Sakat raporu!

28 Mayıs 2010

Referandum, kısa bir aradan sonra gündemdeki bir numaralı yerini tekrar alıyor.Raportör, Anayasa Mahkemesi’ne yapılan iptal başvurusu ile ilgili görüşünü belirledi.Yüksek mahkeme 3 Haziran Perşembe günü toplanarak ilk incelemesini yapacak.Raportör Ali Rıza Çoban mahkemenin anayasa değişikliklerini sadece şekil şartları açısından inceleyebileceğine dair hükme dayanarak karar oluşturması gerektiğini savundu.Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesi üyelerine yönelik “iptal başvurusunu esas incelemeye geçmeden reddedin” önermesidir!Hemen belirtmek gerekir ki raportörün görüşü, Anayasa Mahkemesi’ndeki davaların sonucunu tahmin etmek isteyenlere doğru bir istikamet göstermiyor.Hatta tam tersini gösteriyor diyebiliriz. Bunu birçok davada yaşadık.Mesela askerlere sivil yargı yolunu açan kanun için raportör “Anayasa’ya aykırı değildir” dedi.Fakat Anayasa Mahkemesi 11 üyenin oybirliği ile raportörü refüze ederek değişikliğin anayasa aykırı olduğuna hükmetti.Aynı senaryonun şimdi referanduma konu olan değişiklikler bağlamında tekrar yaşanması ihtimali az değildir.Çünkü itiraz edilen maddeler Anayasa Mahkemesi ve HSYK yapılarını değiştirirken onları siyasi iktidarın hegemonyası altına sokuyor.Mahkemenin yapacağı şekil denetimi, bu özün yakalanmasına yetiyor. Mahkeme değiştirilemez maddelerle ilgili şekil denetimini yaparken, hukuk devletinin ihlâl edildiğini belirleyecek, kararını o yönde verecektir.Türbanla ilgili karar da böyle verilmişti.Bu gidişi görüyor olmalılar ki iktidar çevreleri, hiç değilse referandumun yapılacağı 12 Eylül tarihine kadar mahkemeden karar çıkmaması için kulise başladılar.AKP Grup Başkanvekili Bozdağ “kararın referandumdan önce mi, sonra mı çıkması doğru olur?” diye soran gazetecilere dün “Mahkemenin takdiridir” cevabını verdi.Mahkemenin böyle bir takdiri olamaz. Yeterli zaman varsa -ki fazlasıyla var- Anayasa Mahkemesi, iptali pek muhtemel bir yasanın halkoyuna sunulmasına razı olamaz.İsterse mahkeme başkanı zorlayabilir.Ama bu yaptığı, gücün ve yetkinin kötüye kullanılması olur!Eylemli ispat...Economist dergisi Kılıçdaroğlu’nun gelişi ile ilgili dürüst bir değerlendirme yapmış.Artılarını, eksilerini sıralamış ki, “Yeni Kemal” bu teşhislerden mutlaka yararlanmalı... Eksiklerini hızla giderip artılarını parlatmalı.Yazıda geçen bir soru dikkatimi çekti:“CHP liderini değiştirdi. Peki lider acaba partisini değiştirebilecek mi?” Üstünden yarım saat bile geçmemişti ki İzmir’den bir haber geldi:“CHP Genel Sekreteri Önder Sav ve İzmir’deki destekçileri tarafından görevden alınması istenen CHP İzmir İl Başkanı Ekrem Bulgun baskıya dayanamadı ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu’nu aradı..” Haberin devamında Kılıçdaroğlu’nun “Görevden alma yok. Bu tür sözlere kulak asmayın” diyerek İl Başkanı’nı rahatlattığı anlatılıyordu.Deniz Baykal’ı öteki il başkanları kadar kolay terk etmeyi içine sindiremediği için Ekrem Bulgun görevinden uzaklaştırılmayı hak etmiş mi sayılmalı?Eski anlayışı temsil eden Önder Sav’dır. Ve o “Yanlış ata oynadı, kaybetti; gitsin!” diyor.Öteki partilere de örnek olacak bir parti içi demokrasi vaat eden yeni lider olarak Kılıçdaroğlu ise “Kal ve çalış” diyor.Değiştirme gücünü gösteriyor!

