Saksı etkisi

30 Aralık 2009

Askere haksızlık yapıldığı inancına dayalı itiraz ve uyarı ilk Cumhurbaşkanı’ndan geldi.Cumhurbaşkanı Gül, Köşk’teki bir ödül töreni sonrası medya mensuplarına “TSK’ya lüzumsuz ve haksız yaklaşımlar yapılıyor, bunlar yanlış şeyler” dedi. Bundan rahatsız olduğunu söyledi.Ardından AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “TSK içinde birisi yanlış yaparsa tüm orduyu itham etmenin doğru olmadığını düşünüyorum” dedi ve Cumhurbaşkanı’na katıldığını belirtti.Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek yanlış üslupla ve eksik bilgiyle yapılan tartışmadan haksızlık ve kaos çıktığını söyledi.“TSK’ya karşı asimetrik savaşın merkezine hükümeti koyuyorsunuz” itirazı ile de askere karşı yürütülen yıpratma kampanyasında iktidar olarak bir günahları olmadığı gibi yapılanı tasvip de etmediklerini anlatmaya çalıştı.Gecikmiş olumlu adımları memnunlukla karşılamakla beraber alaya da almaktan hoşlanan Anadolu insanı böyle durumlara tepkisini “Başına saksı mı düştü bunların?” diyerek gösterir.Tek eksikle ikna...Günlerden beri hayale ve ahlâka sığmaz senaryolar yandaş medyanın manşetlerinden belli televizyonların ekranlarından zehir gibi püskürtülüyor.İnsanlar Cumhurbaşkanı Gül’ün “dur” demek için bir hareket yapacağından ümit kesmeye ve Cemil Çiçek’in dediği gibi TSK’ya yönelik asimetrik savaşın merkezine iktidarı koymaya başlamışlardı.Saksı tam zamanında düştü!Manşetteki haberde göreceğiniz gibi Arınç’a suikast iddiasıyla başlatılan soruşturmada mahkemenin savunmaları gerçekçi bulduğu anlaşılıyor.Şüpheli subayların, karargâhtan bilgi sızdıran bir askeri personeli izlemekte olduklarına dair güçlü bir kanaat oluştuğu görülüyor.Suçlananlar sorulara ikna edici cevaplar verip, bazılarını maddi delillerle desteklemişlerdir. Bir tanesi hariç:Yakalanan albayın üstünde Bülent Arınç’ın ev adresi ne arıyordu?Albay bu kâğıdın kendisine ait olmadığını söylemiş ama tabii ki kabul edilebilir bir cevap değil. Fakat anlaşılıyor ki öteki ifadeler ve deliller yargıyı tatmin etmiş ve soruşturmadaki bu karanlık nokta, tutuklama gerektirecek kadar önemsenmemiş..İleri aşamalarda bu sorunun da aydınlanması ihtimali az değildir.Unutulur gibi değilGeldiğimiz noktada merakım şu:Cumhurbaşkanı’nın uyarı yapma ihtiyacı duyması ve iktidar sözcülerinin askerleri inciten kriz sürecine olumlu müdahale anlamına gelecek sözler söylemeleri, suikast soruşturmasının yalnız yargıyı değil, iktidar kanadını da ikna etmiş olduğuna işaret sayılabilir mi?Bunu bilmiyoruz ama yasama, yürütme ve yargı organlarının başkanları Cumhurbaşkanı’nın çağrısı ile 5 Ocak’ta Çankaya’da buluşup kurumlar arasındaki güven sorununu görüşeceklerdir.O güne kadar siyasi ortamın yeni komplolarla zehirlenmemesi gerekiyor.Tabii doğru bir teşhis ve gerçek bir tedavi yapılması isteniyorsa, o zirveye askerin de çağırılması ihmal edilmemelidir.Suç bireyseldir; cezası kuruma kesilmemeli. İktidar sözcüleri doğru söylüyor ama hâkim arama yapacağı askeri kuruma neden 40 polis eşliğinde götürüldü?O polisler hâkimi kime karşı koruyordu? Unutulur gibi değil.Son bunalımda TSK ağır hasara uğramıştır.Güven ilişkilerinin tamirini konu alan zirve askersiz toplanırsa hiçbir işe yaramaz!

