Alçak saldırının bulanık suyunda ava çıkanların üstüne dün bomba gibi bir haber düştü.“Öcalan’ın Sesi” olarak nam salan haber ajansı Tokat’taki saldırıyı PKK’nın üstlendiğini açıkladı.Ne olacak şimdi?Bölücü cinayet örgütü bu gerçeği günlerce gizledi. Çünkü...Toplumdaki güven duygusunu yerle bir etmek için gece gündüz fitne üretenler var.Ortalığın bulanık kalması, beşinci kol faaliyeti yapan bu gaflet ve menfaat erbabının işlerini kolaylaştıracaktı.Ama bir arıza oldu, karartmanın uzamaması hem bu psikolojik zehirleme tertibinin etkisini azalttı hem de tuzağa alet olanların iyot gibi açığa çıkmasına sebep oldu.İnternete halktan yansıyan tepkiler saldırının yerini ve zamanlamasını “ilginç” bularak provokasyon yorumu yapan ve buradan da Ergenekon bağlantısı imaları ortaya atan iktidar assolistlerine ağır eleştiriler yöneltiyordu.AKP’li Hüseyin Çelik’in şu sözleri unutulmadı: “Bekçi akıllıysa mahallede hırsızların kol gezdiğini yayması, hatta arada bir-iki kapıyı kendisinin yoklaması lâzım. İşte Ergenekon budur!..” Hüseyin Çelik iki gün önce de Tokat’ın bir zamanlar Ergenekon’un üssü olduğunu öne sürüp 1993 yılında Bingöl’de 33 erin şehit edildiği vahşetle benzerlik kurmuştur.Tokat’la ilgili bir bildiği mi var? Haydi ondan vazgeçtik, Bingöl olayında Ergenekon savcılarının ulaşamadığı delilleri o mu ele geçirdi?Devlet adamı bir yana standart siyasetçi bile böyle şeyler söylemez. Halkın kafasını karıştıran sürece iktidarın hemen tüm sözcüleri katılmıştır.Cumhurbaşkanı Gül dün dikkate değer bir çağrı yaptı.“Gün birlik ve dayanışma günüdür. Teröre karşı hep beraber mücadele etme günüdür. Onun için herkesin buna dikkat etmesi gerekiyor” dedi.Gül’ün tarifindeki “herkes”in içine Başbakan dahil AKP kurmayları da mutlaka giriyor olmalıdır.Hatta listenin en başına!*****Eksen kayması yoktu hani! Başbakan’ın İsrail’e yönelttiği tehdit sözleri sağlık işareti değil.Davos’taki “one minute” çıkışına rahmet okutacak bir hamle söz konusu.Mısırlı bir gazeteciye mülakat verirken, İran’a keşif operasyonları yapan İsrail uçaklarının Türk hava sahasını ihlâl ettiği haberinin ne derece gerçek olduğu sorusuna muhatap oluyor Başbakan Erdoğan.Bu soruyu “hiç böyle bir şey olmadı” diyerek yalanlıyor.Ama orada durmuyor, adeta soruyu fırsat sayarak devam ediyor:“Böyle bir şey olması halinde çok ciddi sonuçları olur. İsrail bizden depreme benzer bir yanıt alır!” Türk dış politikasının geleneğinde varsayım üstüne kurulu tehdit yoktur. Bu siyaset, Arap ülkelerine özgü bir tarzdır.Olaylar, geleneğimizi çiğneyecek ve halkın dikkatini dışarı çevirmeye Başbakan’ı mecbur edecek kadar kötüye mi gitti?
