Poz olduğu belli

8 Ocak 2010

Türk halkı, siyasi iktidarın Silâhlı Kuvvetler’le yaşadığı ilişkinin olumsuzluğundan tedirgindir.Bu rahatsızlığı Başbakan Erdoğan ile Orgeneral Başbuğ da görüyor ki son haftalık olağan görüşmelerini Genelkurmay karargâhında yapmışlar, habere ilişkin fotoğrafı da gazetecilere çektirmeyip merkezden seçip dağıtmışlardır.VATAN o fotoğrafı “Karargâhta ‘uyum içindeyiz’ pozu” başlığı ile verdi.Güvensizliğin aşılıp uyumlu işbirliğine giden köprülerin kurulduğu duygusunu size verdi mi o poz?Başbakan’ın ve Genelkurmay’ın yüzlerindeki ifadelerden ben böyle bir mesaj çıkaramadım.Bir araya geldiklerinde içlerini açmakta ne kadar cesur ve samimi oluyorlar bilmiyorum ama bu duygu ve düşüncelerin karşılıklı olarak ortaya dökülmesi zamanının çoktan geldiğine eminim.Hatta 32. Gün programında Emekli Koramiral Atilla Kıyat’ı dinlerken “acaba geç mi kalıyoruz?” diye tedirginliğe düştüm.Atilla Kıyat, kurmay meziyetlerini defalarca ispatlamış bir şahsiyettir. Olaylara hâkimiyeti yanında değerlendirme yeteneğini artıran bağımsız ruhu, onu tartışma programlarının aranan adamı yapıyor.Esas tehdit o zaman!Kıyat özellikle iktidar önderleri tarafından dikkate alınması gereken tespitler, uyarılar ve çağrılar yaptı.Kurumlar arası çatışmanın 22 Temmuz seçimlerinden sonra dozunun arttığını söylerken şu teşhiste bulundu:“AKP yüzde 47 gibi bir oy aldı (...) Seçimin sonucunu bir siyasi partinin öteki partilere karşı kazanılmış zaferi olarak görmediler. TSK’ya, yargıya, üniversiteye karşı kazanılmış bir zafer olarak lanse etmeye başladılar. Stratejilerini bunun üzerine oturttular.” Buradan başlayan yürüyüş TSK’ya yönelik insafsız bir saldırı ve yıpratma kampanyasına dönüşmüş, ordu mensupları üstünde moral yıkımlar doğurmuştur.E. Koramiral Kıyat bu psikolojik baskı havasının askerde “peki değer mi” duygusu yarattığını anlattı. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehditlerini hatırlattıktan sonra da şu haklı uyarıyı yaptı:“Silâhlı Kuvvetler’de ‘değer mi’ diyen personelin sayısı arttığı takdirde esas tehdit işte o zaman oluşur!” Paranoya bitsin artık“Zaten Silâhlı Kuvvetler’e yapılmak istenen şey de bu” diyenler çıkacaktır biliyorum. Ama bu kötü niyetin iktidar tarafından icra edildiğini düşünmek akla zarar bir ihtimaldir.İktidar, asker hakkında sık sık ortaya atılan iftira dozundaki suçlamaların neredeyse tümünü niçin soruşturmaya değer buluyor?Tabii ki darbe planlandığı şüphesi ve 27 Nisan e-muhtırası nedeniyle...Plan yapıldığı ispatlansa bile darbe yapılmamıştır. O komutanlar dönemlerini tamamlayıp köşelerine çekilmiştir. Kıyat’ın ilk “Her Açıdan” programında açıkladığı gibi “Darbe yapamaz değil, yapmaz!” noktasına gelmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin “laikliğe karşı eylemlerin odağı” olmaktan mahkûm ettiği bir iktidar bile bu gerçeği değiştirmiyor.Artık bu paranoyadan kurtulmanın ve devlet içindeki ilişkileri yürütme anlayışının değişmesi zamanı gelmiştir.Yıkılan güveni yeniden inşa edecek malzeme saygıdır.Genelkurmay Başkanı aylardan beri TSK’nın asimetrik bir psikolojik saldırı altında olduğunu ilân ediyor. Ama Kıyat, hiçbir savcının Genelkurmay Başkanı’na gidip bu tehdidi kanıtlayacak deliller var mı diye sormadığını söylüyor.Şikâyet mi ediyor yalnız; hayır, kurumsal bir beklentiyi seslendiriyor!

