Utanç verici

19 Mayıs 2010

Kalbimiz günlerdir Zonguldak’la atıyor, kulağımız oradan gelecek iyi bir haberi bekliyor.Grizu patlaması sonucu yerin 540 metre derininde mahsur kalan 30 madencinin hâlâ sağ ve salim kurtarıcılarını beklediğine inanmak kolay değilse bile yine de bir mucizenin gerçekleşmesi için dua ediyoruz.Sürüklendiğimiz çaresizliğin utancına alışmamalıyız.Türkiye enerji temininde dışa bağımlı, bu yüzden taş kömürü ve linyit yataklarını değerlendirmek bir tercihten ziyade mecburiyet oluyor.Ayrıca bu çalışma alanı yoğun emek talep ettiği için, işsizliğin sosyal patlama tehlikesi yarattığı ülkemizde, kurtarıcı özelliği kazanıyor.Mesela kömürle çalışan bir elektrik santralı, aynı güçteki bir doğalgaz santralından on kat fazla işçi çalıştırıyor.Binbir tehlikeyi göze alarak yer altında kömür çıkaran her maden işçisi, yer üstündeki 12 kişiye ekmek parası kazandırıyor.Üç gündür bütün Türkiye’nin uğradıkları kazaya kahroldukları, kurtulmaları için dua ettiği insanlar işte bu kahramanlardır.Anlayış eksiğimizOnları kömür rengi bir karanlığın kucağına atan grizu patlamasına bağlı göçük bir kader olamaz.Gerçekler asıl göçüğün sistemde olduğunu gösteriyor bize.Bahane dinlemekten usandık.Neden en çok bizim madencilerimiz ölüyor? Avrupa’nın güvenliği en zayıf maden ocakları niçin Türkiye’de?Yöneticilerimiz bu utancı doğuran çaresizliklere artık bir son vermelidir.Böylesi kazalar ardından tutun ki en içten üzülen siyasetçiler bizde...Ne fayda?Onun bile bedelini vatandaş ödüyor!Başbakan dün maden kazasının yaşandığı bölgeye gitti. Acı, endişe ve öfke içinde, etten kemikten birer bomba durumundaki insanlara muhatap olacağını kendisinin de, koruma görevlilerinin de bilmeleri gerekirdi.Nitekim, demokratik bir ülkede her siyasetçinin uğrayabileceği birkaç protesto eylemine hedef oldu.Gereksiz bir sertlikAnlayışla karşılayabileceği bu söz ve eylemleri Başbakan, empati duygusundan yoksun bir sertlikle cevapladı.Tehlike doğuran bir saldırganlık yoktu ortada ama korumaları, Başbakan’ın herhalde daha çok takdir edeceğine olan inançlarından ötürü cezalandırıcı bir acımasızlık sergilediler.Buna şaşmamak lâzım; maden kurbanlarının sayısı ile demokrasinin kalitesi arasında sıkı bir ilişki var. Demokratik standartlar yükseldikçe maden kazaları ve insan kayıpları azalıyor demokrasi eksildikçe bedelini maden ocağına girenler canlarıyla ödüyorlar!Karın tokluğunu bile sağlamayan paralara çalışan insanlar bunlar. Taşeron altında sendikasız çalışmaya mahkûm edildikleri için canları, bir kıvılcıma bakıyor. Daha bağışlayıcı olmak gerekir.Türkiye’de 44 bin ruhsatlı maden işletmesi var, fakat devlet sadece 250 denetim elemanı çalıştırıyor.Öncelikle bu eksik giderilmeli, ama asıl garantinin, yöneticilerini işçilerin seçtiği sendikalarla sağlanacağı unutulmamalıdır.Aksi takdirde bu faciaların önünü alamayız ve bu kafayla çok ağlarız!