Başbakan köşe yazarlarına beslediği düşmanlıkla uluslararası ölçekte bir şöhret inşa ediyor...Washington’da katıldığı bir toplantıda Türk basınının en özgür dönemini yaşadığını öne sürerek “İnanıyorum ki daha da özgürleşecektir” diye ekledi.Fakat öyle bir çerçeve çizdi ki buna olsa olsa Tayyip Erdoğan’a methiye düzme özgürlüğü denebilir.Çünkü şu sözleri gönlünden geçen şeyi açığa vuruyor:“Ama bu özgürlüğü siyasi iktidarlara hakaret olarak tanımlıyorlarsa, tabii ki mağduru olan bir kişi olarak buna Tayyip Erdoğan’ın eyvallah demesi mümkün değildir!” Başbakan’ın gezisi Amerika’daki büyük medya için dikkate değer bir haber olmadı. Yani katıldığı toplantılarda Erdoğan’ı izleyen bir avuç konuk dışında asıl adres kendi kamuoyumuz oldu.O nedenle zahmetine değmedi.AKP’den önce birçok konunun konuşulamadığını, yazılıp çizilemediğini söylemiştir ama bu iddialar eski günlerin değil bugünün gerçeğini anlatıyor.Karikatürcüleri bile dava etmiştir. Gazetecilere en çok davayı o açmış buna rağmen mağduriyeti mahkemelerce en az tescil edilen Başbakan o olmuştur!“Eleştiriye açığız” sözünün inandırıcılığı yoktur. Çünkü Deniz Feneri dolandırıcılığını halkın dikkatinden kaçırma çabasına karşı durduğu için bağımsız medya organlarını devlet terörünün hedef tahtasına koymuştur.Ve bu gerçeği dünyanın neredeyse bütün gazetecileri artık öğrenmiştir.PBS televizyonuna dün “köşe yazılarının bu kadar dikkate alınmaması gerekiyor” dedi.Asıl böyle düşünen siyasetçilerin dikkate alınmadıkları bir dünya var ve Başbakanımız bundan habersiz görünüyor.Dileriz Türkiye’de dahi var olduğunu yakın bir gelecekte görsün.Kendisi için de en hayırlısı budur! *** Buhar mı oldular?Şehitlerimizi toprağa verdik.Evlâtlarımız bizden katillerini istiyor.Minnet borcumuzu ödeyebilmenin ilk şartı budur.Çünkü şehitlerin kutsal fedakârlığı ancak o şekilde doğru bir amaca hizmet edebilir.Halbuki tablo bunu göstermiyor:Her kafadan bir ses çıkıyor. Şehitlere saygısızlık eden yorumlar yapılıyor.Utanmazlık Ergenekon ticaretine kadar dayanmış halde.Dilim dilim bölünmüş, etnik etnik kıyılmış bir toplum...Güven ilişkilerinin çürüdüğü, kışkırtıcı haberlerin uçuştuğu günler...Siyasetçiler fikir yürütecek yerde görevi suçluları yakalamak olan devlet güçlerini silkelesin, harekete geçirsin.Tokat terör bölgesine uzak bir il. Katiller MİT’i, askeri istihbaratı güvenlik denetimlerini nasıl aşıp oraya geldi ve sonra nasıl buhar olup kayboldu?Bunun hesabını veren birileri çıkmayacak mı?Yoksa iktidar muhaliflerine komplo kurmaktan istihbarat örgütlerimizin asıl işlerine bakacak zamanı ve mecali mi kalmadı?
