Seçim borusu çaldı

27 Ocak 2010

Seçim erkene alınacaksa bunun davul zurna ile ilân edilmesini kimse beklemesin.Tarih belirleme imtiyazını elinde tutan AKP, mümkünse böyle bir ihtimalin varlığını rakiplerinin zihninden silmek ve seçimi “baskın basanın” anlayışı ile gerçekleştirmek isteyecektir.Başbakan’ın dün Ankara’da toplanan valilere yaptığı çağrı, böyle bir niyetin ifadesidir.Başbakan CHP’yi kötülemek için tek parti dönemindeki partizanlıkları hatırlatır ama bir yandan da valilere parti görevleri yüklemekten de geri durmaz.Nitekim dün onlara “Herhangi bir evde kömür yoksa vebali boynunuza” demiştir.Başbakan’ın konuşması “seçime hazır ol” borusudur. Fakir fukara, garip gureba epey zamandır hatırlanmıyordu. Başbakan’ın valiler için yaptığı yeni görev tarifine göre erzak torbaları, kömür çuvalları, beyaz eşya kasaları yakında şoför muavinlerinin yerinde valilerin oturduğu kamyonlara doldurulup yola çıkarılacak demektir!Başarısızlık ödül aldıSon genel seçim benzersiz bir ibretti.Çünkü iktidarın ekonomideki başarısızlığı yoksulluğu artırmış, gıda ve kömür gibi yardımlar, bu insanlar için olduğundan daha değerli hale gelmiştir.Böylelikle az görülen bir tuhaflık yaşanmış, ekonomik başarısızlığı hükümete yoksul yığınların oylarını getirmişti.Bu hokkabazlık önümüzdeki seçimde de tekrarlanır mı?Bilemeyiz ama belli ki oyun tekrarlanacak, bu silâh yine kullanacak. Devletin valilerini parti görevlisi gibi kullanmak niyeti açığa vuruyor!Kamuoyu araştırmaları hep aynı şeyi gösteriyor: AKP’yi bu seçimde en çok ekonomi zora sokacak. Önce işsizlik ve yoksulluk, sonra yolsuzluk.Halk bunların hesabını soramıyor. Kara senaryolar üreten bir merkez her hafta başka bir dert yaratıp derman aramaya sürüklüyor toplumu.İktidarın bu karambolde, demokratik laik rejimin son kalelerini de düşürme amaçlı anayasa değişikliği geçirme hesapları tutacak görünmemektedir.Çünkü mecliste bekleyen 500’den çok dokunulmazlık dosyası var. Öncelikle dokunulmazlıklar kalkmalı. Anayasa toplumsal mukavele ise temsil tabanı değişmeli meclisin. Yani yüzde 10 seçim barajı da makul sınıra indirilmeli.Yalanın sonuna geldikBaşbakan “cambaza bak” diyerek halkın dikkatini bu gerçeklerden uzaklaştırıp dehşet senaryolarının üstüne daha fazla yönlendiremez.Çünkü entrika aç bir canavar gibidir. Yalana doymaz ve her geçen gün daha fazlasını, daha büyüğünü ister.Bakın nereden nereye geldik: İşin başındaki hedef “Asker AKP’ye karşı” yargısını yerleştirmekti, sonunda azgınlık cami bombalama iftirası ile “ordu dine karşı” vicdansız yalanına kadar gelip dayandı.Bu işin sonu yok. Ateşle oynamaktan herkes vazgeçsin!Türkiye hiçbir dönemde yaratıcı bir muhalefete bugünkü kadar muhtaç duruma düşmedi.Baykal ve Bahçeli, gündemi belirleme tekelini iktidarın elinden almanın çaresini bulmak zorundadır. Son zamanlarda bir özlem halk katında yükseliyor.Bu eğilimi VATAN okuru Baki Gürlekli dün şöyle ifade ediyordu:“Muhalefet için marifet Başbakan’a lâf oturtmak değil adam gibi bir programla halkı ikna ederek iktidar alternatifi olmaktır. Şimdi bunun tam zamanı.” Siyasetçiler seçmenlerin en çok “Oyumu niçin sana vereyim?” sorusunun cevabını merak ettiklerini unutmamalılar!