Devamını Oku

Her türlü fakir!

27 Mayıs 2010

Sabancı Üniversitesi’nin gerçekten “altın öğütler” içeren önemli bir araştırması var.Aylarca karanlıkta kaldıktan sonra Hürriyet yazarı Sedat Ergin tarafından toplumun gündemine getirildi.“Cesaret madalyası”nı şimdi araştırmayı yöneten Prof. Ersin Kalaycıoğlu ile Prof. Ali Çarkoğlu’na mı vermek lâzım, yoksa o altın madenini toplumun yararına sunan meslektaşımıza mı?Çünkü ülkeyi, eleştiri hazmedemeyen alındığı zaman devletin gücünü ceza vermek için kötüye kullanan bir siyaset anlayışı yönetiyor.Bu iktidar üniversiteleri susturmuştur. Bilimle uğraşan ve düşünce üreten insanların yaşadıkları nefes darlığı dayanılmaz boyuttadır.Dilerim AKP iktidarı bu araştırmayı, yapıp yayanları cezalandırmak için değil, kendine pay çıkarmak ve yeni bir siyaset rotası belirlemek için değerlendirir...“Toplumsal Eşitsizlik” araştırmasına göre halkın yüzde 70’i hak ettiğinden daha az kazanç elde ettiğini, yüzde 92’si gelir dağılımındaki uçurumun büyüdüğünü düşünüyor, bundan siyasi iktidarı sorumlu tutuyor ve haksızlığın giderilmesini talep ediyor.Araştırmacılar, yoksulluk ve işsizliğin ulaştığı boyutları siyasetçilerin tam okuyamadığını düşünüyorlar.Demokrasinin durumuİktidarın zaptetme ihtirası rejimi kasıp kavururken halk “demokrasi kalitemizi yükseltiyoruz” propagandasına inanıyor mu?Hayır, demokrasimiz de gelir bölüşümü gibi dengesini yitirdi ve fakirleşti.Araştırma, AKP önderlerinin çok pahalıya mal olacak bir yanılgı içinde olduklarını ortaya koyuyor. Çünkü demokrasimizin kalitesinden memnun olanların oranı son iki yılda yüzde 52’den yüzde 28’e gerilemiş “memnun değiliz” diyenlerin oranı yüzde 29’dan yüzde 50’ye çıkmıştır.CHP Kurultayı toplumsal bir laboratuvardı sanki ve düdüklü tencerenin kapağını uçuran basıncın orada şiddeti ölçüldü.Gerçekten iktidar hesabına korkutucu bir patlamaya tanık olduk.Ama şu muhakkak ki Kalaycıoğlu ile Çarkoğlu’nun araştırmasını daha önce değerlendiren bir AKP, CHP’de yaşanan etkileyici değişim karşısında hazırlıklı olur, bu kadar telâş ve korku görüntüleri sergilemezdi.AKP’nin işsizlik ve yoksulluk konusundaki bekleyişleri cevaplayacak zamanı kaldı mı şüphelidir ama özgürlüklere tahammülsüz bir zalim görüntüsü vermekten uzaklaşmak için bir yıl yeter zamandır!Yeni liderden beklenenCHP’nin yeni lideri Kılıçdaroğlu ile ekibi, bu araştırmadan yararlandı mı, yoksa kendi gözlem ve sezgileri ile mi gerçekleri yakalayıp yelkenlerini halkın özlemleriyle şişirdi bilmiyoruz ama yarış yeni başlamıştır.Zamanı CHP’nin de AKP kadar dikkatle değerlendirme mecburiyeti vardır.Mesela Kılıçdaroğlu yarattığı rüzgârın bir kadro hareketi olduğunu göstermek için acele “gölge kabine” kurmalı ve “olmaz” dediği her şeye alternatif politikalar üreten bir verimliliği sergilemelidir.Genel seçime giderken CHP’li belediyelerin başka bir ruhla yenilendiğini ispat etmek üzere motive edilmeleri mutlaka sağlanmalıdır.Son günlerde CHP’ye üye kaydı yaptıran vatandaşların şaşırtıcı sayılara ulaştığı haber veriliyor. Bu üyeler, partinin üye deposunda donmaya terk edilmemelidir.Kılıçdaroğlu milletvekili adaylarını partinin üyelerine seçtireceğini ilân ederek katılımı, parti içi demokrasiyi ve sonuçta demokratik rejimi taçlandırmalıdır.Halkı mutlu edecek kaliteden epey uzaklaşan demokrasimiz, her türlü katkıya muhtaç, yardım beklemektedir!

