Son mektup doğru söyler

21 Aralık 2009

Deniz Yarbay Ali Tatar, eski ve yeni komutanlarına yönelik suikast tertibi soruşturması çerçevesinde tutuklandı.Aynı soruşturma bağlamında on deniz teğmeninin tutukluluk hali sürerken o, mahkeme kararı ile dokuz gün sonra serbest bırakılarak eşine ve çocuğuna kavuştu.Fakat geçen cuma Ergenekon savcılarından birinin itirazı üzerine çıkarılan tutuklama ve yakalama kararı Beylerbeyi’ndeki lojmanında tebliğ edilince yıkıldı.Suçsuz olduğu ve tekrar cezaevine dönmektense ölmeyi tercih edeceği konusundaki sözleri ciddi bir işaretti. Ancak ailenin aldığı tedbir işe yaramadı.Bu da tecrübe...Cumartesi sabahı onu götürmeye geldiklerinde gece kaleme aldığı son mektubu zarf içinde eşinin eline tutuşturdu, tuvalete girdikten az sonra oraya sakladığı tabancayı şakağına dayayıp tetiği çekti.Yarbay Tatar’ın kederli eşi intihar olayından sorumlu tuttuğu savcıya ağır suçlamalar yöneltti.Kuşkusuz savcı, yasaların kendisine verdiği yetkileri kullandığını söyleyerek vicdani bir sorumluluğun yükünü kabul etmeyecektir.Peki bunda haklı mı olacaktır?Sonradan çıkan bazı ayrıntılara bakarak, ilerisi için yol gösterici olacak bir özeleştiriyi ihmal etmemek gerekir sanıyorum.Asıl olan ne?Yarbay Tatar’ın canına kastettiği varsayılan Deniz Kuvvetleri Komutanı Uğur Yiğit’in eşi ile yan yana cenaze törenine katılmasını büyütülmemesi gereken bir jest sayılabilirsiniz.Ama eşine bıraktığı mektup için aynı şey söylemek mümkün mü?Yarbay Ali Tatar o mektubu ölmeye karar verdikten sonra yazdı.İnsan ölüme en temiz haliyle gitmek ister. Son mektupların daima gerçek duyguları ve yazanın gerçekliğine inandığı olayları yansıttığına inanırım.Zaten çağdaş hukuk da aslolan tercihin tutuksuz yargılama olduğunu söylüyor.Ve bu aşamaya Yarbay Tatar’ınkine benzer veya benzemez kimbilir kaç bin kötü tecrübenin vicdan azabından süzülerek gelmiş bulunuyor.Yarbayın intiharı ile ilgili haberi veren internet sitelerine sokaktaki vatandaşın gönderdiği mesajları yargı mensupları okumalıdır.Uzayan Ergenekon davası ve paralelinde yürüyen soruşturmalar halkın kafasında şüpheler ve güvensizlik duygusu üretiyor. Bağımsızlığımızın güvencesi olan orduya karşı bir küçük düşürme kampanyası yürütüldüğü inancı vatandaş katında hızla yayılıyor.Elbette yargı hiçbir nedenle adaleti aramaktan vazgeçmeyecektir. Vazgeçmemelidir.Ama halk da hatta suçlananlar da aynı şeyi istemiyor mu?İnsanların özgürlüklerine zarar vermeden, haysiyetlerini incitmeden ve tedirginlik duygusu siyasi şantaj gibi toplumun zihnine işlenmeden bu yargılama ve soruşturmalar yürütülebilir. Hızlandırılabilir, sonuca götürülebilir.Fakat öyle olmuyor. Çözdükçe dalaşan bir kördüğümün verdiği karamsarlık yayıldıkça yayılıyor.