Devamını Oku

İşaret fişeği

7 Ocak 2010

Anayasa değişikliklerini halk oyuna götürme süresini 45 güne indiren kanun teklifi siyasi gündemin ortasına bomba gibi düştü.Bu süre halen 120 gün.İktidar partisi neden böyle bir hamle yaptı? Acelesi ne?AKP sözcüleri kaos görüntülerini “normalleşme” diye adlandırıyorlar ama buna inanmak imkânsız. Siyaset yalan dolan üstünde yürüyor. Kurnazlık ve hınzırlık siyasi ilişkilerin motoru... Doğal olarak bu hamlenin esrarını çözmeye çalışırken muhalefet de aynı kaynaktan ilham alıyor.CHP halkoyuna gitme süresini kısaltan teklifi erken seçimin işaret fişeği olarak yorumladı. Kemal Kılıçdaroğlu’na göre, Meclis Başkanı Şahin’in iki gün önce söz ettiği dar kapsamlı Anayasa değişikliği sevketme hazırlığı bu ihtimali güçlendiriyor.AKP’nin meclisteki sandalye sayısı halk oyuna başvurmadan anayasa değişikliği yapmasına imkân tanımadığı için iktidar bu aleti daha kullanışlı hale getirmeye çalışıyor.Şartlar ülkede genel seçime vaktinden önce gitme mecburiyetini dayatabilir.AKP de bu ihtimale göre hazırlık yapıyorsa yargıda tam kontrolü ele geçirme şansını sonuna kadar zorlamak isteyecektir.Öyle bir durumda Anayasa Mahkemesi ile HSYK’da tasarlanan yapısal değişiklikler, hazırlanan mini paketin temelini oluşturacaktır. Bu acı ilâçlar da kamu çalışanlarının sendikal haklarında genişleme öngören düzenlemelerle tatlandırılacaktır.Sonra bunlar hızla halk oyuna sunulacak 45 gün sonra da iktidar hesabına seçim için uygun ortam hazırlanmış olacaktır.Böyle bir planın en önemli engeli, iktidarın yargıya yönelik niyet ve planlarını açığa çıkaran son tutumlarıdır. Yargıtay’da boş bulunan 33 üyeliğin 11’ini “AKP kontenjanı” olarak kullanmak için direnen, bu yüzden seçimi kilitleyen bir zihniyet, ülkenin vicdan taşıyan hukukun üstünlüğüne inanmış insanlarının onayını alamaz.Türkiye seçime, yargı bağımsızlığını tümüyle yitirmeden gidebilmelidir!Yakın şu ışıkları!Başbakan Erdoğan’la Orgeneral Başbuğ’un haftalık olağan görüşmesi Genelkurmay Başkanlığı’nda yapıldı.Bu ilk kez oluyor. Toplantıya Adalet ve İçişleri Bakanları da katıldı.Görüşme 2 saat 40 dakika sürdü.İki hafta içinde üç kez buluşan ikilinin yaptıkları görüşmelerin süresi 7,5 saati geçti.Türkiye kritik bir dönem yaşıyor.Devlet kurumları arasındaki uyumsuzluk ve güvensizlik, sade vatandaşın hayatını bile olumsuz etkiliyor.Bilgi azlığı türlü türlü söylentinin üremesi için uygun şartlar oluşturuyor.Dün tüm ülkenin merakının odaklandığı Genelkurmay’da toplantı sürerken askerin emanetindeki kozmik odalarda aramalar 12’nci gününü dolduruyordu.Ne oluyor? Aranan şey bulunamadığı için mi uzuyor, yoksa “maden” mi bulundu yarım bırakılamıyor?Polise ağır silâh almanın tartışılacağı zaman mı şimdi? İç güvenlikte tehdit algılaması mı değişti?Arınç eksenindeki şüpheler, zorlamalar ne anlama geliyor, bizi nereye götürüyor?Albay Çiçek’e ait olduğu söylenen ıslak imzalı belgeyi askeri mahkeme inceletmek için istediği halde neden gönderilmiyor?Resmi açıklama “iç güvenlik konuları başta olmak üzere gündemdeki diğer konular üzerinde de durulmuştur” diyordu.Halkı adam yerine koymamaktır bu. Gerçekleri bilme ve öğrenme hakkımıza ne zaman saygı gösterilecek?Bu karanlığa demokrasi mi diyorsunuz?

