Türk halkı, siyasi iktidarın Silâhlı Kuvvetler’le yaşadığı ilişkinin olumsuzluğundan tedirgindir.
Bu rahatsızlığı Başbakan Erdoğan ile Orgeneral Başbuğ da görüyor ki son haftalık olağan görüşmelerini Genelkurmay karargâhında yapmışlar, habere ilişkin fotoğrafı da gazetecilere çektirmeyip merkezden seçip dağıtmışlardır.
VATAN o fotoğrafı “Karargâhta ‘uyum içindeyiz’ pozu” başlığı ile verdi.
Güvensizliğin aşılıp uyumlu işbirliğine giden köprülerin kurulduğu duygusunu size verdi mi o poz?
Başbakan’ın ve Genelkurmay’ın yüzlerindeki ifadelerden ben böyle bir mesaj çıkaramadım.
Bir araya geldiklerinde içlerini açmakta ne kadar cesur ve samimi oluyorlar bilmiyorum ama bu duygu ve düşüncelerin karşılıklı olarak ortaya dökülmesi zamanının çoktan geldiğine eminim.
Hatta 32. Gün programında Emekli Koramiral Atilla Kıyat’ı dinlerken “acaba geç mi kalıyoruz?” diye tedirginliğe düştüm.
Atilla Kıyat, kurmay meziyetlerini defalarca ispatlamış bir şahsiyettir. Olaylara hâkimiyeti yanında değerlendirme yeteneğini artıran bağımsız ruhu, onu tartışma programlarının aranan adamı yapıyor.
Esas tehdit o zaman!
Kıyat özellikle iktidar önderleri tarafından dikkate alınması gereken tespitler, uyarılar ve çağrılar yaptı.
Kurumlar arası çatışmanın 22 Temmuz seçimlerinden sonra dozunun arttığını söylerken şu teşhiste bulundu:
“AKP yüzde 47 gibi bir oy aldı (...) Seçimin sonucunu bir siyasi partinin öteki partilere karşı kazanılmış zaferi olarak görmediler. TSK’ya, yargıya, üniversiteye karşı kazanılmış bir zafer olarak lanse etmeye başladılar. Stratejilerini bunun üzerine oturttular.”
Buradan başlayan yürüyüş TSK’ya yönelik insafsız bir saldırı ve yıpratma kampanyasına dönüşmüş, ordu mensupları üstünde moral yıkımlar doğurmuştur.
E. Koramiral Kıyat bu psikolojik baskı havasının askerde “peki değer mi” duygusu yarattığını anlattı. Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu tehditlerini hatırlattıktan sonra da şu haklı uyarıyı yaptı:
“Silâhlı Kuvvetler’de ‘değer mi’ diyen personelin sayısı arttığı takdirde esas tehdit işte o zaman oluşur!”
Paranoya bitsin artık
“Zaten Silâhlı Kuvvetler’e yapılmak istenen şey de bu” diyenler çıkacaktır biliyorum. Ama bu kötü niyetin iktidar tarafından icra edildiğini düşünmek akla zarar bir ihtimaldir.
İktidar, asker hakkında sık sık ortaya atılan iftira dozundaki suçlamaların neredeyse tümünü niçin soruşturmaya değer buluyor?
Tabii ki darbe planlandığı şüphesi ve 27 Nisan e-muhtırası nedeniyle...
Plan yapıldığı ispatlansa bile darbe yapılmamıştır. O komutanlar dönemlerini tamamlayıp köşelerine çekilmiştir.
Kıyat’ın ilk “Her Açıdan” programında açıkladığı gibi “Darbe yapamaz değil, yapmaz!” noktasına gelmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin “laikliğe karşı eylemlerin odağı” olmaktan mahkûm ettiği bir iktidar bile bu gerçeği değiştirmiyor.
Artık bu paranoyadan kurtulmanın ve devlet içindeki ilişkileri yürütme anlayışının değişmesi zamanı gelmiştir.
Yıkılan güveni yeniden inşa edecek malzeme saygıdır.
Genelkurmay Başkanı aylardan beri TSK’nın asimetrik bir psikolojik saldırı altında olduğunu ilân ediyor. Ama Kıyat, hiçbir savcının Genelkurmay Başkanı’na gidip bu tehdidi kanıtlayacak deliller var mı diye sormadığını söylüyor.
Şikâyet mi ediyor yalnız; hayır, kurumsal bir beklentiyi seslendiriyor!
Poz olduğu belli
Haberin Devamı