Devamını Oku

Aşk-ı Memnu misali

26 Ocak 2010

Siyasi yaşamın Aşk-ı Memnu ile olan benzerliği, halkın merakını ahlâksızca sömürmesi mi?Bunu bilmiyorum ama dün CHP Genel Başkanı Baykal iktidarı “Aşk-ı Memnu Siyaseti” yaptığı için eleştirdi:“Başbakan Yardımcısı’na suikast dediler. Arkasından yeni bir heyecan daha. (Kozmik oda, Balyoz filân)... Sanki Aşk-ı Memnu dizisi...Her hafta millete nasıl bir senaryo sunalım? Haydi çocuklar çalışın, daha yüksek heyecan ve gerilim yaşatalım. Böyle deniliyor. Birileri bir yerde yazıyor, başkaları başka bir yerde sahneye koyuyor!” Deniz Baykal bu eleştiriyi, darbe planlarının varlığını kabul edenler safında yer aldığını sık sık belli eden Başbakan’ın şu sözü üzerine getirdi:“Daha neler çıkacak bilmiyoruz!” Ve ona cevabını yetiştirdi: “Bilirsiniz bilirsiniz; çünkü kendiniz yazıp kendiniz oynuyorsunuz!” Türkiye’nin siyaseti yanlış davranışları düzeltmiyor yazık ki; refaha ve barışa hizmet edecek çözümler üretmiyor.Basmakalıp sözler ağzının payını alsa da fark etmiyor, söyleyen cevabını almamış gibi ertesi gün bir daha söylüyor.Türkiye kazanacak olursa...Dün Başbakan, itiraz sesi duymasına imkân olmadığı için kullanırken en mutlu olduğu kürsü olan grup toplantısında yine statükodan şikâyet ediyor, Türkiye’ye elbisesinin dar geldiğini söylüyor ve artık hiç inandırıcı olmayan sloganını tekrarlayarak şöyle diyordu:“Türkiye kazanacaksa biz kaybetmeye hazırız!” Yüce gönüllü ve cömert görünmek bütün diktatörlerin tutkusudur. Ama hayat bu kadar çapraz değil. Demokrasinin, hukukun, ahlâkın içinde kalındığı zaman kaybeden olmaz. Türkiye kazandığında pekalâ AKP iktidarı da kazanabilir.Ama şu anda iktidarın ısrar ettiği yol kendisine bir şey kazandırmayacağı için Türkiye’ye de kaybettirecektir.Statüko üstünde tepinerek şeytan taşlayan iktidar sözcüleri, hangi iyi işi yapmışlar da statüko ellerini tutmuş; şunu açıklasınlar. Dar elbise benzetmesine gelince, ondan muradın “Anayasa’yı değiştirmek” olduğunu da herkes biliyor.Ve buna karşı şu masum soru soruluyor:Bu meclisle olur mu?AKP iktidarı laiklikten hüküm giydi. Milletvekillerinin kalpazanlık da dahil 500 dolayında dokunulmazlık dosyası birikti.Bu meclis, bu iktidar hangi yüzle anayasayı değiştirme hakkını kendinde bulabiliyor?AKP iktidarının hazırlattığı “sivil anayasa” da rolü olan Prof. Serap Yazıcı bile “Bu kadar yıpranmış bir parlamentodan yeni bir anayasa çıkmaz” diyor.AKP’nin önümüzdeki dönem için laiklik için teminat vermesi, değiştirilemez maddeler üstünde bir tehdit oluşturmayacağını taahhüt etmesi gerektiğini savunuyor.Başbakan dünkü konuşmasında “Kimse bize gaz vermesin” diye bağırıyordu.Gaz veren yok. İnsanlar endişeli. Birlik ve özgürlük güneşi batacak diye korkuyor. Çünkü rejimin güvencesi olan kurumlara saldırılar durmuyor.Başbakan’a yöneltilen uyarı açıktır:“Araştırın; suç varsa komutanları görevlerinden alın, ama suç yoksa bu yaptığınıza son verin, Silâhlı Kuvvetler’i yıpratmayın, kirletmeyin!” Akıl için yol bir. Herkes korkuyor. Çoğunluk iktidarın gazabından yılmış yutkunuyor, küçük bir azınlık tehlikeyi göze alıp düşündüğünü söylüyor.Fakat Başbakan’ı bu bile memnun etmiyor.Herkes itaat etsin istiyor. O bile yetmiyor; itaat edenler minnetlerini de göstersin istiyor!

