Demokratik bir toplumu cehennem azabına gark edecek talihsizliğin adı çifte standarttır!
Öyle bir toplumda hukukun üstünlüğü güvencede olamaz.
Orada hiçbir değer uzun yaşayamaz.
Çifte standart, özgür bir topluma hakarettir. Bu hakareti de ancak despot bir yönetim, her zaman haklı olduğuna inanan bir diktatör yapabilir. Ve tabii onur sahibi özgür insanlar bu saldırıya karşı dururlar.
Türkiye şimdi tam böyle bir geçiş dönemini yaşıyor. İktidar partisi lideri Erdoğan cemaat uysallığı ve sadakatine sahip bir kamuoyu istiyor. Çağ dışı özlemine direnen onurlu insanları ve kurumları, devletin gücünü kötüye kullanmak pahasına boyun eğdirmeye çalışıyor.
Değerlerle ilgili öncelikleri duruma göre değişiyor. Mesela işine geldiği yerde halkın iradesini kutsuyor, gelmediği zaman kendi tercihini dayatıyor, tehdit etmekten bile sakınmıyor.
“Ben merkezci” karakteri dün kendisine yeni bir oyun oynadı. KKTC’deki seçimler sonrası durumla ilgili sözleri, devlet adamı tutarlılığı açısından tam bir acıklı komedidir. Skandaldır.
Birine öyle birine böyle
KKTC’de seçimi kaybetmesi için AKP’nin Ergenekon silâhı ile çullandığı taraf zafer kazanmıştır. Başbakan işbaşına gelecek yeni iktidarın Rumlarla yürüyen görüşme sürecine köstek değil, destek olmasını beklediklerini dün açıkça “ihtar” etmiştir.
Şu üsluba bakar mısınız:
“Biz orada, KKTC Cumhurbaşkanı’nın elini zayıflatacak herhangi bir adımın hiçbir zaman yanında olmayız; bunu da açıkça söyleyeyim!”
Başbakan Erdoğan, AKP’nin onayladığı politikalar izleyen KKTC Cumhurbaşkanı Talât’ın arkasında durduğunu sadece belli etmiyor. Seçimde oyların yüzde 44’ünü alan UBP ile lideri Eroğlu’na ve arkasındaki eski Cumhurbaşkanı Denktaş’a da meydan okuyor.
Şimdi kendisine soracaklardır: KKTC’deki halk iradesinin Filistin’deki halk iradesi kadar değeri yok mu?
O değer, korunacak veya karşı çıkılacak hükümete göre azalıp çoğalıyor mu?
“HAMAS’sız çözüm olmaz” diyerek dünyayı, Filistin’de seçim kazandığı için HAMAS’ı tanımaya çağıran Tayyip Erdoğan KKTC’deki durum karşısında düştüğü çelişkiyi nasıl açıklayacaktır?
HAMAS’a verdiği gönüllü hizmetin kırıntısını Kıbrıs’ta UBP’den esirgemesini, onlara sömürge idaresi muamelesi yapmasını ne şekilde mazur gösterecektir?
İyi bir lideri hak ediyoruz
VATAN Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talât’ın yürüttüğü müzakere sürecine karşı değil. Aksine çözüm yolunda elde edilen kazanımların yitirilmemesini istiyoruz biz.
Ve salt milliyetçi bir inadın Türkiye’nin AB hedefini zora sokacağı gibi Kıbrıs’taki soydaşlarımıza da zarar vereceğini görüyoruz.
Endişemiz, KKTC halkının iradesine saygı göstermeyen, hükmedici bir dış müdahalenin gereksiz bir onur kavgasını tahrik etmesi ve bu durumun da halkı çözüme ikna etmeyi imkânsız kılacak olmasıdır.
Değerleri oturmuş, bugünden yarına değişmeyen bir lider ve bir iktidar tarafından yönetilmeyi hak ediyoruz.
Nalıncı keseri gibi sürekli kendine yontan kurallar üreterek krallığa heves eden yöneticiler ülkeye istikrarsızlıktan, gerginlikten korkudan ve kaostan başka bir şey veremezler.
Tayyip Erdoğan korkutan değil güven veren, adil bir Başbakan olmanın şansını kullanmalıdır.
Onurlarını savunan birey ve kurumların çok olması onu kızdırmamalı aksine gururlandırmalıdır!
Değişin artık!
Haberin Devamı