Devamını Oku

Seçim kurtarır

6 Ocak 2010

Siyasetçilerin bazen kendilerini girdaba kapılmış gibi hissettikleri olur.Kontrolden çıkıp kötü bir maceranın karanlığına doğru yuvarlandıklarını hissederler ama önleyemezler.Dün CHP lideri Baykal AKP oylarının yüzde 20’lere ineceğini söylüyordu. Keşke... Çünkü bu iktidar partisinin de şansı olur.AKP öyle bir yola girdi ki, onur kırıcı bir yıkımdan onu ancak kaybedeceği bir seçim kurtarabilir!İcraatlarına her gün, ileride hesabını vermekte çok zorlanacağı suçlar ve yanlışlar ekleniyor.Seçimlere kadar kendilerinden bir mağdur üretme çabaları artık işe yaramıyor alay konusu oluyor.Çünkü hiçbir demokraside yedi yıllık bir yönetici kadronun suikast ve darbe korkuları çekerek ülkenin havasını zehirlediğine, halkı endişelere soktuğuna ikinci bir örnek yoktur.İktidar Yargıtay’da boş bulunan 33 yargıç kadrosu için yapılması gereken seçimlerin önünü sekiz aydır tıkıyor. Bu seçimi yapma görevi ve hakkı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na ait. Ama iktidar “33 yargıcın 11’i benim istediklerim olmazsa kilitlerim” diyor ve seçimi kilitliyor.Bu anayasa suçudur, ağır bir yetki suiistimalidir ve siyasette “gözü dönmüşlük hali”ne daha uygun düşecek bir örnek az bulunur.Dünya da görüyor...Ekonomiyi küçülten, işsizliği artıran, açılım siyaseti ile de kızgınlık ve kırgınlık yaratarak duvara toslayan AKP’nin mutlaka bedel ödeyeceğini söyleyen Baykal dün yalnız değildi.O konuşurken, siyasi risk analizleri konusunda en önemli kuruluşlardan New York merkezli Eurasia Group 2010 yılı tahminlerini açıklıyordu.Dünyada 300 yatırım kuruluşuna danışmanlık veren Eurasia’nın raporunda “Siyasal riskler Türkiye’yi her taraftan vuruyor” tespiti yer alıyor.Ekonomik küçülme nedeniyle giderek desteğini yitiren AKP’nin, ordu ve yargı ile kavgalarının giderek kontrol edilemez hâl aldığı, dış politikada İslamcılarla laikler arasındaki çatışmayı körükleyen kaymalar olduğu, Kürt açılımında ise kayıpları ağır olan bir başarısızlık yaşandığı anlatılıyor.Bu tespitlerin çoğu yerindedir ama hiç biri başedilmez değildir.Bizce asıl sorun AKP’nin enerjisini sorunları çözmek amacıyla kullanmak yerine halkı sahte ve abartılı tehdit ve tertiplerle dehşete düşürmek için israf ediyor olmasıdır.Boş lâfla yürümezMillet önceki gün yapılan Çankaya Zirvesi’nde Cumhurbaşkanı’nın kurumlar arasındaki kangrenli yarayı ameliyat edeceğini bekliyordu.Hiçbir gerçek meseleyi konuşmamışlar meğer. Yiyip içip dağılmışlar...Başbakan haklı, kurumlar arasında çatışma yok, iktidarın birçok kurumla, temel kurumlarla çatışması var. Daha kötüsü, sorunları uygarca ve hukuka uygun biçimde çözerek çatışmayı bitirme niyeti de yok.Amaç zaptetmek, boyun eğdirmek, dikta hedefine rap rap yürümektir.Böyle bir durumda seçimi kaybetmek AKP için de kurtuluş olur.Ama muhalefetin akılcı ve çalışkan olması gerekiyor. İniş başladı diye zafer hayalleri kurmaya başlamasınlar.Alternatif politikalar önermeyen eleştiriler artık boş lâftır.Muhalefet “yanlış” dediği her şeyin doğrusu nedir; söylemeli.Projeleri ile konuşmaya başlamalı.Tüm partiler, seçim ortamına girerken sadaka ve avanta dağıtımını önlemeyi sandıkları oy hırsızlıklarına karşı, her türlü hileye karşı korumayı garanti altına alacak biçimde şimdiden örgütlenmelidir.

