Dersimiz demokrasi

18 Eylül 2009

Ankara Belediye Başkanı Gökçek’in kafasındaki tilkilerin kuyrukları birbirine dolaştı!İyi ki öyle oldu.Az kalsın başkentte bir caddeye içki yasağı getirmenin eşiğini atlayacaktı.Üstüne üstlük “demokrasinin en aracısız uygulaması olan halk oylaması ile laik cumhuriyete gol” atmanın fiyakasını yapacaktı.Şükürler olsun ki “Bahçelievler 7’nci Cadde trafiğe kapatılsın mı?” konulu halk oylaması pusulasına içki yasağını dahil etme fikrinden vazgeçmek zorunda kalmıştır.Kimler sağladı bu sonucu?Asıl AKP içinden yükselen itiraz sesleri belirleyici olmuştur.İktidar partisi, laikliğe karşı eylemlerin odağı olmaktan Anayasa Mahkemesi’nde hüküm giymiştir.Partinin üst yöneticileri tarafından gösterilen acil tepkiler, laikliğe aykırılıktan açılacak yeni bir davaya çanak tutuluyor korkusunun yansıması olmalıdır.Siyasetçi palavrasıAnayasa Mahkemesi’nin verdiği mahkûmiyet kararı AKP’yi korumuştur. Ama Gökçek örneği, anti laik virüsün partide halâ aktif durumda olduğunu kanıtlamaktadır.Laik düzeni yıkmaya dönük bir niyetin varlığını değilse bile din sömürüsü yoluyla oy avcılığı hevesinin dinmediğini ve kolay da dinmeyeceğini bu olay göstermiştir.Melih Gökçek “Türkiye demokratik bir ülke; halkın kanaatine başvuruyoruz” demişti iptal kararına mecbur kalmadan bir gün önce.Dün Prof. Ersin Kalaycıoğlu’nun Akşam’a verdiği mülâkatı okudum.Parti yöneticileri tüm hükümet üyeleri ile milletvekillerini toplayıp Kalaycıoğlu’nu dinlemeye mecbur etseler hem kendilerine hem ülkeye büyük iyilik yaparlar. Hoca “Sandığı getiriyoruz ortaya, demokrasi çıkıyor uygulaması tamamen palavradır!” diyor.Hitler ve Mussolini’nin de çok referandum yaptıklarını hatırlattıktan sonra şöyle devam ediyor:Oy herşey değildir“Demokratik olan ve olmayan rejimlerin ayırımını halka ne kadar dayandıkları sorusu cevaplamaz. Özgürlüklerin garanti altında olup olmaması kilittir. (...) Bireylerin kendilerini korkmadan ifade etmeleri önemlidir. Basın ve medya örgütlenmesinin yapısı ve eleştiri özgürlüğü hayatidir.” Yani oyunu kullansın diye halkın önüne sandık koymak, demokrasinin var olduğunu ispatlayan bir kanıt değildir!.Temel haklar ve özgürlükler için “devam mı, tamam mı” referandumuna oy atılan sandıklar ne kadar demokrasiye karşı hileli bir suikast ise, medyayı susturmak, çok sesliliğe son vermek gizli niyeti ile devletin mali denetim işlevini intikam ve terbiye aracı olarak kullanmak da o kadar demokrasi cinayetidir.Halkın oyları her seçimde değişebilir.Demokrasiyi demokrasi yapan şey adalet, özgürlük gibi değerlerin değişmemesi, sandıktan çıkacak oyların etkisi ile geriye gitmemesidir.Oylarına bir okurumun deyimi ile “ilâhi vazgeçilmezlik” vehmeden bir iktidar millet için de demokrasi için de tehlikedir!