Devamını Oku

İyi başlamadı

18 Aralık 2009

Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın DTP hakkındaki kapatma kararını açıkladığı günün üstünden bir hafta geçti.O kararı yorumlayan 12 Aralık tarihli yazımda DTP milletvekillerinin partiyi Öcalan’ın egoizmine kurban ettiklerine işaret ediliyor, Emine Ayna’nın “Tabanımız bize dağa gidin diyor!” sözü hatırlatılarak şu tesbit ve tahmin yapılıyordu:“Dağa mı gidecekler şimdi? Hayır... İmralı’daki despotun hepsine ihtiyacı var. Çünkü Öcalan bir yandan terörü yönetirken bir yandan da meclisten sesini duyurmak isteyecektir.Siz bakmayın ‘Sine-i millet’ palavralarına. O mahkemeye tehditti. Şimdi İmralı’dan haber uçacak ve DTP’nin kurtulan milletvekilleri, kurdurulacak olan yeni bir ırkçı partinin çatısı altına çağrılacaklardır!” Amacım “ben demiştim” fiyakası yapmak değildir. Bağımsız zihinler gidişin istikametini baştan görebiliyor; onu anlatmak istiyorum...Kapatılan DTP’nin milletvekillerinden oluşan fasıl “Meclisten ayrıldık. Sine-i millete dönüyoruz” şarkısı söylerken İmralı’dan yükselen gazel, her şeyin yönünü değiştirmiştir.Demokratik siyasetBilen bilir; Öcalan’ın söyledikleri hariçten gazel değil tepeden inme emirdir.Nitekim Öcalan’ın İmralı ziyaretinden dönen avukatlarının taşıdığı “talimat” Ankara’da yazılan senaryoyu değiştirmiştir.Teröristbaşı 19 milletvekilinin istifa etme kararlarını yanlış bulduğunu belirterek avukatları ile şu haberi göndermiştir:“Henüz istifa edilecek aşamaya gelinmedi. Meclise dönüp demokratik siyaset geliştirilebilir. Milletvekilleri meclisi iyi kullanmalıdırlar.” Talimat hemen yerine getirildi.Kapatılan DTP’nin binasına Barış ve Demokrasi Partisi tabelası asılırken yasaklı eski lider Ahmet Türk, istifadan vazgeçtiklerini bildirerek “demokratik mücadele bizim için esastır” dedi.Türk’ün kullandığı dil İmralı kalıbından çıkmıştı sanki.Karar değiştirmelerinde “demokratik güçlerin, aydınların, yazarların, akademik çevrelerin” etkili olduğunu anlatarak söze başlayan Türk, gerçeğin tabak gibi ortada durduğunu, Apo etkisini saklamanın gülünç olacağını anlamış olmalı ki itirafa mecbur kaldı:“Çarşamba günü sayın Öcalan ile avukatları görüşme yaptılar. Sayın Öcalan da parlamento zemininin terk edilmesinin doğru olmadığını (...) bize ilettiler.” İyi niyet beklenir mi?Ahmet Türk Kürt sorununun barışçıl çözümüne katkı sağlamaya devam edeceklerini söylerken alay mı ediyor?Kapatılan bir partinin devamını kurmak yasaktır hukukumuzda. Ahmet Türk yeni partinin henüz levhasını asarken DTP’nin kapatılmasına sebep olan suçun katmerlisini işliyor.Yeni partiyi kuran ve milletvekillerini istifadan vazgeçiren kararları Apo’nun direktifiyle aldıklarını ilân ve itiraf ediyor.Ne tezgâhlanıyor?Belli ki Öcalan’ın liderliğini artık daha fütursuz dayatacaklar. Zaten Öcalan da avukatları aracılığıyla Başbakan’a çağrıda bulunuyor ve açılım konusunda “Hükümet bütün yükü bana bırakıyor. Bu da sağlığımı bozuyor” diye yakınıyor, hükümetle halk arasına dinamit koyuyor.Hatalar, komplolar sürüyor. Müebbet mahkûmu Apo’yu müzakereci role terfi ettirme kurnazlıkları, açılım projesini korkarız daha beter bir çıkmaza sürükleyecektir.Öcalan “Çözüm demokratik mücadeledir” diyor ama tehdit gücünü feda edemediği için silâh bıraktırıp PKK’yı tasfiye sürecine sokmuyor.Barış umutlarını bir bebek katilinin merhametine bağlanmanın beyhudeliğini anlamakta inşallah çok geç kalmayız!