Oturup akılla, ahlâkla düşünmek ve doğru kararı bir an önce vermek gerekiyor.CHP lideri Baykal’ın dün yaptığı tespit ve tahmini önemsemek, ülkeyi öyle bir sondan korumak, kurtarmak hepimizin sorumluluğudur:“Türkiye yasalarını işletemez kanunlarını çalıştıramaz, hukukuna sahip çıkamaz bir noktaya doğru sürükleniyor. Bunu çok vahim, çok tehlikeli görüyorum.” AKP iktidarı, ideolojik kadrolaşma ile ve yargıyı muhalif avında kullana kullana tüm kurumları perişan hale düşürdü.Bölücü terörü bitirmek hayali ile icat edilen “açılım”ın içerikten ve içtenlikten yoksun olması, perişanlığın otorite boşluğu ve asayiş sorunu olarak hayatımızı etkilemesini hızlandırdı.Yanlışlar her gün daha net çıkıyor:Başbakan işe “bedeli ne olursa olsun” diyerek başlamış, bu çaresizlik cini şişeden çıkarmıştır.Öyle yüksek beklentiler doğmuştur ki ayrılıkçılar için DTP’nin kapatılıp kapatılmaması artık geride kalmış bir endişedir. Şimdi yükseltilen talep PKK’nın parti, Öcalan’ın müzakereci kabul edilmesidir.İktidarın bu olayda ve şimdiye kadar verdiği sınav yüz kızartıcı bir başarısızlıktır. AKP’nin ülke ve millet bütünlüğünü koruma ehliyetine sahip bulunmadığı inancı sürekli olarak yayılıyor. Bu yüzden ülke her türlü provokasyona açık hale geliyor.Bakın, Tokat’ta askerlerimizi pusuya düşüren katiller hangi örgütün uğursuz tetikçileridir; hâlâ belli değil.Ucuz kahramanlık için her eylemin üstüne atlayan örgütler, Türk halkını “beşinci kol” ajanları fitneleriyle daha kolay zehirlesin diye susuyorlar.Çünkü halkın devlete güveni bu kargaşada daha hızlı eriyecektir; biliyorlar.İktidarların hatadan dönme şansları vardır. Ama AKP için dönüşün faydası kaybolmuştur. O kadar başarısız olmuştur ki daha akıllı bir plan çıkarsa bile gerekli olan güven desteğini halktan sağlaması neredeyse imkânsızdır artık.Kürt sorununu terör sorunundan ayırmak gerektiğine ayılsa bile boşunadır.Özetle geri dönme hakkını kaybetmiştir.2011 yılındaki genel seçime kadar ülkeyi selâmetle yönetmesi kolay değildir.Türkiye’nin temel değerleri ağır hasar görmüştür. Onları yeniden tarif ederek çıkılacak bir başlangıç için artık tek çare vardır; erken seçim...Bunu yaparak AKP yalnız ülkeye değil kendine de iyilik eder!Güzel ve esprili...Başbakan’ın Johns Hopkins Üniversitesi’nde yaptığı konuşma yabancılar açısından çok etkileyici idi:“Bizim parti asla İslamcı bir parti değildir. Parti dinci olamaz. Aksi halde mensubu olduğunuz dini lekelersiniz. Biz dinimize böyle saygısızlık yapmayız.” Bu parlak ifadeler yabancıları mutlaka çok olumlu etkilemiştir.Ama iktidarın devlet kadrolarını oluştururken uyguladığı seçim kriterlerini bilen, kendi zenginlerini kimlerden yarattığını gören ve eğitim birliğini delerken hangi düşünceyle hareket ettiğini fark eden vatandaşları nasıl etkileyecek?Onların kazancı da, bütün bu yaptıklarını Başbakan’ın bilinçli yaptığını, yani bile bile günah işlediğini anlamak olacak herhalde!Başbakan’ın şu dedikleri de seçilmiş sözler olmalı:“Basın Türkiye’de Amerika’dan çok daha özgürdür!” Konuşmaya biraz mizah katmak her zaman iyidir.Yeter ki gülme krizi tutmasın...
