Demokratik bir toplumu cehennem azabına gark edecek talihsizliğin adı çifte standarttır!Öyle bir toplumda hukukun üstünlüğü güvencede olamaz.Orada hiçbir değer uzun yaşayamaz.Çifte standart, özgür bir topluma hakarettir. Bu hakareti de ancak despot bir yönetim, her zaman haklı olduğuna inanan bir diktatör yapabilir. Ve tabii onur sahibi özgür insanlar bu saldırıya karşı dururlar.Türkiye şimdi tam böyle bir geçiş dönemini yaşıyor. İktidar partisi lideri Erdoğan cemaat uysallığı ve sadakatine sahip bir kamuoyu istiyor. Çağ dışı özlemine direnen onurlu insanları ve kurumları, devletin gücünü kötüye kullanmak pahasına boyun eğdirmeye çalışıyor.Değerlerle ilgili öncelikleri duruma göre değişiyor. Mesela işine geldiği yerde halkın iradesini kutsuyor, gelmediği zaman kendi tercihini dayatıyor, tehdit etmekten bile sakınmıyor.“Ben merkezci” karakteri dün kendisine yeni bir oyun oynadı. KKTC’deki seçimler sonrası durumla ilgili sözleri, devlet adamı tutarlılığı açısından tam bir acıklı komedidir. Skandaldır.Birine öyle birine böyleKKTC’de seçimi kaybetmesi için AKP’nin Ergenekon silâhı ile çullandığı taraf zafer kazanmıştır. Başbakan işbaşına gelecek yeni iktidarın Rumlarla yürüyen görüşme sürecine köstek değil, destek olmasını beklediklerini dün açıkça “ihtar” etmiştir.Şu üsluba bakar mısınız:“Biz orada, KKTC Cumhurbaşkanı’nın elini zayıflatacak herhangi bir adımın hiçbir zaman yanında olmayız; bunu da açıkça söyleyeyim!” Başbakan Erdoğan, AKP’nin onayladığı politikalar izleyen KKTC Cumhurbaşkanı Talât’ın arkasında durduğunu sadece belli etmiyor. Seçimde oyların yüzde 44’ünü alan UBP ile lideri Eroğlu’na ve arkasındaki eski Cumhurbaşkanı Denktaş’a da meydan okuyor.Şimdi kendisine soracaklardır: KKTC’deki halk iradesinin Filistin’deki halk iradesi kadar değeri yok mu?O değer, korunacak veya karşı çıkılacak hükümete göre azalıp çoğalıyor mu?“HAMAS’sız çözüm olmaz” diyerek dünyayı, Filistin’de seçim kazandığı için HAMAS’ı tanımaya çağıran Tayyip Erdoğan KKTC’deki durum karşısında düştüğü çelişkiyi nasıl açıklayacaktır?HAMAS’a verdiği gönüllü hizmetin kırıntısını Kıbrıs’ta UBP’den esirgemesini, onlara sömürge idaresi muamelesi yapmasını ne şekilde mazur gösterecektir?İyi bir lideri hak ediyoruzVATAN Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talât’ın yürüttüğü müzakere sürecine karşı değil. Aksine çözüm yolunda elde edilen kazanımların yitirilmemesini istiyoruz biz.Ve salt milliyetçi bir inadın Türkiye’nin AB hedefini zora sokacağı gibi Kıbrıs’taki soydaşlarımıza da zarar vereceğini görüyoruz.Endişemiz, KKTC halkının iradesine saygı göstermeyen, hükmedici bir dış müdahalenin gereksiz bir onur kavgasını tahrik etmesi ve bu durumun da halkı çözüme ikna etmeyi imkânsız kılacak olmasıdır.Değerleri oturmuş, bugünden yarına değişmeyen bir lider ve bir iktidar tarafından yönetilmeyi hak ediyoruz.Nalıncı keseri gibi sürekli kendine yontan kurallar üreterek krallığa heves eden yöneticiler ülkeye istikrarsızlıktan, gerginlikten korkudan ve kaostan başka bir şey veremezler.Tayyip Erdoğan korkutan değil güven veren, adil bir Başbakan olmanın şansını kullanmalıdır.Onurlarını savunan birey ve kurumların çok olması onu kızdırmamalı aksine gururlandırmalıdır!