Devamını Oku

Başbuğ’un seçimi

18 Aralık 2009

Orduların gücünü sahip oldukları silâhlardan önce moral durumu belirler.TSK sürekli bir psikolojik saldırının hedefidir ve başındaki komutan bulduğu her fırsattan yararlanarak ülkeyi bu tehlikeye karşı uyarmaya çalışmaktadır.Genelkurmay Başkanı Başbuğ dün Trabzon’da önemli açıklamalar yaptı.Bu bölgede ancak ordusu güçlü olan ülkenin bağımsızlığını ve özgürlüğünü koruma yeteneğine sahip olacağını, Türkiye’ye düşman güçlerin bu nedenle TSK’yı hedef aldığını belirterek şöyle dedi: “Terör olaylarını TSK ile ilişkilendirmeyi PKK destekçileri yapabilir. Ancak böyle ilişkilendirmeleri ve bu amaca yönelik imalı konuşmaları siyasiler, akademisyenler ve medya mensupları yapamaz, yapmamalıdır!” Bir toplumda akıl, ahlâk ve adaleti komutanın çağrı yaptığı bu meslek grupları ayakta tutarlar.Ama görüyoruz ki vicdanlarının bağımsızlığını korumakta başarı gösteremeyen “aydın”lar, rollerinin gerektirdiği sorumluluğu taşıma yeteneğinden uzaklaşıyorlar.Yargıya çağrı varNitekim Tokat’taki saldırının gerçekleştiği günle o kalleşliği PKK’nın üstlendiği gün arasında geçen zaman, TSK’nın kendi evlâtlarını öldürmüş olabileceği ihtimalini halkın zihninde uyandıracak imalar ve uğursuz çağrışımlarla doldurulmuştur.Ne kadar acı ki bu hukuk ve ahlâk dışı suçlamalar, ilhamını iktidar partisinin yetkililerinden almıştır.Tokat saldırısı için provokasyon yorumu yaptıktan sonra 16 yıl önce Bingöl’de silâhsız 33 erin şehit edilmesi olayını benzerlik iması yaparak gündeme getiren AKP’nin Propaganda Başkanı Hüseyin Çelik’in şu sözlerini unutabilir miyiz?“Bekçi akıllıysa mahallede hırsızların kol gezdiğini yayması, hatta arada bir-iki kapıyı kendisinin yoklaması lâzım. İşte Ergenekon budur!” Başbuğ’un uyarılarına herkes kulak vermelidir.Ordu yedeği olmayan bir kurumdur ve onu içinde oluşmuş suç ve suçlulardan kurtarmak ne kadar gerekliyse iftiralara karşı korumak da o kadar gereklidir.Yargıya gönderilen her ihbar mektubunun niyeti belirsiz gizli tanık ve itirafçı ifadelerinin doğru dürüst bir süzgeçten geçmeden psikolojik tahrip malzemesi olarak belli gazetelere servis edilmesi bitmelidir artık. Başbuğ adli makamları duyarlı olmaya çağırmakta yerden göğe haklı...Tartışılacak önermeAncak anlam vermekte güçlük çektiğim bir nokta var: Komutan medya ile buluşması için Trabzon’u ve Oruçreis fırkateynini özel olarak seçtiğini belirttiğine göre bu seçimler mesaj içeriyor demektir.Orgeneral Başbuğ da saklamadı zaten bunu.Oruçreis seçiminin cunta soruşturması nedeniyle yorulan ve yıpranan Denizcilere moral destek sağlamakla ilgili olduğunu anlayabiliyorum.Ama Trabzon’un özel anlamı ne?Komutan Karadeniz bölgesi insanını lâyık olduğu övgülerle yücelttikten sonra Trabzon’a ayırıcı bir tanımlama getirmiştir:“Trabzonlumuz merttir. Ülkesi için gerektiği zaman hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan bir bölgede bulunuyoruz. Ulusal konulara bu bölge insanımızın hassasiyeti ortadadır.” Orgeneral Başbuğ’un Trabzon’u önerme biçiminde koyması acaba yanlış anlamalara davetiye çıkarabilir mi?Çünkü bu kentimizde yaşanan ve “ulusal konulara hassasiyet” ile açıklanması mümkün olmayan bazı eylemlerin kötü izleri henüz kaybolmamıştır.Trabzon doğru bir seçim olsa bile bu seçime anlam yükleme zorlamaları en azından gereksiz olmuştur.