Devamını Oku

Sigorta çalıştı!

29 Aralık 2009

Hukukun egemenliğini sürdürdüğü bir toplumda umutların tükendiği bir gün asla olmaz.Danıştay Türkiye’de yargının bağımsızlığını tartışmalı hale getiren bir düzenlemenin yürütmesini durdurarak rejimin geleceği için sigorta olduğunu bir kez daha gösterdi.Üç yıl önce yapılan bir yönetmelik değişikliği, Adalet Bakanlığı müfettişlerine hâkim ve savcıları dinleme ve izleme olanağı tanımıştı.Temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceğine ilişkin Anayasa hükmü, bu yönetmeliğin hayata geçirilmesini önlemedi.Böylelikle Adalet Bakanlığı müfettişleri üç yıl içinde 56 hâkim ve savcıyı dinledi, bir kısmını teknik takip bağlamında görüntülerini de alarak izledi.Bu kararlar, hedef alınan hâkim ve savcıların Ergenekon soruşturması sürecinde isimleri geçiyor gerekçesiyle mahkemeden çıkarıldı. Fakat düne kadar hiçbiri hakkında suçlayıcı bir delil bulunamadı.Sorun böylece kapandı mı?Hayır, aynı tedbir kararı çerçevesinde Yargıtay, Danıştay, İstanbul ve Ankara başsavcılıklarının da aralarında bulunduğu pek çok yargı kurumu ortam dinlemesine hedef oldu.Haberleşmenin gizliliği ilkesi tecavüze uğrarken soruşturma konusu dışındaki ilişkiler de kayda alındı.Suç yaratma arayışı içinde tasnif edildi.Bunlar ileride baskı aracı olarak kullanılabilir mi?Kimse bu konuda rahatlatıcı bir güvence veremez. O nedenle hukuk devleti işleyişini garanti edecek yollardan vazgeçmemesi için iktidar üstünde baskı kurmalıyız.Danıştay 5. Dairesi’nin kararında yürütmeye “hâkim ve savcıları dinleme yetkisi istiyorsan bunu kanunla yap” diye yol gösterildi.Böyle bir yetkiyi bakanlık müfettişlerinin kullanması, yargı bağımsızlığı için ölümdür. Çünkü bakanlık müfettişleri siyasi iktidarın emir kuludur.O ilişkinin sağladığı kolaylık iktidarları hatalı ve ayıplı işler yapmaya özendirebilir.Ama Danıştay’ın gösterdiği yoldan gidilerek kanun yapılırsa o kanun Anayasal denetimin süzgecinden geçeceği için siyasi çıkar hesapları ile sakatlanmayacaktır.Tüm tarafları koruyacaktır.İşkence nasıl biter?Toplumu bazı konularda habersiz bırakmamak demokrasiye saygının gereğidir.Devlet sırlarının saklandığı Özel Kuvvetler’deki “kozmik oda” dört gündür hâkim tarafından aranıyor.Aranan ne?.. Anlatılanlara göre hâkim, Başbakan Yardımcısı Arınç’ın evi civarında yakalanan iki subayın görevlendirmeleri ile ilgili emri bulmaya çalışıyor.Bu açıklama pek mantıklı değil.Çünkü o iki subayın karargâhtan bilgi sızdıran bir askeri personeli (köstebek) izlemekle görevli olduklarını Genelkurmay Başkanlığı zaten resmen açıklamıştı.Bunu yapan komutanlık “görev emri”nin suretini dosyasından çıkarıp neden vermez?Eğer bu görevlendirme sözlü emirle yapılmışsa neden açıklanarak kapatılmaz bu yıpratıcı ve yaralayıcı mesele?Kafalarımız kördüğümlerle, içimiz kuşku ve karamsar ruh halleri ile doldu.Böyle dönemlerin özelliğidir: Sanki akla en yakın ihtimalle en olmadık ihtimal gerçeğe aynı mesafede durur. Bu da her yalandan etkilenen hastalıklı bir toplum yaratır.Soruşturmanın gizliliğine saygı duyalım ama yargı da kimseye zarar vermeden gerçeğin hiç değilse bilinmesi gereken kısmını halka duyurmalıdır.En azından kurumları ve halkı inciten yalan haberleri teşhir edebilirler.

