Bir daha asla!

Haberin Devamı

Cehaletle beslenen romantizmin siyasette ne ağır yıkımlara sebep olabildiğini izliyoruz.

Allah beterinden korusun...

Ama dikkat... Biz meclisteki bütçe görüşmelerinde tanık olduğumuz yetersizlikle malul muhterislere razı oldukça Allah’ın yardımını nasıl hak edeceğiz?

Dün Londra’daki bir üniversitede 5 Türk öğrencinin “açılım” tartışmasına kulak misafiri olan bir akademisyen dostumdan aldığım mail sanıyorum sizin de ilginizi çekecektir.

Gençlerden üçü, kökleri Güneydoğu’da olan ailelerin çocuklarıymış. Onlardan biri arkadaşlarının da hak verdiği şu değerlendirmeyi yapmış:

“Toprak reformu yaparak halkı özgürleştirmekle başlaması gereken açılımı siz kentlere Kürtçe isimler vererek başlatırsanız gideceğiniz yer işte burasıdır!”

Bu çocukların ileride yönetici koltuklarına oturacakları umudu sabır göstermek için iyi bir sebeptir ama...

1. Tırmanan olaylar onların gelişine kadar bekler mi?

2. Siyasi liderlerimiz ülkeyi yangın yerine çeviren yetersizliklerini fark ederek koltuklarından vazgeçmeyi kabul eder mi?

İktidar partisinin ideolojik saplantıları yüzünden devlet kurumlarının dengesi bozulmuş haldedir. Olayların kontrolden çıkmakta olduğunu Başbakan herhalde göremiyor.

Görebilse daha sakin davranmaya çalışarak ağırlığını yükselen tansiyonu düşürmek amacında değerlendirirdi.

Halbuki öyle davranmıyor.

Yanlış kurgulanan açılım siyaseti kentleri yangın yerine çevirdi. Başbakan buna rağmen “inadım inat” havasında.

Kusurunu kabul edip düzeltmek şöyle dursun azarlıyor, tehdit ediyor.

Önceki gün mecliste konuşurken CHP sıralarından lâf atanlara kızıp Meclis Başkanı’nı payladı. Ona “Siz mi (bunları) susturacaksınız yoksa ben mi susturayım?” diye bağırdı.

Diktatörler zulmettikleri yığınların kendilerine bir de minnet duymalarını isterler.

Başbakan’ın içindeki diktatör daha fazla büyümemeli!

Çünkü ülke bir ihanet çemberi içindedir. Terör örgütü, her zaafı iç savaş çıkarmak amacıyla kullanıyor.

Başbakan muhalefeti susturacak yerde yanlışlarını düzeltmeye bakmalıdır.

İkinci bir Muş olayı asla yaşanmamalıdır!

Utanç veren rekor

Partilerin sahip olmadıkları değerleri kendilerine isim seçmeleri nedendir?

“Ainesi iştir kişinin” demiş atalarımız. Vatandaşı ne zamana kadar kandırabilirsiniz?

Mesela Adalet ve Kalkınma Partisi...

Adalet hukuk anlamında hiç bu kadar yerle bir olmadı.

Sosyal anlamındaki adalet ise sadakaya indirgendiği için hiç bu kadar insan onurunu rencide eden biçime dönüşmedi.

“Kalkınma” derseniz... O iddianın zavallı kurbanları, seçimlerin kaderini belirleyecek gazap ordusu oluşturacak şekilde çığ gibi büyüyor.

TÜİK dün istihdam verilerini yayınladı.

İşsizlik oranının bir önceki ayla aynı (yüzde 13,4) olduğu ilân edildi.

Tabii bu doğru değil. Çünkü 3 milyon 396 bin işsiz, kayda geçen sayıdır. Çalışmaya hazır oldukları halde ümitleri kalmadığı için iş aramaktan vazgeçen büyük bir kesim var.

O bezgin insanları da hesaba kattığınız zaman işsiz sayısı 5 milyon 772 bine, oran yüzde 20,64’e yükseliyor.

Bu gerçek, işsizlikte Türkiye’yi OECD ülkelerinin birincisi yapıyor.

Başbakan’ı önümüzdeki seçimde en çok bu ayıbın hesabını verme mecburiyeti üzecektir.

Adalet ve Kalkınma nasıl olurmuş; inşallah o zaman öğrenecek!

DİĞER YENİ YAZILAR