Devamını Oku

Yeni bir ufuk

16 Aralık 2009

Doğruyu doğum yerine bakmadan kabullenmek gerekir. Atalarımız “akıl için yol birdir” demişler...Anadolu Ajansı’nın Amerika’daki düşünce kuruluşlarından topladığı görüşlerin “durum tespiti”ne ilişkin bölümlerine katılmayabiliriz fakat “demokratik açılım”ın sürdürülmesi ve DTP’nin yerine gelecek partinin mutlaka sürece dahil edilmesi yönündeki tavsiyelere kulak vermek gerekiyor.Yaşadığımız tecrübe şunu öğretti:“Demokratik açılım”ın sağladığı umuda ve vaatlerini canlı tutmaya Türkiye’nin ihtiyacı var. Açılım süreci ülkeyi uzun bir süre şiddet eylemlerinden uzak tuttu.Sonraki patlamanın sebebi, açılımla ilgili beklentilerin imkânsızları isteme çizgisine kadar götürülmesidir.Eğer iktidar doğru bir planla yola çıksaydı sınırdaki o rezalet başta Dolapdere ve Muş felâketleri de yaşanmazdı. Uzmanlığı hem siyasi, hem akademik çevrelerde saygı gören Henri Barkey DTP ile ilgili kapatma kararının açılımı olumsuz etkilediğini fakat sürecin devam edeceğine inandığını belirtiyor.Eğer süreç devam edecekse DTP’nin kapatılması, açılımı olumlu etkileyecek demektir. DTP’nin kapatılması, birçok çevrenin anlamak istemediği gerçekleri kavramalarına yardımcı olacaktır.Çünkü AKP iktidarının idaresizliği Öcalan’da iyi yönetilen bir tehdit ve şantaj politikasının kendisine af kapısını açacağı iştahını uyandırabilmiştir.Türkiye’nin altı ay öncesine göre farkı şu:Bu başarısız dönem sayesinde Türkiye DTP modeli bir partiyi hazmetmeye razı hale gelmiştir.Amerikalı uzmanlar da sürecin ilerlemesi için buna zaruret olduğunu düşünüyorlar.Ama dikkat... DTP yerine geçecek partinin terörü övmemesi ve PKK’nın siyasi kolu durumuna düşmemesi şartı ile...DTP Kürt partisi olduğu için değil, terör örgütünün maşası olduğu için kapatıldı.Terörü ve terör örgütü ile ilişkiyi reddeden bir Kürt partisi, ne dediği dinlenen ve ciddiye alınan bir muhatap olabilir.Anayasa Mahkemesi’nin DTP’yi kapatırken siyasi haklarına dokunmadığı 19 milletvekili, kötüye kölelik senaryosunu yeniden oynamak yerine Türkiye’ye yeni bir ufuk açabilirler.Arızalı açılım 2Bizim hükümetin açılımları dalından zamansız koparılan ham meyvelere benziyor.“Uzlaşma iradesine sahip olduğumuzu ilân edip karşı tarafı kamuoyu önünde mecbur hale düşürelim, sonrası Allah kerim...” Açılım siyasetleri bu mantığa mı dayanıyor?Kürt açılımının kanlı bir kargaşa yokuşuna sarmasının sebebi budur.Dün gelen bir haber, Ermeni açılımının da aynı zaafla sakat olduğunu düşündürüyor.Uluslararası Ermeni Soykırım Çalışmaları Birliği Başkanı William Schabas’ın İsviçre’de imzalanan protokole ilişkin kaygılarını gidermek amacıyla Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan’ın kaleme aldığı mektup, bir rezaleti belgeliyor.Tarihi bir dönemeç olacağını umduğumuz protokol, soykırım iddialarını araştıracak bir “Tarih Komisyonu” kurulmasını öngörüyordu.Sarkisyan ortak komisyonun tarihçilerden kurulmayacağını, tarihi gerçekleri araştırmayacağını yazıyor.Yani Ermeni tezinin baştan kabul edileceği inancını yansıtıyor.Hükümet, protokolü imzalarken böyle bir şartı başta kabul etmiş olamaz.O nedenle soykırım iddialarını bilim namusuna sahip tarihçilerin araştırmasına evet dediğini ama iftirayı hüküm haline getirme tertiplerine boyun eğmeyeceğini hemen dünyaya ilân etmelidir.Böyle açılım batsın!