Tayyip Erdoğan kendisini yaratan tarihin “tekerrür” ettiğini kendisine alternatif ürettiğini acaba görüyor mu?Geçen hafta sonunda, yakın geleceğe ışık tutacak iki önemli gelişme yaşandı.Bunlardan biri Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın tutuklanmasına gösterilen tepkilerdi.Öğrencilerle öğretim üyelerinin Anıtkabir’de gerçekleştirdikleri protesto eylemine on binlerce başkentli de katıldı.Prof. Haberal, tutuklama kararı ardından Metris Cezaevi’ne götürüldüğünde kalp spazmı geçirdiği için hastaneye kaldırıldı.O andan itibaren ünlü cerrahın yattığı hastane başta siyasetçiler olmak üzere toplumun çeşitli kesiminden insanların koştukları bir yer oldu.Devlet gücünün kötüye kullanılması zulümdür. Vicdanı hür toplumlar bu zulme itiraz ederler, tepki gösterirler ve hatta müsebbibi saydıkları iradeyi cezalandırırlar.Üstelik mağduru sahiplenerek, hatta onu baştacı ederek cezalandırırlar.Sanki kader dayatıyorCamileri kışla, müminleri asker yerine koyan bir şiir okuyarak halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan mahkûm olup hapsedilen Tayyip Erdoğan, toplum vicdanında mağdur konumu kazandığı için parlamıştı.Siyasi yasaklı durumunda iken kurduğu parti, bu sayede tek başına iktidar olmuştur.Üstelik halk bunu yaparken, Erdoğan’ın mağduriyetinden sorumlu tuttuğu siyasi yapıları ve kişileri dümdüz etmiştir.Şimdi aynı senaryonun başka bir kahramanla oynanan ikinci versiyonu start almış gibi... Üstelik Mehmet Haberal mağdur rolüne 2001’in Tayyip Erdoğan’ından daha az yakışıyor değildir.O, Bülent Ecevit’in cumhurbaşkanlığı teklif ettiği kişidir. Teklifi reddetmiştir ama kader şimdi dayatmaktadır.Siyaset, Tayyip Erdoğan’a uzun zamandır aradığı alternatifi Tayyip Erdoğan’ın yardımı ile bulmuş olabilir mi?Bu ihtimali yabana atmamak lâzım.Prof. Haberal’ın ülke ufkunda ne hızla yükseleceği artık onun adanmışlık gücüne ve toplumun vereceği desteğe bağlı olacaktır.Zulüm böyle geri teperErgenekon sömürüsü Kıbrıs’ta da ağır bir tokat yemiştir. KKTC’deki seçimleri etkilemek amacıyla kullanılan bu silâh geri tepmiştir.KKTC Başbakanı Soyer, Ergenekon iddianamesinde adları geçen Rauf Denktaş ile eski başbakan ve ana muhalefetteki UBP lideri Derviş Eroğlu haklarındaki iddiaların araştırılması için Başsavcılık’tan talepte bulunurken, herhalde hamlesinin bir siyasi harakiri sonucu doğuracağını hiç düşünmemişti.Ama işte olan olmuştur.Hukuktaki “makul şüphe” normuna oturmayan iddialar hedef alınan parti ve kişilere seçim kaybettirmemiş, tersine hak ettiklerinden büyük galibiyet getirmiştir.İşte Denktaş’ın desteklediği ve Derviş Eroğlu’nun lideri olduğu UBP... Bu parti oyların yüzde 44’ünü, meclisteki sandalyelerin yarıdan fazlasını alarak beklenenin üstünde bir başarı elde etmiştir.KKTC küçük bir laboratuvardır ama AKP yaşanan deneyden ders çıkarmalıdır.Aynı şartlar, daha büyük bir ölçekte farklı sonuçlar doğurmaz.Adaleti saptırma amaçlı entrikaların eninde sonunda varacağı durak, onur kırıcı yenilgilerdir. İki işaret fişeği, ders almasını bilenler için ciddi uyarılardır.Peki ders almayı bilmeyenler?..Onları da çare zannettikleri erken ve baskın seçimlerde telef olmak bekliyor.Bu kader hiç değişmiyor çünkü!