Devamını Oku

Ayıp kayıp mı?

26 Mayıs 2010

Anayasa referandumu CHP’deki değişiklikten sonra iktidar için daha büyük önem kazandı.Belli ki sertleşecek olan siyasi rekabet, referandumu plebisite, yani hükümet için güven oylamasına dönüştürecek.12 Eylül’deki referandum yapılabilirse, alınacak olan sonuç, hemen ardından gidilecek genel seçimin sonucuna ayna tutacağı gibi onu etkileyecek de...İktidar sözcüleri, referandumdan çıkacak “Evet”in yargıyı vesayetten kurtaracağını söylüyorlar.Ama bu işlere biraz aklı eren herkes biliyor ki gerçek tam aksi yöndedir.Avrupa kurumlarının da belirlediği gibi Türkiye’de yargı bağımsızlığındaki zafiyetlerin giderilmesi gerekirken meclisteki AKP çoğunluğunun tek taraflı operasyonu hastalığı daha da derinleştirmiştir.Yargıtay Başkanı Gerçeker dün bir toplantıda bu durumu açıkça ortaya koydu. Yüksek yargıya danışmadan yapılan düzenlemelerin yargı bağımsızlığını 12 Eylül anayasasının bile gerisine götürdüğünü söyledi.Adalet Bakanı Ergin oradaydı ve kendisini dinleyenlerin hukukçu olduklarını bile bile referanduma sunulan değişiklikleri “hukukun üstünlüğüne ve hukuk devleti ilkelerine bağlılıklarının gereği” olarak yaptıklarını söyleyebildi.İktidar sözcüleri, bilenler karşısında kendilerini utandırması gereken yalan yanlış şeyler söylemekten sakınmıyorlar. Oylarını istedikleri sade vatandaşları etkilemek için bu bedeli göze alıyorlar.Gözünü karartanların seviyesinin zirveye dayandığını dün Okay Gönensin’den öğrendik. Kazakistan’da Cumhurbaşkanı Gül “Son anayasa değişikliği ile 12 Eylül’ün de geçip gittiğini düşündüğünü” söylemiş...Halbuki Gül biliyor ki, bağlı kalacağına namusu üzerine ant içtiği anayasanın 12 Eylül anayasası ile benzerliği neredeyse kalmamıştı.“Daha gelişmiş bir demokrasi için çalışalım” çağrısı yapmış ama, 12 Eylül darbe yönetiminin bile göze alamadığı kötülüğe, geriliğe ve vesayete beş günde onay verdiğini sanki unutmuş...Hukuk bilgini sıfatını hak eden uzmanların uyarılarını okumadan onay vermesi bir gaftı, ama referandum takviminin işlediği süreçte Cumhurbaşkanı tarafsızlığını çiğneyecek biçimde propagandaya katılması, orta büyüklükte bir skandaldır.Evet, anayasa değişikliği, AKP lider kadrosunun devri sabık olarak Yüce Divan’da yargılanacakları ihtimaline, daha doğrusu tehdidine dayalı bir tedbirdir.CHP’deki lider ve kadro değişiminin yarattığı bu heyecan sürerse AKP’nin referandumla ve seçimle ilgili tahminleri altüst olacaktır.Ama büyüyen bu risk bile Cumhurbaşkanı’nın referandum kampanyasına iktidar propagandisti gibi katılmasını mazur gösteremez.İyilik de bulaşıcıGüney Amerika yolunda Başbakan, medyanın kurduğu horoz dövüşü tuzağına düşmemiş.“Recep Bey” tahriklerinden usta çalımlarla kurtulmuş.Ama CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği “merdiven altlarında sigortasız çalıştırılan kızlar dramı” vardı ya; belli ki o içine oturmuş; “Bunların hakları, sosyal güvenceleri, her şeyleri teminat altına alınmalı, öyle çalıştırılmalıdır” demiş.Brezilya yolunda tekstilci kızları Başbakan’ın hatırına getiren kişi, CHP’nin yeni lideridir.Demek ki Kılıçdaroğlu da “hakara makara” yapmamış, o da hayırlı bir iş yapmış.Böyledir işte... İyi muhalefet iktidara iyi iş yaptırır.Muhalefetten yararlanamayan iktidarlar ise arkalarından teneke çaldırır!