Devamını Oku

Güçbirliği şimdi

28 Aralık 2009

Başbakan, kurumlar arasında çatışma olduğu yolundaki yorumlara tepki gösteriyor.Tabii ki kurumlar arasında güven sorunu bulunduğunu kabul etmek istemeyecektir. Çünkü böyle bir itiraf, kontrolün tekrar ele geçirilmesini kolaylaştırmaz, zorlaştırır.Geçen gün “ülke sanki fitne ve kuruntu üreten bir iblisler takımının egemenliği altına girmiştir” diye yazmıştım.Türkiye bir psikolojik savaşın hedef tahtasındadır. Yürütmesi, yargısı, askeri dahil bütün kurumları ile hedef tahtasındadır.O söz, bu psikolojik savaşı yürüten görünmeyen gücün varlığına işaret ediyor.Muhtemelen Başbakan da her türlü fitneyi üreten o takımın hareket alanını genişletecek yeni fırsatlar verilmesin diye uyarı yapıyor.Ama eğri oturup doğru konuşacaksak kurumlar arasında uyum ve işbirliği bulunduğunu söylemek de kolay değildir.Nitekim yakalanan o iki subayın Bülent Arınç’ı değil de Genelkurmay karargâhından bilgi sızdırdığından şüphelenilen bir askeri personeli izlemekle görevlendirilmiş kişiler olduğuna dair TSK açıklaması iktidar kanadını tatmin etmemiştir.Güven problemi olmasaydı, resmi bir açıklamaya bile belki ihtiyaç kalmadan sorun bir telefon görüşmesiyle çözülürdü.Kurumlarını birbirine düşürerek ülkeyi çökertmeye çalışan gizli gücün varlığı konusunda CHP lideri Deniz Baykal da uyarıda bulundu.Baykal’ın verdiği örneğin gerçeğe dayanıp dayanmadığından emin olmasak bile psikolojik savaş yürüten düşmanın imkân bulursa hedef aldığı kurumları böyle tuzaklara düşüreceğine şüphe yoktur.CHP liderinin Arena programında anlattığı senaryo şu:Önce Özel Kuvvetler’e telefon açıyorlar ve “Aradığınız muhbir şu anda Arınç’la bir araya geldi” diyorlar.Sonra da “Arınç’a suikast yapacaklar” diye Emniyet’e ihbarda bulunuyorlar.Güvensizlik ortamı vardır ve en kısa zamanda bunu ortadan kaldırmak gerekiyor. Çünkü bu zaafiyet, sanılandan çok daha derin ve yaygın güvenlik açıkları yaratıyor psikolojik savaş yürüten merkezlere (ben onlara iblis diyorum) fırsat veriyor, kötülük yapmalarını kolaylaştırıyor.İktidar Başbakan’ın “kurumlar arasında çatışma yok” sözünü inandırıcı söylem ve eylemlerle kanıtlamak için tüm enerjisini ve yaratıcılığını kullanmalıdır!Hasarlı manevraİktidar sorumluları yeni yıl vesilesiyle kendi aralarında esaslı bir hesaplaşma yapmalılar.Meselâ devletin en mahrem bilgilerinin saklı olduğu askeri koruma altındaki yerlere girilmesi devlet adamı ahlâkı taşıyan bir siyasetçinin taşımak istemeyeceği bir sorumluluktur.Asker de, millet de rencide edilmiştir. Çünkü seçilmiş sivil yöneticilere suikast hazırlığı ile suçlanmak bir ordu için ağır bir hakarettir.Dileğimiz TSK’nın bu töhmetten kurtulmasıdır.Ama asıl görev siyaset adamlarına düşüyor. Ölçülü olmadıkları zaman ülkeye de kendilerine de zarar veriyorlar.Bülent Arınç çıktığı son TV programında konuşurken “Bir suikast eylemi olarak düşünülmemeli. Evet gazeteler böyle yazdı ama yani doğrudan bir silâhlı eylemle hedef alınarak bir hareket yapılmış değil” dedi.Askere haksızlık yaptığını fark ettiği için olmalı ki suçlu sandalyesine PKK’yı ve mafya örgütlerini oturtmaya çalıştı.Bu durumda, yakalanan iki subayın varlığını nasıl açıklayacağız? Neyse...En iyisi yasalara saygı gösterip adli soruşturma aşamasında spekülasyon yapmamak ve getirisi iyi diye mağdur rolüne hemen atlamamak...

