Yetki ile bitse...

8 Ekim 2008

Askere sınır ötesi operasyon yetkisi verilmesiyle ilgili hükümet önerisini meclis onayladı.Kuzey Irak’taki tehdidin baskı altında tutulması ve son terör saldırısı karşısında Millet Meclisi’nin mücadele kararlılığını göstermesi ihtiyaçtı ve bu karşılandı.Bizce daha büyük yarar, görüşmelerin hükümeti daha aktif bir terörle mücadele politikası izlemeye zorlayacak olmasıdır.Özellikle CHP’li Şükrü Elekdağ, halkın iktidar üstündeki baskısını arttıracak değerlendirmeler yapmıştır.Elekdağ’a göre Türkiye, Barzani’yi açıkça Türkiye’nin düşmanı ilân etmelidir.Çünkü Barzani, bağımsız Kürt devleti ve Kerkük konusunda Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmak için PKK’yı koruyor.Başbakan Erdoğan 11 ay önce Washington’da Başkan Bush’a ABD’nin izni olmadan operasyon yapmayacağı sözünü vererek büyük hata işlemiştir.CHP’li Elekdağ’a göre bu tutum Türkiye’nin meşru savunma hakkını kullanmaktan feragat ettiği anlamını doğurmuş, bu da Barzani’nin cüretini arttırmıştır.Sorun o kadarla bitmiyor. Amerika PKK’nın zayıflatılmasını istiyor ama kökü kazınsın istemiyor. Elekdağ’a göre operasyonlar ABD’nin iznine ve istihbaratına bağlı kaldığı sürece işe yaramayacaktır.Eleştiriler daha kişilikli bir dış politika için hükümet üstünde uyarıcı olur mu bunu bilemeyiz ama gerçek şu ki sorunlar çok boyutlu ve topyekûn bir uyanış gerekiyor.Meselâ Aktütün karakolunun taşınmasını, yansıdığı gibi “mali sıkıntı” geciktirmemiş:Savunma bütçesinde ödenek varmış. Oradaki paranın Jandarma bütçesine aktarılması ile ilgili öneri Maliye Bakanlığı’ndan dönmüş.Dönmese, belki bu felâket yaşanmayacaktı.Hollanda’dan da dün “önemsiz” gibi görünen bir haber geldi:Dört yıl önce, savcının “PKK eğitim kampı” dediği bir çiftlikte Kürt kökenli 39 Türk vatandaşı yakalanmıştı.Türkiye, o çiftliğin terör kampı olduğuna dair tanık ifadeleri gönderdi. Ama Hollanda mahkemesi, ifadelerin sahte olabileceğini iddia eden sanık avukatlarına, tanıklarla görüşme izni verilmesini istedi.Biz bu izni vermedik.Mahkeme de davayı düşürdü.Bu çiftliğin yaratıkları ilerde kan dökecek olurlarsa kimi suçlayacağız?Hollanda’yı suçlayınca haklı mı olacağız? *****Göstere göstereMeclis terörü tartışırken vatan hainleri Diyarbakır’da yine kan döktü.Polis Meslek Yüksekokulu’nda görevli memurları taşıyan otobüs Aziziye Mahallesi’nden geçerken uzun namlulu silâhlarla tarandı.Beş polis şehit olurken yaralı sayısının 20’yi aştığı bildirildi.Böyle bir saldırı için istihbarat gerekmiyordu.Terör örgütü, kendisini çok rahatsız eden sınır ötesi operasyonların devamını sağlayacak tezkere meclisten geçtiği takdirde neler yapacağını, siyasi uzantılarının ağzından tehditler savurarak açığa vurmuştu.PKK emrindeki katil sürüleri, kendi köklerinden gelen demokrasiye inanmış, Türk vatandaşı olarak yaşamaktan memnun insanlara verdiği zararları önemsemiyor.Döktükleri kanların sadece bu vatanı koruma ihtiyacını, inancını ve kararlılığını bilediğini göremiyor.Bu gidişi sadece Kürt kökenli yurttaşların uyanışlarını cesaretle göstermeleri durdurup tersine çevirebilir.Halkın arasında oluşturulmak istenen nefret uçurumlarına düşerek kaybolmak mı, teröre cesaretle karşı koymak mı?Terörle savaş, insanlık onuru taşıyan herkes için görev olmanın ötesinde mecburiyettir artık!