Devamını Oku

Etme bulma dünyası

26 Mayıs 2010

Sabahtan akşama Ergenekon öcüsü pazarlayıp sonra da CHP’deki değişimi kötülemek çelişkidir.Başbakan Erdoğan’ın dün sarfettiği şu sözler, can yakan bir rakipten hınç almak iç güdüsünü dışa vuruyor:“CHP Kurultayı, çetelere daha güçlü bir şekilde sahip çıkan neticeyle sona erdi. VTR’sinde Ergenekon olayının olduğu bir kongreden bu ülkeye ne gelir...” Öncelikle şunu tespit etmek gerekiyor ki Başbakan’ın CHP ile Ergenekon arasında kurmaya çalıştığı bağ, küfür kastı ile ağzından çıkmış bir iftiradır.Ergenekon’u iddianameyi yazan savcılar ve iktidar yandaşları nasıl tarif ediyorlar?Demokratik yollardan umudunu kesen, AKP iktidarını askeri darbe ile indirmek için ülkede darbe ortamı yaratmaya uğraşan organizasyon...CHP Kurultayı’nda gerçekleşen büyük değişim, bu ülkede iktidarı demokratik yoldan indirmenin mümkün olacağı ümidini coşkulu bir şekilde uyandırmışsa, bunu nasıl Ergenekon’un kazanımı gibi görürsünüz?Yaşanan Kurultay, varlığı hâlâ ispatlanmamış Ergenekon’un hayal edilen amacının demokratik bir yaratıcılıkla yenilmesi ve geriletilmesidir!Aslında Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi tüm bu eleştirilerde korkunun izleri barınmaktadır.İktidar cenahı sözcüleri ve kalemleri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yarattığı rüzgârı ona yakıştıramıyor gibi davranıyorlar.Çünkü biliyorlar ki CHP’deki bu mucizeyi iktidarın biriken kendi günahları yaratmıştır. Bu Kemal çıkmasa başka bir Kemal çıkacaktı!Kurdukları korku imparatorluğunun, yoksulluk üreten yolsuzlukların halkı patlama noktasına getirdiğini, olağanüstü sayılmayacak bir siyasetçinin bile kurdukları düzeni tehdit edebildiğini görmüşlerdir.Başbakan dün CHP’nin yeni liderini tebrik için aramayacağını söyledi.Kılıçdaroğlu’nu tebrik edip etmemek kendi kararıdır ama CHP liderini değiştiren Kurultay ile demokrasimizin elde ettiği büyük kazanımı inkâr etmek, kadir kıymet bilmemek olur.Bari bunu yapmasın!İki bayram bir aradaSırça köşkte oturanlar komşularına taş atmamalı..Başbakan dünkü grup konuşmasında bu öğüdü birkaç kez ihlâl etti.Mesela “Tenekeyi istediğiniz kadar altın rengine boyayın, teneke kalacaktır” dedi.Yani Kılıçdaroğlu’nu altın rengi boyaya benzetirken CHP’ye de “teneke” dedi.Dün telefon eden bir okuruma göre “Erdoğan tecrübesini konuşturuyor.” Çünkü o da kendi partisi için beyaz boya kullandı fakat başarı elde edemedi.“Ak Parti” demekle AKP ak olmadı!Attığı taşlardan bir diğeri de, referandumun tarihi konusunda kurduğu bağla ilgiliydi.Başbakan “12 Eylül’de inşallah iki bayramı bir arada kutlayacağız” dedi. Çünkü hem 12 Eylül anayasasının “ağırlıklı yanlışları” ortadan kalkacak, hem de bu iş darbenin yıldönümünde gerçekleşecek.Ama dikkat... Referandumda yargı bağımsızlığının, yani rejimin oylanacağını düşünenler de var. Hatta bunlar muhtemelen çoğunluğu oluşturacaklardır.Başbakan’ın sözleri, onlara da şöyle bir karşılık verme hakkını tanımıyor mu?“Askeri darbenin yıldönümünde millet, sivil darbe girişimine ağır bir darbe indirecek. Biz de iki bayramı bir arada kutlayacağız!”