Devamını Oku

Plan değil pilav önemli

16 Eylül 2009

Ekonominin gelecek üç yıldaki gelişimini öngören yol haritasına Orta Vadeli Program (OVP) deniyor.Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın dün OVP konusunda yaptığı açıklamalar küresel krizi doğru teşhis edemeyip zamanında tedbir almamaktan doğan zararların Türkiye’ye en az dört yıl kaybettireceğini gösterdi.Krizin küçülme maliyetini en ağır biçimde ödeyen ekonomilerin başında biz geliyoruz.Kişi başına düşen milli hasıla ekonomik gelişmenin en önemli göstergesi kabul edilir. Planda 2012 yılı için ulaşılacağı belirtilen 9 bin 732 doların 2008 yılındaki rakamın (10 bin 436 dolar) bile gerisinde kaldığı görülüyor.Plan iş bulmak için bekleyen işsizlere de sabretme gücü ilham etmiyor. Çünkü işsizlik oranı 2012 yılında 2008’in 2,5 puan daha üstünde olacaktır.Uzmanlar OVP’nin pembe tablolar vaad etmeyen, gerçekçi bir belge olduğunu söylüyorlar. Yalnız şu konuda bir sorun var:Pusulasız harita Bakan Babacan dün “Programımız ekonominin yeniden güçlü ve sürdürülebilir bir büyüme dönemine girmesini hedeflemektedir” dedi.Yol haritasında bu yıl ekonominin yüzde 6 küçüleceği hesaplanıyor. Ama gelecek yıl yüzde 3,5 büyüme öngörülüyor.Böyle bir gerçekleşme, bir yıl içinde yüzde 10.7 oranında müthiş bir büyüme mucizesine ihtiyaç doğuracağına göre bunun adımları ve hangi kaynaklarla finanse edileceğine dair bilgiler veriler nerede?Pusulası olmayan bir yol haritası ile mi karşı karşıyayız?Tereddütlerin yoğunlaştığı noktalardan biri budur.Önemli bir soru daha var:Bu program, güven uyandırmak bakımından IMF programının yerini tutabilecek bir belge midir? Cevap “HAYIR!” Peki bu program IMF’den destek alabilir mi? Onun cevabı da... “Kolay değil!” Ama AKP iktidarı yaklaşan seçimi düşünerek her şeye rağmen yola IMF’siz devam etme şansını zorlayacak gibi görünüyor.Anahtar iş ve aş... Seçime IMF’siz girmenin fiyakasını AKP iktidarının fazla önemsemesini gereksiz bir risk sayanlar haklı çıkabilirler.Eğer Başbakan “Ekonomiyi yönetmek için IMF’ye muhtaç değilim” iddiasını kanıtlamanın oy getireceğini düşünüyorsa yanlış hesap yapıyor. Çünkü IMF’nin yol haritası ile yürüdüğümüz yıllarda AKP iki büyük genel seçim zaferi kazanmıştır.Önümüzdeki seçimi, büyüme, iş ve aş veren bir ekonomi yaratılabilirse onun getireceği ümit ve heyecan kazandıracaktır.Seçim tahminlerinin şampiyonu A&G Araştırma Şirketi’nin Başkanı Adil Gür sürekli aynı vurguyu yapıyor: “Önümüzdeki seçimin sonucunu geçim derdinin ve işsizlik sorununun boyutları belirleyecektir.” Yani 1960 darbesinden sonra halka mal olmuş bir sloganda ifadesini bulduğu şekilde “plan değil pilav önemli...” Başbakan’ın basını susturmak konusunda göze aldığı tedbirlerin ayıplı ölçüsüzlüğü, onun da meseleye Adil Gür gibi baktığını düşündürüyor.Ama tedbiri yanlış yerde arıyor!