Devamını Oku

Polit büro intihar etti

18 Mayıs 2010

CHP ekseninde dün yaşanan gelişmelere bence en dramatik değerlendirmeyi bir VATAN okuru yaptı..Gönderdiği “mail” şöyle:“Genel Başkan’ın değişmesi bir şey ifade etmez, Polit büro da gitmeli!” Polit Büro, Sovyetler Birliği döneminde Komünist Parti’nin politikalarını belirleyen karar organı idi. Yanlış işler yaptı ve yıkılmasına sebep olduğu imparatorlukla birlikte tarihin çöplüğüne gitti.CHP’nin Merkez Yönetim Kurulu (MYK) da Polit Büro’nun akıbetine uğramayı hak edecek yanlışlar yaptı. Baykal’a -hem de oybirliği ile- dön çağrısında bulundu.Bunu Kılıçdaroğlu’nun yolunu kesmek için yaptı.Tokat gibi cevapKurulun üyeleri kullandıkları gücün hâlâ korkutucu etkisini sürdürdüğünü sanıyorlardı. Kararlarını il başkanlarına onaylatacakları hayaline kapılarak ikinci yanlışa düştüler.Baykal’ın kaset olayı, şerden üreyen hayırlar konusunda pek bereketli oldu!MYK’nın çağrısı üzerine toplanan il başkanları oybirliğine yakın bir çoğunlukla Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığını desteklemeye karar verdiler.Örgütün iradesini yansıtan açıklama, MYK’nın baskıcı tavrına cevap olarak atılmış şiddetli bir tokattı.Belli ki il başkanları “Deniz Baykal adaylığını koyduğu takdirde nasıl bir yol izleyecekler” bunu da aralarında tartışmışlardı.Soru sorulduğunda cevabı hiç beklemeden geldi:“Biz 77 il başkanı olarak kararımızı verdik. Bu karardan dönüş yoktur!” Baykal hata yaptıKurultay’dan çözmesi beklenen en önemli sorun dün çözülmüş, Kılıçdaroğlu’nun yolu açılmıştır; artık CHP’nin yeni Genel Başkanı olarak selâmlanabilir.Bundan sonra beklenen onu lider yapacak yeteneklerini ortaya koyması, arkasında genç, temiz ve parlak bir kadro oluşturmasıdır.Çünkü düne kadar Baykal ve varlıklarını ona bağlamış siyasetçilerin hatalarından üreyen kolay puanları topladı.İl başkanlarını toplantıya çağıran MYK Baykal ile onun arasında adı konmamış bir seçimi erken bitirdi.Baykal’a yakışan, “Polit Büro”nun umutsuz hamleleri yüzünden doğacak zararları fark etmek, il başkanlarına “seçim yapmayın, çünkü ben aday olmayacağım” demek, belki “Kılıçdaroğlu etrafında bütünleşmeniz beni daha çok memnun eder” mesajı göndermek, hatta o toplantının hiç yapılmamasını sağlamaktı.Baykal tutumu ile geri dönme ümidini dün sabah itibariyle kaybetmediğini göstermiş, il başkanlarını Baykal hesabına toplayan MYK da bedel ödemeyi hak etmiştir.Deniz Baykal “Onursal Genel Başkan” olma şansını tehlikeye sokmamak için daha dikkatli olmalıdır.Ne yapabilir?“Polit Büro”yu, temsil ettiği zihniyetle beraber tasfiye edecek irade eğer oluşursa “birlik, beraberlik” bahanesiyle bunu önlemeye çalışmamalıdır.

Devamını Oku

Lider çıkışı!