Devamını Oku

Önce dağlar

7 Ekim 2008

Terörle mücadele konusunda oluşan düşüncelerin ortasında uzaktan kumandalı mayın patlatmak nasıl olur?Son baskını örnek göstererek teröre karşı 25 yıldır yapılan mücadelenin hiç bir işe yaramadığını söyler, gencecik askerlerimizin boşuna öldüğünü iddia edersiniz ve halkın moralini yerle bir edersiniz.Bunu kasıtla yapanları durdurmak kolay değil ama öfkeyle kendini kaybedenler var onlar bu gaflete düşmemeliler.Geçmişte bir çok kent ve köyün PKK denetimine geçtiği dönemler yaşadık.O günler geride kaldı.Askeri mücadele başarıya ulaşıp terör örgütü tehdit niteliğini kaybettiği zaman başarıyı kalıcı hale getirecek önlemleri hayata geçirmeliydik, işte bunu yapamadık.En büyük günahımız budur!Fakirliğin ve eğitimsizliğin oluşturduğu sosyal ve ekonomik bataklık bu yüzden bölücü terör örgütüne tekrar militan üretmeye başlamıştır.Ama kimse PKK ile savaşta en başa dönüldüğünü iddia etmemelidir. Neden?Geçiş daha hızlı olsunAldığı dış desteklere rağmen PKK’yı sona yaklaştıran başarının tecrübesi ve yapılan hataların verdiği dersler, üstüne üstlük bölücü örgütün kana susamışlığı konusunda oluşmuş uluslararası mutabakat güçlü bir sermayedir bizim için.Sivil kurumların ne düşündüğünü askerlerin merak etmesi dahi ilerlemedir.Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un, askeri konularda düşünce üreten bazı kuruluşların temsilcilerini toplayarak onların görüşlerini dinleyecek olması, en azından doğru tedbirlere hız kazandıracaktır.Mücadelenin askeri, ekonomik-sosyal ve siyaset boyutları var.Stratejik araştırma kuruluşlarının sözcüleri herhalde dağdaki teröristlerle savaşta profesyonel personele geçiş sürecinin hızlanmasını tavsiye edeceklerdir.Bu gereği, görev döneminde büyük başarılar elde etmiş Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu da vurguladı:“Karakollarla terör mücadelesi yürütmek mümkün değil. Teröristler nasıl hayalet gibiyse siz de hayalet gibi olacaksınız.” Anti terör birliklerdeki profesyonellerin çoğaldığını, son zamanlardaki kayıp raporlarında “uzman çavuş” rütbeli isimleri sık duymaktan anlıyoruz. Bu geçişi ne kadar hızlandırırsak dağları teröristlerden o kadar erken temizleme olanağını buluruz.Neden korkmuyorlar?Elbette meselenin siyasi boyut vardır ve en büyük zorluk, Kuzey Irak’ın terörist yatağı olmaya devam etmesidir.AKP burada pısırık bir politika yürütüyor.Terörist barındıran bir toprağın egemeni insanlığa karşı sorumludur.İşgal otoritesi Amerika başta, Bağdat ve Kuzey Irak Kürt yönetimi, artık karşılarında onurlu bir devleti ve milleti temsil etmeye lâyık muhataplar bulmalıdırlar.Türkiye’ye düşmanlığın bedeli korkutmalıdır karşımızdakileri. Eğer korkutmuyorsa temsil edilmemizde sorun var demektir!Terörle mücadelenin tabii ki ekonomik boyutu da var. Ama askeri boyutu çözümlendikten sonra.. Terör örgütü hiç bir olumlu adımın, tehdit gücü sayesinde gerçekleştiği propagandası yapamamalıdır.Sıra belli: Önce dağı temizle, sonra işsizliği hallet!Emekli Tümgeneral Pamukoğlu doğru bir hatırlatmada bulundu dün:“Yıllarca bölgenin kalkınması için verilen krediler Akdeniz’de otel yapımına, İstanbul’da şirketler kurmaya gitti. Oralara yatırım yapılmadı...” Dağları temizledikten sonra unutmayalım ve bu yanlışı tekrarlamayalım!