Devamını Oku

Tanıklar sağlam

16 Eylül 2009

Açılıma ne isim verirseniz verin; önemli olan herkesin gönlündeki hedefe ulaşmaktır.O hedef de Başbakan’ın ifade ettiği gibi “Gözü yaşlı anaların feryadını dindirmek”tir. Böyle bir mutlu sonu ancak terörün silâhları sustuğu, şehit cenazelerinin gelişi durduğu zaman idrak edeceğiz.Her adımını önümüzdeki seçimde oylarını arttırır mı, eksiltir mi hesabı yaparak atan iktidar sözcüleri pek inandırıcı olamıyor.Fakat Başbakan Erdoğan’ın gelişmeler hakkında bilgi verdiği son zemin, dinleyicilerinin özelliğinden gelen bir inandırıcılık taşıyordu. Başbakan’ın iftar yemeğinde topladığı kişiler Ankara’daki yabancı büyükelçilerdi.Başbakan’ın dediklerini kolayca soruşturacak olanaklara sahip bu diplomatlara gerçek olmayan şeyler söylemenin yararı, anlamı olamazdı. Çünkü yabancı büyükelçilerin bir kısmı, yürütülen temasların içinde rol oynuyor, geri kalanları da olan biten çok şeyi yakından izliyordu.Tayyip Erdoğan önlerine çıkacak engellerden yılmayacaklarını belirttikten sonra onlara şu önemli sözleri söyledi:Çözüme yakınlık...“Hassas bir süreçten geçiyoruz ancak altını çizerek ifade ediyorum çözüme her zamankinden daha yakınız. Çözüme yönelik umutlarımız her zamankinden fazla ve biz bu işi mutlaka çözmeliyiz diye inanıyorum.” Düne kadar AKP’nin ucuz bir seçim yatırımı peşinde koştuğu düşüncesini taşıyordum. İktidar içeriğini açıklamadığı için riski olmayan bir hayali projeye mucize marifeti yükleyecek, ama muhalefet yüzünden hayata geçirilemediğini söyleyerek seçime gitmeyi deneyecek tahmini yapıyordum.Büyükelçilere Başbakan’ın yaptığı açıklamalar, projenin boş olmadığı ümidini veriyor. Muhalefet elbette şüpheci olacaktır ama iktidara hiç değilse kapılarını açık tutarak danışma imkânını tanımalıdır.Son çabaların PKK’yı silâhsızlandırma amacına yoğunlaştığı haberleri geliyor. Konuşulan yaygın bir senaryo 100 veya 200 terör örgütü üyesinin sınıra gelip silâhlarını bırakarak teslim olacaklarıdır. Öyle bir başlangıcın kamuoyunda yaratacağı olumlu havanın çok şeyi değiştireceğini söyleyenler haklı çıkabilir.Tahrik etmeyin!Başbakan önemli bir şans doğduğunu ve çözüme hiç olmadık biçimde yakınlaştığımızı söylüyorsa gerçekliğini sınamak gerekir.Bu elbette açık çek vererek olmayacaktır. Ama bu şansı kullanmak lâzım.Türkiye ancak PKK teröründen kurtulduğu zaman gerçek anlamda özgür olacaktır.Güneydoğu’da bir soruşturma nedeniyle on DTP’linin tutuklanmasına DTP Meclis Grup Başkanvekili Demirtaş’ın gösterdiği tepki aşırı olmuştur.PKK kan dökmek için bahane bile aramıyor.Demirtaş’ın sözleri DTP’yi terör tahrikçisi ve açılım kundakçısı konumuna sokuyor.DTP’liler için PKK’yı gözden çıkarmak zor olabilir ama bu kadar belli etmek de ayıp oluyor!