17 Mayıs 2010

Kılıçdaroğlu halkın sesine ve içinden gelen sese uyarak adaylığını ilân etti.Bu adımı atmak için başarıyı garanti altına almaya dönük bir tedbirlilikle hareket etmedi. Böyle davranmış olması, çıkışının değerini yükseltecektir.Partinin geleceği için kariyerini tehlikeye atmıştır. Eğer başarılı olursa bu cesareti CHP’nin başına bir emanetçi değil, lider potansiyeli son derece yüksek bir siyasetçi getirecektir.Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıkladığı basın toplantısında ortaya koyduğu hedefler zaten siyasetin yükselen yıldızı olarak ona yakıştırılan beklentilerdi.Eğer CHP’nin başına geçerse, halkın gerçekleşmesini talep edeceği vaatlerin merkezinde daima heyecanla izlenen bir lider olacaktır. İşte o sözler:“Çalma, çırpma, korku ve baskı dönemini kapatıp yolsuzluk yapanlardan hesap sormalıyız.İşsizlik ve çaresizliği yeneceğimizi haykırarak halka umut vermeliyiz.Önümüzdeki seçimlerde iktidara gelebilmek için gerekli olan hazırlıkları zaman kaybetmeksizin başlatmalıyız.” Kurultay’ın namusu...Şartlar değişim için fazlasıyla olgunlaşmıştı.Kılıçdaroğlu’nun cesaret göstermesi CHP’nin dar bir oligarşi kontrolünde “umutsuz vaka” olmadığını kanıtlama zemini yaratmıştır.Partinin ağır topları, meclis grubunun büyük çoğunluğu Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek vermiştir.Kılıçdaroğlu’nun Baykal yeniden dönmeye karar verse dahi adaylıktan vazgeçmeyeceğini söylemesi, “Biz ne olacağız tedirginliği” yaşayanları, mızıkçılık çıkarmanın artık hiçbir yarar getirmeyeceğine ikna edecektir.Kılıçdaroğlu, kurultayın namusunu da kurtarmıştır.Korku ve çıkar kaygıları ile bastırılmış olan demokratik aktivite hedefine doğru hareket edecektir.Cumhuriyet değerleri ve kurumlarıyla kavgalı bir iktidar olan AKP’nin toplumda uyandırdığı baskı ve korkular, CHP’ye yeni bir kimlik kazandırmıştır.Artık CHP laik demokratik rejimi tehlikede görenlerin buluştukları bir koalisyondur.Üstün niteliklerine rağmen Baykal, bu koalisyonun tehdit unsurları ile paralel bir büyüme göstermesine imkân vermiyordu.Baykal kumar oynuyorKılıçdaroğlu çözümü, halkın özlemleri ile partinin buluşmasını önleyen sebebi ortadan kaldıracaktır.Birlik, bütünlük nutuklarının anlam taşıması için Baykal yönetiminin taraf olduğu kavgalar ve kopuşlara da dönüp bakmak lâzım. Sarıgül’ün anketlerde kendini göstermesi Genç Parti tecrübesini tekrar yaşamak sonucu doğurursa günah kimindir?CHP’deki lider değişikliği bu ayrılıkları sebepsiz bırakacaktır.Keşke Deniz Baykal kendisine atfedilen seçkin nitelikleri kanıtlayabilseydi. O zaman “Onursal Genel Başkan” rolü daha çok yakışırdı kendisine.İstifa ettiği halde dönüşünü tezgâhlamaya uğraşan yandaşlarını itiraz etmeden izlemesi ve “Baykal dönmeli” açıklaması yapan MYK’yı sessiz kalarak desteklemesi kumardır.Böyle bir maceranın başta kendisi olmak üzere kimseye hayrı dokunamaz. Kılıçdaroğlu’na gönül koymasın. Çünkü tarih kendini tekrarlıyor.Halkta oluşan umut, liderlerin iradesini her zaman aşıyor: Ecevit İnönü’ye, Mesut Yılmaz Özal’a, Tayyip Erdoğan Erbakan’a rağmen lider oldular.Nehrin önüne çıkmasın.Kendini sakatlamasın.CHP’nin ve Cumhuriyet’in kendisinden yararlanma hak ve imkânlarına zarar vermesin.

Devamını Oku

Çare hür kurultay!