Devamını Oku

Bir daha asla!

15 Aralık 2009

Cehaletle beslenen romantizmin siyasette ne ağır yıkımlara sebep olabildiğini izliyoruz.Allah beterinden korusun...Ama dikkat... Biz meclisteki bütçe görüşmelerinde tanık olduğumuz yetersizlikle malul muhterislere razı oldukça Allah’ın yardımını nasıl hak edeceğiz?Dün Londra’daki bir üniversitede 5 Türk öğrencinin “açılım” tartışmasına kulak misafiri olan bir akademisyen dostumdan aldığım mail sanıyorum sizin de ilginizi çekecektir.Gençlerden üçü, kökleri Güneydoğu’da olan ailelerin çocuklarıymış. Onlardan biri arkadaşlarının da hak verdiği şu değerlendirmeyi yapmış:“Toprak reformu yaparak halkı özgürleştirmekle başlaması gereken açılımı siz kentlere Kürtçe isimler vererek başlatırsanız gideceğiniz yer işte burasıdır!” Bu çocukların ileride yönetici koltuklarına oturacakları umudu sabır göstermek için iyi bir sebeptir ama...1. Tırmanan olaylar onların gelişine kadar bekler mi?2. Siyasi liderlerimiz ülkeyi yangın yerine çeviren yetersizliklerini fark ederek koltuklarından vazgeçmeyi kabul eder mi?İktidar partisinin ideolojik saplantıları yüzünden devlet kurumlarının dengesi bozulmuş haldedir. Olayların kontrolden çıkmakta olduğunu Başbakan herhalde göremiyor.Görebilse daha sakin davranmaya çalışarak ağırlığını yükselen tansiyonu düşürmek amacında değerlendirirdi.Halbuki öyle davranmıyor.Yanlış kurgulanan açılım siyaseti kentleri yangın yerine çevirdi. Başbakan buna rağmen “inadım inat” havasında.Kusurunu kabul edip düzeltmek şöyle dursun azarlıyor, tehdit ediyor.Önceki gün mecliste konuşurken CHP sıralarından lâf atanlara kızıp Meclis Başkanı’nı payladı. Ona “Siz mi (bunları) susturacaksınız yoksa ben mi susturayım?” diye bağırdı.Diktatörler zulmettikleri yığınların kendilerine bir de minnet duymalarını isterler.Başbakan’ın içindeki diktatör daha fazla büyümemeli!Çünkü ülke bir ihanet çemberi içindedir. Terör örgütü, her zaafı iç savaş çıkarmak amacıyla kullanıyor.Başbakan muhalefeti susturacak yerde yanlışlarını düzeltmeye bakmalıdır.İkinci bir Muş olayı asla yaşanmamalıdır!Utanç veren rekorPartilerin sahip olmadıkları değerleri kendilerine isim seçmeleri nedendir?“Ainesi iştir kişinin” demiş atalarımız. Vatandaşı ne zamana kadar kandırabilirsiniz?Mesela Adalet ve Kalkınma Partisi...Adalet hukuk anlamında hiç bu kadar yerle bir olmadı.Sosyal anlamındaki adalet ise sadakaya indirgendiği için hiç bu kadar insan onurunu rencide eden biçime dönüşmedi.“Kalkınma” derseniz... O iddianın zavallı kurbanları, seçimlerin kaderini belirleyecek gazap ordusu oluşturacak şekilde çığ gibi büyüyor.TÜİK dün istihdam verilerini yayınladı.İşsizlik oranının bir önceki ayla aynı (yüzde 13,4) olduğu ilân edildi.Tabii bu doğru değil. Çünkü 3 milyon 396 bin işsiz, kayda geçen sayıdır. Çalışmaya hazır oldukları halde ümitleri kalmadığı için iş aramaktan vazgeçen büyük bir kesim var.O bezgin insanları da hesaba kattığınız zaman işsiz sayısı 5 milyon 772 bine, oran yüzde 20,64’e yükseliyor.Bu gerçek, işsizlikte Türkiye’yi OECD ülkelerinin birincisi yapıyor.Başbakan’ı önümüzdeki seçimde en çok bu ayıbın hesabını verme mecburiyeti üzecektir.Adalet ve Kalkınma nasıl olurmuş; inşallah o zaman öğrenecek!