Devamını Oku

Geri tepti!

5 Ocak 2010

Memur kökenliler hariç devletten maaş alan 7 milyon 327 bin 820 emekli var.Bunlar basit bir hesapla 12-13 milyon seçmen demektir.Siyasi iradelerini aynı noktada birleştirdikleri zaman iktidarı başka bir kesimin yardımına ihtiyaç duymadan değiştirebilecek bir güçtür...Bu insanlar uzun zamandan beri yoğun bir propagandanın hedefi durumundalar.Maaş zammının bakan yerine Başbakan’ın açıklayacağının ilân edilmesi “müjde beklentisi”ni tatmin edecek bir artışın işareti sayıldı haklı olarak.Büyük bir hataydı tabii... İktidar bunu hep yapıyor, her defasında tokat yediği halde açılım siyasetlerinde yaptığı “yüksek beklenti yaratma” yanlışını sürekli tekrarlıyor.O nedenle emekli zamları da dün hemen hiçbir işçi kuruluşunu tatmin etmedi.Hatta hak ettiğinden daha fazla eleştiri aldı.DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, maaş artışının yeni yıla girerken yapılan yüksek oranlı akaryakıt, içki, sigara, köprü, otoyol zamlarının aile bütçelerinde yarattığı açığı dahi karşılamadığını söylerken haklıydı.Görgün, kirada oturan üç kişilik bir ailenin son zamlarla aylık masrafının 105 TL arttığını, 63 TL’lik ücret artışı düşüldüğünde 42 TL açık kaldığını hesap etmiş.Maaş artışı propagandasının dozu ile gerçekleşme tatminsizliği arasındaki çelişkiyi şu sözlerle ifade ediyor:“Eşeğini kaybettirip sonra semersiz olarak bulduruyorlar ve emeklilerden sevinmelerini istiyorlar!” Propaganda gıda gibidir. İktidarların beslenip büyümesini sağlar.Ama fazlası “gıda zehirlenmesi” gibi “propaganda zehirlenmesi” yaratıyor.Geçmiş olsun!*** Telekulak’a Demirel raporuErgenekon savcılarının yürüttükleri darbe soruşturmasında eski Cumhurbaşkanı Demirel’in birkaç kez adı geçmiş.Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Fırtına’ya “Demirel’in darbe faaliyetlerinden haberi var mıydı?” ve “Size Demirel’den mesaj getiren oldu mu?” gibi sorular sorulmuş..Dünkü VATAN ve Milliyet’te emekli komutanın bu sorulara tepki göstererek iddiaları reddettiğini okuduk. Peki Demirel ne dedi bu duruma?Telefonda bana “Kimseye ‘git şuna şunu söyle’ demedim, demem” diye başladı ve ekledi:“Bu sorulara fazla anlam veremedim doğrusu. Ben açık bir adamım. ‘Sandık’ diyen adamım. Bu yüzden ‘sandıksal demokrasi’ diye üstüme geldiler. Ben memleketin huzurundan yanayım. Bundan sonra talip olduğum bir rol de yok. Bana bir şey izafe edemezler. Etmeye kalkan olursa beni çarpmaz, kendisini çarpar!” Demirel beklenmedik bir şey söylemiyor. Yani fazla haber değeri taşımıyor yazdıklarım. Ama telefondaki konuşmayı dinleyenler eksik kayıt yapmış olabilirler.Malûm işleri çok yoğun; kolaylaştırmak lâzım!