Her musibet, terör örgütüyle asla pazarlık yapılmayacağını akılsız kafamıza tekrar tekrar vuruyor!Dünyada PKK türü terör örgütleri kalmadı.Yılların tecrübeleri şunu da öğretti ki insan hayatına saldırmanın bahanesi yoktur ve bu yolla hiçbir devlet boyun eğmeye mecbur edilememiştir.“Açılım sayesinde acaba bir şans elde ettik mi?” sorusundan doğan ümit, sürecek mi sönecek mi; cevap bıçağın sırtında...Dün Tokat’ın Reşadiye İlçesi’nde pusuya düşürülen devriye aracında yedi Mehmetçik şehit oldu. Yurt çapında üzüntü ve nefret uyandıran bu eylemin mesajı, amacı nedir?Bir tarafta terörü sonlandırmak isteyen bir toplum ve taviz politikalarını bile göze almış bir yönetim var ama karşıda da kalleş bir katil sürüsü...Saldırılar anlaşılır bir talep içermiyor.Adeta terör için terör...Dikkat edilecek olursa hak ve özgürlük adımları atıldıkça çözüm yolunda ilerleme kaydedilmiyor; tam tersine, tahriklerle kavga çıkarılıyor.İmralı’daki elebaşı, Kürtlerin hakları bahanesiyle kendisini çözümün merkezine koyuyor, kandırdığı ve kışkırttığı insanların sırtından dünyanın en onursuz siyasetini yürütüyor.Narkozsuz ameliyatBu siyasetin işe yaraması Türkiye için utanç vericidir. Bir yalan rüzgârı ülkenin dört bir yanında kitleleri sokağa döküyor ve şiddet üretiyorsa bunun müsebbiplerini aramak gerekir.Ne yazık ki bu arayış bizi, terör seçeneğini demokratik meşruiyeti ile tasfiye etmesi gereken bir partiye götürüyor.Bugün Anayasa Mahkemesi, DTP hakkındaki kapatma davasını ele alacak.İspanya’da terörü eleştirmediği gerekçesiyle bir partinin kapatıldığı dönemde bizdeki DTP’nin lideri, 40 bin ölümden sorumlu PKK’nın ve başındaki caninin Kürt halkı için önemli olduğunu söyleyebilmektedir.Anayasa Mahkemesi’nin eski başkanlarından Yekta Güngör Özden dün devletin sürüklendiği açmazı dramatik biçimde ifade ediyordu:“DTP’nin kapatılmasına çok fazla neden var. Bunları yapanları kapatmazsanız sonrakileri ne yapacaksınız? Kapatılırsa da ayaklanmalar başlayacak...” Ülke basiretsiz ellerde “kırk katır mı, kırk satır mı” seçenekleri arasında seçim yapmaya mecbur kalıyor.AKP iktidarının narkozsuz bir özeleştiri ameliyatı geçirmeye ihtiyacı var. Serap’ı öldüren nefretPolitikanın yerini entrika almıştır. Açıklık ve dürüstlük geri getirilmezse toplumdaki güven bunalımı derinleşecek, bölücü örgütün melâneti daha elverişli ortamlar bulacaktır.İşaretler şiddetin yeniden tırmanışa geçeceğini işaret ediyor. DTP Eşbaşkanı Emine Ayna dün tehdit etti:“Tabanımız bize dağa gidin diyor!” Dün yaşadığımız elim bir kayıp ve değişik kentlerdeki şiddet eylemleri PKK ve maşalarının şehirleri de rahat bırakmayacağını gösteriyor.8 Kasım’da İstanbul’da bir belediye otobüsüne atılan molotof kokteyli 17 yaşındaki Serap Eser’i yaralamıştı. O güzel kız, güzel hayallerinden aldığı güçle düne kadar direndi ama dün teslim oldu.Serap’ı öldüren nefrete lânet olsun!Örgüt, eylemlerinde çocukları daha çok kullanmaya başladı.Kendi çocuklarına bile acımayan, onları insanlık suçları işlemeye sevkedecek kadar sevgiden ve merhametten yoksun yaratıklar var karşımızda.Kimse sahip çıkmasın; onlar, köken farklarına bakmadan bu ülkede yaşayan tüm insanların düşmanıdır.Korunmak için dikkatli olalım ama onlara kızıp demokratik hakları genişletmekten vazgeçmeyelim...