15 Mayıs 2010

New York Times gazetesi yazarı Stephen Kinzer’in de kafası karışmış, işin içinden çıkamamış.VATAN’a konuşan Amerikalı gazeteci “Baykal’ın gidişini Türk demokrasisi için çok olumlu” buluyor.Ama belli ki “istifa” müessesesinin Türkiye’de “istifade edilecek yeni şartlar yaratma”nın aleti olarak çok sık kullanıldığını bilmiyor.Buna rağmen önümüzdeki problemi tarif ederken hedefi tam 12’den vuruyor:“Kılıçdaroğlu’nu halk istiyor ancak halkın söz sahibi olmadığı parti içi sistemin nasıl işleyeceği belli değil!” İşte bütün mesele burada...Anketler Kılıçdaroğlu’nu rakipsiz gösteriyor. Konsensus Araştırma Şirketi’nin anketinde Kılıçdaroğlu’nun yüzde 72.4 gibi bir desteğe ulaştığı ortaya çıktı.Bu çapta bir destek karşısında birileri halâ “partinin bütünlüğüne zarar vermeyecek bir aday bulalım” diyorsa, onda samimiyet aramamak gerekir.Kinzer Ortadoğu’yu bilir ama bütün ayak oyunlarını görmüş olamaz.O sistemin nasıl işleyeceğinin belli olmadığını söylüyor; halbuki tam aksine her şey kurgulanmış ve şimdiden bellidir.Gel bizi kurtar oyunuİşte Kılıçdaroğlu “istifa ettim” deyip evine çekilen ama “Bana devamlı Genel Başkan demekten vazgeçin artık” diyemeyen Baykal’ın iznini almaya gitti.Baykal onu “tavandan tabana örgütün olurunu alırsan desteğim senin” diye gönderdi.Genel Merkez’de Baykal’ın takımı oturuyor. Kılıçdaroğlu’nu “partiyi iktidara taşıyacak adam” gibi karşılamaları gerekirdi değil mi; hayır alçıdan heykellerin soğukluğu ve beyaz yüzleri ile karşıladılar.İçlerinden biri, aslında doğru olan ama burada tuzak görevi yapan bir uyarıda bulundu:“İcazet beklememek lâzım. Göreve talipse adaylığını ilân etsin!” Doğru, yapılması gereken budur.Ama kişisel çıkarları uğruna her fenalığı yapabilecek bir kadronun Kurultay delegasyonunu kontrolu altında tuttuğuna dair bir şüpheniz varsa korkarsınız, beklersiniz.Çünkü oynarlar sizinle, kullanırlar. Nasıl mı?Kılıçdaroğlu adaylığını ilân eder. Değişim karşıtları da bir veya iki adayı yarışa sokar. Gerginlik Kurultay günü yaklaştıkça yükseltilir ve Genel Merkeze bağlı il başkanları “Partiyi bölüyorlar; gel bizi kurtar” diye Baykal’ın evine heyet gönderirler.Halkla parti birleşirseBu korkunun gölgesini CHP’nin üstünden kaldırmak lâzım.Bu sorumluluk Deniz Baykal’ındır.Kurultay partinin en değerli demokratik zeminidir. Baykal, kendisine bağlı il başkanları ve delegeleri, halkın Kılıçdaroğlu’nu işaret eden iradesine geçit vermemek için kullanmaya kalkarsa ayıp olmaz mı?Evet korku budur. Ve bu korkuyu haklı kılacak sebepler de vardır.Partinin birlik ve bütünlüğü bahanesi hiçbir dış müdahaleyi meşru hale getiremez.Birlik ve bütünlüğün teminatı, demokratik kuralları hile ile zedelenmemiş hür bir kurultaydır.Kurultay bir arayış, yarış ve karar zeminidir. Partiye iktidar şansı kazandıran bir adayın, çıkar ittifakları kurarak önünü kesme yeri değildir.İstifa etmiş bir genel başkanın göstereceği adayı tasdik yeri hiç değildir.Delegelere duygusal baskı uygulamak yoluyla Kurultay iradesine hükmetmeye çalışanlar Deniz Baykal’ın şu andaki zayıflığından yararlanıyorlar.Baykal kendini kullandırmamalı, parti içi demokrasi üstündeki ipoteği hemen çözerek halkın iradesi ile kurultay iradesinin birleşmesini sağlamalıdır.