Devamını Oku

Devletin onuru AKP’yi aşar...

6 Ekim 2008

Yediğimiz terör darbeleri tövbesini tutmayan ihmalkârların ödediği bedellere benziyor biraz.Basiretsizlik ve sorumsuzluk el ele verdiği zaman asla unutulmaması gereken acıları bir haftada unutturuyor halkımıza.Terör darbesi ardından uyanan tedbir arayışları ve çözüm çabaları canlanır gibi olsa da yeniden kış uykusuna dalıyor.Fakat her saldırı, geçmişteki saldırıların kar topu etkisi nedeniyle karşılanması git gide imkânsızlaşan maliyetler çıkarıyor.İşte, yeni yasal önlem paketi güvenlik güçlerinin talebi olarak iktidarın önüne gelmiştir. Belli ki ilk bedeli bireysel hak ve özgürlüklerimizden ödeyeceğiz.Oysa uzun yıllar ardından terörist unsurların küçüldüğü ve terörün kökünü kazıyacak ekonomik, sosyal ve kültürel tedbirlerin hayata geçirileceği bir dönemi yakalamıştı Türkiye.Bu fırsattan yararlanamadığımız için köyleri boşaltmanın çare olacağını sandığımız günlere mi döneceğiz yeniden?Sakın!.. Güvensiz ve işsiz insanları Batı’daki kentlere savuran akılsız politikaların son günlerde gözlenen zehirli sonuçları herkesin kulağına küpe olmalı.Sorun öncelik seçimindeTecrübesi ve basireti eksik bir hükümetle küresel ekonomik krize yakalandığımız yetmiyor gibi terörle mücadele sorunlarımız da artış gösterdi. Devletin siyaset dışı kurumları bu gerçeğin bilinci içinde davranmalıdır.Mesela katil sürüsünün baskınına uğrayan Aktütün sınır karakolunun zavallılık yansıtan görüntüsü, 15 şehidin acısına tuz biber eken bir öfke ve utanma duygusu yaratmıştır halkta.Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız “Aktütün, Alan, Yeşilova, Umurlu ve Samanlı karakolları için geçen yıl taşınma kararı alınmıştı. Mali durum ve inşaat faaliyetleri nedeniyle taşınma operasyonu sürüyor. Aktütün Karakolu da bu kapsamda taşınacak” dedi ya milletin bunu kabullenmesi mümkün değildir.“Mali durum” devletin askerine kale gibi karakollar verememesinin bahanesi olamaz. Burada olsa olsa yanlış bir öncelik seçimi vardır.Denizaşırı imparatorlukmuşuz gibi tanker uçaklar, AWACS’lar, denizaltılar için milyarlarca dolar harcayan Türkiye için güvenli, dayanıklı karakollar yapmanın lâfı mı olur?Risk hakça paylaşılsa...Bir Harvard profesörü olan Mark Albion milyonlarca insanın öldüğü 1. Dünya Harbi tecrübesine rağmen 40 milyon cana mal olan 2. Dünya Harbi’nin nasıl olup da önlenemediği sorusuna lisedeki tarih öğretmeninin cevabını unutamadığını yazıyor.“Çünkü” demiş öğretmeni “1. Dünya Harbi’nde yeteri kadar general ölmedi!” Türkiye’yi yönetenlerin çocukları niçin terörle savaşa gönderilmez sorusunda “Biraz da onlar ölsün” kötü niyeti yoktur.Bu eleştiriyi getiren insanlar “O çocuklar giderse bizim çocuklarımız da korunur, kurtulur” hesabı yapıyorlar.Gerçekten öyle olsaydı harcamalara yön verenler “AWACS dursun, önce karakollar yapılacak” demezler miydi?Devlet, milli varlığımıza düşmanlık yapan Kuzey Irak’taki unsurlara son yıllarda çok cüret verdi.Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinin dünkü yorumu bir alârmdır. Gazete “Böyle bir saldırıya dünyadaki hiçbir devlet tahammül gösteremez” diye yazıyordu dün.İktidarın mezhebi geniş olabilir ama sınır aşılmıştır.Ulusal onur söz konusu olunca iktidar, devleti susup oturmaya razı edemez!