Başbakan Erdoğan bugün önemli bir dış geziye çıkıyor. Hedef Washington...Türkiye’nin istikrarlı bir bölgesel güç olması ABD’nin de menfaatidir. Bu gerçek, ilişkileri bizim hesabımıza sigorta ediyor.Obama - Erdoğan görüşmesinde çok önemli dosyalar ele alınacak. Bunların başında da Afganistan geliyor.NATO’dan muharip asker desteği bekleyen Amerika’ya Türkiye’nin ne cevap vereceği belli olmuştur:Kasım başında Kabil Bölge Komutanlığı’nı üstlenen Türkiye, asker mevcudunu zaten 1700’e yükseltmiştir. Taliban terörüne karşı aktif mücadele misyonuna katılması için Türkiye’ye baskı yapılmamalıdır.Çünkü böyle bir hata Müslüman dünyasındaki etkinliğimizi zedeler ki bunda hiç bir tarafın menfaati yoktur.Aynı şekilde İran’ın taraf olduğu nükleer krizde Türkiye’den oynaması istenecek rolü belirlerken de ihtiyatlı davranmak gerekiyor.Keza Ermenistan ilişkilerinde Türkiye ABD’nin etkin desteğine muhtaç durumdadır. Dağlık Karabağ’daki Ermeni işgalinin kaldırılacağı yönünde bir gelişme sağlanmadan İsviçre’de imzalanan protokolların TBMM’den geçirilmesi mümkün değildir.Ankara’nın Azerbaycan’a yönelik namus borcuna saygı göstermeye Obama yönetimi mutlaka ikna edilmelidir.Açılım nereden?Amerika’nın ünlü stratejisti Brzezinski bundan tam on yıl önce İstanbul Bilgi Üniversitesi yayını olan Foreign Policy’nin editörü Soli Özel’e alternatifi olmayan bir görüş belirtmişti.Amerikan başkanlarına güvenlik danışmanlığı yapan Brzezinski’ye göre ABD ile müttefik olmak Türkiye’nin güvenliğini koruyabilir ama demokratik geleceğini garanti altına alamaz.Bunun tek yolu AB ile bütünleşmektir.Peki Avrupa Türkiye’yi dışlayacak olursa sonuçları ne olur?“Etrafta düşmanlar ya da alternatif oluşturacak toplumsal ya da dini modeller varsa (Türkiye) modern demokratik bir devlet olmaktan uzağa düşebilir.” Adeta bizim seyir defterimizi okuyor. Bereket Amerikan bakış açısının bu duruma önerdiği bir çare var. İşte yine Brzezinski:“Kürt meselesinin önemi de buradadır. Bir şefkat ve anlayış siyaseti insanın sabrını taşıran son derece zor koşullar altında yürütülse bile, uzun vadede daha akıllıca bir siyaset olacaktır.” Amerika’nın borcu Avrupa Birliği yolundaki ırkçı ve dinci engelleri önümüzden kaldırmak konusunda Obama’dan yardım istemenin pratik bir yararı olur mu bilemeyiz. Ama yaz aylarında “Kürt açılımı” adıyla başlatılıp adı “demokratik açılım” diye düzeltilen projenin neredeyse tam tamına Brzezinski’nin tarifine uyduğunu görmemek mümkün değildir.Başbakan Erdoğan Başkan Obama’dan bu konuda çok şey istemeye hakkı vardır.Kuzey Irak’ı boşaltırlarken terör örgütü üyelerini Türkiye’ye teslim etmek ABD’nin sadece müttefik olmaktan doğan borcu değildir haysiyetli bir devlet olmanın şartıdır. Terörle savaş konusundaki taahhütlerini çiğnemeye devam etmek, süper devlete yakışmayacak ağırlıkta insanlık suçudur. Çünkü bölücü terör ve ihanetin ülke dışındaki kaynakları kurutulmadığı sürece açılım çabalarının başarıya ulaşması hayaldir.Terör örgütü yıllarca Kuzey Irak’ta Amerika’nın kanatları altında yaşadı.Bu vebalin bedelini ödeme zamanı gelmiştir. AKP iktidarının çok kötü yönettiği açılım siyasetini kurtarmanın başka çaresi de kalmamıştır.Başbakan Erdoğan veren değil isteyen taraf olmalıdır!