Devamını Oku

Bu karar doğru!

5 Ocak 2010

Hangisi hukuka daha uygundur bilmiyorum ama akla en uygun kararı mahkemenin verdiğini düşünüyorum.Genelkurmay’ın Seferberlik Tetkik Kurulu’ndaki aramaları durdurmak amacıyla yaptığı başvuruyu Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi reddetti.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast soruşturması bağlamında devlete ait gizli bilgilerin ve belgelerin korunduğu yerde hâkim tarafından yapılan arama, bildiğiniz gibi itiraz ve tartışmalara sebep olmuştu.Önce HSYK üyesi Ali Suat Ertosun itiraz etti. Onu Yargıtay Onursal C. Başsavcısı Kanadoğlu’nun da aralarında olduğu bazı tanınmış hukukçular izledi.Siyasetçiler arasında da DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk...İtiraz devlet sırrı sayılan belgelerin soruşturma aşamasında, yani dava açılmadan incelenemeyeceği savına dayanıyordu.Genelkurmay’ın itirazını mahkeme, farklı bir yorumla ve haklı sayılacak bir gerekçe ile geri çevirdi.Devlet sırları saklanıyor bahanesiyle bir yerin aranmasına engel konulduğu şüphesi doğarsa ne olur?Mahkeme kararındaki cevap şu:“Devlet sırlarının bulunduğu yerlere hiçbir gerekçeyle girilip araştırma yapılamaması devlet sırrı niteliğinde olmayan ve suç teşkil eden fiillerin bu gibi mahallerde gizlenmesi ve faillerinin de soruşturma ve kovuşturmadan kurtulması sonucunu doğurur ki bu da hukuk devleti ilkesine olan güveni sarsacağı gibi söz konusu kurumun da zan altında kalmasına sebebiyet verebilir.” Ortada vahim bir suçlama var.Mahkeme kararında belirtildiği gibi bu soruşturmanın kamuoyunu tatmin edecek biçimde yürütülmesi tüm tarafların menfaatinedir.Toplum moral yıkım hedefleyen propagandaların hedefindedir. TSK inatla yıpratılmaya, toplum katında kazandığı güven duygusu yok edilmeye çalışılmaktadır.Velev ki kozmik incelemeyi durduran bir karar hukuka daha uygun düşsün; bu sadece psikolojik savaş yürüten çevrelerin ekmeğine yağ sürecektir.Yani Genelkurmay talebini reddeden karar TSK’ya zarar vermemiş, aksine, yeni saldırı bahanelerine karşı onu korumuştur.“Hâkim devlet sırlarını öğrendi; şimdi ne olacak?” diye soranlar merak etmesin.Bir albaya, bir binbaşıya emanet edilebilen devlet sırlarını bir hâkimin öğrenmesinde hiçbir sakınca yoktur.Subaylarda sır olarak kalabilen bilgileri hâkimler niye saklayamasın?Terörden beterBölücü terörü yöneten taş yürekli yaratıklar gazete okumazlar mı?Annelerin beddualarından korkmazlar mı?Dünkü gazetelerde Diyarbakır’dan bir haber vardı: Tam bir yıl önce askeri servis aracını hedef alan bomba, o sırada kurstan çıkan öğrencilerden altısını öldürmüş onlarcasını yaralamıştı.Ölen çocuklardan birinin annesi olay yerindeki anma toplantısında “Burada bir utanç anıtı dikilmesi lâzım” dedi.Çünkü PKK, cinayetlerin her türlüsünü hayâ ve merhamet duygusu hissetmeden işliyor:“Önce çocuklarımızı öldürdüler. Şimdi onları öne sürerek terör eylemleri yapıyorlar. Çocukların arkasına saklanıyorlar. Bu kalleşlikten bıktık artık.” DTP’nin yerine kurulan BDP’nin tek şansı PKK’ya ve teröre, kapatılan partiden farklı bakması ve bunu göstermesidir.Bölücü örgüt kentlerdeki eylemlerde çocukları kalkan gibi kullanarak arkalarına saklanıyor. Bu, terörden daha ağır, daha aşağılık bir suçtur.BDP hiç değilse buna itiraz etmelidir!