Devamını Oku

Lider böyle yaratılmaz!

14 Mayıs 2010

Baykal acaba Kılıçdaroğlu’nun sabrını taşırmak ve bu yolla işini bitirmek mi istiyor?Kemal Kılıçdaroğlu’nun böyle bir tuzağa düşmeyeceğini bileceği için başka sebep aramak lâzım.Bir numaralı sebep bizce, dönüş şansı varsa Baykal’ın bunu sonuna kadar kullanmak istemesidir.Ayıplanacağını bile bile...Başbakan’ın dün Atina’ya giderken söylediği şeyler açıkça şunu gösteriyor: “Bu şerri hayıra çevirme fırsatı” doğru kullanılamazsa CHP ağır zarar görecek hatayı yapanlar tarihi vebal altına girecektir.Aşağılık komplonun tertipçisi, işaretini verdiği ikinci kaseti çıkarırsa Baykal’a yönelik acıma duygusunun yerini sebep olduğu zararın öfkesi dolduracaktır.Erdoğan dün şöyle dedi:“Mağdurlara oynayanlar var. Kusura bakmasınlar bunu kabul etmeyiz. Eşlerine ihanet edenleri biz mağdur olarak göremeyiz!” Baykal “sabah acaba hangi kasete uyanacağım” korkusu ile uykusuz kalmaya razı olabilir. Ama Türkiye’nin hangi kıyamete gittiğini gören bir siyasi lider olarak, sadece uçkur konuşulan bir seçimin günahını taşıyabilir mi?Baykal oynuyor...Dün Baykal’ın sağlıklı düşünme yeteğini kaybetmiş olabileceğinden endişeye düştüm. Neymiş; Kılıçdaroğlu’nun adaylığı üstünde “partinin tabanıyla tavanı arasında bir uzlaşmanın olması gerekiyor”muş!.“Olur” vermesi şart koşulan kadroları oralara Baykal getirdi. Hepsi onun ağzına bakıyor. Oynanan bu oyunun demokrasi olmadığını herkes görmüyor mu?Bu maskaralığa katlanmak Kılıçdaroğlu’nu da yıpratmayacak mı?Ayrıca Baykal’a sormak lâzım:Partinin başına Ecevit böyle mi gelmişti? Kendisi böyle mi geldi?CHP’nin şu anda yürüdüğü yolun sonu olsa olsa AKP’nin üçüncü seçim zaferine çıkar.CHP liderliği boşalalı bir hafta oluyor. Kurultay’a bir hafta kaldı. Ama Baykal hâlâ dillerde “Genel Başkan”.. Kılıçdaroğlu ise adaylığını bile ilân edemedi.Son şans günleriCHP’nin başarısını gerçekten isteyenler, Baykal tarafından tayin edilmiş kişinin özlemle beklenen lider olamayacağını, partiyi de iktidara götüremeyeceğini bilerek davranırlar.Kılıçdaroğlu’na desteği gösteren anketlerden sonra toplumun tamamını heyecana verecek bir ayağa kalkış hemen yaratılmalıydı.Halkın istediği lider olarak Kılıçdaroğlu “Yalnız partinin liderliğini değil başbakanlığı da istiyorum. Çalma çırpma korku ve baskı döneminin kapanacağına, yolsuzluk yapanlardan hesap soracağıma söz veriyorum. İşsizlik ve çaresizliğin yenildiği şafağın sizlere müjdesini veriyorum. Kaybedecek zamanımız yok. Yürüyün arkadaşlar!” diye çoktan bağırmaya başlamalıydı.İddiasını avaz avaz ilân etmeliydi.Ve bu tabloyu, kendini göstermeden Baykal örgütlemeliydi.Böylesine büyük bir kazanımı küçük menfaatlere feda etmemesi için hâlâ zaman ve imkân var!