Kürt açılımı, bölücü terör örgütünün başı Öcalan’ın hücresine mi kapatılmış oluyor şimdi?..Biraz öyle, çünkü DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna dün “İmralı’ya yaklaşım Kürt sorununa yaklaşımdır. Bu yaklaşımla açılım bitmiştir” dedi dün.Anayasa Mahkemesi DTP hakkındaki kapatma davasını salı günü ele alacak ama bu partinin yöneticileri “kör kör parmağım gözüne” dercesine, yüksek mahkemeden bir kapatma kararının çıkmasını istercesine yangına körükle gidiyor.Adeta bütün güçlerini elebaşı Öcalan’ı devlete muhatap kabul ettirmenin tertipleri için kullanıyorlar. Kalabalıklara ırkçı düşmanlıklar yükleyip kentleri yangın yerine çevirmek, bir terör liderini devlete muhatap olarak dayatmak, onun talimatları içinde hareket ettiğini saklama zahmetine bile katlanmamak DTP hakkında bir kapatma kararı çıkması için yeter de artar sebeplerdir.Ama biz bunun hukuka uysa bile Türkiye’nin çıkarlarına uygun düşecek bir karar olacağına inanamıyoruz.Başka kapı açılırDikkat edilecek olursa DTP’nin hemen tüm eylemleri ve yönetici söylemleri, Anayasa Mahkemesi’ni bir kapatma kararı vermeye adeta zorlayan tırmanışlar gösteriyor.Parti Genel Başkanı Ahmet Türk dün “DTP kapatılırsa artık parlamentoda olmanın bir anlamı yok. Sine-i millete gidilecek” dedi. Yardımcısı Emine Ayna da Türk’ün sözlerine şu yorumu ile katıldı:“Partimiz kapatılırsa siyasetin kanalları da kapanır!” Bunları sırayla ele alacak olursak...1. Anayasa Mahkemesi’nin DTP hakkında kapatma kararı vermesi mümkündür ama kesin değildir. Çünkü yüksek mahkeme kapatma cezasını olumlu bulmadığını AKP kararında göstermiştir. AKP’nin laikliğe karşı suç işlediğine 1’e karşı 10 oyla hükmedilmesine rağmen parti kapatılmamış, para cezası kesilmiştir.Kapatma kararları ceza vermiyor. Suç işleyerek kapatmaya sebep olanlar yeni parti kuruyorlar, mağdurluk sömürüsü sayesinde düştükleri yerden bir avuç toprakla kalkıyorlar.2. “Sine-i millet” yani milletvekilliğinden istifa etmek... Bunu devlete karşı tek muhatap kalmaya çalışan Öcalan çok ister ama seçilmiş milletvekili istifasını verir vermez milletin sinesine dönemiyor, meclisin onayı gerekiyor.Örgüt aradan kalktı3. Emine Ayna yanılıyor, hiçbir sebeple açılım bitmez. Milletten aldığı vekâleti, terör elebaşısına paspas yapacak kadar küçülebilen insanlar bulunabilir; onlara rağmen bitmez. Kürt kökenli yurttaşlar, yirmi yıl önce hayali bile kurulamayacak haklar elde ettiler.Elde edilen kazanımlar, Öcalan’ın hücresi 17 santim daha küçük diye yok sayılıp feda edilemez, millet kandırılarak birbirine düşürülemez.Açılım arayışı her durumda sürmelidir.Anayasa Mahkemesi’nin DTP hakkında vereceği karar ne olursa olsun parlamentonun önünde yeni bir uzlaşma fırsatı vardır.Siyaseti yangın yerine çeviren sebep neydi muhalefet partilerine göre?İktidarın DTP üstünden PKK’yı muhatap alması yani terör örgütü ile pazarlık yapması değil mi?Öcalan’ın hücre krizi çıkararak DTP’yi harcaması, terör örgütünün muhatap alındığı eleştirilerini artık geçersiz kılacaktır. Dolayısiyle CHP ve MHP için açılım arayışlarında rol almanın sakıncası kalmayacaktır.Bölücü eğilimler zaten tatmin edilemez. Parlamentonun görevi, açılımı ulusal vicdanın kabul edeceği yere götürmektir!