Devamını Oku

Bu açıklama senet olsun

14 Eylül 2009

Basın özgürlüğü, devlet terörüne hedef durumda iken bile erdemlerini kanıtlıyor.Devleti, yönetenleri, halkı uyarıyor.İnşallah koruma görevini de yapar!Doğan Yayın Grubu’na kesilen astronomik cezayı eleştiren yorumlara dün Maliye Bakanlığı cevap verdi.Bilindiği gibi eleştiriler başlıca...1. İktidarın yolsuzluk haberlerini durdurma ve muhalif yazarları susturma amacı taşıdığı;2. İncelemeye hedef yayın grubunun siyasi amaçla ve bilerek seçildiği:3. Bu operasyonun bürokrasi içindeki kadrolaşmadan güç aldığı iddiasına dayanmıştı.Bakanlık bu iddiaları cevaplarken denetimin siyasallaştığı ve Doğan Yayın Grubu’nun nokta hedef seçildiği savlarını özellikle reddetti.Bu değerlendirmelerin denetim elemanları üstünde rahatsızlık uyandırdığını belirtti.Basın özgürlüğü işlevini yerine getirmiş demek ki...Hoş bakanlık bu değerlendirmeleri “inceleme sürecini etkileme ve kamuoyunu yanlış yönlendirme çabası” olarak damgalamak istemiştir ama bunun inandırıcılığı bulunmamaktadır.Çünkü haber uluslararası zeminde bile siyasal amaçlı bir operasyon olarak algılanmıştır.Umarız bu konudaki olumsuz yankılar siyasi iktidar üstünde etkili olacak, devletin temeli olan adaletin daha fazla zarar görmesi bu sayede önlenecektir.“Kişiye özel uygulama, muhalif sesleri susturmaya yönelik baskı politikası” söz konusu değilse, demokrasiden yana kaygı taşıyan insanlar Maliye Bakanlığı’nın bu savunmasını memnuniyetle ve geleceği kucaklayan bir taahhüt olması dileğiyle karşılayacaklardır.Süreç devam ettiğine ve Doğan Grubu’nu yok etmeye dönük bir kasıt bulunmadığı söylendiğine göre sorun siyasetin değil teknik bir çalışmanın konusu olacaktır.Öyle bir durumda pek çok uzmanın hatalı bulduğu cezanın mahkeme kararına bile ihtiyaç kalmadan, daha erken bir aşamada kaldırıldığını görmek sürpriz olmayacaktır.Umarız bu tahmin gerçekleşir.Gerçekleşir de, medyası devlet terörü ile susturulan bir ülkenin zavallı vatandaşları durumuna düşmeyiz!Pahalı oyuncakGençleri işsizlik ve umutsuzluk vakitsiz ihtiyarlatıyor.Bu ortamda Türkiye’nin 12 milyar lirasını Patriot füzelerine yatırması doğru mu?Evine bakamazken kendine altın kabzalı tabanca alan adamın çelişkisi mi bu?Tartışma, ihaleye girecek Amerikan firmalarının izin için Kongre’ye başvuru yapması nedeniyle başladı. Aslında bu proje üç yıl önce yürürlüğe konmuştur.İhaleye Amerika yanında Çin ve Rusya da katılacaktır.Amerikan firmasının Kongre’den ön izini çıkarması, rekabet avantajı sağlamaya dönüktür. Çünkü dönemsel politikalar Amerikan Kongresi’nde silâh satışı ile ilgili izinlerin önünü tıkayabiliyor.Asıl mesele şudur: Korku, İran’ın nükleer güç haline gelmesi olduğuna göre NATO’nun Avrupa’ya kuracağı füze şemsiyesi Türkiye’yi de korumaz mı?Hayır; İran kaynaklı bir tehdit söz konusu olduğunda Avrupa’ya kurulacak sistem Türkiye’yi koruyamıyor. Çare Türkiye’nin kendini koruyacak şekilde hazır olması.İran’dan tehlike gelmez diyenler asker değildir.İyi niyetle de hareket etseler onlar tarihteki ve şimdiki İran’ı tanıyorlar.Nükleer füzelere sahip olmuş bir İran’ı onlar da, biz de bilmiyoruz. Özetle... Vicdan “alma” derken akıl “al” diyor!

Devamını Oku

Bu örnekler çoğalsa...

