Hükmetme ihtirasına kapılan siyasetçilerin kurnazlığı niyetlerini uzun süre gizlemelerine yetmiyor.
Doğan Yayın Holding’e öyle bir vergi cezası kesildi ki olaya uzaktan bakanlar bile bunun siyasi intikam duygusu ile planlanmış bir yok etme eylemi olduğunu anladılar.
Bir ticari kuruluşun piyasa değeri büyüklüğünde vergi cezası olur mu?
Olmaz ama Türkiye’de oldu. Bir yandan da bu fenalık, tezgâhlanan oyunun ardındaki niyeti açığa çıkarmak gibi bir iyiliğe hizmet etti.
Bundan önceki Maliye darbesi ardından Başbakan Erdoğan “Bunlar benim, üzerinde hiç kontrolümün olmadığı, Maliye Bakanlığı’nca yürütülen yasal çalışmalar” demişti.
Artık bu ifade itibar görmüyor.
AB Komisyonu Sözcüsü’nün açıklaması, ağır bir demokrasi ihlâli suçlaması içermektedir:
“Bu olayda görüldüğü gibi, bir basın grubunun tamamının varlığını tehdit eden bu büyüklükteki bir yaptırım uygulandığında basın özgürlüğünün tehlike altında olduğu söylenebilir.”
Tehlike alârmı...
Basın özgürlüğünün tehlike altına girdiği bir rejim demokrasi değildir.
AB’nin açıklamasında devlet yetkilerini kötüye kullanan demokrasi özürlü bir irade, açıkça tarif ve tespit edilmiştir. Bu tespit 14 Ekim’de açıklanacak olan Türkiye İlerleme Raporu’na yansıyacaktır.
Dünyanın en itibarlı gazetelerinden New York Times da Tayyip Erdoğan’ın hasımları üstüne Rus lider Putin’in uyguladığına benzer yöntemlerle gittiğini yazdı. Onur verici bir benzetme değil bu!
Başbakan, özellikle Batı’da çok yararlandığı sempati kredisini bu gidişle kaybedeceğini bilmelidir. Batı, laiklik karşıtı eylemlerin doğuracağı tehlikelere yabancı olduğu için AKP’ye yönelik suçlamaları önemsemedi.
Ama basın özgürlüğünü boğmaya yönelik niyetlerin eyleme geçme gücü kazanması ne sonuç doğurur; bunu çok iyi bilirler.
Tayyip Erdoğan, dikta heveslisi görünmenin davet edeceği gazaba hedef olmaktan hızla uzaklaşmalıdır.
Çünkü bu damgayı yediği andan itibaren geçmişte görmezlikten gelinen bazı eylemleri kendisine ve ülkeye zarar verecek anlamlar kazanmaya başlayacaktır.
Yedi yıldır kadrolaşırken muhaliflerini süpürecek bir yargı düzeni, hedef gösterilen kişi ve şirketleri vergi cezaları ile yok edecek bir maliye düzeni, okul yıkacak, çağdaş eğitim amaçlı burs alan çocukları fişleyecek bir polis devleti düzeni kurmak amacıyla hareket ettiği ortaya çıkacaktır.
AKP’nin arkasına aldığı sempati rüzgârı pek çok günahının fark edilmesini ve önemsenmesini önlüyordu.
İktidar bu imtiyazın değerini bilmeli ve kaybetmemek için her şeyi yapmalıdır.
Ne teşekkürü bu?
Ekonomide yılın ikinci çeyreğine ait rakamlar açıklandı.
Birinci çeyreğe göre küçülme hızı düşmüş ama Türkiye, krizin etkileri ve işsizlik bakımından dünyanın en kötüleri arasındaki yerini koruyor.
Yunanistan’da iktidar ikinci çeyrekte büyümeye geçemediği için erken seçim kararı aldı. Yalnız dikkat!..
Küçülme sadece binde 2 idi.
Türkiye’nin ikinci çeyrekte yaşadığı küçülme yüzde 7 olduğu halde bizdeki iktidar dimdik ayakta!
Siyasetçiler “küçülmenin hızı düştü” diyerek yine kendi eserleri olan daha beter geçmişten teselli çıkarıyorlar.
Şaşmamak lâzım. Çünkü ünlü sözdür; kaz varsa kazıkla!
Siyasetçilerimiz kötülüklerden hayal üretmekte üstün yeteneğe sahipler.
Mesela İstanbul’un uğradığı sel felâketi bir şehircilik cinayeti, yönetim rezaletidir. Acaba bir mucize olur da birkaç siyasi ve idari yönetici istifa eder mi diye beklerken...
Başbakan normalde ihmallerinden sorumlu tutulmaları gereken bakanlarından valiye ve belediye başkanına kadar herkese teşekkür etti.
Toplumlar hak ettikleri biçimde yönetilirler. Şikâyet etmeye hakkımız yok!