Devamını Oku

O sözü Başbakan söylemeliydi...

25 Ocak 2010

Güçlü bir tek parti iktidarı, huzur, güven ve istikrarın garantisi olmaya yetmiyormuş demek ki...Yetseydi dünyanın en mutlu insanları Türkiye’de yaşıyor olurdu.Oysa biz seçilmiş iktidarın, rejime ve kurumlarına yönelttiği zaptetme tutkusu yüzünden kâbuslar içinde yaşıyoruz. Ufukta da iyileşme umudu görünmüyor.AKP iktidarını oluşturan seçilmişlerin yolun başında ettikleri “Anayasa bağlılık yemini” sadece formalite miydi? Çünkü yedi yıldan beri laik rejimle, hukuk devleti kurumları ile ve TSK ile çatışma halindeler.Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ dün “Balyoz Darbe Planı” bağlamında ortaya atılan vahim iddiaları reddedip lânetlerken akıl ve vicdan taşıyan herkesi düşünmeye iten ve en can alıcı cevabı arayan zihinlerde “Evet, işte buydu” dedirten şu önemli sözleri söyledi:“Allah Allah diye taarruz eden Ordu camiye bomba koyar mı?” Keşke bu sözü Genelkurmay Başkanı’ndan önce söyleyecek bir Başbakanımız olsaydı.Ama hayır, o böylesi olaylardan yararlanmayı daha önemli buluyor.Soru formunda suçlamaNitekim bu “Balyoz” çıktığından beri darbe kuruntularını kaşıyıp hayaletler üretmektedir:“Gizli kapılar arkasında bu iş artık kalmıyor. Bir gün bunların hepsi ortaya çıkıyor. Bundan sonra da kimbilir neler çıkacak?” Yani sonu gelmeyecek bir darbe sömürüsü... Ve o sömürüden üreyecek mağduriyetler...Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ nihayet dün isyan etti ve doğru bir soru formunda imalı bir suçlamayı iktidara yöneltti:“.. Darbe iddialarından hicap duyuyorum. Bu darbe iddialarından kim menfaat sağlıyor; bu da sorulmalı!” Başbakan, ana muhalefetten gelen eleştiriyi de ciddiyetle değerlendirmelidir. Baykal doğru şeyler söylüyor:“Başbakan komutanların işin içinde bulunduğuna kani olmuşsa bunu araştırır. Böyle bir hüküm oluştuysa derhal yapması gereken iş, görevden almaktır. Düşünmüyorsa da yıpratma kampanyasına izin vermemektir.” 2007 seçiminde muhtıranın itişi sayesinde elde ettiği yüzde 47’lik zaferin tadı AKP’nin damağında kaldı. Darbe iddialarını birkaç ayda bir tekrar tekrar gündeme getiren sızdırılmış belgeler, başarısı kanıtlanmış “mağduriyet siyaseti”nin süreceği anlamına geliyorsa yeter!Şüphe sebepsiz mi?Orgeneral Başbuğ dün “TSK’nın da sabrının bir sınırı var” derken kime mesaj verdi bilemiyoruz ama kara propaganda odaklarını deşifre etmenin yolu, iddiaları sadece vicdan temelinde değil belgelerle çürütmektir.Aksi halde uyarı “Susun yoksa...” diye başlayan bir tehdit anlamı kazanır ki, herhalde arzulanan bu değildir.Biz işin başında seminere ait orijinal raporların çıkartılarak sızdırılan belge ile karşılaştırılmasını ve komplonun bu yolla ispatlanmasını önermiştik.Ne yazık ki belgeler 2007 yılında imha edilmiş. Bu tecrübe ders olmalı, belgeler daha uzun saklanmalıdır.Tayyip Erdoğan 7 yıldır Başbakan. Artık rejime muhalefeti bırakmalı, Anayasa’ya, devletin kurumlarına sahip çıkmalı, kendini darbelerin hedefi konumunda göstermemelidir.Dün, İstanbul’a belediye başkanı olduğu günden beri hedefte olduğunu söyleyip “Otobüslerde kadınlarla erkekleri ayrı ayrı oturtacağımı bile söylediler” diye şikâyette bulunuyordu.Bunun suçunu başkasında aramamalıdır.“Demokrasi bizim için araçtır” sözünü kendisi söyledi. O lâfı da geri almadı.Bir de üstüne partisini “laikliğe karşı eylemlerin odağı” olmaktan mahkûm ettirdi. Ne bekliyordu?