12 Eylül 2009

Başbakan devlet adamı tepkisi verdiği zaman aşırı memnuniyet uyandırdığını farkettim.Bunun iyiliği şu; Başbakan’ın devlet adamı kişiliği kazanması yolunda seyrek de olsa gösterdiği her çaba, değişebileceği umududur.Kötü tarafı şu; ondan devlet adamı davranışı beklemediğimiz için, olumlu jest ve eylemleri “sürpriz” etkisi yaratıyor.Bu durum da Tayyip Erdoğan’ın git gide Putin’e benzediğine dair hem içerde hem dışarda üreyen yakıştırmalara haklılık kazandırıyor.Konuşmasından, ona destek ve cesaret vermek için manşete çıkardığımız son sözü şuydu:“Biz Türkiye’nin tamamı değiliz!” Kibirden arınmış, muhalefet partileri ile uzlaşmak isteyen bir siyasetçi, kendini ancak bu kadar iyi ifade edebilirdi.Ama teşvik ettiğimiz bu “devlet adamı” sonra yine kayboldu, kalıbını yine tanıdığımız kızgın, hırçın siyasetçi doldurdu.Haksızlığa itirazDünkü gazetelerin, sel felâketi ile ilgili haberleri arasında gülümseyen bir “Tayyip Erdoğan sürprizi” vardı.İslâmcı bir gazete İkitelli’deki faciaya askeri bölgedeki göletin yol açtığını iddia etmiş, Belediye Başkanı Topbaş da bu iddiayı sahiplenmişti.Cuma çıkışları ayak üzeri beyanat vermek olumsuz bir alışkanlık olarak yerleşiyor. Bu iyi değil ama Başbakan bu fırsatı iyi bir amaç için değerlendirdi.Yandaş basının ve Belediye Başkanı’nın dürüstlüğünü sorgulamak pahasına yapılan yanlışı düzeltti:“Askeri bölgenin içindeki gölet yarıldı, taştı ve bunun etkisiyle TIR’ları aldı götürdü.. Bazı gazeteler bunu yazdı. Katılmıyorum. Oraları gördüm. O gölet böyle bir hasarı meydana getirecek gölet değil. Yarılma oldu ama doğal set var, hızı kesiyor. Burada dürüst olmamız gerekiyor. Orada faturayı hemen askere kesmenin anlamı yok. O yanlış bir şey!” Devlet adamı özlemiTürkiye’de son zamanlar askerin itibarını tahribe dönük sistemli bir suçlama ve hakaret kampanyası var ve garip bir şekilde bazı çevreler “demokratlığı asker düşmanlığına endekslemiş” durumdalar.İktidar partisi iftiralarla desteklenen bu olumsuz tutumu uzun zamandan beri şüphe çekici bir sessizlik içinde izliyordu.Başbakan’ın askere yöneltilen haksızlığa karşı çıkması, medyanın orduyu itibarsızlaştırmak için her kötülüğe başvuran mahallesinde umarız etkili olacaktır.Başbakan Erdoğan, devlet gücünü kötüye kullanarak ürettiği baskı ve korkuları iktidarı için çok suiistimal etti.Hukuka saygılı ve adaletine güvenilen devlet adamı denemeleri sıklaşarak çoğalırsa bu iyi olur ve çok şey değişebilir.Çünkü tıkanma yaratan siyasi gerginliğin tek müsebbibi muhalefet değil!