Devamını Oku

Ey basiret!

26 Aralık 2009

Suikast iddiasının bu kadar dal budak sarmasını çoğumuz iletişim eksiğine bağlamıştık.“Başbakan ve Genelkurmay Başkanı topluma huzur getiren bir uzlaşmayı neden aralarında konuşup sağlayamıyorlar?” diye eleştiriler düzmüştük.Çoğumuz şöyle düşündük:Başbakan Yardımcısı Arınç’ın konutunun üst sokağında iki subay 19 Aralık Cumartesi günü yakalandı. Çarşamba gününe kadar meydan komploculara boş bırakıldı.Genelkurmay o gün “Yakalanan iki subay Başbakan Yardımcısı Arınç’ı değil karargâhtan bilgisi sızdıran bir askeri personeli izliyordu” diye açıklama yaptı ama dört gün boyu inşa edilen önyargıları yıkamadı.Bu açıklama daha önce yapılabilirdi.Başbakan ile Genelkurmay Başkanı bir araya gelmek için haftalık olağan görüşme günü olan Perşembe’yi bekleyerek bu kadar zaman kaybetmemeliydi...Dün yaşadığımız gelişmeler, bu hayali boşuna kurduğumuzu gösterdi.Çünkü ilk tecrübenin dersi ile sıcağı sıcağına gerçekleştirilen uzun görüşme de umduğumuz yararı getirmedi.MGK tam yeridir...Cuma akşamı savcı, suikast hazırlığı yapmakla suçlanan iki subayın çalıştığı Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığı’nı aramak için mahkeme kararı çıkardı.Kırka yakın polis eşliğinde gerçekleştirilen operasyon gergin bir ortamda sabaha kadar sürdü. Arınç’ın mahallesinde yakalanan iki subayın da aralarında olduğu 8 askeri personel gözaltına alındı.Dün sabah Başbakan Erdoğan, yarın toplanacak MGK’ya hazırlık olmak üzere kurul üyesi bakanlarla bir araya gelmişti. Başbakanlık Konutu’ndaki toplantıya 11.30’da Orgeneral Başbuğ da katıldı.Bu görüşme olayın birinci perdesinde ihmal edilen bir gereğin şimdi yerine getirilmesi demek oluyordu ama hayal edilen mucizeyi gerçekleştirmedi.Çünkü üç saat süren görüşme ardından Başbakanlık kısa, ruhsuz, asık suratlı bir açıklama yayınlamakla yetindi.Demek ki üç saatlik görüşmenin bile çözemeyeceği önemde ciddi bir sorun var ortada!Bir numaraya yükseltilen ihtimal, suikast hazırlığı yapıldığıdır. Suikast şüphesini haklı kılacak sebepler, kanıtlar var mı elde? Şu anda yok ama aranıyor.İkinci ihtimal, iktidar kanadının ya suikast paranoyasına kapıldığı veya bu gerginlikten siyasi rant üretmeye çalıştığıdır.Bunu hak etmiyoruzYarınki Milli Güvenlik Kurulu, toplumun muhtaç olduğu rahatlamayı getirmelidir.Basiretsiz yöneticilerin ceremesini toplumlar çekiyor. Ama yeter artık.Bu gerginlik ve güven krizinin zehirli ürünü olan umutsuzluk ülkenin havasını yaşanmaz hale getirdi. Çözümsüzlük kabul edilemez çünkü halka saygısızlıktır.Toplum pençesine düşürüldüğü şüphe ve karamsarlıktan kurtarılmalıdır.İnternet’te çıkacağınız küçük bir gezi, halkın bu olaydan sadece rahatsız olmadığını yönetenlerden farklı olarak çarelere de kafa yorduğunu gösteriyor.Mesela şu bana ilginç geldi:Genelkurmay o iki subayın Arınç’ı değil dışarı bilgi sızdıran bir askeri personeli izlediğini açıklamış fakat bu bilgi AKP katında pek inandırıcı bulunmamıştı ya...Şimdi birileri, Arınç’ın evini merkez alan 150-200 metre yarıçaplı bir daire içinde kaç Genelkurmay çalışanı oturuyor ve gizli bilgilere erişim yetkisine kaçı sahiptir; araştırabilir. Bunu savcı da yapabilir.Ülkeyi yönetenler halka yaşattıkları cehennem azabını bitirmek zorundadır!