Devamını Oku

Yüzde 10 barajla açılım olamaz !..

14 Aralık 2009

Hangi dağda kurt öldüyse Avrupa’dan Türkiye’ye dün açık bir destek geldi.AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun sözcüsü, DTP hakkındaki kapatma kararını değerlendirirken “DTP’nin PKK ile arasına açıkça mesafe koymayı ve terörü kınamayı reddetmesini üzüntüyle karşılıyoruz” dedi.Bu sözlerine itirazımız yok, ancak...Sözcü Amadeu A. Tardio hemen ardından kapatma kararının açılım sürecine darbe vuracağı ve seçmenin bir bölümünü siyasi temsilden yoksun bırakacağı yorumunu yaptı ki buna itirazımız var.Bir defa DTP teröre mesafe koymak bir yana terör örgütünün kontrol ettiği bir parti durumuna düşmüştü.Gerek seçim sonuçları, gerekse araştırmalar bu partinin değil Kürt kökenli yurttaşların tümünü, özerkliği savunan Kürtlerin bile çoğunluğunu temsil etmediğini gösteriyor.DTP seçimde Kürt kökenli vatandaşların ancak dörtte birinin oyunu almış sayılıyor. Bunun en önemli sebebi terör şantajına dayalı bölünme siyasetine tabandan yönelen itirazdır.Dolayısiyle Anayasa Mahkemesi’nin verdiği karar sadece yasaların dayattığı bir mecburiyet değil aynı zamanda demokratik gerçeğin de yansımasıdır!Çaresizliğe kurbanElbette cezaya itiraz edenler AİHM’de haklarını arayacaklardır.Elbette suç işleyen bireyleri cezalandırmakla yetinmek yerine partinin idam edilmesine benzer işlemin demokrasiyle uzlaşır olmadığı görüşleri ortaya atılacaktır; bunlara hak verenler de olacaktır.Ama bir hukuk devletinde Anayasa Mahkemesi’nin kararı saygı ve kabul görmeyecekse toplum düzenini hangi otorite sağlayacaktır?Gerçek anlamdaki “Kürt açılımı”nı inanıyorum ki DTP hakkındaki kapatma kararını saygı ile kabul eden bir sağduyu başlatabilir.Türkiye’deki Kürt vatandaşların büyük çoğunluğu azınlık olmak istemiyor, ulusun asıl unsuru olmak onları mutlu ediyor.Onlar siyasi temsil haklarını etnik olmayan partilerde kullanıyorlar.Geriye kalanlar?..Onlar DTP-PKK çizgisine mahkûm ediliyor.Ayrılık veya merkezden yarı bağımsız bir yapı isteyenlerin de çoğu terör yöntemini onaylamıyor ama çaresizliğe kurban ediliyorlar.Çünkü terörü reddeden bir etnik parti kurulmasına düzen şans tanımıyor.Egoizmin faturalarıPKK’ya karşı çıkmak zaten kahramanlık gerektiriyor.Yüzde 10 seçim barajı, göze alınacak tehdit ve tehlikeleri beyhudeliğe mahkûm ediyor.Başarılı bir açılımın yerine getirilmesi kaçınılmaz olan ekonomik ve sosyal adımları vardır. Siyasal koşulların bir numarasına da seçim barajını mümkünse tümden kaldırmak veya hiç değilse yüzde 5 seviyesine indirmek konulmalıdır.Kürt vatandaşlara terörü reddeden bir parti ile siyaset yapma hakkı tanımayan hiç bir adım “demokratik açılım” diye tarif edilemez.İktidar ve muhalefet partileri, DTP’yi kapatma kararının sunduğu fırsatı iyi kullanmalıdır. Barajın indirilmesi, mecliste bu kararı verecek olan partilerin fedakârlık göstermesini gerektiriyor.Ama egoizmin çıkardığı faturaların vahametine bakarak doğru kararı verebilirler.Mecliste dün bütçe görüşülecekti.Ancak ülkenin birlik ve bütünlüğüne yönelik tehditler ve kentlerde can ve mal güvenliğini tehlikeye sokan terör ve anarşi asıl sorun olarak gündemi kapladı.Devletler de bireyler gibidir; neresi ağrıyorsa canı oradadır!