Devamını Oku

Kutlama yetti!

24 Mayıs 2010

Davulların zurnaların susması ve herkesin işe koyulması gerekiyor. Tabii eğer yeni liderin “iktidar koşusu başladı” sözü doğru ise...Çünkü CHP herhangi bir zafer kazanmamıştır henüz.Tadını unuttuğu seçim zaferlerini kendisine getireceğini ümit ettiği yeni bir lidere kavuşmuştur.Yeni liderin duruşu ve söylemi CHP’ye altın yıllarını yaşatan “halkçı” kimliğini geri getirecek umudu uyandırmıştır ama bu kredi için Kılıçdaroğlu, iddialı vaatler ortaya koymuştur.Vaat tuzlanmamış et gibidir, çabuk kokar.Lider değiştiren sebepleri kutlamak yerine projeleri peş peşe kamuoyunun tartışmasına sunmak çok daha etkileyici olacaktır.İlk etapta aşılması gereken sorun, yeni parti yönetimine yine Genel Sekreter Önder Sav’ın gölgesinin düştüğü algısıdır. Kurultay’ın başarısını aşındıran neredeyse tek “kaynak sorun” budur.Sav gölgesini savmakÖnder Sav’ın bu eleştirileri hak edip etmemesi önemli değildir. Önemli olan, partide lider değişikliği ile ele geçirilen tarihi fırsatın ziyan edilmemesidir.Genel Başkan Kılıçdaroğlu MYK’nın oluşumuna, Önder Sav gölgesini tümüyle silecek şekilde kendi damgasını vurmalıdır.CHP’nin yeni lideri Kurultay konuşmasında, siyasetin neredeyse bütün ağır hastalıklarına çare olacak bir şey söyledi;“Parti içi demokrasiyi ayağa kaldırmak için öteki partilere de örnek olacak iç tüzük değişikliğini yapacağız.” Gerçekleşirse, sihirli bir çözüm olacağına biz de inanıyoruz.Kılıçdaroğlu sultacı liderler kuşağına son verebilir mi? Bunu yaparsa hem kendi başarısına, hem Türkiye’nin siyasi geleceğine büyük katkıda bulunur.Yüzde 10 seçim barajına millet iradesine saygısızlık diye karşı çıkan lider, milletvekili adaylarını oturup kendisi belirlemez, partinin üyelerine seçtirir.Lider dinlemeyi bilmeliCHP yeni lideri ile, parti gruplarının salı toplantılarının lider monoloğu şeklinde geçmesi garabetine de son verebilir, vermelidir.Kaba kuvvete dayalı bir takım oyununda koç sanki oyuncularını gaza getiriyor. Böyle bir mecliste uzlaşma üremez, sadece ayrışma ve çatışma çıkar.Grup toplantıları, parlamento faaliyetinin demokrasiye en çok katkı sağlayan parçasıdır.Ama “tek seçici lider”ler grup kürsüsünü bir şov yeri haline getirmiş, milletvekillerine kapatmış, partiler bu yüzden halkla iletişimin en verimli kanalından yoksun bırakılmışlardır.Kılıçdaroğlu bir konuşacaksa iki dinlemeyi bilmeli, parti grup toplantısını bir diyalog, tartışma, eleştiri ve üretim zemini haline getirmelidir.Kemal Kılıçdaroğlu’nun başarısı ile mutlu olmaya hakkı vardır.Ama artık borçlandığı yeni başarılar için yaşamaya, koşmaya, koşturmaya başlamalıdır..