Devamını Oku

Yenilen taşeron

2 Ocak 2010

Darbe ve suikast ihbarlarını yapanlarla baskınların, operasyonların düğmesine basanlar aynı takımın adamları mı?Bu şüpheyi besleyenler az değil ama ortaya delil koyan çıkmadı henüz.Şüpheyi tahrik eden sebep malum:“Aradığınız köstebek Bülent Arınç’ın evi yakınında görüldü” diye Özel Kuvvetler’e ihbar yapılmış, yola çıkarılan iki subayı taşıyan araçların plaka numaraları da aynı anda polisin Terörle Mücadele Şubesi’ne haber verilmiştir.Bu durum operasyonun aynı merkezden yönetildiğini düşündürüyor.Tahmin doğru ise bir komplo taşeronluğu söz konusudur.Hizmeti veren ekip kendini bir taahhütle bağlamıştır. Hedef, muhalefeti korkutulmuş, susturulmuş bir siyaset zemini yaratmak ve bunu seçimlere kadar devam ettirmektir.Fakat Arınç’a suikast iddiası bağlamında gelişen olaylar bu ekibin fiyakasını bozmuştur. Kozmik odayı inceleyen hakimin takip edildiği iddiasıyla yapılan operasyon da fiyasko ile sonuçlanmıştır çünkü.Durdurulan araçların Deniz Kuvvetleri Komutanı ile 4. Kolordu Komutanı’nın ev hizmetlerine tahsisli oldukları içindekilerin aşçı, marangoz, elektrikçi erler ve yüklerinin de yaş pasta, dondurma, kuruyemiş olduğu belirlenmiştir.Bir komplo grubu için küçültücü bir durumdur bu.Keşke o gruba hayat veren irade “Bu işlerin sonu yok. Yeter, dağıtın gitsin” dese...Ama böyle mutlu bir son gerçekleşmeyecekse, TSK’ya karşı asimetrik psikolojik savaş yürüten merkez, iktidar muhalifleri üstünde yeniden korkutucu bir kimlik kazanmaya kendini mecbur hissedecektir.Bunun yolu da şok yaratan bir komplo ile sarsılan imajlarını yenilemek olabilir.Dileriz bu tahmini yapanlar haklı çıkmaz!*** Değişimin erdemi...Yargıçlar ve savcıların örgütü YARSAV’ın adını Eminağaoğlu’nun mücadelesi duyurmuştu.Onun, toplumsal muhalefetin etkili bir sözcüsü kimliğini kazandırdığı kuruluşta kongre kaybetmesi kimini üzdü kimini şaşırttı.Bugünkü VATAN’da YARSAV’ın yeni başkanı Emine Ülker Tarhan’la yapılmış bir mülâkat var. Herkesin okumasını öneririm.Umutlanmak için küçük sebepler aramaya razı edilmiş bir toplum için ufuk açıcı, umut uyandırıcı şeyler söylüyor yeni başkan.YARSAV’ın siyaset yapmayacağını ama yargı bağımsızlığına kasteden tavırlara karşı koymanın da siyaset sayılmayacağını savunuyor.Verdiği ilk izlenim demokratik değişimin erdemini başka kurumlardaki değişim taleplerini cesaretlendirecek biçimde kanıtlayacağıdır.Eminağaoğlu, yargıyı teslim almak isteyenler tarafından yanlış tanıtılmıştı.Yeni Başkan’ın icraatı Eminağaoğlu’nun doğru anlaşılmasını da sağlayacaktır.

