Yaşadığımız felâket bir kez daha kanıtladı: Siyasetin acele doğru bir tarife kavuşması gerekiyor.
Önce siyaset doğru tarif edilecek ki buradan yola çıkarak doğru siyasetçilere ulaşılsın...
Dün Başbakan Erdoğan da Belediye Başkanı Topbaş da kendileri için ağır bir başarısızlık hikâyesi olan su baskınlarını muhalefetin siyasete alet ettiklerinden yakınıyorlardı.
Başbakan “Bu felâket üstünden siyaset yapmak çok çok yanlıştır” derken bunun sele verdiğimiz 30’u aşkın kurbana saygısızlık olduğunu savundu.
Bilimsel tarifine uygun siyaset, topluma sunulacak en doğru hizmettir. Yanlış olan şey, oy devşirmek için yalan ve istismar üreten lâf salatalarını siyaset zannetmektir!
Millet dün yine sel korkusu içinde uykusuz geçireceği bir geceye hazırlanırken ekranlar Türk işi siyasetin aktörleri tarafından parsellenmişti.
CHP İl Başkanı, Başbakan ile Belediye Başkanı’nı kenti havadan gezdikleri ve korkudan yere inemedikleri için “ti”ye alıyor, Belediye Başkanı Topbaş da kendilerinin son 16 yıldan sorumlu olduklarını CHP’nin 44 yılın günahını taşıdığını söylüyordu.
İnsan bu tartışmayı izlerken hakarete uğramış gibi hissediyor.
16 yılda yeni bir ülke, yeni bir uygarlık kurulur. Önceki 44 yılı sorumlu tutan kafa daha önceki 600 yılın iktidar sahiplerini de pek âlâ suçlayabilirdi. Onları belki halife sıfatı taşımaları kurtarmıştır; kim bilir!
Felâketin merkezi Ayamama Deresi’dir.
16 yıl önce oraları bomboştu. AKP dürüst bir siyaset yapsın ve buradaki günahlarına hiç boşuna ortak aramasın.
Çünkü oradaki tüm günahları AKP’nin yerel ve son 7 yıldaki merkezi iktidarları işledi!
Felâketin önemli kazanımlarından biri suyun hikmeti ve hiddeti konusunda yöneticilerimizin yeni şeyler öğrenmeleridir.
Başbakan dün “Yatağından akamayan derenin intikamı acı olur” diyordu.
Bu sözün içerdiği direktifi umarız yerel yöneticiler alacaklar, suya yolunu şaşırtmaya kalkışmak ve yönünü değiştirerek kuruttukları dere yataklarını yapılarla doldurmak yanlışına bir daha düşmeyeceklerdir.
Önümüzde dere yataklarını temizleme amaçlı sancılı bir yıkım dönemi bulunuyor.
Korkumuz, uyarımız ve dileğimiz şu ki doğanın sillesini yemiş olan insanlar bir de rant avcılığına şartlanmış yönetimlerin adaletsizliğinden zarar görmesin!
DTP’nin normali!
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ne yapmak istiyor?
Bayraklara sarılı dizi dizi şehit cenazeleri toprağa verilirken Silâhlı Kuvvetler’e terör örgütüne karşı operasyonları durdurma çağrısı yapmak neyin nesidir?
Bir siyasi çözüm çabası mı, yoksa acısı yurdu sarmış yürek yangınlarına benzin döken bir tahrik mi?
Gazetelere Ahmet Türk’ün demeci genel olarak “PKK elini tetikten çeksin” başlığı ile girdi. Keşke çağrı bundan ibaret olsa.
Ama değildir; Ahmet Türk “normalleşme için operasyonlar durmalı, PKK da elini tetikten çekmelidir” diyor.
Bu ateşkes durumudur.
Terör örgütünün resmen tanınmasıdır.
DTP’liler sivil örgütleri ziyaret ediyorlar.
En yararlı ziyareti dün gerçekleştirmiş sayabilirler kendilerini. Çünkü Türkiye Barolar Birliği’nde onlara ayaklarını yere basacak gerçekler açıkça söylenmiştir:
“Ortak eğitim dilinin Türkçe olması bizim olmazsa olmazımızdır. Güç kullanma tekelinin devlette olması ilkesinden vazgeçilemez.”
Bunların ihlâli cumhuriyeti zedeler.
Cumhuriyet sakatlanırsa demokrasi kalmaz.
O zaman neyin açılımını yapacağız?
Geri siyaset
Haberin Devamı