Devamını Oku

Bu iki fotoğrafı tarihe gömelim

4 Ekim 2008

Anne baba yüreği nasıl dayanabilir böyle bir acıya Tanrım bize yardım et!Haber onları alınlarından vuran birer kurşun olmuş sanki baba yay gibi gerilmiş, anne iki büklüm yere düşmüş.Tek oğulları yok artık. Bundan sonra yaşamın onlar için amacı ve anlamı ne olacak?Tabii ki vatan sağ olsun ama bunun için gençlerin mutlaka ölmesi mi gerekiyor?Hakkari-Şemdinli’de Irak sınırına hakim stratejik Aktütün Karakolu önceki gün kalabalık bir katiller sürüsünün baskınına uğradı.15 evlâdımız şehit oldu.Şehit ailesinin yıkımını yansıtan fotoğrafın yanında karakolu da görüyorsunuz.Aktütün üçüncü kez saldırıya uğruyor. Bir önceki beş ay önce yaşanmış ve 6 askerimiz şehit düşmüştü. Aynı karakolda 1992 yılında da 22 kayıp vermiştik.Askeri gerekler dayatıyor:Aktütün karakolunun yerinde durması lâzım. Aksi halde Şemdinli ilçesi savunma zaafına uğruyor.Şimdi bakın karakolun fotoğrafına...Bu barakalarda millet daha önce 28 evlâdını şehit vermişse Türkiye Cumhuriyeti o karakolu Mayıs ayından bugüne kadar çelikten bir kale haline getiremez miydi?Niye getiremedi?Yeni özel uçaklara, son model zırhlı otomobillere oluk gibi para harcayan siyasi yöneticilerimiz, teneke karakolları çelikten kaleler haline getirecek parayı aradılar da bulamadılar mı?Türkiye’yi idare edenler birinci sayfadaki o iki fotoğrafı kesip önlerine koymuyorlarsa zihinlerine nakşetmeliler.Aynı karakolda üçüncü kez verilen şehitlere, ailelerine ve millete en azından bir özür borçları vardır.Bu iki fotoğraf, intikamı alınmış bir ihanetin acı birer anısı olarak, tekrarlanmamak üzere tarihe gömülmelidir! +++++ Kulağınız da mı duymuyor? Hani Kuzey Irak’taki katiller “BBG Evi”ndeymiş gibi kontrol ediliyordu?Gündüz vakti, ağır silâhlarla yüzlerce hain nasıl görünmeden topraklarımıza kadar girebildi?İstihbarat paylaşımı ne oldu, Amerika’ya güvenmekle yine hata mı ettik?Bu soruların cevaplarını aramak lâzım ama her durumda şunu sağlamak zorundayız:PKK Kuzey Irak’ta korunuyor.Egemenliğin fiyakası olmaz, sorumluluğu olur.Eğer Türkiye’ye düşman bir güç, Barzani’nin kontrol ettiği topraklarda korunuyor ve sınırı geçip bize saldırıyorsa Barzani de düşmandır ve bunun bedelini ödemelidir.Aksi halde Kuzey Irak’ta devlet olma hayali kuran bir aşiretler konfederasyonu 70 milyonluk Türkiye ile oynamaya devam edecektir.Millete acı ve öfke veren bu durum iktidardakileri hiç utandırmıyor mu?Teröre yönelik ekonomik ve sosyal önlemleri devamlı savsaklayan iktidar PKK’nın bölücü nifakı Türkiye’nin her bölgesinde kasabalara kadar taşıdığını görmüyor mu acaba?Altınova’daki provanın anlamını kavramıyor mu?Alârmlı saatin çalmaya başladığını duymuyor mu?