Devamını Oku

Halkçı Kemal Recep beye karşı

23 Mayıs 2010

Demokrasimiz iktidar alternatifi olacak güce sahip bir muhalefet partisine nihayet kavuştu!Deniz Baykal dün evinde kurultayı TV’den izlerken acaba o büyük umut ve heyecan patlamasını geciktirmiş olmanın rahatsızlığını duydu mu?O aşağılık komplo olmasa CHP’de lider değişmeyecekti. Rejimin kendini koruma hakkını ve olanaklarını kısıtlayan bencilliklerin yalnız partiye değil, ülkeye de ne kadar zaman kaybettirdiğini herkes öğrenmiş olmalıdır.Kılıçdaroğlu’nun liderlik sınavına hazırlanma imkânı olmadı.Parti aniden başsız kalınca Kılıçdaroğlu bir anda kendini umut ve heyecan fırtınasının ortasında bulmuştur.CHP zaten yükselişte idi ama zorunlu lider değişikliği, bastırılmış özlemlerin patlama yapmasına yardımcı oldu. Kılıçdaroğlu da ilk sınavında halkı peşinden sürükleyebilecek karizmaya sahip bir lider olabileceğini ispat etti.Dün dikkat ettim, Kılıçdaroğlu sadece dağılmış sola toplanma ilhamı vermedi.Öyle görünüyor ki CHP onun sayesinde çok farklı kesimlerin koalisyonu olacaktır.Efsane dönecek mi?Kılıçdaroğlu’nun konuşmasını izlerken etkilendiğimi farkettim ve sebebini aradım.Bizim mesleğin vazgeçilmezi özgürlüktür. AKP döneminde havadaki hürriyet her gün biraz daha azalıyor. Devletin gücü özgürlüğü korumak için değil, korkutup susturmak için kullanılıyor.CHP’nin yeni lideri konuşmasında medyanın yazamadığı bir çok şeyi söyledi.Cesur ve sözünü esirgemeyen bir muhalefet liderinin çıkışı basına da cesaret kazandıran bir başlangıç olabilir.Kılıçdaroğlu’nun 1970’lerdeki Ecevit efsanesini hayata döndürme niyeti doğru seçilmiş bir hedeftir bizce.Çünkü benzer şartlar mevcut..Ezilen emekçi kitleler, memurlar, emekliler, çiftçiler ve esnaf, kirlenmiş siyasetçilerin elinden kendilerini kurtaracak bir umut, dürüst ve cesur bir lider arıyor.CHP’nin yeni lideri, bu beklentiyi cevaplayacak yeteneklere sahip olduğunu göstermiştir dünkü performansı ile.Kendini ezilenlerin savunucusu “Halkçı Kemal”, rakibi yerine koyduğu iktidar liderini ise işsizleri, yoksulları kendine dert etmeyen, yolsuzluklarla semiren çevresini görmezlikten gelen, aile efradı ile havuzlu villalarda oturan “Recep Bey” diye tanımlamıştır.Başbakan kızmasınKitleleri cezbedecek vaatlerde de bulunmuştur. Mesela...Ülkede korku imparatorluğu hüküm sürüyor; CHP iktidarı özel yetkili mahkemelere son verecek.Güneydoğu’da özelleştirme yapılmayacak, özel yatırımlar faizsiz kredi ile teşvik edilecek, mayınlı araziler topraksız köylüye dağıtılacak.Kuvvetler ayrılığını ve yargı bağımsızlığını güçlendiren çağdaş anayasa yapılacak.Milletvekili dokunulmazlığı kaldırılacak. Bütçe harcamalarını denetleyen meclis komisyonunun başına muhalefetten başkan seçilecek.Yüzde 10 seçim barajı indirilecek.Parti içi demokrasi konusunda tüm partilere örnek olacak iç tüzük değişikliği yapılacak.Şimdi mesele bu hedefleri gerçekleştirecek kadroyu kurmak ve çok çalışmaktır.“Halkçı Kemal” aslında AKP’nin de şansı. Çünkü onu umut haline getiren sebeplerin başında AKP iktidarının yanlışları geliyor.Kurultay’da işittikleri Başbakan’ı kızdırmasın, düşündürsün.Kılıçdaroğlu’nun liderliği ülkeye ve CHP’ye, hatta AKP’ye hayırlı olacaktır..