Devamını Oku

Tayyip bey kinlenmeyin!

23 Ocak 2010

Kırk gündür direnen Tekel işçilerinin sendika lideri Başbakan Erdoğan’ı çok kızdırdı.Çünkü düşündükleri genel grev kararını hayata geçirdikleri takdirde bu eylemin hükümeti devirebileceğini iddia etti.Başbakan ona, vaktiyle Mersin’de “ananı da al git” diye azarladığı çiftçiden daha fazla sinirlendi:“Neymiş, hükümet devirirmiş... Sen avucunu yalarsın avucunu. Neyi deviriyorsun? Önce haddini bil!” Hem ülkenin, hem kendisinin sağlığı açısından Başbakan’a acil olarak sükûnet öneriyoruz.Onur ve ekmek içinÖncelikle bütün muhataplarını hasım gibi görme alışkanlığını terk etmelidir. Ve kış kıyamette eylem yapan insanların kelimenin tam anlamıyla onurları ve ekmekleri için direndiklerini unutmamalıdır.Bu insanlar Tekel’in özelleştirilmesi sonucu, yaprak tütün işletme tesislerinin kapanmasından dolayı belirsizliğe sürüklenmişlerdir.Sayıları 8500 dolayında olan bu işçileri hükümet, ücretleri üçte bir azalan, ülkenin neresine savrulacaklarını bilemedikleri ve kazanılmış hakları havaya giden bir kadere boyun eğmeye zorluyor.Onlar hakları ve çocuklarının yarınları için direnirken Başbakan onların iktidara düşmanlık yaptıkları kuruntusuna kapılıyor.Muhalefeti ve medyayı da bu insanları tahrik etmekle suçluyor. Verilen haberlerin abartıldığını iddia ederken “Biz de gözümüzle, kulağımızla izliyoruz” diyor.Yenilmiş olmazsınızBöyle olayları ancak kalbin ve vicdanın gözü görebilir. Başbakan da meseleye o gözle bakmalıdır.Devlet için çalışırken özel sektöre göre düşük ücrete razı olanlar, teselliyi işin güvenceli olmasında bulurlar.Bu insanlar köle değil; devlet çalıştırdığı insanlara karşı zımnen kabul ettiği iş güvencesini böyle durumlarda da sürdürmek zorundadır.Başbakan, toplum vicdanını yaralayan bu mücadelede ağırlığını işçilerden yana koysun. Korkmasın, Tekel işçilerinin hakkı olan birkaç yüz lirada kimsenin gözü kalmaz.Eğer iki gün içinde anlaşma olmaz ve direnenler ölüm orucuna başlarlarsa ve hele can kaybı doğarsa... İşte asıl bundan korkmalıdır!Öte yandan sendika da ölüm orucu eylemini asla desteklememelidir. Çünkü bu kavga, ölmeyi değil yaşayarak zorluklarla baş etmeyi talep ediyor.Başbakan Tekel işçilerinin haklarını verdikleri takdirde kendini yenilgiye uğramış hissetmemeli. “Birkaç bin kişi bana diz çöktürmeye çalışıyor” diye onlara kinlenmemeli.Sonuçta hiçbiri devlet bankasından gazete, TV veya gemi satın almak için kredi istemiyor. Kavgası bir tencere çorba içindir.Baş eğmemeyi en büyük erdem saydığını her fırsatta tekrarlayan Tayyip Erdoğan bu ihtilâfa sevgi, merhamet ve adalet duygusu ile yaklaşmaya çalışmalıdır.Ne kadar kızarsa kızsın, Tekel işçilerini hiç olmadı “yaradandan ötürü” sevmelidir!