Devamını Oku

Çabuk olun!

25 Aralık 2009

Telefonları dinlemek bir suç takibi yöntemi midir, yoksa devlet terörü ile varılacak bir amacın aracı mı?Artık şüphe çizgisini aştı; iktidar en vazgeçilmez insan haklarından birini paspas gibi çiğneyerek hızla “polis devleti” hedefine yürüyor.Yargı bu gerçeği işin başında göremedi. Hatta yürütme organından geldiğine bakarak bu talepleri insan hakları terazisinde tartmadan karşılamayı görev saydı.Rezalet öyle bir yere vardı ki, yargı mensuplarından kendi meslektaşlarının hukukunu çiğneyen kararlar vermeleri istendi.“Kanuna uygun her şey hukuka uygun olmuyor. Hukuk, temel hak ve özgürlüklerin teminatıdır!” Yargıtay Başkanı Gerçeker bu sözleri geçen ay Yargıtay’ın, İstanbul C. Başsavcısı ile 65 hâkim ve savcıya ait telefonların mahkeme kararı ile dinlendiğine dair haberin duyulduğu gün söyledi.Gerçeker bu sözleriyle, mahkeme kararının şekil şartını yerine getiriyor olsa da hukuki özü bakımından yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyordu.Çirkin bir kulak...VATAN’ın bugünkü manşeti, hukuk devletine yönelik kastın, sistematik bir katliam biçiminde yürüdüğünü gösteriyor.Haber, 21 hâkim ve savcının telefonları dinlenirken iş yerlerinin ortam dinlemesine tabi tutulması, ses ve görüntülerinin alınması için mahkeme kararı çıkarıldığını anlatıyor.Liste, İstanbul Başsavcısı’ndan sonra Ankara dahil dört büyük ilin başsavcılarını da Ergenekon bağlantılı şüphelerin karanlığına itiyor.Bir Danıştay üyesine yöneltilen ortam dinlemesi sayesinde iktidarın eylem ve işlemlerini denetleyen Danıştay’a da çirkin bir kulak yerleştiriliyor.Bu dinlemeler için “ciddi şüphe” bulunması ve başka bir yöntemle suçluların yakalanmasına imkân görülmemesi lâzım.Mahkeme kararında, izlemeye gerekçe gösterilen şüpheler sıralanıyor: Ergenekon terör örgütü yargıya sızmaya çalışıyormuş... Birçok örgüt üyesinin hâkim ve savcılarla irtibatı varmış... Bazı şüpheliler hâkim ve savcı adaylarının sınavları için tavassutta bulunmuş...Veli Küçük’ün birçok hâkim ve savcı ile irtibatlı olduğu, bunlar için “bizim çocuklardan” diye konuştuğu duyulmuş... Otopsiye kalmasınBunca hâkim ve savcının haysiyetlerine saldırıda bulunmayı haklı gösterecek ne var burada?Bu iddiaların “ciddi şüphe” doğuran bir niteliğine yükselmesi için kanıt, tanık gerekir. Bunlar yoksa neden lekeleniyorlar? Varsa niçin hâlâ görevleri başındalar?Yargıtay’ın dinlendiğini bir ay önce öğrenmiştik.Dün de Danıştay’ın ortam dinlenmesinin denetimi altına girdiğini öğrendik.Bu durum, yargı bağımsızlığını tehdit eden siyasi ihtirasın, cüretle hedefine ilerlediğini gösteriyor.Bunlar deşifre edilen dinleme, izleme kararları. Acaba tümü bu kadar mı?Kimse emin olamaz.Hukuka uygun olmayan dinleme ve izlemeleri durdurmak yüksek yargının görevidir. Hâkim ve savcıları devlet terörü ile karşı karşıya bırakmak, yargının bağımsızlığını kahramanlık göstermeleri şartına endekslemek hem onlara, hem ülkeye haksızlıktır.Geçen ayki rezaletten sonra Yargıtay Başsavcılığı, iktidar eylemlerinin “hukuk devleti” ilkesi açısından incelenmesine karar vermişti.Dün ikinci rezalet ortaya çıktı.Yargıtay dileriz daha fazla gecikmez.Çünkü üçüncüyü bekleyecek olurlarsa korkarız ki “hukuk devleti” incelemesi değil sadece otopsi yapabilirler!

