Tayyip Erdoğan kendisini yaratan tarihin “tekerrür” ettiğini kendisine alternatif ürettiğini acaba görüyor mu?
Geçen hafta sonunda, yakın geleceğe ışık tutacak iki önemli gelişme yaşandı.
Bunlardan biri Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın tutuklanmasına gösterilen tepkilerdi.
Öğrencilerle öğretim üyelerinin Anıtkabir’de gerçekleştirdikleri protesto eylemine on binlerce başkentli de katıldı.
Prof. Haberal, tutuklama kararı ardından Metris Cezaevi’ne götürüldüğünde kalp spazmı geçirdiği için hastaneye kaldırıldı.
O andan itibaren ünlü cerrahın yattığı hastane başta siyasetçiler olmak üzere toplumun çeşitli kesiminden insanların koştukları bir yer oldu.
Devlet gücünün kötüye kullanılması zulümdür. Vicdanı hür toplumlar bu zulme itiraz ederler, tepki gösterirler ve hatta müsebbibi saydıkları iradeyi cezalandırırlar.
Üstelik mağduru sahiplenerek, hatta onu baştacı ederek cezalandırırlar.
Sanki kader dayatıyor
Camileri kışla, müminleri asker yerine koyan bir şiir okuyarak halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçundan mahkûm olup hapsedilen Tayyip Erdoğan, toplum vicdanında mağdur konumu kazandığı için parlamıştı.
Siyasi yasaklı durumunda iken kurduğu parti, bu sayede tek başına iktidar olmuştur.
Üstelik halk bunu yaparken, Erdoğan’ın mağduriyetinden sorumlu tuttuğu siyasi yapıları ve kişileri dümdüz etmiştir.
Şimdi aynı senaryonun başka bir kahramanla oynanan ikinci versiyonu start almış gibi... Üstelik Mehmet Haberal mağdur rolüne 2001’in Tayyip Erdoğan’ından daha az yakışıyor değildir.
O, Bülent Ecevit’in cumhurbaşkanlığı teklif ettiği kişidir. Teklifi reddetmiştir ama kader şimdi dayatmaktadır.
Siyaset, Tayyip Erdoğan’a uzun zamandır aradığı alternatifi Tayyip Erdoğan’ın yardımı ile bulmuş olabilir mi?
Bu ihtimali yabana atmamak lâzım.
Prof. Haberal’ın ülke ufkunda ne hızla yükseleceği artık onun adanmışlık gücüne ve toplumun vereceği desteğe bağlı olacaktır.
Zulüm böyle geri teper
Ergenekon sömürüsü Kıbrıs’ta da ağır bir tokat yemiştir. KKTC’deki seçimleri etkilemek amacıyla kullanılan bu silâh geri tepmiştir.
KKTC Başbakanı Soyer, Ergenekon iddianamesinde adları geçen Rauf Denktaş ile eski başbakan ve ana muhalefetteki UBP lideri Derviş Eroğlu haklarındaki iddiaların araştırılması için Başsavcılık’tan talepte bulunurken, herhalde hamlesinin bir siyasi harakiri sonucu doğuracağını hiç düşünmemişti.
Ama işte olan olmuştur.
Hukuktaki “makul şüphe” normuna oturmayan iddialar hedef alınan parti ve kişilere seçim kaybettirmemiş, tersine hak ettiklerinden büyük galibiyet getirmiştir.
İşte Denktaş’ın desteklediği ve Derviş Eroğlu’nun lideri olduğu UBP... Bu parti oyların yüzde 44’ünü, meclisteki sandalyelerin yarıdan fazlasını alarak beklenenin üstünde bir başarı elde etmiştir.
KKTC küçük bir laboratuvardır ama AKP yaşanan deneyden ders çıkarmalıdır.
Aynı şartlar, daha büyük bir ölçekte farklı sonuçlar doğurmaz.
Adaleti saptırma amaçlı entrikaların eninde sonunda varacağı durak, onur kırıcı yenilgilerdir. İki işaret fişeği, ders almasını bilenler için ciddi uyarılardır.
Peki ders almayı bilmeyenler?..
Onları da çare zannettikleri erken ve baskın seçimlerde telef olmak bekliyor.
Bu kader hiç değişmiyor çünkü!
Mağduriyet yeni lider mi yaratıyor?
Haberin Devamı