Devamını Oku

Geri siyaset

11 Eylül 2009

Yaşadığımız felâket bir kez daha kanıtladı: Siyasetin acele doğru bir tarife kavuşması gerekiyor.Önce siyaset doğru tarif edilecek ki buradan yola çıkarak doğru siyasetçilere ulaşılsın...Dün Başbakan Erdoğan da Belediye Başkanı Topbaş da kendileri için ağır bir başarısızlık hikâyesi olan su baskınlarını muhalefetin siyasete alet ettiklerinden yakınıyorlardı.Başbakan “Bu felâket üstünden siyaset yapmak çok çok yanlıştır” derken bunun sele verdiğimiz 30’u aşkın kurbana saygısızlık olduğunu savundu.Bilimsel tarifine uygun siyaset, topluma sunulacak en doğru hizmettir. Yanlış olan şey, oy devşirmek için yalan ve istismar üreten lâf salatalarını siyaset zannetmektir!Millet dün yine sel korkusu içinde uykusuz geçireceği bir geceye hazırlanırken ekranlar Türk işi siyasetin aktörleri tarafından parsellenmişti.CHP İl Başkanı, Başbakan ile Belediye Başkanı’nı kenti havadan gezdikleri ve korkudan yere inemedikleri için “ti”ye alıyor, Belediye Başkanı Topbaş da kendilerinin son 16 yıldan sorumlu olduklarını CHP’nin 44 yılın günahını taşıdığını söylüyordu.İnsan bu tartışmayı izlerken hakarete uğramış gibi hissediyor.16 yılda yeni bir ülke, yeni bir uygarlık kurulur. Önceki 44 yılı sorumlu tutan kafa daha önceki 600 yılın iktidar sahiplerini de pek âlâ suçlayabilirdi. Onları belki halife sıfatı taşımaları kurtarmıştır; kim bilir!Felâketin merkezi Ayamama Deresi’dir.16 yıl önce oraları bomboştu. AKP dürüst bir siyaset yapsın ve buradaki günahlarına hiç boşuna ortak aramasın.Çünkü oradaki tüm günahları AKP’nin yerel ve son 7 yıldaki merkezi iktidarları işledi!Felâketin önemli kazanımlarından biri suyun hikmeti ve hiddeti konusunda yöneticilerimizin yeni şeyler öğrenmeleridir.Başbakan dün “Yatağından akamayan derenin intikamı acı olur” diyordu.Bu sözün içerdiği direktifi umarız yerel yöneticiler alacaklar, suya yolunu şaşırtmaya kalkışmak ve yönünü değiştirerek kuruttukları dere yataklarını yapılarla doldurmak yanlışına bir daha düşmeyeceklerdir.Önümüzde dere yataklarını temizleme amaçlı sancılı bir yıkım dönemi bulunuyor.Korkumuz, uyarımız ve dileğimiz şu ki doğanın sillesini yemiş olan insanlar bir de rant avcılığına şartlanmış yönetimlerin adaletsizliğinden zarar görmesin!DTP’nin normali!DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ne yapmak istiyor?Bayraklara sarılı dizi dizi şehit cenazeleri toprağa verilirken Silâhlı Kuvvetler’e terör örgütüne karşı operasyonları durdurma çağrısı yapmak neyin nesidir?Bir siyasi çözüm çabası mı, yoksa acısı yurdu sarmış yürek yangınlarına benzin döken bir tahrik mi?Gazetelere Ahmet Türk’ün demeci genel olarak “PKK elini tetikten çeksin” başlığı ile girdi. Keşke çağrı bundan ibaret olsa. Ama değildir; Ahmet Türk “normalleşme için operasyonlar durmalı, PKK da elini tetikten çekmelidir” diyor.Bu ateşkes durumudur.Terör örgütünün resmen tanınmasıdır.DTP’liler sivil örgütleri ziyaret ediyorlar.En yararlı ziyareti dün gerçekleştirmiş sayabilirler kendilerini. Çünkü Türkiye Barolar Birliği’nde onlara ayaklarını yere basacak gerçekler açıkça söylenmiştir:“Ortak eğitim dilinin Türkçe olması bizim olmazsa olmazımızdır. Güç kullanma tekelinin devlette olması ilkesinden vazgeçilemez.” Bunların ihlâli cumhuriyeti zedeler.Cumhuriyet sakatlanırsa demokrasi kalmaz. O zaman neyin açılımını yapacağız?