Devamını Oku

Sermayeniz şüphe olursa

1 Ocak 2010

Farklı görüşe sahip insanlar eğer birbirleriyle konuşamazlarsa kendi kendilerine konuşurlar.Böyle durumlardan yaratıcı fikirler ve uzlaşma çıkmaz. Daha çok şüphe kuruntu ve güvensizlik ürer.Siyasal yaşamımızda diyalog kanalları tıkandığı, anlayış kaybolduğu ve karşıt görüşlerin asla iyi niyet taşımadığına dair inanç betonlaştığı için, bazıları komik ama neredeyse tümü akıl dışı ahlâk dışı fitne fesat senaryoları hayatımızı dulduruyor, gündemi rehin alıyor.Son olayı hatırlayın:Genelkurmay “o bölgede karargâhtan bilgi sızdırdığından şüphe ettiğimiz bir askeri personel oturuyor; yakaladığınız iki subay Başbakan Yardımcısı Arınç’ı değil, o askeri personeli izliyor” diye açıklama yaptı.Bu bildirim yeterli sayılmadı suikast soruşturması derinleştirildi ve “derin devlet” diye anılan kozmik yerlere kadar götürüldü.Ne yaptınız görün!Aramaya giden hâkimi Özel Kuvvetler’in arşivine 40 polis götürdü. Kurumlar arasındaki güvensizlik duygusu herkesi kör etmiş olmalı ki bu ayıbı gören olmadı.Önceki gün bu hâkimi, iki askeri aracın izlediği ihbarı yapıldı. Durdurulan araçlarda gerçekten askerler vardı.Ama belli oldu ki bu araçların birbiriyle bağlantısı yok, birinin içinde bir aşçı, ötekinin içinde elektrikçi ile marangoz var. Genelkurmay Başkanlığı dün “Yaşananların, kişileri ve toplumu ne hale getirdiği göstermesi bakımından önemli” olduğunu belirten bir açıklama yaptı.Şüphe üretimi, yeni yıl yorgunluğu bile tanımadan dün de sürdü.Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener VATAN’a verdiği mülâkatta iktidar önderlerini öfkeye düşürecek bir değerlendirmede bulundu.AKP’nin kurucusu ve ilk kabinelerinin Başbakan Yardımcısı olan Şener’e göre TSK’nın hırpalanması ile ilgili süreç ve Kürt açılımı, birbirlerinden bağımsız adımlar, gelişmeler değildir.Geri tepen silâh...Yani TSK Kürt açılımına itiraz gücü kalmasın diye psikolojik savaşın hedef tahtasına yerleştirilmiştir.Bu şekilde Amerika, Kuzey Irak yönetimi, PKK ve AKP iktidarı arasında bir yılı aşkın süredir yapılan “gizli görüşmeler” konuyu açılım aşamasına getirmiştir.Peki Abdüllatif Şener’in iddialarını şüphenin ötesine taşıyacak kanıtlar var mı?Hayır ama ne gam?..İşte CHP de dün Kızılay’da devraldığı Emekli Sandığı binasını Başbakanlığın, karşısındaki Genelkurmay Başkanlığı’nı izleyip dinlemek için kullanmakta olduğu iddiasını ortaya attı.Neye dayanarak?Duyum varmış!Siyasetin malzemesi şüphe ve vesvese olunca işte böyle oluyor.Siyaset üslubunu ahlâk temeline oturtan bir uzlaşma sağlanmadan bu zehirli havadan kurtulamayız.Bu çirkin oyun, başta işine belki yaradı ama artık iktidara da ağır zarar veriyor.Rüzgâr eken fırtına biçiyor!