Devamını Oku

Zor rakip...

21 Mayıs 2010

CHP yeni liderini buldu; Kurultay’a kalan iş, fırtına gibi gelen gerçeği onaylamak olacak.Başbakan Erdoğan, Kılıçdaroğlu realitesini dünden kabul etti ve onun yükselen yıldızına fren etkisi yapacağını düşündüğü alışılmış siyaset taktikleri ile üstüne yürümeye hemen başladı.Başbakan CHP yeni liderinin, Baykal’a ihanetin ürünü olduğunu ima ederek Kılıçdaroğlu’nun verdiği ilk mesajlardan çok rahatsız olduğunu belli etti.“Rüşvet yemeyeceğiz, yolsuzluk yapmayacağız, havuzlu villalarda oturmayacağız, halk zenginleşmeden biz zenginleşmeyeceğiz...” Kılıçdaroğlu bugünden itibaren bu gibi sözleri ana muhalefet partisinin lideri olarak söyleyecek. Bu sözler zehirli ok gibi işsizlerin yoksulların, horlanan kitlelerin yüreğine saplanacak.Türkiye tek parti döneminde bile görülmeyen zalimlikte bir diktaya sürükleniyor.Kılıçdaroğlu, laik rejimin şansıdır.Çünkü halk yığınları yüz yüze geldiğimiz tehlikelere karşı ancak yeni, güvenilir, temiz bir lider tarafından uyarılıp uyandırılabilirdi.Başbakan alıştıkları rahatın sona ereceğini anlamış ve asabiyeti artmıştır. Dün il başkanlarına konuşurken Baykal’a yönelik komployu ortaya çıkarmasını isteyen CHP kaynaklı çağrılara tepki gösterdi:“Ben senin memurun muyum yahu?” O çağrının amacı, devlet imkânlarını suçluları yakalamak için harekete geçirmenin Başbakan’a borç olduğunu hatırlatmaktır. Başbakan bunu anlamak yerine olayı daha esrarengiz hale getiren suçlamalarda bulunuyor.“Bu çirkinliklerin merkez üssünü AKP’de değil, sırtlarını dayadıkları siyaset dışı karanlık güçlerde arasınlar!” Devletin gizlerine sahip olan başbakanlara boş konuşmak yakışmaz. Baykal’ı indiren komplo ile ilgili bildiklerini Erdoğan hemen bugün Ergenekon savcılarına verir mi?Beklemeyin.. Bu, Kılıçdaroğlu ile erken başlayan kavgada söylenmiş küfür gibi bir sözdür. Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun dediği gibi tedirgindir.Çünkü kendisinin siyasete başlarken sahip olduğu sadelik ve temizlikte bir rakip çıkmıştır karşısına..Hayat eskisi kadar kolay olmayacaktır.Rahşan Ecevit’in yuvaya dönüş sinyali ve “CHP’de toplan” çağrısı, Cumhuriyetin kurucu ilkelerine sahip çıkma sorumluluğunun yıllanmış küskünlüklere bile son verdiğini gösteren heyecan verici bir gelişmedir.Kılıçdaroğlu’nun, temsil ettiği umuda lâyık olmasını diliyoruz.Allahlık bahaneAKP iktidar döneminin neredeyse yarısı din, iman, kader, kısmet tartışmaları ile geçti.Zonguldak’ta yitirdiğimiz madencilerin acısına dayanma gücümüzü artırmak niyetiyle olmalı, Başbakan madenlerde grizu patlamasına bağlı ölümlerin “bu işin kaderi” olduğunu söyledi.Görüşüne itiraz edenleri “imandan yoksun oldukları için” muhatap sayılmaya lâyık görmediğini savundu.Halbuki Maden Mühendisleri Odası başka şeyler söylüyor:“Ocakta erken uyarı sistemi yok. Havalandırma sistemi çalışmıyor. İşçiler 540 metre derine gaz maskesiz indirilmiş. Bu eksikler cinayettir!” Otuz cana mal olan “Allahlık yönetim anlayışı” neden kader oluyormuş?Almadığı tedbirler yüzünden sürekli kurbanlar vermemize sebep olan kaderci iktidar bu halkın kötü kaderi midir? Hayır, kendi seçimidir.Kaderciler, tembeller Allah’a iftira etmesin.Kazanımlarımızı marifet sayıp kayıplarımız için kaderi suçlamak makbul bir inanç olamaz.Hele ülke yöneticilerine hiç yakışmaz!

