri de öfkelerine bu kadar kolay yenilmeyeceklerdi.
Ne yapalım kendi düşen ağlamaz!
İktidar yeniden korku tünelinde
Haberin Devamı