Devamını Oku

Olur mu olur!

22 Ocak 2010

Mecliste AKP’nin sayısal gücüne sahip bir iktidara yasa yaparken hileye başvurmak yakışmıyor.Katlanılan ayıba da değmiyor.İşte askerlere sivil yargı yolunu açan düzenleme... İktidar darbe, cunta, terör ve çete suçlarına karışan askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmaları gerektiğini göğsünü gere gere savunabilir, o açık fikirler ortamında direnen muhaliflerini halkın gözünden düşürebilirdi.Ama ne yaptı? Pusuya yattı, yorucu bir günün gece yarısı muhalefet sıralarının baygın düştüğü bir anda bu düzenleme bir torba kanunun içinde geçiriliverdi.Ofsayttan atılan golün sevinci uzun sürmedi tabii. Hile ve acele ayaklara dolandı, Anayasa Mahkemesi düzenlemeyi hem de oybirliği ile iptal etti.AKP’nin bu gelişmeyi, boyuna bosuna yakışmayacak utandırıcı bir yenilgi olarak görmesi ve bu ibretten yararlanarak benzer ayıplara düşmemesi gerekir ama böyle bir ümidin ışığı yok ortada.Partinin anayasacısı Prof. Kuzu dün “Bu karar yanlış bir karardır” diye çıkış yaptı. İktidar aleyhindeki her karara muhalif kalmakla ünlenen mahkeme başkanının bile pes ettiğini unuttu herhalde.Yargıya sefer açmak...Belli ki iktidar yöneticileri, referanduma götürülecek mini anayasa değişikliği paketini kamuoyu önünde savunurken Anayasa Mahkemesi’nden çıkan bu iptal kararının ellerini güçlendireceğini hesap ediyorlar.Nitekim Burhan Kuzu “Süren davaları (asker kişilerle ilgili) etkileyen bir şey olursa gerekli tedbirleri alırız” dedi.Artık gizlisi saklısı kalmadı; AKP, bütün bu darbe iddialarını ve asker aleyhinde yürütülen dehşet kampanyalarını kullanarak yüksek yargıyı zaptetme amaçlı hamleyi referandumla gerçekleştirmeye çalışacaktır.Bu da başka türlü bir balyozdur!Şuradan belli ki Başbakan Erdoğan son “balyoz planı” ile ilgili haberleri, sorumluluk taşıyan bir devlet adamının sabrı ve ihtiyatı içinde sükûnet göstererek karşılamamış, yine bütün bu olumsuzlukları askerlere yakıştırdığını belli eden bir tutumla adeta üstüne atlamıştır.Dün “Kimse milletimize korku salmasın. Milletimizi korkutarak siyasi rant sağlamasın” dedi.Böyle bir uyarının sözcüsü değil muhatabı olacak yerdedir. Çünkü susturulan medya, sindirilen sivil toplum kuruluşları ve kuşatılan yargı, devlet gücünü kötüye kullanan iktidarın yıkıntılarıdır.Korkuyu ranta çeviren asıl iktidardır. Çünkü muhalif sesler korku ve baskı ile susturuluyor.Halk şüpheye düşerse...Başbakan dün “Kendisini TBMM’nin ve millet iradesinin üstünde görenler apaçık gaflet ve dalâlet içinde olurlar” dedi.Erdoğan’ın Atatürk’ten esinlendiği sözcük ve deyimler hazinesi yavaş da olsa genişliyor. Bu memnuniyet verici ama iktidarın referandum aracından yararlanarak yargı bağımsızlığına son verme hazırlığı, gaflet ve dalaletin adresini yeniden düşünmeye insanı zorluyor.Türkiye’de yürütme erki, bağımsız olması gereken yasamaya da hükmediyor. Daha doğrusu Başbakan Erdoğan yalnız hükümete değil meclise de hükmediyor.Bağımsız bir yargı bize normal işleyen demokratik devletlerden daha çok gerekiyor.Ama AKP onu da aynı tek adam iradesinin emrine katmanın savaşını yapıyor. Sivil faşizm budur!Referandumun süresi bu hesapla kısaltılıyor.Yine de yeise düşmemek lâzım. Halkın çoğunluğu ne olup bittiğini fark etmese bile “yangından mal kaçırma” telâşı gösteren iktidardan şüphelenebilir ve ona iyi bir ders verebilir.Seçim sandığı hükmünde bir referandum sandığı... Olur mu olur!