Devamını Oku

Sil baştan açılım

12 Aralık 2009

Şüpheniz olmasın, DTP’nin kapatılması hayatımızda hiç bir değişiklik yaratmayacak.Siyasetçiler yeni duruma kendilerini ve bizi en kısa zamanda uyduracaklardır.Çünkü DTP’yi kapattıran sebepler içi boş siyaset, sorun çözmeye değil, iktidar kavgasına dönük “teferruat”tır.Cuma günü girdiği komadan bir hafta sonra çıkacak biri, bu ülkede önemli bir partinin kapatılmış olduğunu asla farkedemeyecektir.Çünkü söylenen sözler değişmeyecek güvensizlik ve çatışma ne hızda sürmesi gerekiyorsa o yaşanacaktır.Anayasa Mahkemesi kararının bile “ibret” etkisi ve düzelme yaratmadığı bir toplum olur mu?Olmaması lâzım. Çünkü öyle bir örnekte devlet yıkılır, toplum birbirine düşer. Ama şükür ki devletimiz halâ ayaktadır ve 40 bin terör kurbanı bile bu milleti birbirine düşürmemiştir.“Nasıl oluyor” sorusunun cevabı VATAN’ın bugünkü manşetindedir:“Türk realitesi!..” Ahmet Türk’ün genel başkanı olduğu parti terör örgütü PKK’nın maşası olduğu gerekçesiyle kapatıldı, kendisi de milletvekilliği düşürülerek siyasi haklarından yoksun bırakıldı.Başkadır memleketimAhmet Türk dün sabah oğlu Ejder’i askere uğurladı, ardından son basın açıklamasını yapmak üzere parti merkezine gitti.Artık o da her gün öteki asker babaları gibi oğlunun sağ salim eve dönmesi için Allah’a dua edecek. Çünkü oğlu Türk Ordusu’nun bir askeridir artık. En önemli görevi PKK ile savaş olan bu orduya hizmet ederken kaderin onu nerede ne zaman bölücü katillerle karşı karşıya getireceğini kimse bilemez.Türkiye’nin sorunu, terörü siyaset aracı olarak kullanmaya son verecek aklı egemen kılamamaktır.Ahmet Türk’ün yaptığı doğru iş, oğlunu askere göndermesi. Onun PKK ile savaşmak zorunda kalacağını bile bile..Yanlışı ise, teröre karşı koyduğu fedakârlığı siyasi alanda üretememesi.İşte bu tablo da kanıtlıyor ki sorun gösterildiği kadar büyük değildir.Kürtler insan onuruna yakışacak yaşamı yalnız Türkiye’de buluyorlar. Demokrasi ve gelişen bireysel haklar bu iddianın politik ifadesidir.Uyuşturucu kaçakçısı, insan kaçakçısı, bebek katili bir terör örgütünün az da olsa bir kısım vatandaşın umudu olabilmesi, bütün siyasetçileri utandırmalıdır.Hemen toprak reformuBir kaç güne kadar her şey yerli yerine oturacak, sadece DTP’nin adı değişecektir. İstifa atraksiyonunu ara seçim fırsatına dönüştürmek isteyen muhalefete iktidar grubu geçit vermeyecektir.Keşke açılım için gerçek bir “sil baştan” yapılabilse...Açılımın yeni hedefi Kürt kökenli vatandaşları terör örgütünden ve terörü destekleyen siyasetçilerden korumak ve kurtarmak olmalıdır.Bunun şartı onları, aşiret reislerinin, derebeylerinin kulu olmaktan vatandaş kimliğine terfi ettirmektir.İktidar gözünü açmalı... Ülkenin ve milletin birliğine, bütünlüğüne zarar vereceği korkusu yaratan düşünceleri açılım diye kabul ettirmeye uğraşmak büyük hata olmuştur.Tüm anketler ve Bahçeşehir Üniversitesi’nin büyük araştırması, bölge halkı ile siyasetin arasında oluşan derin uçurumu önümüze seriyor.Halkın en önemli sorunu işsizliktir. (Yüzde 66.9) Terörün yarattığı can korkusunu bile üçe katlıyor.İktidar imalarla hayaller uyandırıp ayrılıkçı beklentileri tahrik edecek yerde bir yatırım programı açıklamalıdır.“Sil baştan açılımı”nın en başına da toprak reformunu koymalıdır.Çıkarın mayınları, dağıtın o toprağı!