Devamını Oku

Zırva hangisi?

24 Aralık 2009

Reuters haber ajansı doğru söylüyor; Türk halkı son olaylar karşısında kime inanacağını şaşırmış durumdadır.Ayrıca iktidar-ordu ilişkilerindeki gidişin yabancı yatırımcıları korkutuyor olması da dikkate alınması gereken önemli bir tespittir.Tabii ki dileğimiz AKP’nin bu tespitleri “dost uyarısı” olarak okuması ve gereğini yapacak basireti göstermesidir.Maalesef basiret bu iktidarın en zayıf yönü. Özellikle ikinci iktidar döneminde yürütülen siyasetler, güven duygusunun yitirildiği baskıcı, boğucu bir hava yerleştirdi ülkeye.Neden suikast?Demokratik reformların önünü açacağı umudu ile Ergenekon soruşturmasına başlarda verilen toplumsal desteğin daha sonra gözaltıların hükümet muhaliflerine yöneltilmesi üzerine azaldığını Reuters görmüş ama iktidar göremiyor.Bu durum hem adalet faciası yaratıyor hem de gerçek suçluların, hapse doldurulan onurlu ve masum insanların arasında kaybolmasına sebep oluyor.Bir iktidar ülkenin ordusu ile sürekli didişir mi?Siyasetçi askerini halkın gözünden düşürmek için her fırsatı adeta sonuna kadar zorlayarak kullanır mı?Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç dün suikast iddiaları ve Genelkurmay’ın konuyla ilgili açıklaması hakkında gazetecilerin sorularını yanıtladı.Ve vicdanı ile misyonu arasında gitti geldi.Genelkurmay, evi civarında yakalanan iki subayın Bülent Arınç’ı değil, karargâhtan bilgi sızdıran bir askeri personeli izlemekle görevli kişiler olduğunu açıklamıştı; Başbakan Yardımcısı bu açıklamayı olumlu ama yetersiz bulduğunu belli etti.Niye bu subaylara yakıştırılan ilk suç isnadı suikast oldu?Türkiye telekulak cumhuriyeti olarak nam saldı. Mesela niye “ortam dinlemesi” yapıldığından değil de hemen suikast hazırlığından şüphe edilmiştir?Tevil üstüne...Arınç’a göre “Çünkü haber ilk günden itibaren öyle verilmiştir.” Ama içi rahat etmediği için şöyle devam etmiştir:“Elde edilen bilgi ve bulgular, olayın güpe gündüz cereyan etmesi, bir suikast, eylem, kötü fiil yapılacağı anlamına gelmiyor. Bu çok ileri bir iddia. Ama sonuçta iş bilgi toplama mıdır, gözetleme midir, hazırlık mıdır; takdirini adli makamlar yapacaktır. Ben yorum yapmayacağım.” Fakat yine duramamıştır. Genelkurmay’ın “başka birini izliyorduk” açıklamasına “tevil yoluyla ikrar” damgasını vurmuştur.Yani Genelkurmay açıklamasının “lâfı dolaştırmak suretiyle suçu kabul” ettiğini iddia etmiş, onunla da yetinmeyip “tevil” üstüne başka özdeyişler de bildiğini fakat daha fazlasını söylemeyeceğini ifade etmiştir.Bu konudaki en bilinen özdeyiş “Zırva tevil götürmez” sözüdür.Zırva sözü Genelkurmay açıklamasını anlatıyor mu, bu tartışılabilir ama iktidarın durduk yerde ürettiği krizi yönetme biçimine “cuk” oturuyor!

