Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın DTP hakkındaki kapatma kararını açıkladığı günün üstünden bir hafta geçti.
O kararı yorumlayan 12 Aralık tarihli yazımda DTP milletvekillerinin partiyi Öcalan’ın egoizmine kurban ettiklerine işaret ediliyor, Emine Ayna’nın “Tabanımız bize dağa gidin diyor!” sözü hatırlatılarak şu tesbit ve tahmin yapılıyordu:
“Dağa mı gidecekler şimdi? Hayır... İmralı’daki despotun hepsine ihtiyacı var. Çünkü Öcalan bir yandan terörü yönetirken bir yandan da meclisten sesini duyurmak isteyecektir.
Siz bakmayın ‘Sine-i millet’ palavralarına. O mahkemeye tehditti. Şimdi İmralı’dan haber uçacak ve DTP’nin kurtulan milletvekilleri, kurdurulacak olan yeni bir ırkçı partinin çatısı altına çağrılacaklardır!”
Amacım “ben demiştim” fiyakası yapmak değildir. Bağımsız zihinler gidişin istikametini baştan görebiliyor; onu anlatmak istiyorum...
Kapatılan DTP’nin milletvekillerinden oluşan fasıl “Meclisten ayrıldık. Sine-i millete dönüyoruz” şarkısı söylerken İmralı’dan yükselen gazel, her şeyin yönünü değiştirmiştir.
Demokratik siyaset
Bilen bilir; Öcalan’ın söyledikleri hariçten gazel değil tepeden inme emirdir.
Nitekim Öcalan’ın İmralı ziyaretinden dönen avukatlarının taşıdığı “talimat” Ankara’da yazılan senaryoyu değiştirmiştir.
Teröristbaşı 19 milletvekilinin istifa etme kararlarını yanlış bulduğunu belirterek avukatları ile şu haberi göndermiştir:
“Henüz istifa edilecek aşamaya gelinmedi. Meclise dönüp demokratik siyaset geliştirilebilir. Milletvekilleri meclisi iyi kullanmalıdırlar.”
Talimat hemen yerine getirildi.
Kapatılan DTP’nin binasına Barış ve Demokrasi Partisi tabelası asılırken yasaklı eski lider Ahmet Türk, istifadan vazgeçtiklerini bildirerek “demokratik mücadele bizim için esastır” dedi.
Türk’ün kullandığı dil İmralı kalıbından çıkmıştı sanki.
Karar değiştirmelerinde “demokratik güçlerin, aydınların, yazarların, akademik çevrelerin” etkili olduğunu anlatarak söze başlayan Türk, gerçeğin tabak gibi ortada durduğunu, Apo etkisini saklamanın gülünç olacağını anlamış olmalı ki itirafa mecbur kaldı:
“Çarşamba günü sayın Öcalan ile avukatları görüşme yaptılar. Sayın Öcalan da parlamento zemininin terk edilmesinin doğru olmadığını (...) bize ilettiler.”
İyi niyet beklenir mi?
Ahmet Türk Kürt sorununun barışçıl çözümüne katkı sağlamaya devam edeceklerini söylerken alay mı ediyor?
Kapatılan bir partinin devamını kurmak yasaktır hukukumuzda. Ahmet Türk yeni partinin henüz levhasını asarken DTP’nin kapatılmasına sebep olan suçun katmerlisini işliyor.
Yeni partiyi kuran ve milletvekillerini istifadan vazgeçiren kararları Apo’nun direktifiyle aldıklarını ilân ve itiraf ediyor.
Ne tezgâhlanıyor?
Belli ki Öcalan’ın liderliğini artık daha fütursuz dayatacaklar. Zaten Öcalan da avukatları aracılığıyla Başbakan’a çağrıda bulunuyor ve açılım konusunda “Hükümet bütün yükü bana bırakıyor. Bu da sağlığımı bozuyor” diye yakınıyor, hükümetle halk arasına dinamit koyuyor.
Hatalar, komplolar sürüyor. Müebbet mahkûmu Apo’yu müzakereci role terfi ettirme kurnazlıkları, açılım projesini korkarız daha beter bir çıkmaza sürükleyecektir.
Öcalan “Çözüm demokratik mücadeledir” diyor ama tehdit gücünü feda edemediği için silâh bıraktırıp PKK’yı tasfiye sürecine sokmuyor.
Barış umutlarını bir bebek katilinin merhametine bağlanmanın beyhudeliğini anlamakta inşallah çok geç kalmayız!
İyi başlamadı
Haberin Devamı