Devamını Oku

Halkın kafasını karıştırmayın!

3 Ekim 2008

Milletvekili dokunulmazlığı kalkmadığı sürece siyaset temiz kalamaz.Aksi halde sandığa her defasında yolsuzluğa batmış iktidarlardan kurtulmak için gideriz. Dün bunu dedik.Çare yargının sistemi denetlemesidir. Yolu da dokunulmazlığın “yasama dokunulmazlığı” ile sınırlı kalmasıdır.Yani rüşvet yiyenler, kamu kaynaklarını savuranlar, hırsızları koruyanlar dokunulmaz olmamalı. Bizde öyle mi?Yargı denetimi, demokratik sistemin temel dayanaklarından biridir. Dokunulmazlık bizde siyasetin denetimden yoksun kalmasına sebep oluyor.Bu yüzden en başta yürütme gücünü elinde bulunduran siyasi iktidar ve milletvekilleri kirleniyor.Doğrular söylenmiyorMedyanın, sivil toplum kuruluşlarının ve kanaat önderlerinin yasama görevi ile sınırlanmış bir dokunulmazlık gerçekleşene kadar hiç bıkmadan, halkı bıktıracağı kaygısına da kapılmadan susmaması gerekiyor.Başımızda, toplumsal zaaflar dahil her türlü imkânı maharetle kullanan bir siyasi kadro var. Meselâ Başbakan ve tüm iktidar sözcüleri, dokunulmazlıklar konusu açıldığında aynı şeyi söylüyorlar:“Dokunulmazlık kalkacaksa her yerde kalkmalıdır!” Başbakan gerçeği söylemiyor.Suç işlediği zaman yargı önünde hesap vermek mecburiyetinden kurtarılmış kimse yok milletvekillerinden başka.Diğer kamu görevlileri dokunulmaz değildir. Sadece onlar soruşturma iznine tabi olarak yargılanmaktadır. İlgili amir veya kurul izin verirse yargı süreci hemen başlamakta, vermezse itiraz üzerine konu Danıştay’a gitmekte, sonuç olarak yine yargı belirleyici olmaktadır.Ne bekliyorsunuz?Başbakan kendisini köşeye sıkışmış hissettiği için gerçeği saklıyor. Arkasından gidenlerin güvenini kötüye kullanmak değil midir bu?Dün bir okurum (Ali Duyarlı) bana şunu soruyordu:“Sadece vekillerin değil tüm dokunulmazların dokunulmazlığı kaldırılsın” niye diyemiyorsunuz?Hukuk devletinde kimseye suç işleme imtiyazı tanınamaz. Türkiye’de bu imtiyaz sadece milletvekilleri için var. Bu zırhı korumak isteyenler “yalnız biz değil birçokları korunuyor” demek suretiyle halkın kafasını karıştırmakta, çözümü yokuşa sürmektedir.Mesele budur!AKP eğer başka yerlerde de dokunulmazlık bulunduğuna inanıyor ve “her yerde” kalkması gerektiğini söylüyorsa şunu da söylemelidir:Hepsini kaldırmak için ne duruyorsunuz? Kim elinizi tutuyor?Laikliği delmek pahasına anayasayı değiştirirken uzlaşma aramadınız, şimdi dokunulmazlıklar için ana muhalefet destek vereceğini söylüyor...Daha ne bekliyorsunuz?