Devamını Oku

Referandumda % 100 destek

13 Mayıs 2010

Türkiye’de rejim, tarafsız bir Cumhurbaşkanı’nın varlığı üstüne kuruludur.Abdullah Gül’ün geldiği günden bu yana toplumdaki kutuplaşmayı tehlikeli biçimde hızlandıran sebeplerin çoğunu tarafsız bir Cumhurbaşkanı’na sahip olamamanın talihsizliği üretmiştir.Cumhurbaşkanı Gül’ün Anayasa değişikliğini jet hızıyla onaylaması, bağlı kalacağına yemin ettiği tarafsızlık ilkesini ne kadar fütursuzca çiğnediğini gösteren kışkırtıcı bir meydan okuma idi.Memnunuz ki bilim adamlarının ve sivil toplum örgütlerinin uyarılarını değerlendirmeyen bu militan tavır işe yaramamıştır.Gül iktidara on günlük zaman kazandırmak isterken Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) verdiği karar, yenilgisini ilân etmiştir.Zahmetine değmediBilindiği gibi iktidar yargıyı kontrol altına alabilmek amacıyla giriştiği Anayasa operasyonunu hızlandırmak için referandumun hazırlık süresini 120 günden 60 güne indirmişti.AKP değişikliğin hemen yürürlüğe gireceğini, CHP ise bir yıl içinde uygulanamayacağını savunuyordu.YSK 120 gün dedi.Gül’ün zahmetine değmedi. Referandum 12 Eylül’de... Dün hocaların hocası diye anılmaya lâyık bir hukukçu ile konuşuyordum. YSK kararını henüz açıklamamıştı. Şöyle dedi:“Yasalar ortada. Kurul 120 gün derse bileceğiz ki iktidarın YSK’da çoğunluğu ele geçirmek için sürdürdüğü çabalar sonuç vermemiştir. Aksi halde bir kurumun daha düştüğünü anlayacağız.” Yüksek yargının bağımsızlığını korumakta gösterdiği dayanma gücünün uyandırdığı güven duygusu 12 Eylül’le ilgili iyimser senaryoların ilhamını veriyor.CHP Anayasa Mahkemesi’ne bugün iptal başvurusu yapacak.İyimser senaryolarPakette hukuk devleti ilkesini ihlâlden öteye tecavüz diye nitelenecek iki konu bulunuyor. İktidarın HSYK ile Anayasa Mahkemesi’ni ele geçirmesi demokratik hukuk devletine kavuşma umutlarına son verip ülkeyi sivil dikta düzenine götürecektir.“Avrupa değerleri ölçü alındı” propagandasının büyük bir yalan olduğu AB raporları ile kanıtlanmıştır.Yani yargı bağımsızlığını koruyacak iptal kararları ile karşılaşmak sürpriz olmayacaktır.O zaman geriye, hak ve özgürlükleri genişleten maddeleri ile bütün partilerin “EVET” diyeceği bir metin kalır ve o da referandumda yüzde yüze yakın destek alır.Bağımsızlığını savunma gücüne sahip bir yargı kutuplaşmanın panzehiri ve hepimizin güvencesidir.

Devamını Oku

Baykal, Gül’e bak acele karar ver!