Ülkeyi git gide zından haline getiren sebebin sadece kötü yönetim olduğunu düşünemeyiz.Kötü niyet daha ağır basıyor ve şükür ki bazı büyük yanlışlar, halkı korkutarak engizisyon düzenine mazeret uydurmaya çalışanların maskelerini düşürüyor.Tarihimizde “kanun diye, kanun diye kanun tepelendi” denilen dönemler yaşanmıştır ama hiç adalet adına hukuk tepelenmemiş, zulüm ve haksızlık hiç bu kadar açık yalanlara sarılmamıştı.Dikkat edin... AKP iktidarı en fazla enerjiyi adaletin yollarına engeller koymak için harcıyor.Neredeyse tüm telefon konuşmaları takip altındadır, niye?Çünkü buradan sağlanan bilgiler, siyasi muhalefete baskı yapmanın, Ergenekon tehdidine süreklilik kazandırmanın malzemesini silâhlarını üretiyor.Yasa dışı olduğu apaçık ortada olan gizli telefon dinlemelerini sürdürmek yolunda iktidarın göze aldığı suç ve ayıpların, kaçak evini yıkmaya gelen ekipleri durdururum diye bebeğinin boğazına bıçak dayayan o çıldırmış adamın yaptığından farkı ne?Kim kimi koruyor?Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nı (TİB) bizzat Başbakan Erdoğan’ın seçip atadığı bir bürokrat yürütüyor.Hatırlayacağınız gibi TİB, bütün Türkiye’yi dinlemek üzere bir mahkemenin verdiği izni Adalet Bakanlığı’nı devreye sokarak Yargıtay’a götürüp iptal ettirmişti.Yargıtay “Hiç bir kurumun ülke genelinde izleme yapamayacağına” dair karar vermişti.TİB’in yaptığı doğru bir hamle idi. Ama aynı izleme yetkisini MİT ve Emniyet de kullanıyordu. Onlara niçin itiraz edilmiyordu?Bu uyarıyı YARSAV yaptı Adalet Bakanlığı’na; ama kapı duvar!..YARSAV Başkanı Eminağaoğlu bunun üzerine Yargıtay’a başvurdu. Ve Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu, MİT ve Emniyet’in ülke genelini kapsayan teknik takip yetkisine itiraz etmeyen yüksek dereceli üç Adalet Bakanlığı bürokratı hakkında “görevi kötüye kullanmak”tan soruşturma açılmasını istedi.Bunun için Adalet Bakanı’nın izin vermesi gerekiyor ama tahmin edilebileceği gibi Bakan bu izni vermedi. Niye?Çünkü büyük ihtimalle Yargıtay’ın soruşturmak istediği suçun perde arkasındaki asıl failleri Başbakan ile Adalet Bakanı’dır!Bürokratların yargıya hesap vermesinin önünü tıkayarak onları değil asıl kendilerini koruyorlar!Nasıl geldi, ne oldu?İktidar kendini adeta yargının denetim alanını sıfırlama hedefine kilitlemiştir.Çünkü yargı işlerse, hukuk dışı dinlemelerle sağlanan malzeme kesilecek, yolsuzluklar gündemi kaplayacaktır.Sanki gündemi yönetenlerin maksadı darbeci bir çete varsa onu bulup çıkarmak değil de her türlü muhalefeti terörle susturmaktır!Deniz Feneri davasını savsaklamak için AKP’nin katlandığına benzer sıkıntıları göze almış başka bir iktidar görülmemiştir.Çünkü inançları sömürülen insanların dolandırıldıkları Alman mahkemesi tarafından tesbit edilmekle kalmamış, “elebaşıların Türkiye’de” oldukları da belirtilmiştir.Dindarları soyan bir çeteyi, dindarlığı ile övünen bir iktidar korur mu?İşte koruyor.. Ama büyük ihtimalle AKP Deniz Feneri davasının Türkiye ayağını baltalamaya uğraşırken aslında kendini korumaya çalışıyor.Çok ibretli bir kaderdir bu...AKP’yi mağduriyet üstüne kurulu söylemler ve ona ilişik adalet vaadleri iktidara getirdi.Şimdi bu parti, yargıya baskı yapabildiği ve suçluları mahkemeden kaçırabildiği ölçüde ayakta durabileceğini zanneden bir görüntü sergiliyor!