Devamını Oku

Gündem kilitli

2 Ekim 2008

Amerika’da finans sektörünü kurtarmak mümkün olacak mı dünya merakla bunu izliyor.Ülkeler krize karşı dayanıklılıklarını artırmak için beyin güçlerini, imkânlarını sonuna kadar kullanıyorlar.Küresel deprem riski başımızın üstünde kılıç gibi sallanırken “Melekler kız mı, oğlan mı?” değerinde -daha doğrusu değersizliğinde- meselelerle uğraşmak elbet kaderimiz olmamalıydı.Ama bunun suçu muhalefetin sırtına atılamaz. İktidar doğru bir gündem sundu da muhalefet itiraz mı etti?Bayramın bile adı üstünde bölücü tartışmalar kışkırtan kişi “Gerilimin, kavganın bizim partimize yararı yok” diyen Başbakan değil midir?“İnsanın neresi ağrıyorsa canı oradadır” derler. Soyulduğundan şüphe duyan bir halk, ne kadar önemli olursa olsun başka işlere aklını veremez.Çünkü yolsuzluk bir topluma musallat edilebilecek en ağır vergidir. Ülke kalkınmasına kullanılacak kaynakların hırsızlara kaptırılmasıdır.İtibarlı ekonomi gazetesi Financial Times dün AKP’yi uyarıyordu:Gazeteye göre AKP kapatma davasından kıl payı kurtulduğu halde seçmenleri katındaki popülaritesi pek zarar görmemiştir ancak Deniz Feneri ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.Ana muhalefet iktidar partisinin yumuşak karnını keşfetmiş, yükleniyor... AKP kendini savunmakta zorluğa düştüğü için inandırıcı olmayan karşı iddialar ortaya atıyor.Baykal’ın TV’de açık oturum çağrısına Başbakan asla yanaşmayacaktır.“Baykal bizi kendi minderine çekmek istiyor” derken, yolsuzluk konuşulacak bir minderden galip çıkmaya umudu olmadığını itiraf etmiyor mu?Milletvekili dokunulmazlığı kalkmadığı sürece her iktidar gibi AKP iktidarı da yolsuzluklara bulaşacaktır.Kurtuluş, yargı denetiminin caydırıcılığından yararlanmak için dokunulmazlıkları kaldırmaktadır.Zaten bunun adı “yasama dokunulmazlığı”dır.Anayasamız siyaseti özgür yapsınlar diye parlamenterlere dokunulmazlık tanımıştır iş takip etsinler, komisyon alsınlar, rüşvet yesinler, kamu kaynaklarını savursunlar, hırsızları korusunlar diye değil!.Hırsızlık bitmeden, yağmayı koruyan dokunulmazlıklar kalkmadan Türkiye gerçek bir gündeme kavuşamayacaktır.Başbakan, milletvekillerini koruyan dokunulmazlık zırhı içinde AKP iktidarının çürüdüğünü görmüyor mu?*****Korkunç şüpheYargıtay’ın Danıştay saldırısı ile Ergenekon arasında bir bağlantı olup olmadığını araştıracağı bildiriliyor.Bilindiği gibi Danıştay 2. Dairesi’ne yapılan kanlı saldırının suçluları ağır cezalara çarptırılmış fakat kararda bu saldırı ile Ergenekon arasında bir bağ kurulmamıştı.Oysa Ergenekon iddianamesi, bu örgüt ile Danıştay ve Cumhuriyet saldırıları arasında bağ bulunduğunu öne sürüyor.Yani iddianame, saldırıların darbe ortamı yaratmaya yönelik kanlı bir kışkırtma olduğu tezini savunuyor.Böyle bir şüpheyle yaşamak hiçbir demokratik hukuk devletine yakışmazdı.Yargıtay bu şüphenin gerçek olup olmadığını ortaya çıkararak yalnız önemli bir soruyu cevaplamayacak, aynı zamanda Ergenekon davasına bakacak mahkemenin yolunu da aydınlatacaktır.Yüksek mahkemenin ağırlığı, bu davayı siyasi amaçlarla sömürme peşinde olanları durdurmak için de şans olacaktır.