Devamını Oku

Mecburiyetten!

11 Aralık 2009

Anayasa Mahkemesi DTP’yi bölücü eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle kapattı.Daha açık bir anlatımla kapatma kararı, bu partinin terörü desteklemesi, hatta terör örgütü PKK’nın oyuncağı olması nedeniyle verilmiştir.Ve bu önemli karara yüksek mahkemenin bütün üyeleri katılmıştır.Davanın bir kapatma kararı yerine partinin içini suçlulardan temizlemek suretiyle sonuçlandırılması tabii demokrasinin ruhuna daha uygun düşerdi.Üstelik AKP hakkındaki Anayasa Mahkemesi kararı Türkiye’de böyle bir hukukun işletilebileceğini göstermişti.İktidar partisinin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu 1’e karşı 10 oyla hükme bağlandığı halde kapatma cezası verilmemiştir.Fakat ne yazık ki o karar DTP için emsal olamamıştır. Çünkü “şiddet önermediği sürece” partilerin kapatılmamasını öngören Venedik kriteri burada işe yaramamıştır.DTP bölücülüğü sadece söylem zemininde tutabilse neyse, PKK’nın hatta doğrudan Öcalan’ın maşası rolünü kabullenen bir role sürüklenmiştir.Olaylar “Bu partiyi de kapatmayacaksa Anayasa Mahkemesi kendini kapatsın” dedirtecek kadar kontrolden çıkmıştı.Öcalan’ın kurbanı olduHalbuki iktidarın “Kürt açılımı” hamlesini akıl ve niyetle değerlendirilmiş olsaydı DTP iki yıldır süren kapatma davasından sağ salim çıkabilirdi.Sadece Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk’un milletvekilliklerini düşürmekle yetinmesi, yüksek mahkemenin demokratik temsile duyduğu saygıyı göstermesi bakımından önemlidir.DTP önderleri açılım sürecini destekleyecek yerde Öcalan’ın egoizmini tatmin etmeye yönelik kurbanlık rolünü tercih etmiştir.Bebek katilinin kaprislerine, Kürt kökenli vatandaşların hayallerini, umutlarını feda etmişlerdir.Partinin eşbaşkanı Emine Ayna’nın şu sözü unutulacak gibi değil:“Tabanımız bize dağa gidin diyor!” Dağa mı gidecekler şimdi? Hayır..İmralı’daki despotun hepsine ihtiyacı var. Çünkü Öcalan bir yandan terörü yönetirken bir yandan da meclisten sesini duyurmak isteyecektir.Siz bakmayın mahkeme öncesinde “Sine-i millete gideriz” palavralarına.O mahkemeye tehditti. Şimdi İmralı’dan haber uçacak ve DTP’nin kurtulan milletvekilleri, kurdurulacak olan yeni bir ırkçı partinin çatısı altına çağrılacaklardır.Uyanık olmak lâzımKeşke bir mucize olsa da Öcalan ve onun emellerine hizmet etmenin halkın hayallerine ihanet olduğunu anlasalar.Ama korkarız ki terör örgütü bu olaya tepki göstermeye kendini mecbur hissedecektir.Aksi halde ilerideki tehditlerinin ciddiye alınmayacağından korkarlar.O nedenle huzur ve asayişi bozma amaçlı eylemlere karşı hazırlıklı ve uyanık olmalıyız.Ama teröre karşı başarısız bir iktidarın varlığından dolayı kendini olduğundan güçlü gösterme imkânı bulan PKK’yı da abartmamalıyız.Bahçeşehir Üniversitesi’nin yaptığı son kapsamlı araştırma, Kürt kökenli vatandaşların ezici çoğunluğunun devletle, milletle, bayrakla sorunu olmadığını ve teröre dayalı bir geleceğe inanmadıklarını ortaya koyuyor.Bir süredir açılım siyasetini terör örgütü ile müzakere ederek yürütmenin yanlışından kurtulmak için silkinme sağlayacak bir sebep gerekiyordu bize.DTP kararı umarız ihtiyacımız olan şoku sağlamıştır!

Devamını Oku