Avrupa’nın kalbinde yapılan minare referandumu, gücünü dinsel ırkçılıktan alan bir ilkelliktir.
O nedenle minare yasağını geri alacak yaratıcılığı göstermek, hangi dinden olduklarına bakılmaksızın tüm insanlığın ortak sorumluluğudur.
Bu kötü tecrübeden bizim çıkaracağımız dersler de var.
Demokratik çokluktan daha değerli şeyler vardır; onlar referanduma tabi tutulamaz. İnanç ve ibadet hakkı da böyledir.
Bu hakla kumar oynanması ve yanlışta ısrar edilmesi, tarihteki din çatışmalarının vahşetini gölgede bırakacak facialar doğurabilir.
Böyle bir tehlikeden görev çıkarmakta Türkiye’ye özel bir sorumluluk düşüyor.
AKP iktidarı Türkiye’yi İslâm dünyasının lideri yapma hayalleri kuruyor.
Bu iddia için şimdi kritik bir sınav ve değerli bir fırsat vardır önümüzde.
Küresel çaplı tepkiler, İsviçre vatandaşlarından büyük bir kesimini muhtemelen minareye ret oyu verdiklerine pişman etmiştir.
Akılcı, sorumlu ve barışçı bir siyaset bu kararın düzeltilmesi için ikna aracı olabilir. Çünkü Vatikan bile referandumun onayladığı yasağa şiddetle karşı çıkıyor.
Dolayısiyle tüm dinleri temsil edecek çapta bir ortaklık İsviçre’yi bu ilkel yasağın ayıbından ve insanlık suçundan kurtarabilir.
Tüm Müslüman dünyasını şemsiyesi altında toplayan tek kuruluş İslâm Konferansı Örgütü’dür ve onun genel sekreteri de bir Türk’tür: Ekmeleddin İhsanoğlu..
Türkiye İslâm dünyasının gücünü harekete geçirebilirse İsviçre’yi yanlıştan döndürebilir.
Devlet Bakanı Egemen Bağış’ın dünkü Hürriyet’te bir çağrısını okudum:
“Zengin Müslümanlar İsviçre bankalarındaki yüklü hesaplarını Türk bankalarına aktarsınlar!”
Müslüman zenginlere yapılan çağrı keşke sadece “Paralarınızı İsviçre’de tutmayın” demekle sınırlı kalsaydı.
Çünkü bakanın yaklaşımı Türkiye’yi kötülükten menfaat çıkaran bir fırsatçı rolüne indirgemiştir.
Bağış’ın tavrı, attığımız havaya, talip olduğumuz misyona uygun düşmemiştir!
Yeni Deniz Feneri
Almanya’nın 12 kenti, Deniz Feneri bürolarına iki yıl önce yapılan baskınların benzerlerini yeniden yaşadı.
Milli Görüş’ün 26 dernek bürosu ile denetlediği bazı camileri savcılık direktifi ile basan polis ekipleri, delil olabilecek belgeleri toplayıp götürdü.
Köln Başsavcısı Günther Feld operasyonun “bağışların amaç dışı kullanılarak dolandırıcılık” yapıldığı şüphesiyle gerçekleştirildiğini belirtti.
Der Spiegel dergisi ise dolandırıcılığın boyutları için “onlarca milyon Euro” dedi.
Yeni bir Deniz Feneri rezaleti ile karşılaşacağımız anlaşılıyor.
Rezaletin bir boyutu, dindarların merhamet duygularını arsızca sömüren suç örgütlerinin çokluğu ise diğer boyutu, bu rezaletlere karşı Alman hükümetinin harcadığı çabalara Türkiye’nin adeta hiç katılmaması.
Deniz Feneri buna örnektir...
Davaya bakan yargıç asıl suçluların Türkiye’de olduklarını söylediği halde bunların tümü serbest dolaşmakta, bazıları kamu görevlerine devam etmekte, çoğu da çıktıkları mahkemede “konuşmama”yı bir hak olarak kullanabilmektedir.
Almanya’da Müslümanları dolandırmak Türkiye’den bakıldığında adeta bir hak, hatta safari gibi heyecanlı bir meraktır..
Bereket Alman yargısı var.
AKP iktidarı, merhamet soygunlarına son verecek desteği Almanya’ya vermeli, üstüne düşen hukuki ve ahlâki görevi yerine getirmelidir.
Suçluları koruyan savsaklamalar artık çok belli oluyor, ayıp oluyor!
Yakışanı yapın!
Haberin Devamı