Devamını Oku

3Y’ye ne oldu?

1 Ekim 2008

Yeni yasama yılı dün meclisin törensel birleşimi ile açıldı. Hayırlı, uğurlu olsun.Ama daha ilk günden kendini belli etti ki siyasetin merkezi olan meclis bu dönemde de halkın hassasiyetlerine saygılı bir rota izlemeyecek.“Dediğim dedik” zihniyetine tutsak bir iktidar çoğunluğunun, gerginlik üretmek ve halkı bölmek dışında bir getirisi olamaz.AKP’nin âkil adamları görmüyorlar mı toplumda hızla yükselen dalga yolsuzluklarla mücadele talebidir.Bu beklentiye ilgisiz kalacak bir iktidarın başarı şansı yoktur.Çünkü yolsuzluklar artık şüphe ve söylenti düzeyini aşmış, birkaç yılda bir ömre sığmayacak varlıklara sahip kalantorlar halinde her yeri kaplamıştır.Bu durum vicdanlara rahatsızlık veriyor. Halkın cüzdanını zorla almanın doğuracağı haksızlıktan farkı olmayan bir duygu uyandırıyor.Başbakan bir ara iktidarın değişmeyen programının 3Y ile mücadele olduğunu söylemişti ya (yolsuzlukla, yoksullukla ve yasaklarla mücadele) bu lâfta kalmamalı.Ne yazık ki 3Y’nin üçü birden çöküntü yaşıyor.Kime karşı şahin?AKP, laikliğe karşı anayasa suçu işlediği mahkeme kararı ile sabit olmuş bir iktidar olduğuna aldırmadan Anayasa’yı değiştirmek için pusuda beklemekte, buna mukabil yolsuzluklarla mücadele alanına hiç girmek istememektedir.Adalet Bakanı Şahin, Deniz Feneri davasının Türkiye’deki kaderini soran gazetecilere cevabı ile mutlaka tarihe geçecektir!“Bana ne yav!..” demiş Deniz Feneri için.Suçluluk duygusu altında bunalmış bir yüreğin patlamasıdır bu.Almanya’daki mahkeme, gurbetçilerin dolandırıldığını, 16 milyon euro bağışın amaç dışı kullanıldığını, yani çalındığını belirlemiş, oradaki piyonları mahkûm etmiş “şahlar, vezirler Türkiye’de” diye adalete yol göstermiştir.Ama Adalet Bakanı “Bana ne?” diyor “Benim iktidarımdan buna ne?” diyebiliyor.AKP’yi yolsuzluklarla beraber gösteren sebepleri asıl AKP önderleri üretiyor.Başbakan gibi Adalet Bakanı da yolsuzluklara yönelik hassasiyetleri ve habercilik faaliyetlerini muhalefet yapmak diye algılıyor. Sonra da bu tavırdan çıkan “yolsuzluk iktidar olmuş” yargısını muhaliflerinin iftirası gibi gösteriyorlar.3Y’nin talihsiz evrimiKendi yanlışlarıdır.İman yolsuzluğu yapan kişilere duydukları yakınlık icraatlarında da kendini belli etmektedir.Hırsızların Türkiye’den yönetildiğini bile bile üstlerine gitmeyen ve “Bana ne yav!” diyebilen bir zihniyetin yolsuzluklarla mücadele ettiğine kim inanır?Hırsızları koruyarak yolsuzlukla nasıl mücadele edilmezse, çaresiz insanları oy için sadakaya bağlamakla da yoksulluk önlenemez. Yoksullukla mücadelenin en olumlu ve onurlu yolu insanlara iş bulmak, istihdam yaratmaktır.AKP’nin yoksullukla savaşı da çağdışı!Geriye ne kaldı yasaklarla savaş... Başbakan’ın yolsuzlukları yazan gazetelere karşı seçmenlerine yaptığı boykot çağrısı demokrasi tarihinin en ayıplı yasağına utanç verici bir örnektir.Yani AKP’nin 3Y’si “Üç Yalan” haline dönüşmüştür.Bayram tatilinden yararlanarak bu gidişe önce “dur” demeli, sonra tersine çevirmenin yolunu bulmalıdır Tayyip Erdoğan ve arkadaşları.Bayramın hayırlara vesile olması için dua yeterli değil, gayret gerek!