Yürütülen cadı avını, hukukun üstünlüğünü savunanlar bir yana bazı iktidar mensupları bile eleştiriyor artık!İz bırakan uyarıların ilki Meclis Başkanı Toptan’dan geldi.Ondan sonra Başbakan’ın Belediye Başkanlığı döneminden beri danışmanlığını yapan, ceza yasasını yazan kurulda görev alan ve şu anda YÖK Başkanvekili olan Prof. İzzet Özgenç konuştu.İkisi de davet edildiklerinde gelecekleri bilinen rektörleri polis marifetiyle yakalamanın yanlışlığına vurguda bulundular.Dün de Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk görüşünü açıkladı “Suç siyasidir diye dava siyasallaştırılamaz. Ergenekon davası A’dan Z’ye siyasallaşmıştır” dedi.Nasıl bu kadar kesin konuşuyorlar?Çünkü uyarıları AİHM’nin kararlarına dayanıyor. Savcı ve yargıçlarımızın da o kararlara uygun davranmaları gerekirken öyle davranmadıklarını görüyorlar.Birçok hukukçunun Ergenekon yüzünden AİHM’de sayısız tazminat cezalarına mahkûm olacağımızı iddia etmesi işte bundandır!AİHM’nin verdiği tazminat cezalarına devlet yılda ortalama 100 milyon dolar ödüyor. Bu cezaların Türkiye’de hukukun gelişmesine ve haksızlıkların azalmasına yeterince katkıda bulunduğu söylenemez. Çünkü bu cezaları doğuran hizmet kusurlarından dolayı hatayı yapan kamu görevlisi ceza yemiyor, zarar görmüyor.Çare sebep olana rücu etmektir.Devlet örneğin haksız bir tutuklamanın getirdiği tazminat cezasını ödedikten sonra sebep olan savcı veya hâkim her kim ise parayı ondan isteyecek.Bu sistem pek çok ülkede siyasi baskılara karşı yargıya koruma sağlıyor.Bu düzenleme yeni Hukuk Yargılama Yasası ile bize de gelecek. Madde komisyonda kabul edildi. Ama kanunun bütünü yasama sürecini tamamlayana kadar bu gayya kuyusu pek çok masumu yutacaktır.İyisi mi iktidar, komisyonda kabul edilen madde metnini meclisten hemen geçirip yürürlükteki kanuna eklemelidir.İnşa ettiği korku imparatorluğuna zarar vereceğini düşünerek iktidar adalete böyle bir destekte bulunmak istemeyebilir.Ama dikkat!.. Yargıyı intikam silâhı gibi kullanmanın sonu gelmiştir. Toplum vicdanı daha fazlasını kaldıramayacağını gösteriyor.İktidar, kullanacağı böyle bir inisiyatif ile herkesten çok kendine iyilik edeceğini görmelidir!Koltuk uğrunaMilli Eğitim Bakanı Çelik’in eski Cumhurbaşkanı Demirel’e niçin saldırdığı merak ediliyor.Sade vatandaş siyasetçinin hesaplarına akıl erdiremez. O hesapların iğrençliğini de midesi kaldırmaz.Hatırlayacağınız gibi Ergenekon’dan tutuklanan tanınmış bilim adamı Prof. Dr. Mehmet Haberal, Ankara’dan İstanbul’a gönderilirken Demirel havaalanına kadar gitmiş ve onu teselli ederek uğurlamıştı.Demirel için bu bir vefa borcu idi.12 Eylül darbesinde Zincirbozan’a gönderilen Demirel’i de o zaman Prof. Haberal aynı şekilde uğurlamıştı.Vay sen misin; Bakan Çelik açtı ağzını... Demirel’i Ergenekon’un arkasında durmakla suçladıktan sonra “Bunu siyasi hayatında kara bir leke olarak görüyorum” dedi.Vefa borcu ödemek niye kara leke olsun?DYP’den milletvekili seçilerek siyasete giren daha sonra AKP’ye geçen Hüseyin Çelik, eski lideri Demirel’e saldırma fırsatını niçin bu kadar iştahla değerlendirmiştir?Siyasete bulaşmamış vicdanlar ve akıllar bu sorulara cevap veremez. Ben de eski bir politikacıya sordum. İşte cevabı:“Kabine değişecek ve kendisi topun ağzında. Başbakan’ın gözüne girmek için ne yapsın zavallı?”