Terörü bitirme amacı herkese sorumlu davranma mecburiyeti yüklüyor.Karşımızda zaaflarımızı bilen bunları iyi kullanan kurnaz ve acımasız bir hasım var.Dedikodu, tahmin ve kuruntu siyasetin malzemesi yapılmamalıdır.Mesela açılım bağlamında Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılması öngörülen bir değişiklik meclise sevkedildi.CHP ve MHP bu değişikliğin Öcalan’ı yeniden yargılayıp cezasını indirerek kısa sürede serbest bırakmak niyeti ile hazırlandığını düşünüyor.Bu şüphe dün iki muhalefet partisi tarafından basın toplantısı konusu yapıldı. Endişe haklıysa sorun yok ama değilse yangına körükle gitmek oluyor.Çünkü temelsiz endişeler toplumun büyük kesiminde öfke yaratırken ayrılıkçı tabanda beklenti çıtasını yükseltiyor.Sonra da bunlar birike birike ihtilâfları makul çözümlerin uzağına sürüklüyor.Kendine meraklı...Adalet Bakanı Ergin, eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’i kaynak göstererek Öcalan’ı yeniden yargılamak gibi bir mecburiyetin doğmayacağını belirtti dün.Çünkü AİHM’nin Öcalan ile ilgili kararındaki seçeneklerden birini Türkiye yerine getirmiş, yani yetkili mahkeme dava dosyasını yeniden açarak ikinci bir yargılamaya gerek olmadığına hükmetmiştir.Avrupa Konseyi Delegeler Komitesi bu işlemi yeterli bulduğu için dosya temelli kapanmıştır!Açılım beklentisi Türkiye’ye aylar süren bir sükûnet yaşattı. Şimdi tüm taraflara düşen sorumluluk şiddet eğilimlerini uyandırmadan makul uzlaşmalara ilerlemektir.Ama bu kolay olmayacak.Çünkü İmralı’daki elebaşı uzlaşmanın merkezine oturmaktan vazgeçmeyecek görünüyor.İmralı’daki şartlarının kötüleştiği bahanesine dayalı eylemler bunun ifadesidir.DTP terörün içinde!Öcalan’ın cezaevi şartlarının Avrupa standartları üzerinde olduğu dün açıklandı ama bu durum aynı saatlerde İstanbul’u alevli protestolarla taciz etmeye hazırlanan PKK yandaşlarını durdurmadı.Polis 19 kişiyi molotof kokteylleri ve başka suç aletleriyle zamanında yakalarken DTP’nin işe karışması yeni ve vahim bir durum yarattı.DTP’nin Anayasa Mahkemesi’ndeki davasının kapatma kararı ile sonlanması için kasıtlı bir oyun, bir tahrik mi tezgâhlanıyor?Büyük ihtimalle evet...Öcalan cezaevinde ölmemek için tek çıkış yolunun kendisini uzlaşmanın tek muhatabı haline getirmek olduğunu görmüştür ve DTP’yi aradan çıkarmaya karar vermiştir.Ahmet Türk’ün “İmralı Kürtlerin ve barışın en hassas noktasıdır” sözleri DTP olarak bu kadere boyun eğdiklerini gösteriyor.Temsil gücüne sahip çıkmayan DTP ile işimiz zor!