Devamını Oku

Kılıçdaroğlu doğru seçim

30 Eylül 2008

Yolsuzluklara karşı yürüttüğü savaştaki tutumu Kılıçdaroğlu’nu adım adım halk kahramanı konumuna yükseltiyor.CHP Grup Başkanvekili olan Kemal Kılıçdaroğlu hem inançlı hem inatçı bir karakter.Benzerlerinden onu ayıran başka özellikler de var: Çelik gibi, soğuk ve sağlam. Devlet tecrübesine sahip düzgün ve dürüst bir adam.Herhangi bir suçlama yöneltirken belgeye dayanmayan iddialarda bulunmuyor.CHP’li Dengir Mir Fırat’la giriştiği polemikte gösterdiği performans halk katında ona yalnız şöhret ve saygınlık kazandırmadı. Yolsuzluklarla savaşın uzun zamandır beklenen cephe komutanı çerçevesi halkın gözünde onun resmi ile doldu.En doğru seçim...Toplumun beklentileri ve bu beklentinin kalitesini yükselten güven duygusu, Türk siyasetinin kesin ihtiyacı olan Temiz Eller operasyonu için aranan kanın, beklenen kurtarıcının bulunduğu duygusunu veriyor.Herhalde bunun etkisi ile olmalı Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na CHP adayı gösterilmesinin düşünüldüğü hakkında haberler çıkmaya başladı.Bazı fikirler ortaya atılır ve gider tam hedefi vurur.Kılıçdaroğlu’nun adaylığı da öyle bir fikir gibi görünüyor tartışma ile kaybedilecek zamanı bu seçimin isabetine halkı inandırmak için kullanmalı...İstanbul belediyelerinde ne kadar çok zengin yaratıldığını, kent rantlarını yiyen haramilerin kırkı çok çok aştığını, kurulan düzenin yargı müdahalesine izin vermediğini, Milli Görüş’çü eski belediyecilerin kalpazanlık suçlaması dahil arkalarında yığınla suç dosyası bırakarak merkezi iktidarı ele geçirdiklerini, şimdi dokunulmazlıklar ile zamana oynadıklarını hepimiz biliyoruz.Bu oyunu bozacağını vaat eden adaylardan bizce en çok Kemal Kılıçdaroğlu inandırıcı olabilir.CHP kararını hemen vermeli ve Kılıçdaroğlu’nu bir araştırma ekibi ile İstanbul’a göndererek seçim çalışmalarına başlamalıdır.Kılıçdaroğlu’nun ortaya çıkaracağı yolsuzluklar, “AKP’nin iktidar gücü ile gerçekleri gizlemesine rağmen” aydınlatılmış günahlar olacaktır.CHP İstanbul halkına “Tüm gerçeği görmek için, bütün yolsuzluklara ulaşabilmek için ve İstanbul’u arındıracak Temiz Eller için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni bize vermeniz lâzım” diyebilecek duruma geldiği takdirde seçimi kazanacak güce de ulaşacaktır.Denemeye değerHiçbir halk bile bile soyulmak istemez. Ne kadar yoksul olursa olsun bir torba gıdaya, bir çuval kömüre tamah edip kendini bile bile kullandırmaz.Bu emek vermeye değer bir projedir. Çünkü...Eğer başarılırsa İstanbul’daki yerel iktidar değişikliği orada durmaz, Ankara’daki merkezi iktidarı da süpürür götürür.Kılıçdaroğlu’nun adaylığı denemeye değer bir şanstır!

Devamını Oku