Birinci sayfadaki üç fotoğraf, dönemin simgesi olacak tarihi belgelerdir!Yatırımı ve eğitimi önemsememiş, dini yanlış okuduğu için aşırı nüfus artışının sosyal çığ tehlikesi doğuracağını bilememiş, üretim yerine tüketime meyletmiş, büyümeyi sadece kendi dar çevresini zenginleştirmek olarak görmüş, yolsuzluğu kurumlaştırmış bir iktidarın elinde küresel krize yakalanan ülkemizin içler acısı manzaraları bunlar...Türkiye’de işsizlerin sayısı 6 milyonu, oranı da yüzde 25’i geçti.Dün Adana Numune Hastanesi önünde ağlayan o fotoğraftaki adam ile 165 arkadaşı bu rakama henüz girmedi.Sadakayla olmazSosyal devlet olmanın ve sosyal adaleti sağlamanın en onurlu yolu çalışmak isteyen vatandaşa iş bulmak, iş yaratmaktır. Bu iktidar sadaka dağıtarak sosyal devlet olunduğunu sandı.Oysa devletin, iş yanında insanca yaşamaya yetecek kazancı da sağlamak görevi vardır. Bu da israftan kaçarak, çalmayarak ve çaldırmayarak olur. Pahalı uçak ve otomobil filoları oluşturarak değil.Resimlerden biri Adapazarı’nda çöpe atılan kararmış muzları eve götürmek için poşete koyan temizlik işçilerini gösteriyor. Bu da işi olan herkesin yeterli geliri sağlamaktan ne kadar uzak olduğunu anlatıyor.Üçüncü resim İstanbul Sultanbeyli’de çekildi.Seçim öncesi göz yumulan kaçak yapılardan 50 tanesi dün yıkıldı.Birinin sahibi dozerleri durdurmak için 4 aylık bebeğinin boğazına bıçak dayadı ama o “canavar rolü” bile işe yaramadı.Günah çocuklaraBaşbakan hazır tatildeyken sakin kafayla bir iç hesaplaşma yaparsa bu içler acısı manzaraların sadece küresel krizle izah edilemeyeceğini görecektir.Belki hatalarından dönme fırsatını elde edecektir.Mesela “En az üç çocuk yapın” öğüdü, asla göze almaması gereken bir sorumsuzluktu.Çağdaş eğitim gönüllülerine düşman bir zihniyetin yönetiminde, işsiz aile çocuklarının tarikat örgütleri için kolay av haline geldikleri bir ülkede ne yapabiliriz?Bunu iyi düşünmeliyiz.Türkân Saylan dün “Bir müddet daha yaşamam gerekiyor” diyordu.Allah ona uzun ömür versin. Ama durum gerçekten vahimdir.Çünkü bu ülkeye onlarca, yüzlerce Türkân Saylan’lar lâzım!*****İyi ki VarsınKoca koca adamlar kendileri gibi düşünmeyenleri olmadıkları bir role sokmaya çalışıyorlar.Meselâ Ergenekon savcıları son günlerin mesaj hedefidir.“Hukuka uyun” çağrısı yapan insanlara normal olarak ne sorulur?“Hukuk nerede ihlâl ediliyor?” Ama hayır; o koca koca adamlar “Ne yani, askeri darbe mi istiyorsunuz?” diye püskürüyorlar.Sanki askeri darbe suçu işleyenlerle hukuka bağlı kalarak baş edilemez gibi...Şükür ki gerçek bu “intikam korosu”nun dediği gibi değildir.Bakın ceza yasasını yapan kurulda çalışan ve şu anda YÖK Başkanvekili olan Prof. İzzet Özgenç bile ne dedi:“Savcı olsam davet ettiğimde gelebilecek olan kişiyi ne zorla getirtirim ne yakalanmasını isterim. Rektörler davet edildiğinde gelebilecek kişilerdir.” Sanki ErgenekonBugünkü VATAN’da AİHM’den mahkûmiyet alan usul ihlâlleriyle ilgili geniş bir haber yer alıyor.Yaşandığı ülkeyi gizlemiş olsak, arama ve gözaltılarda yapılan tüm bu ihlâllerin Ergenekon’da yaşandığını iddia edebilirdiniz.Uygarlığın insana en büyük armağanı nedir?Eninde sonunda adil bir mahkemeye ulaşılacağı inancıdır. Sabır...