13 Mayıs 2010

Türkiye’de siyaseti hep yaşlı kurtlar idare etti. O nedenle partiler hizmet zeminleri olamadı, kurtlar sofrası oldu.Deniz Baykal’ın istifaya mecbur düşmesi aslında kendi deyimi ile “şerden doğmuş bir hayır”lı durumdur.Ama yaşlı kurtlar şimdi o değişim fırsatını parçalamakla meşguller.Kapılar yenilere hep kapalı kaldı. Taze hava girer diye pencereleri bile açmadılar. Ve bu oyun, rezil bir komplo sayesinde -şerden çıkan hayır olarak- bozulma sürecine girdi.Gerçek bir demokrasimiz olsa iş basitti:Partinin dinamikleri ikinci ve üçüncü adamları çoktan yetiştirmiş, sorumluluk taşımaya hazır hale getirmiş olurdu.CHP’de de aslında ikinci, üçüncü, dördüncü adamlar halkın aklında ve gönlünde seçilmiştir ama irade yaşlı kurtların ağzındadır. Erken çıkış yapanların komplo işbirlikçisi, aşağılık fırsatçı diye damgalanacaklarını hepimiz biliyoruz.Pazarlıkçı görüntü..Bakın, iki gazetenin düzenlediği anketlerde halkın açık ara CHP lideri görmek istediği Kemal Kılıçdaroğlu (VATAN anketinde yüzde 47,42; Hürriyet anketinde yüzde 60,6) kurtların gazabından korkarak sesini çıkaramıyor.Peki, büyüklerinin onayını sabırla beklemeye devam eden Kılıçdaroğlu “son karar günü” geldiğinde kendisini hangi gerekçe ile kötüleyeceklerini tahmin edemiyor mu?Ben söyleyeyim, şöyle diyeceklerdir:“Halkın iradesinden onay alan kişisel hakkını bile talep edemedi. Böyle bir adam halkın ve partinin hakkını da savunamaz!” Bu günahlı bir yapıdır.Vebali de Deniz Baykal’a aittir.Dolayısiyle yıkma borcu ona aittir.İstifasını açıklaması buna yeterli olmadı. Yaşamlarını sürdürmek için Baykal’ın gölgesine muhtaç olanlar yüzünden bir türlü “eski Genel Başkan” olamadı.Parti kararlarını oligarşilerin değil, halkın oluşturduğu bir düzen bulunsaydı Baykal istifasını açıkladıktan sonra Antalya’daki evine giderdi. Halkın kimi istediği belli; Kılıçdaroğlu ertesi gün Genel Başkan Vekili yapılırdı.Pazarlıkçı bir konumda Ankara’da oturmaya devam etmesi, Deniz Baykal’ın istifa ederek ortaya koyduğu büyüklüğü gölgeliyor.Yapacağı şey demokrasinin önünü açması, partinin gerçek bir yeni lidere kavuşmasına katkı sağlamasıdır.Rahatsız edici acele“Türkiye’de devlet olanaklarının zorbalıkla, yolsuzlukla bir sivil diktanın emrine doğru dönüştürülmekte olduğu çok açıktır. Bu sürecin sonu Anayasa değişikliği aşamasıdır. Bu tamamlanırsa artık Türkiye çok farklı bir aşamaya gelmiş olacaktır!” Önemli uyarılar içeren bu sözleri bir hafta önce Baykal söylemişti.Dün endişelerini haklı çıkaran rahatsız edici bir gelişme oldu.Cumhurbaşkanı, yargıyı iktidar kontrolü altına sokan, rejimi hukuk devleti kimliğinden çıkaran Anayasa değişikliğini, 15 günlük inceleme süresini kullanmadan 5 günde onayladı.Çok tedirgin edici bir aceleciliktir bu.Yangından mal mı kaçırıyoruz?Cumhurbaşkanı bu tutumu ile sivil toplumun ve bilim çevrelerinin kendisine yapacakları uyarılarla sürece katkıda bulunma hak ve imkânlarını önlemiştir.Gül’ün gösterdiği acelecilikten endişe etmemek gaflettir!CHP’yi böyle bir geçitte etkin bir parti haline getirecek şansı israf etmek de başka türlü bir gaflettir!