Devamını Oku

Kıymayın!

20 Mayıs 2010

Olaylar CHP’nin aklını ve bütün enerjisini Kurultay’a yoğunlaştırmasına izin vermiyor.Kurultaya giden yolda dün sanki “uzaktan kumandalı mayın” patlatıldı. Kafalar karıştı ve delegelerin içine kurt düşürüldü:“Acaba acele ederek Baykal’a haksızlık mı yaptık?” CMK’nın 67. maddesi, davalı taraflara özel uzmanlarını mahkemeye dinletme hakkı tanıyor. Deniz Baykal’ın avukatları bu haktan yararlanarak “Ulusal Kriminal Bürosu” adlı bir kuruluşa başvurmuşlar.Dün bu uzman kuruluşun raporu açıklandı:“Görüntülerdeki kişilerin Baykal ve Baytok olmadığı kanaatine vardık. Görüntüler montaj..” Baykal’ın avukatları kasetle ilgili uzman kişi raporlarını savcılığa verdiler.Burada önemli soru şudur:Eski Genel Başkan “namus uğruna” mı yoksa Kurultay’ı etkilemek amacıyla mı bu hamleyi yaptı?Beklemesi gerekirdi CHP içinden hiç kimse ondan “temiz raporu” filan istemedi. Kaset çıktıktan sonra bırakıp giden kendisidir.Komplo iddiasında bulunmuş, ama montaj için kullanılan görüntüler hakkında güçlü bir şekilde “yalandır, uydurmadır” diyememiş, hatta o görüntülerin şüphe edildiği gibi 8 yıl öncesine değil, yakın zamana ait olduğunu kendisi söylemiştir.Tüm CHP kamuoyu Baykal’ın güçlü bir şekilde vereceği garantiyi duymak için günlerce ağzına baktı. “Bana güvenin; varlığı iddia edilen ilişki iğrenç bir iftiradır” diye bağırsa kendisini istifaya mecbur eden o karabasan oluşmayacaktı.O bakımdan Kurultay’ın aklını karıştırabilecek raporu açıklamak için keşke birkaç gün sabredebilseydi.Rapora rağmen “Aday olmam söz konusu değil” dediğine göre ne yapmak istiyor?Bunu bilemeyiz. Ama “Kırgın olduğu kaderden, Kılıçdaroğlu sayesinde yüzde 32’ye çıkan CHP oylarını aşağı çekerek intikam alıyor” diyenler olacaktır.1970’ler Türkiyesi gibi“Bu şerden bir hayır” doğacağını söyleyen Baykal’ın kendisidir.Alçakça bir komplo yardımıyla da olsa CHP halkın yıllardır özlemini çektiği tarihi fırsatı yakalamıştır. Uyanan umut ve heyecan, 1970’ler Türkiyesi gibi ülkenin her köşesinde hissediliyor.Partinin bu şansı en verimli şekilde değerlendirmesine zarar vermemek herkesten çok Baykal’ın sorumluluğudur.Çünkü seçkin niteliklerine rağmen partinin bir türlü iktidar alternatifi haline gelemeyişinin görünürdeki tek sebebi kendisi olmuştur.Son yıllarda sol parti kimliğini kaybeden CHP’nin şimdi kurultay kavgaları ve bölünmelerle harcadığı zamanı telâfi etme şansı doğmuştur.Herkes yeni fikirler ve yeni projelerle yükselecek olan bir yeni sol parti bekliyor.Umutlarını tüketmiş madenci yakınlarının isyanını bile anlamayan ve onlara şefkat gösteremeyen bir iktidara karşı alternatif, talihin bir lütfu olarak doğmuştur.Böyle fırsat çeyrek yüzyılda bir ya gelir ya gelmez. Kıymamak lâzım!

Devamını Oku