Mızrak çuvala sığmıyor. Yalanlarla oyalama yöntemleri işe yaramıyor.“Milli Görüş gömleğini çıkardık” sözünde ifadesini bulan değişimin daha köklüsünü geçirmek AKP için mecburiyet olarak kapıya dayanmıştır.“Allah ayaklarına dolaştırdı” sözü iktidarın uğrayacağı yeni yenilgi ve mahcubiyetlere çok uyacak gibi görünüyor.“Çağdaş Yaşam”a duyduğu husumet yüzünden devletin gazabını kötüye kullanan zihniyet, kendi kuyusunu kazmıştır.Yoksul çocuklar cehaletin pençesine veya gericiliğin ağlarına düşmesin diye çırpınan bir örgüte ve onun gönüllü yönetenlerine karşı yapılan haksızlık, temiz vicdanlarda isyan yaratmıştır.Her yıl on binlerce gence eğitim bursu veren Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği iktidarın insaf ve takdirden yoksun yaklaşımı yüzünden halkın namusu gibi korumak hissini duyduğu bir dayanışma mabedi kimliğine yükselmiştir.AKP kalıcı olmak istiyorsa gücünü böyle kuruluşları çoğaltmak için kullanmalıdır.Gerçek örtülüyorİşsizlik rakamlarının ocak ayında yeni bir rekor kırdığı açıklandı dün.Bir ayda 207 bin kişi işten çıkarılmış, 32 bin kişi de iflâs ederek işyerlerini kapatmıştır.“İşsizlik oranı yüzde 15,1” diyorlar. Değil.. İktidar burada da gerçeği gizliyor. Ama başarısızlık örtülecek gibi değil.Basit bir hesap bizi gerçeğe götürebilir:İşsizlerin sayısı 3 milyon 650 bindir. “Ümidi kalmadığı için iş aramayan ama bulsa çalışmaya hazır olanlar”ın sayısı ise 2 milyon 394’tür.İkisi toplanınca 6 milyon 44 bin ediyor.Bulduğumuz bu sayı, toplam iş gücü olan 23 milyon 523 bin rakamına oranlanınca ortaya 25,7 çıkıyor.Yani Türkiye’deki işsizlik oranı yüzde 15 değildir, 25’i geçmiştir!Bu gerçeği saklamak, işsizlerin sayısını ve acısını azaltmıyor.İşsizlik kentlerde ve gençlerde daha da yüksektir. İktidar ne ümit verecek bu insanlara?Küresel kriz geçse de işsizlik denen saatli bomba çalışmaya devam edecektir. Çünkü bolluk dönemde üretime ve eğitime yatırım yapılmamış, kaynaklar talan edilmiştir. İktidar mensupları ceplerini doldurup yandaşlarını zengin etmişlerdir.Başlarken üç adımTürkiye’de üretim ve eğitim için bir seferberlik ruhu uyandırmak gerekiyor.Muhaliflerini susturmak için faşist yöntemler kullanmaktan çekinmeyen, yoksul çocuklara adanmış kutsal emeklere ve o özverinin sahibi olan insanlara düşman gibi davranan zihniyet bunu başaramaz.AKP değişmek, yalandan, talandan ve baskı yöntemleri kullanmaktan vazgeçtiğini göstermek zorundadır.Ülkenin eğitimli ve özverili insanları niçin büyük çoğunluğu ile muhalefet yapıyorlar; iktidar dürüstçe cevabını aramalıdır.Baskı ve zulüm yapmak çözüm değildir. Çünkü onlar zaten cezaevlerine sığmayacak kadar çoklar. Zalimlik sürdükçe daha da çoğalacaklardır.Son seçimi milat sayma fırsatını AKP aklı varsa kullanır. Bunun için...1. Ergenekon soruşturmasındaki görünmeyen ama devamlı hissedilen ağırlığını çektiğini belli edebilir;2. Bu kriz ve işsizlikte halkla alay eder gibi alınan 61 milyon dolarlık son makam uçağı için Başbakan özür dileyerek satacağını ilân edebilir;3. Deniz Feneri’ne yönelik koruma kalkanını kaldırdığını gösterebilir.İktidar, onurlu bir ricatı mağlubiyet saymamalıdır!