Devamını Oku

2010 daha iyi geçecek

31 Aralık 2009

Günaydın sevgili VATAN okurları. Yeni yıl hepinize sağlık ve mutluluk, ülkemize barış, huzur ve bereket getirsin.Bilmiyorum yeni yıla girerken sizin yüreğinizde de hicran duygusu uyandı mı?Bitirdiğimiz yıla teşekkür duyguları ile veda ettiğimiz bir yılbaşı görmeyecek miyiz şu ahir ömrümüzde?Düşünüyorum da biten yılların hepsini “kurtulduk” diye kovaladık. İçenlerimiz biten yılın şerefine içmedi yeni yılın umuduna içti.Fakat 2010’un daha iyi geçeceğine inanıyorum.Kara mizah yapıyor demeyin; tahminim “2009’dan daha beteri olamaz” tezine dayanyor.Darbe paranoyasıDileğim, iktidar önderlerinin esaslı bir özeleştiri yapmalarıdır.Türkiye hiçbir dönemde böylesine derin bir güven bunalımı yaşamadı. Kimse kimseye güvenmiyor.Anayasa Mahkemesi’nin “laikliğe aykırı eylemlerin odağı” olmaktan mahkûm eden kararı AKP’yi darbe paranoyasına sokmuş, bu durum iktidardan etkilenen kurumları da hasta etmiştir.İktidar her taşın altında darbe arıyor. Vesveseli ruh hali yanlış işler yaptırıyor.Askeri kurumda arama yapan sivil hâkimin 40 polis tarafından korunması ne kadar akıl dışı ise dün aynı hâkimin aracını takip ettikleri şüphesi ile durdurulan iki araçtan asker kişilerin çıkması da o kadar tuhaf ve endişe verici bir olaydır.Kurumlar arasındaki güven yerle bir olmuş haldedir. Çankaya’da yapılacak 5 Ocak zirvesinden başlayarak devletin bir numaralı meselesi, bu tehlikeli ve ayıplı yarayı sarmak olmalıdır.Doğru zamanda...Siyasette başarıya yalnız cesaret yetmiyor.Özelleştirme gerekli bir operasyondu. Kürt açılımı doğru bir rotada yapılması koşulu ile geç bile kalmıştı. Ama ne oldu; ikisi de ülkenin başına eski hallerinden daha büyük gaileler açtı. Çünkü doğru şeyler yanlış zamana denk geldi.Küresel krizde kapitalist ekonomiler devletçi politikalardan medet umarlarken biz devlet fabrikalarını arsa spekülasyonuna meze yaptık, üretimi unuttuk, işsizlikte dünya rekoru kırdık.Yılın son günü akaryakıttan alkollü içkiler ve sigaraya, taşıt vergisinden köprü ve otoyollara yağan sağanak zamlar “kriz teğet geçti” diyen Başbakan’ı yalanlıyordu.Bölücü terör konusunda yolun sonuna gelindiğini gösteren işaretler hem dışarda hem içerde alabildiğine çoğalmıştı.PKK’nın tasfiyesini kolaylaştıracak olan bu şartları iktidar kullanamadı.Hazırlıksız açılımın yarattığı yüksek beklentiler Kürt sorununu daha tehlikeli bir çatışmanın eşiğine sürüklemiş görünüyor.2010’u ancak 2009’un yanlışlarını dikkate alan yeni bir yol haritası kurtarabilir.Alçak gönüllülük isteyen bir iş bu. İktidar bu basireti gösterebilir mi? Biraz zor...Çünkü kibir ve vesvese at başı gidiyor!

Devamını Oku