Devamını Oku

Akıl ve vicdan

21 Ocak 2010

Askerî plan tatbikatlarının bir amacı, gelecek senaryolarını öngörmektir.İkinci ve daha önemli amacı, vatanı, milleti devleti düşman tehlikesine karşı koruyacak savunma tedbirlerini aramak ve geliştirmektir.Ama bu arayışın başvurduğu hayal gücünün bir sınırı olmalı.İçerideki zincirin zayıf bir halkası her an kopabilir çünkü.Son zamanlarda sıklıkla görüldüğü biçimde bilgiler dışarı sızabilir, “ordu darbe hazırlıyor ve harp oyunu örtüsü altında bu gerçeği saklıyor”denilebilir.İstanbul’daki 1. Ordu Komutanlığı’nda 2003 Martı’nda yapılan seminerde tartışılan “Balyoz Harekât Planı” işte tam da bu zaafları ile gündemi altüst etmiştir.Planda adı geçen kurumların ve kişilerin gerçek olması, senaryodaki olayların hayal değil öngörüler olduğu yolunda endişeler uyandırmıştır.Genelkurmay Başkanlığı dün seminerin harekât planlarını geliştirmeye ve eğitime yönelik olağan faaliyet olduğunu belirten bir açıklama yayınladı.Açıklamada cami bombalamak ve Ege’de kendi uçağımızı düşürmek gibi eylemler hakkında şu değerlendirme yapıldı:“.. Ortaya atılan iddiaları aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir.” Paşa’dan hodri meydanBu değerlendirme doğrudur. Zaten haberin bu kadar sarsıcı etki yapmasına da darbeye giden yolun, aklı ve vicdanı olan hiç kimsenin kabul edemeyeceği yöntemlerle inşa edileceği iddiası sebep olmuştur.Dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan dün TV ekranından Taraf Gazetesi yöneticilerine meydan okudu ve şöyle seslendi:“Kayıtlarda benim veya başka bir arkadaşımın şurayı bombalayacağız sözünü bulurlarsa onların alınlarını karışlarım. Yazılı veya sözlü bir beyanımı bulsunlar...” Asker, hedef olduğu psikolojik savaşta nasıl daha etkin olabilir, ona bakmalıdır.Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın dünkü çıkışı bu arayışa ilham verebilir.Mesela Taraf’a sızdırılan belgelerin orijinalleri ortaya dökülür, iftira amaçlı eklemeler kolaylıkla ortaya çıkarılabilir.Böylesi suçlamalar karşısında TSK daha çevik ve inandırıcı olmak zorundadır artık.Neden?.. Vatandaşların hür ve meşru bir şekilde ifade ettikleri iradelerini kabul etmesini bilmek yalnız demokrasiye bağlılığın değil vatanseverliğin de gereğidir.Adımızı silin o listedenHer askeri darbe, gelişine sebep gösterdiği tehlikeleri büyütmekten başka işe yaramadı. Halk bunu biliyor. Biz de bu bilincin ülkeyi koruyacağına güveniyoruz.Dün Taraf’ta harekât planına kamuoyu desteği sağlamakta yardımcı olacağı umulan gazeteciler ile karşı çıkacakları için tutuklanmaları öngörülen gazetecilerin listeleri yayınlandı.“Muhtemel destekçiler” arasında adımı görünce irkildim ve incindim. Zafer Mutlu’yla karşılaştığımda onun da aynı duygular içinde olduğunu gördüm.Evet biz Türkiye’de birlik ve bütünlüğün güneşi batmasın, laikliğin ışığı sönmesin, hukukun üstünlüğü tahrip edilmesin isteriz. Kalan ömrümüzü de bu amaçlara adayacağımız kesindir ama askeri darbeleri bu ideallerin şansı olarak görmeyiz, geçmişe bakarak bahtsızlığı sayarız.O nedenle o listeden çıkarılmayı talep etmek hakkımızdır.Ordu muhalifi olmak başka, askeri darbeye karşı olmak başkadır.Hürriyetsiz bir Türkiye olmayacağı gibi yaşadığımız coğrafyada ve şartlar içinde ordusuz bir hürriyet de olamaz.Askerin gerçek dostları, demokrasiye bağlılığını her fırsatta kanıtlayan bir ordu isteyenlerdir.