Devamını Oku

Duaya kaldık!

23 Aralık 2009

Terör sıfır düzeyine inmişti AKP işbaşına geldiği dönemde. Şimdiki durum ortada...Peki bu yedi yılda devlet aygıtı, yönetim anlayışı, Cumhuriyeti var eden ve gelecek için güvence olan değerler ne hale geldi?Terör nereden nereye geldiyse bunlar da aynı kötü kaderi paylaşmışlardır.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast hazırlığı ile ilgili iddialar konusunda dün bu sütunda Genelkurmay’a yöneltilen “acil açıklama yapın” çağrısı aynı gün yankı buldu.Buna teşekkür ederiz.Ama devlet aygıtı o kadar bozulmuş güven ilişkileri öylesine çürümüş ki Genelkurmay’ın açıklaması bile şüpheleri bütünüyle ortadan kaldırmaya yetmemiştir.TSK açıklamasına göre polis operasyonu sonucu durdurulan araçlarda yakalanan albay ve binbaşı, dışarı bilgi sızdırdığından şüphe edilen bir askeri personeli izlemekle görevlendirilmiş subaylardı.Başbakan Yardımcısı Arınç’ın ikamet ettiği bölgede yakalanmalarının nedeni ise takip altındaki “köstebek”in de Bülent Arınç’ın evine yakın bir yerde oturması idi.Yani “Ümit ederim sadece tarassut (gözleme) amaçlıdır” diye açıklama yapan Arınç’ın duaları fazlasıyla kabul olmuştur.Çünkü Genelkurmay yapılan işin “tarassut” olduğunu bildirmekle kalmamış hedef aldığı kişinin Başbakan Yardımcısı Arınç olmadığını, bir askeri personel olduğunu belirtmiştir.Gerçekten vahim!İşe yaradı mı bu açıklama? Hayır. AKP Genelbaşkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “Askeri personelin üstünde sayın Arınç’ın adresinin bulunduğu kâğıdın işi ne?” diye sorarak şüpheci cephedeki yerini terk etmemiştir.Arınç’ın adresinin yazılı olduğu kâğıt konusu önemli. Ama Genelkurmay kuşku ile yaklaşıyor bu meseleye.Var mı, yok mu, varsa gerçek mi sorularının cevabını adli soruşturmanın vereceğini belirtiyor.Ülkeyi yönetenlerin ilk görevi halka güven ve huzur duygusu vermektir.Devlet adamı kalitesi baskın bir Başbakan, daha olay gecesi, yani beş gün önce Genelkurmay Başkanı’nı arayıp ne olduğunu sorar, dün açıklanan bilgiyi alır ve bu güven sarsıcı ortama çanak tutmazdı.Orgeneral Başbuğ’la konuşacak yerde olayı doğru kabul ettiğini düşündüren şekilde “vahim ve düşündürücü” yorumunu yapmıştır.Gerçekten iktidar, kurumları arasında iletişim, uyum ve güven sorunları olan sakatlanmış bir devletin vebalini taşıyor.Asıl vahim olan durum budur!Devletin valisi mi bu?Hayatın neredeyse tüm alanları fitne fesat ve tuzaklarla dolu hale geldi.Dün CHP’li Kılıçdaroğlu, kime ve nereye yapılacağı hanesi boş bırakılmış bir aramanın mahkeme kararını basın mensuplarına dağıttı.Bir mahkeme hukuka böylesine ihanet edebilir mi?Bir önemli gelişme daha oldu: İki cemaate soruşturma açtığı için başına çorap örülen ve 26 yıl hapsi istenen Erzincan Başsavcısı var ya, onu Bakanlığa şikâyet eden mektubun sahte olduğu açıklandı. Çünkü ihbarcı olarak adı geçen belediye görevlisi “imza benim değil” diye başvuruda bulundu.Dürüst siyasetçiler, kamu görevlileri ve gazeteciler için Türkiye artık tekin değil. Öyle ki, melekler bile lekelenebilir.İlkeler, gelenekler, değerler aşınmış ve çarpılmış, devlet gemisi pusulasını yitirmiştir.Dün Menemen’de devrim şehidi Kubilay için tören vardı. İzmir Valisi üç yıldır bir bahane bulup bu törene gitmiyor. Ve bu nedenle iktidar katında makbul oluyor.Sürdürülebilir bir yönetim değil bu.Ülkeyi kazasız bir şekilde seçime ulaştırması için Allah’a dua etmekten başka çare yok gibi görünüyor.