Avrupa’nın kalbinde yapılan minare referandumu, gücünü dinsel ırkçılıktan alan bir ilkelliktir.O nedenle minare yasağını geri alacak yaratıcılığı göstermek, hangi dinden olduklarına bakılmaksızın tüm insanlığın ortak sorumluluğudur.Bu kötü tecrübeden bizim çıkaracağımız dersler de var.Demokratik çokluktan daha değerli şeyler vardır; onlar referanduma tabi tutulamaz. İnanç ve ibadet hakkı da böyledir.Bu hakla kumar oynanması ve yanlışta ısrar edilmesi, tarihteki din çatışmalarının vahşetini gölgede bırakacak facialar doğurabilir.Böyle bir tehlikeden görev çıkarmakta Türkiye’ye özel bir sorumluluk düşüyor.AKP iktidarı Türkiye’yi İslâm dünyasının lideri yapma hayalleri kuruyor.Bu iddia için şimdi kritik bir sınav ve değerli bir fırsat vardır önümüzde.Küresel çaplı tepkiler, İsviçre vatandaşlarından büyük bir kesimini muhtemelen minareye ret oyu verdiklerine pişman etmiştir.Akılcı, sorumlu ve barışçı bir siyaset bu kararın düzeltilmesi için ikna aracı olabilir. Çünkü Vatikan bile referandumun onayladığı yasağa şiddetle karşı çıkıyor.Dolayısiyle tüm dinleri temsil edecek çapta bir ortaklık İsviçre’yi bu ilkel yasağın ayıbından ve insanlık suçundan kurtarabilir.Tüm Müslüman dünyasını şemsiyesi altında toplayan tek kuruluş İslâm Konferansı Örgütü’dür ve onun genel sekreteri de bir Türk’tür: Ekmeleddin İhsanoğlu..Türkiye İslâm dünyasının gücünü harekete geçirebilirse İsviçre’yi yanlıştan döndürebilir.Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın dünkü Hürriyet’te bir çağrısını okudum:“Zengin Müslümanlar İsviçre bankalarındaki yüklü hesaplarını Türk bankalarına aktarsınlar!” Müslüman zenginlere yapılan çağrı keşke sadece “Paralarınızı İsviçre’de tutmayın” demekle sınırlı kalsaydı.Çünkü bakanın yaklaşımı Türkiye’yi kötülükten menfaat çıkaran bir fırsatçı rolüne indirgemiştir.Bağış’ın tavrı, attığımız havaya, talip olduğumuz misyona uygun düşmemiştir!Yeni Deniz FeneriAlmanya’nın 12 kenti, Deniz Feneri bürolarına iki yıl önce yapılan baskınların benzerlerini yeniden yaşadı.Milli Görüş’ün 26 dernek bürosu ile denetlediği bazı camileri savcılık direktifi ile basan polis ekipleri, delil olabilecek belgeleri toplayıp götürdü.Köln Başsavcısı Günther Feld operasyonun “bağışların amaç dışı kullanılarak dolandırıcılık” yapıldığı şüphesiyle gerçekleştirildiğini belirtti.Der Spiegel dergisi ise dolandırıcılığın boyutları için “onlarca milyon Euro” dedi.Yeni bir Deniz Feneri rezaleti ile karşılaşacağımız anlaşılıyor.Rezaletin bir boyutu, dindarların merhamet duygularını arsızca sömüren suç örgütlerinin çokluğu ise diğer boyutu, bu rezaletlere karşı Alman hükümetinin harcadığı çabalara Türkiye’nin adeta hiç katılmaması.Deniz Feneri buna örnektir...Davaya bakan yargıç asıl suçluların Türkiye’de olduklarını söylediği halde bunların tümü serbest dolaşmakta, bazıları kamu görevlerine devam etmekte, çoğu da çıktıkları mahkemede “konuşmama”yı bir hak olarak kullanabilmektedir.Almanya’da Müslümanları dolandırmak Türkiye’den bakıldığında adeta bir hak, hatta safari gibi heyecanlı bir meraktır..Bereket Alman yargısı var.AKP iktidarı, merhamet soygunlarına son verecek desteği Almanya’ya vermeli, üstüne düşen hukuki ve ahlâki görevi yerine getirmelidir.Suçluları koruyan savsaklamalar artık çok belli oluyor, ayıp oluyor!