Birinci sayfadaki üç fotoğraf, dönemin simgesi olacak tarihi belgelerdir!
Yatırımı ve eğitimi önemsememiş, dini yanlış okuduğu için aşırı nüfus artışının sosyal çığ tehlikesi doğuracağını bilememiş, üretim yerine tüketime meyletmiş, büyümeyi sadece kendi dar çevresini zenginleştirmek olarak görmüş, yolsuzluğu kurumlaştırmış bir iktidarın elinde küresel krize yakalanan ülkemizin içler acısı manzaraları bunlar...
Türkiye’de işsizlerin sayısı 6 milyonu, oranı da yüzde 25’i geçti.
Dün Adana Numune Hastanesi önünde ağlayan o fotoğraftaki adam ile 165 arkadaşı bu rakama henüz girmedi.
Sadakayla olmaz
Sosyal devlet olmanın ve sosyal adaleti sağlamanın en onurlu yolu çalışmak isteyen vatandaşa iş bulmak, iş yaratmaktır. Bu iktidar sadaka dağıtarak sosyal devlet olunduğunu sandı.
Oysa devletin, iş yanında insanca yaşamaya yetecek kazancı da sağlamak görevi vardır. Bu da israftan kaçarak, çalmayarak ve çaldırmayarak olur. Pahalı uçak ve otomobil filoları oluşturarak değil.
Resimlerden biri Adapazarı’nda çöpe atılan kararmış muzları eve götürmek için poşete koyan temizlik işçilerini gösteriyor. Bu da işi olan herkesin yeterli geliri sağlamaktan ne kadar uzak olduğunu anlatıyor.
Üçüncü resim İstanbul Sultanbeyli’de çekildi.
Seçim öncesi göz yumulan kaçak yapılardan 50 tanesi dün yıkıldı.
Birinin sahibi dozerleri durdurmak için 4 aylık bebeğinin boğazına bıçak dayadı ama o “canavar rolü” bile işe yaramadı.
Günah çocuklara
Başbakan hazır tatildeyken sakin kafayla bir iç hesaplaşma yaparsa bu içler acısı manzaraların sadece küresel krizle izah edilemeyeceğini görecektir.
Belki hatalarından dönme fırsatını elde edecektir.
Mesela “En az üç çocuk yapın” öğüdü, asla göze almaması gereken bir sorumsuzluktu.
Çağdaş eğitim gönüllülerine düşman bir zihniyetin yönetiminde, işsiz aile çocuklarının tarikat örgütleri için kolay av haline geldikleri bir ülkede ne yapabiliriz?
Bunu iyi düşünmeliyiz.
Türkân Saylan dün “Bir müddet daha yaşamam gerekiyor” diyordu.
Allah ona uzun ömür versin. Ama durum gerçekten vahimdir.
Çünkü bu ülkeye onlarca, yüzlerce Türkân Saylan’lar lâzım!
İyi ki Varsın
Koca koca adamlar kendileri gibi düşünmeyenleri olmadıkları bir role sokmaya çalışıyorlar.
Meselâ Ergenekon savcıları son günlerin mesaj hedefidir.
“Hukuka uyun” çağrısı yapan insanlara normal olarak ne sorulur?
“Hukuk nerede ihlâl ediliyor?”
Ama hayır; o koca koca adamlar “Ne yani, askeri darbe mi istiyorsunuz?” diye püskürüyorlar.
Sanki askeri darbe suçu işleyenlerle hukuka bağlı kalarak baş edilemez gibi...
Şükür ki gerçek bu “intikam korosu”nun dediği gibi değildir.
Bakın ceza yasasını yapan kurulda çalışan ve şu anda YÖK Başkanvekili olan Prof. İzzet Özgenç bile ne dedi:
“Savcı olsam davet ettiğimde gelebilecek olan kişiyi ne zorla getirtirim ne yakalanmasını isterim. Rektörler davet edildiğinde gelebilecek kişilerdir.”
Sanki Ergenekon
Bugünkü VATAN’da AİHM’den mahkûmiyet alan usul ihlâlleriyle ilgili geniş bir haber yer alıyor.
Yaşandığı ülkeyi gizlemiş olsak, arama ve gözaltılarda yapılan tüm bu ihlâllerin Ergenekon’da yaşandığını iddia edebilirdiniz.
Uygarlığın insana en büyük armağanı nedir?
Eninde sonunda adil bir mahkemeye ulaşılacağı inancıdır. Sabır...