Devamını Oku

Sempati kredisi tehlikede

10 Eylül 2009

Hükmetme ihtirasına kapılan siyasetçilerin kurnazlığı niyetlerini uzun süre gizlemelerine yetmiyor.Doğan Yayın Holding’e öyle bir vergi cezası kesildi ki olaya uzaktan bakanlar bile bunun siyasi intikam duygusu ile planlanmış bir yok etme eylemi olduğunu anladılar.Bir ticari kuruluşun piyasa değeri büyüklüğünde vergi cezası olur mu?Olmaz ama Türkiye’de oldu. Bir yandan da bu fenalık, tezgâhlanan oyunun ardındaki niyeti açığa çıkarmak gibi bir iyiliğe hizmet etti.Bundan önceki Maliye darbesi ardından Başbakan Erdoğan “Bunlar benim, üzerinde hiç kontrolümün olmadığı, Maliye Bakanlığı’nca yürütülen yasal çalışmalar” demişti.Artık bu ifade itibar görmüyor.AB Komisyonu Sözcüsü’nün açıklaması, ağır bir demokrasi ihlâli suçlaması içermektedir:“Bu olayda görüldüğü gibi, bir basın grubunun tamamının varlığını tehdit eden bu büyüklükteki bir yaptırım uygulandığında basın özgürlüğünün tehlike altında olduğu söylenebilir.” Tehlike alârmı...Basın özgürlüğünün tehlike altına girdiği bir rejim demokrasi değildir.AB’nin açıklamasında devlet yetkilerini kötüye kullanan demokrasi özürlü bir irade, açıkça tarif ve tespit edilmiştir. Bu tespit 14 Ekim’de açıklanacak olan Türkiye İlerleme Raporu’na yansıyacaktır.Dünyanın en itibarlı gazetelerinden New York Times da Tayyip Erdoğan’ın hasımları üstüne Rus lider Putin’in uyguladığına benzer yöntemlerle gittiğini yazdı. Onur verici bir benzetme değil bu!Başbakan, özellikle Batı’da çok yararlandığı sempati kredisini bu gidişle kaybedeceğini bilmelidir. Batı, laiklik karşıtı eylemlerin doğuracağı tehlikelere yabancı olduğu için AKP’ye yönelik suçlamaları önemsemedi.Ama basın özgürlüğünü boğmaya yönelik niyetlerin eyleme geçme gücü kazanması ne sonuç doğurur; bunu çok iyi bilirler.Tayyip Erdoğan, dikta heveslisi görünmenin davet edeceği gazaba hedef olmaktan hızla uzaklaşmalıdır.Çünkü bu damgayı yediği andan itibaren geçmişte görmezlikten gelinen bazı eylemleri kendisine ve ülkeye zarar verecek anlamlar kazanmaya başlayacaktır.Yedi yıldır kadrolaşırken muhaliflerini süpürecek bir yargı düzeni, hedef gösterilen kişi ve şirketleri vergi cezaları ile yok edecek bir maliye düzeni, okul yıkacak, çağdaş eğitim amaçlı burs alan çocukları fişleyecek bir polis devleti düzeni kurmak amacıyla hareket ettiği ortaya çıkacaktır.AKP’nin arkasına aldığı sempati rüzgârı pek çok günahının fark edilmesini ve önemsenmesini önlüyordu.İktidar bu imtiyazın değerini bilmeli ve kaybetmemek için her şeyi yapmalıdır.*****Ne teşekkürü bu?Ekonomide yılın ikinci çeyreğine ait rakamlar açıklandı.Birinci çeyreğe göre küçülme hızı düşmüş ama Türkiye, krizin etkileri ve işsizlik bakımından dünyanın en kötüleri arasındaki yerini koruyor.Yunanistan’da iktidar ikinci çeyrekte büyümeye geçemediği için erken seçim kararı aldı. Yalnız dikkat!..Küçülme sadece binde 2 idi.Türkiye’nin ikinci çeyrekte yaşadığı küçülme yüzde 7 olduğu halde bizdeki iktidar dimdik ayakta!Siyasetçiler “küçülmenin hızı düştü” diyerek yine kendi eserleri olan daha beter geçmişten teselli çıkarıyorlar.Şaşmamak lâzım. Çünkü ünlü sözdür; kaz varsa kazıkla!Siyasetçilerimiz kötülüklerden hayal üretmekte üstün yeteneğe sahipler.Mesela İstanbul’un uğradığı sel felâketi bir şehircilik cinayeti, yönetim rezaletidir. Acaba bir mucize olur da birkaç siyasi ve idari yönetici istifa eder mi diye beklerken...Başbakan normalde ihmallerinden sorumlu tutulmaları gereken bakanlarından valiye ve belediye başkanına kadar herkese teşekkür etti.Toplumlar hak ettikleri biçimde yönetilirler. Şikâyet etmeye hakkımız yok!

Devamını Oku

Islanmadılar bile!