Seçimlerin tahmin şampiyonu Adil Gür’ün son anketi, iktidar partisindeki oy kaybının devam ettiğini gösteriyor.Buna şaşmamak lâzım.Çünkü “Halkın sandık yoluyla verdiği mesajı doğru okuyacağı” konusundaki vaadini Başbakan Erdoğan tutmamıştır.Halk adil, temiz ve dürüst yönetim istiyor. Bu özelliklerden uzaklaştığı için iktidar partisinden oylarını esirgemiştir.Seçimin üstünden iki haftayı aşkın zaman geçti, ama Deniz Feneri soruşturmasını savsaklayan çamurlu ayak, adalet treninin frenine basmaya devam ediyor.İddia ediyorum ki AKP oylarının seçimi izleyen iki haftada yüzde 1,2 puan daha gerilemesinin sebebi bu oyalama siyasetidir. Uyutma ve unutturma siyasetinin kurtarıcı olabileceğine ümit bağlayanlar yanılıyor.En azından biz unutturmayacağız!Başbakan halka “Okumayın o gazeteleri” diye bağırıp çağırsa da halk okuyacaktır.AKP bu inadın bedelini daha büyük oy kayıpları ile ödeyecektir.Çünkü Alman mahkemesi, oradaki suçluların maşa rolündeki kişiler olduklarını, elebaşıların Türkiye’de bulunduklarını belirtmiştir.Ama sanki bir güç adaleti geciktirmek için ne lâzımsa yapıyor.. Mesela dosyanın Türkiye’ye getirtilmesi 170 gün almış, üstünden 49 gün geçtiği halde tercüme işlemi hâlâ tamamlanmamıştır.Korkunun ecele faydası yoktur demişler.. Eğer mahkemeden yansıyan kanaatler burada kanıtlanırsa, bunun mümkün olduğunca erken gerçekleşmesinde yarar vardır.Çünkü belki yeni seçim gelene kadar bu ayıbın pişmanlığını telâfi edecek şanslar yaratılır ve değerlendirilir.Oyalamak ve ertelemek kurtarıcı olmuyor sadece iktidar partisinin dolandırıcıları koruduğu, hatta nemalandığı yolundaki şüpheleri tahrik ediyor.Çünkü adaletten kaçanlar sadece kendilerine firari suçlu kimliği inşa ederler!Adalet lâzımsa...İstanbul Barosu eski Başkanı Avukat Turgut Kazan iki gündür harika bir kamu görevi yapıyor.Bilgi ve deneyim paylaştıkça değerlenir.Bir zümre, adaleti intikamcı hislerine kurban etmeye hazır görüntüler veriyor.Ergenekon operasyonlarını “Usul hatalarını büyütmeyin, esasa bakın” diyerek desteklemenin ötesinde hoyratça tahrik ediyorlar.Bu tahrikler savcıları etkiliyor mu bilemeyiz ama Avukat Kazan ceza yargılamalarında “usul”e gösterilen saygının, o ülkede uygarlığın ulaştığı düzeyi belirlediğini bıkmadan tekrar tekrar anlatıyor.Usul kurallarına saygıda kusur etmenin de engizisyonu getireceğini söylüyor.Bu çapta yanlışlar yaşanıyor mu Ergenekon zemininde?Evet, Turgut Kazan açıkça bu rahatsızlığını ortaya koyuyor. Anayasal teminat altında olan kişi dokunulmazlığı ile konut dokunulmazlığına dokunulacaksa, savcı uygulamasının da, yargıç kararının da usul kurallarına uygun olması gerektiğini hatırlatıyor.Kazan’a göre aramalardaki yöntem, kişilerin somut suçlama yöneltilmeden ve “makul şüphe”ye dayanmadan gözaltına alınmaları, aranacak eşyanın belirtilmeyip keyfi olarak neredeyse her şeyin toplanıp götürülmesi, açık birer hukuk ihlâlidir.Bu da “baskı rejimi getirir ve sivil darbe demektir.” Uyarılardan savcılar ve operasyonları yürüten polisler umarız ki yararlanırlar.Çünkü usul hatasından geri dönen kararların sorumluluğu yargının olacaktır.Kışkırtıcı koroya adalet lâzım değil, onların derdi adalet değil intikamdır, hırs tatminidir!