Devamını Oku

Akla zarar senaryolar

20 Ocak 2010

Haber toplantısında Taraf’ın haberini konuşurken bir arkadaş şöyle bir manşet önerdi:“Doğruysa da vahim iftiraysa da!..” Hemen sonra fark ettik ki bu manşeti daha önce başka bir haber için kullanmışız.Acı acı güldük. Türkiye’nin son zamanlarda vahamet derecesi yüksek ne kadar çok olay yaşadığını düşünerek üzüldük.Taraf’ın birinci sayfası “Fatih Camii bombalanacaktı” ve “Kendi jetimizi düşürecektik” başlıklarının ağırlık taşıdığı “Balyoz” adlı bir darbe planının varlığı iddiasını bağırıyordu.İç sayfada ise bu hazırlığın “Olasılığı En Yüksek Tehlikeli Senaryo” bağlamında plan seminerine sunulmuş olduğu belirtilmişti.Gazete 1. Ordu’nun 4-6 Mart 2003 tarihleri arasında icra edilen plan seminerinin, bu senaryo tartışıldığı için “darbe provası” şeklinde cereyan ettiği yorumunu yapıyor. Bu değerlendirmeye hak verilebilir mi?Cumhuriyeti korumakDönemin 1. Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Çetin Doğan dün yaptığı açıklamada, iç ve dış tehditlerin ve alınan tedbirlerin gözden geçirildiği harp oyunu plan tatbikatı ve seminerlerin “doğal bir uygulama” olduğunu anlattı.Taraf’ın haberinde bahsi geçen dehşet verici tasavvurların planda yer aldığı iddiasını dolaylı olarak kabul eden bir ifade de kullandı:“İç tehdide karşı Cumhuriyet’i koruma görevi kapsamında TSK’nın planları vardır.. İç tehdit irticai tehdidi de kapsar. Bu kapsamda emniyet ve asayiş planları seminerlerde elbette ele alınmıştır.” Bu açıklama gelmeden önce medya Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in yorumunu öğrenmek için çaba harcadı.Deneyimli bir siyasetçi olduğu için Çiçek, böyle durumlarda sazan balığı gibi haberin üstüne atlayan meslektaşlarından farklı davrandı.Beyin fırtınası çıkıncaBilgi kirliliğinin varlığını hatırlattı, ilgili kurumun yapacağı açıklamayı bekleyecek kadar olsun sabır önerdi.Sabır önerisinin mantığı vardır.Sayısını unuttuğumuz darbe planları gerçek bile olsa tümü kâğıt üstünde kalmıştır.İlişkili oldukları iddia edilen komutanlar emekli olmuşlardır.“Güç elimdeyken yapmadığım şeyi emekli iken yapmayı düşünecek kadar şaşkın mıyım?” diye özetlenecek savunmalarına kim itiraz edebilir?Seminer ve harp oyunları, birliklerin tehditlere karşı yeterliliğini denetleyen rutin faaliyetler, tamam..Bu toplantılarda, beyin fırtınalarının yaratıcılığından da yararlanılır, bu da doğru.Ama sormaz mısınız; beyniniz fırtınaya tutulunca aklınıza senaryo bile olsa cami bombalamak ve kendi uçağımızı düşürmek gibi akla zarar fikirler nasıl gelebiliyor?Hükümet darbesi böyle bir toplantıda nasıl gündeme geliyor?Evham ve güvensizlik bütün kurumları hasta etti. Toplum her türlü kışkırtmaya savunmasız hale geldi. Hepimizin kendini düzeltmeye ihtiyacı var!

Devamını Oku

Özürse kabul!