Devamını Oku

Her yerde Baykal

11 Mayıs 2010

CHP Cumhuriyeti kuran partidir başı kesilmiş tavuk gibi davranamaz.Dün hâlâ “nasıl ederiz de Baykal’ı geri getiririz?” sorusu üstünde yapılan düşünce egzersizleri gündemi kaplıyordu.Deniz Baykal’ın veda etmesinden bir kaç saat sonra yeni genel başkan koltuğuna oturmalıydı.Bu olmamıştır, ayıptır!Çünkü Cumhuriyet kadar eski olduğu halde CHP de kurumlaşmamıştır. Bu partide siyaset yapanlar da bulundukları yerleri lidere borçlu olduklarını düşünmektedirler.Aynı fikirde olmamak nankörlük ve ihanettir, yaptırımı da silinmektir!Lider “hakkınızı helâl edin” deyip evine gitmiştir ama izleyen, gözleyen varlığı bir ruh gibi örgütün her köşesinde hazır ve nâzırdır!Bu gerçeği yetkili kurulların Kurultay’a kadar Genel Başkan’a vekâlet edecek kişiyi seçerken gösterdiği tedirgin kararsızlık ispatlıyor.“Mahkeme kadıya mülk değil” demişler. Bu söz bütün kurumlar için geçerlidir. Özellikle de siyasi partiler için...Ama bizdeki duruma bakar mısınız?İstifa yürürlüğe girmedi!Halkın gönlündeki yeni lider ve hatta yakın çalışma arkadaşları bile hiçbir şüpheye yer bırakmayacak açıklıkla bellidir.Büyük bir parti halkın gözünde yükselen yıldızları kimlerdir; bilmez mi?Bilir ama, lider değiştiği takdirde kendi yerlerini kaybedeceğinden korkanların çoğunluk oluşturduğu bir yapıda o yükselen kişilikler baskılanıp durdurulur.Fırsatçı diye damgalanacaklarından korktukları için onlar da sipere girer beklerler. Bu yüzden parti de, kendisini yükseltecek yetenekli ve geleceği olan kişilere kolay kavuşamaz.Bu silik ve korkak yapı liderin eseridir. Bağlılık gösterileri hoşuna gitse de bilmelidir ki bu bir zaaftır ve günahı da kendisine aittir.Baykal’ın istifası yürürlüğe girmemiştir. Bundan dolayı mutlu olmamalıdır!Rejimin ne kadar vahim tehdit ve tehlikeler içinde bulunduğunu, o uğursuz bant piyasaya sürüldüğü ana kadar kendi söylüyordu.Anlattığı tehlikeler, bir saati bile boşa harcama lüksü tanımıyor. Buna rağmen Baykal Kurultay’a gitmezse Kurultay’ı Baykal’a götürmeye yönelik tasavvurlar “Dönüşüm muhteşem olacak” şarkısının fon müziğinde kaynatılıp duruyor.Lewis’in kara kehanetiYazıktır, iki haftadan çok zaman kaybedilmiştir. Hiç değilse Baykal’ın istifasının yarattığı fırsat doğru kullanılmalı ve gelecek kazanılmalıdır.Nedeni her neyse, istifaya mecbur olmuş bir lider kurtarıcı olamaz.Halbuki Türkiye, kurtarıcı özelliklere sahip liderlere muhtaç durumdadır.Dikkat!.. Tayin yoluyla geldiği görüntüsü veren bir yeni lider öyle bir misyonu taşıyamaz.Kimin hayali ve yüreği yetiyorsa, liderliğe talip olduğunu göstermeli, almak için de cesaretle ileri atılmalıdır.Çünkü şartlar ve gelecek, CHP dünyasından cesaret ve fazilet talep ediyor.Dün Wall Street Journal yazarı Bret Stephens, tanınmış tarihçi Prof. Bernard Lewis’in bir kehanetini nakletti.Amerikalı tarihçi ona Türkiye’deki laik cumhuriyetin on yıl içinde İran’daki İslâm Cumhuriyeti’ne dönüşeceğini İran’daki rejimin de laik bir cumhuriyete evrileceğini iddia etmiş.Bu kara kehanete Türk halkının geçit vereceğine inanmayız. Ama demokratik ve laik rejimin kalelerinin güçlü olması lâzım.Yaralanmış bir liderle olmaz bu.Baykal, helâllikten daha fazla bir şey istememelidir partisinden!

Devamını Oku