Türkân Saylan’ın evi önünde toplananlar “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye kalplerinden bağırıyorlardı dün.Bu övgü hiç bu kadar yerini bulmamıştır.Toplumsal vicdanın zavallı sahillerini yeni bir Ergenekon dalgası dövdü.Bu kez hedef çağdaş yaşamdı, çağdaş yaşamı destekleyen örgütler ve önderlerdi. Rektörler, bilim insanları, imkânları elvermeyen çocukları okutmak için çırpınan gönüllüler...Ama biri vardı ki, ona reva görülen muamele, erdemli insanların kalplerinde ve özgür vicdanlarda isyan duygusu yaratmıştır.Prof. Dr. Türkân Saylan, cami duvarı etkisi yapacaktır. Bu soruşturmada bir yanlışlık bir haksızlık, hatta bir kasıt varsa, Türkân Saylan’a tosladığı için çarpılacaktır!O ki cüzzamla savaşı kazanmış bir kahraman ve ödüllerle taçlanmayı eğitim alanındaki yaratıcı çabaları ile hak eden bir liderken saygı yerine ceza görmüştür.Evi ve çağdaş eğitime destek veren örgütünün şubeleri basılmış, aranmış, idealine gönüllü omuz veren arkadaşlarından birçoğu polis tarafından toplanıp götürülmüştür.Seçilmiş hedef...Ergenekon’un dünkü operasyonu çağdaş yaşamı destekleyenlere karşı yapıldı.Çağdaş yaşamı desteklemeyenler de bayram etti.Çünkü arama sırasında 36 bin kız çocuğuna ve 29 bin üniversite öğrencisine eğitim bursu veren derneğin bilgisayar diskleri götürülmüştü.Kanser tedavisi gören Prof. Saylan canıyla uğraşıyor ama dün “Bu diskleri aldıkları için korkarım ki çocukların paralarını gönderemeyeceğiz” diye üzülüyordu.Tek teselli, halk artık uyumuyor.Hatta tepki vermeyi öğrendi; VATAN’ın internet sitesinden işte size bir örnek:“Trilyonları götüren hasta (Erbakan) canlandı, İran’a gitti, memleket sevdalıları hasta yatağında rahatsız ediliyor.. Siz hiç tarikat yurtlarının, tarikat şeyhlerinin arandığını gördünüz mü?” Anlaşılacağı gibi toplumun her geçen gün genişleyen bir kesimi Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın da dahil bulunduğu gözaltıların “seçilmiş hedef” olduklarına inanmaktadır.Birinci iddianamenin dayandığı bilgiler Tuncay Güney’e işkence altında söyletilen ifadelere dayanıyor; bu MİT’in uyarısı ile ortaya çıktı.Ama soruşturma savcılarının yaklaşımları değişmedi, değişmiyor:Önce suçla, sonra kanıt ara...Korkuyla terbiyeŞu çelişkiye bakın ki, yapacağı konuşmada “darbelere karşıyız” diyeceği önceden öğrenildiği için Prof. Saylan İzmir mitinginde kürsüye çıkamamıştır.Buna rağmen o, 29 Nisan’da Çağlayan mitinginde inandığı şeyi yine söylemiştir:“Çözümün darbeler olmadığını yaşayarak, kurbanlar vererek öğrendik!” Hedef olduğu suçlamalar ve bu baskınlar şimdi nasıl izah edilecektir?Çok yazık ki zaten kimsenin bir şey izah ettiği yok! Muhalefet iktidarın halkı terörize ettiğini söylüyor, buna rağmen iktidardan en küçük bir ses çıkmıyor.Hiçbir demokratik yönetim böyle bir ortamda toplumu korku ve merak içinde bırakmaz. Bırakıyorsa korkuların üremesinden çıkar umuyordur.Nitekim hedef alınan kişi ve kurumların ortak özelliği Atatürkçü olmalarıdır.Cumhuriyet değerlerini ve çağdaş yaşamı destekliyor olmalarıdır.Prof. Türkân Saylan hamlesinin geri tepmesi bu hengâmenin getirdiği tek ama çok önemli bir kazançtır:Çünkü bu insafsız hamle, AKP karşısındaki güçlere birleşmeleri gerektiğini öğretmiştir.İktidarın yanlışları dağınık muhalefet üstünde tutkal etkisi yapacaktır.