Devamını Oku

Şüphe beklemez

22 Aralık 2009

Bundan iki yıl önce birisi “Türkiye yakında korkular ve hayaletler ülkesi haline gelecek” dese inanmazdım.Çünkü demokrasi kör topal da yürüse hukuk devleti böyle bir girdaba girmez.Devletin bir kurumu hasta olduğunda öbürleri denetler, düzeltir, kaosu önler ve halkın korkusuz yaşama hakkını ayağa kaldırır.Bizde bu sigorta çalışmadı.Ülkede aylardan beri toplum yararına bir işe düşünce oluşturmak anlamında bile zaman ve emek verilemiyor. Varsa yoksa karanlık senaryolar, komplo teorileri, ceza yerine kullanılan tutuklamalar...Herkesin herkesten şüphe ettiği bir ortam...Ülke sanki fitne ve kuruntu üreten bir iblisler takımının egemenliği altına girmiştir.Senaryoya bağlı olaylar öylesine hızla akıyor ki yetişemiyoruz.Topluma verilmek istenen his şudur: Korkmalısınız. Çünkü güvence bildiğiniz kurumlar o kadar bozuldu ki hepimiz tehlikedeyiz!..Kötü haber üretimiKamuoyu iki günden beri Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a yönelik suikast hazırlığı haberleriyle çalkalanıyor.Gece yarısı Arınç’ın evinin bulunduğu semtte ihbar üzerine durdurulan iki otomobilden biri albay, biri binbaşı iki subay çıkmış, savcı üstlerini aratırken biri elindeki kâğıdı çiğneyerek yutmak istemiş.Kâğıt binbaşının elinden alındığında görülmüş ki bu, Bülent Arınç’ın ev adresinin yazılı olduğu bir nottur.Tabii subayların Özel Kuvvetler’de görevli olduklarının anlaşılması da, haklı olarak durumun önemini artıran bir sebep sayılmış...Peki sonra ne olmuş?Adliyeye götürülen iki subay, kendilerini sorgulayan savcı tarafından serbest bırakılmışlar.Halkı bunaltacak kadar, hatta kalbi zayıf olanları kalpten öldürecek kadar çok kötü haber peş peşe gündeme üşüşüyor.Korku malzemesi olarak kullanılan bu darbe ve suikast senaryolarının sadece iddia düzeyinde ve kâğıt üstünde kalmasını teselli sayarak susup oturmalı mıyız?Meydan boş kalmasın“Allah beterinden korusun” deyip sabır gösteremeyiz.Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un sorumluluğu TSK’nın psikolojik savaş hedefi yapıldığını teşhis edip bunu ilân etmekle bitmiyor.Ordunun en güvenilir kurum kimliğini sürdürmesi, özgür ve korkusuz yaşama hakkımızın şartıdır.Özel Kuvvetler’den iki yüksek rütbeli subayın Başbakan Yardımcısı’nın oturduğu mahallede adresi yazılı bir kâğıtla gece yarısı dolaşmalarının anlamı ve amacı nedir; bunu bilmek ihtiyacındayız.Genelkurmay’ın haftalık basın brifingi cuma günleridir diye bu sorunun cevabını üç gün bekleyemeyiz. Bu hassasiyeti bizden önce asker hissetmeli, psikolojik savaştaki düşmanına meydanı üç gün boş bırakmamak için toplumu aydınlatmalıdır.Kimse “Bu saçma suçlamaları artık millet önemsemiyor, TSK da ciddiye almamaya karar verdi” demesin.İftiralara alışmaktan daha kötü bir alışkanlık olamaz çünkü!

Devamını Oku