20 Ocak 2010

Eminim ki bir şehit yakını idi o satırları yazan. Acının neden bu kadar tarifsiz olduğunu kim daha iyi anlatır?Ortada bir savaş olsa belki bu kadar koymayacak ama yapılan savaş değil ki... Yürekleri asıl yakan, yiğitleri arkasından vuran namertlere kurban vermenin kahrıdır.Dün bütün Türkiye’yi ağlatan bir tören yapıldı. Cumhurbaşkanı Gül 21 şehit yakını ile 42 gaziye devlet övünç madalyalarını verdi.O analar, o babalar ki, “bağırlarındaki ateş dünyalara yetecekken başka yürekler yanmasın isterler, şehit olan evlâdın şehitliği bir hiç için olmasın diye ‘vatan sağ olsun’ derler.”Vatan kavramından habersiz tipler de bu metanet ve fedakârlığı “kolay bir kabullenme” zanneder.Dün Çankaya’da her şey farklıydı. Tören devletin şehit ve gazilere minnettarlığını en yüksek düzeyde belli edişinin yarattığı duygu fırtınalarına sahne oldu.Şehit Pilot Yüzbaşı Tekin Işık’ın babasının fenalık geçirerek bayılması yüzünden doğan heyecan güne damgasını vurdu.Cumhurbaşkanı Gül Kürt açılımını “iyi şeyler olacak” kehaneti ile başlatan ve bunu biz yapmazsak dışardan birilerinin dayatacağını söyleyerek açılıma tehdit boyutu ekleyen kişidir.Dünkü törende “Bir tane daha şehit bir tane daha gazi görmek istemiyoruz ama bu bir zafiyet olarak da görülmemelidir” dedi.Bu söz açılım sürecinin en zayıf noktasını işaret ediyor. Çünkü “bedeli ne olursa olsun” şartına dayalı bir barış arayışı karşı tarafta teslimiyet beklentisi yaratmıştır ve PKK ile siyasi uzantılarını yoldan çıkarmıştır!Gerek Kürt açılımı ve gerekse iktidarın öteki eylemleri, Silâhlı Kuvvetler’in yıpratılması stratejisi üstüne inşa edildi. AKP bundan kazanç sağladığını sanmasın.Çankaya’daki tören, TSK’yı gözden düşürme ve teröre karşı verilen savaşı değersizleştirme siyasetinden vazgeçildiği anlamına gelen dolaylı bir özür ise hayırlı bir dönüş gerçekleşmiştir, kutlu olsun!Yeni şehitler vermekten bizi kurtaracak olan şey, bir yandan demokratik açılımları geliştirerek terörün bahanelerini yok etmek, bir yandan da terör örgütünü müzakere edilen değil mücadele edilen bir düşman olarak görmektir.Adalet.. Gecikmeden...Arkadaşları, yakınları ve bu utanmazca sağırlık devam ederse Türkiye’nin adalet ve özgürlükten yoksun bir cehenneme dönüşeceğinden korkan insanlar dün Hrant Dink’i, katledildiği yerde yayın yönetmenliğini yaptığı Agos Gazetesi önünde andılar.Onun beklediği adaletin geciktirilmesine duydukları öfkeyi de seslendirdiler.Bu soruşturmanın verileri Hrant Dink cinayeti arkasında bir resmi iradenin mevcut olduğunu iddia edenleri destekliyor.Üç yılda tetikçi ve etrafındaki birkaç kişi yakalandı ama adalet bu kuklaların iplerini tutan ellere ve beyinlere ulaşamadı.Tetikçileri ve emir kulu yardımcıları koruyan geniş ve büyük bir kanadın varlığı, bu cinayeti devletin kolluğunu ve yargısını yönlendirebilen, saptırabilen güçlerin planlamış olabileceği şüphesini davet ediyor.Dink cinayeti çözülmelidir.İnsan hayatının değersiz olduğu bir ülkede yaşamayı hak etmek istemiyorsak dün Agos’tan yükselen adalet taleplerine hepimiz katılmalıyız.Uyduruk suikast senaryoları ile mağduriyet rantı üretmeye çalışan iktidar sahiplerinden de mesailerini bu gerçek cinayete vererek işlerini yapmalarını istemeliyiz!

Devamını Oku