10 Eylül 2009

Başımıza gelen bir doğa olayıdır. Onu felâket haline yine biz getirdik!Yıllardır ektiğimiz sorumsuzlukların şimdi ürününü biçiyoruz.Türkiye’nin en büyük ve en zengin kenti sele 31 kurban verdi.Ama bu utancın bedelini ödemek durumundaki sorumlular, ölümlerin yarattığı kahrolma duygusunu pişkinlikleri ile daha dayanılmaz hale sokuyorlar.Baksanıza selin ortasında ıslanmadılar bile!Eskiden “Takdir-i İlâhi” derlerdi. Herhalde Ramazan hürmetine, o alışkanlığı sürdüren olmamış.Ulaştırma Bakanı, Çevre Bakanı ve Belediye Başkanı küresel iklim değişikliğinin yol açtığı istikrarsızlık nedeniyle doğayı ve dere yataklarına kaçak ev ve iş yeri yapan vatandaşları suçladılar.Hemen hepsi suyun doğal akış yollarının kaçak yapılarla dolmasından ileri gelen sel felâketiyle ilk kez karşılaşmış ve sebebini de bugün keşfetmiş gibi demeçler verdiler uyarılar yaptılar.AKP yedi yıldır iktidarda. Tayyip Erdoğan İstanbul’a 15 yıl önce belediye başkanı oldu.İstanbul’daki sevaplarda ne kadar hak sahibi iseler günahlardan da aynı ölçüde sorumludurlar.Dün gelmişler gibi...Oysa dünkü elem verici manzara karşısındaki tutumlarına bakan yabancı bir gözlemci, bu siyasetçilerin kötü bir mirası henüz birkaç ay önce devralmış insanlar olduğunu düşünebilirdi.Onları mağdur sayabilirdi.Halbuki suçludurlar.Bu afetin provasını İstanbul 14 yıl önce yaşamıştı. Biz Sabah Gazetesi’nin İkitelli’deki tesislerinde sele teslim olmuştuk.Aynı sebepten kaynaklanan sorun tekrarlanmışsa bahane üretmek pişkinliktir.Belediye Başkanı Topbaş “Bugüne kadar olan bütün yönetimlerin hataları var. Daha dikkatli olmalıyız” diyordu dün.Bunca insanın hayatına mal olan görev ihmalleri ve yasa ihlâlleri kibir kokan sözlerle takipsiz bırakılamaz.Aynı şekilde Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım... O da “Alt yapıyı yapmadan üst yapıyı yapıyoruz. İşin sıralamasında yanlışlık var” dedi.Bu tür felâketleri “her zaman” yaşamaya devam edeceğimizi söyledi.“Geliyor olay, bir dalgalanıyor, geçiyor. Vatandaş bir yandan, kamu idarecileri bir yandan sanki kaldığımız yerden devam ediyoruz.” Sele dayanıklı koltuklarSel bölgelerinin havadan çekilen fotoğrafları, doğal su yollarının cahilce bir açgözlülükle yağmalanıp yapılarla doldurulduğunu gözümüze sokuyor.Bunun suçunu kimse vatandaşa atmasın. Hele onları her seçimde oy hesabı ile gecekondu yapmaya özendirenler hiç yapmasın bunu.Efes antik kentini bir zahmet ziyaret edecek olurlarsa, İstanbul’da dün keşfettiklerini sandıkları hakikatin 2100 yıllık anıtlarını görebilirler.Düzlükleri, su yollarını dokunulmaz sayan o uygarlığın mirasçısı olmayı hak etmek bile bizi kurtarabilirdi. Ve kamu kaynaklarını oy avcılığına değil alt yapıya yatırmayı öğrenirdik.Sel felâketi, bilgi ve ilkeye dayanmayan zenginliğin ne kadar aldatıcı olduğunu öğretmiş olmalıdır herkese.İstanbul’un hızla gelişip zenginleştiğini sandığımız bir bölgesini sular süpürüp götürdü. Sonuç olarak bu kıssadan ne hisse kaldı derseniz...Çok güçlü bir iktidara sahip olduğumuzu bu sayede tekrar anlayacağız.Bir istifa bile olmayacak.Otuzdan çok insanı öldüren sel, bu iktidardan bir tuğla bile sökemeyecek; görün bakın!

Devamını Oku