Adalet Bakanı dün “herkesi samimi olmaya davet ediyorum” dedi.Çok güzel..Ama önce siz buyurun!Bakan Ergin’in Meclis Adalet Komisyonu’nda Anayasa Mahkemesi hakkında üretilen “deli saçması” önerilere yarım ağızla bile olsa “ayıptır, suçtur” uyarısı yapması ve herkesi yargı kararlarına saygı göstermeye çağırması hiçten iyidir.Samimiyet konusunda uyanan şüphenin sebebi uyarılması gereken adresler belliyken Adalet Bakanı Ergin’in “Hizaya gel” çağrısını genellemesidir...Anarşi tahriki gibiAnayasa Mahkemesi eğer yargıyı iktidar kontrolüne sokacak olan anayasa değişikliklerini iptal ederse bu kararın “yok hükmünde” sayılması aklını veren kişi bellidir: Yüksek mahkemenin raportörü Osman Can...Karmaşayı daha içinden çıkılmaz hale getirecek akılları veren ulema da Prof. Ergun Özbudun başta, harıl harıl çalışıyor: Son öneriler AYM iptal kararının Resmi Gazete’de yayınlatılmaması ve Millet Meclisi’nin yüksek mahkemenin beğenilmeyen kararını veto ederek askıya alması...Bizim hukukumuzda yeri olmayan sivriliklerdir bunlar. Ancak anarşi çıkarma amacına hizmet edebilir.Ama bu ulema, durduk yerde karıştırmamışlardır ortalığı. Özendirilmişlerdir.Anayasa Mahkemesi’ne “Ana muhalefet Mahkemesi” adını takan kim?Başbakan Erdoğan.Devlet kurumlarının uyum içinde çalışmasını gözetmekle görevli olduğunu unutup Raportör Osman Can’ın “Anayasa Mahkemesi kararını yok sayın” sözünü kurnaz bir tebessümle dinleyip “Biraz tartışılsın bakalım” diyerek hukuksuzluğu teşvik ve himayesi altına alan?...O da Cumhurbaşkanı Gül!..Savunma tedbiri...Adalet Bakanlığı koltuğunda gerektiği an Cumhurbaşkanı ile Başbakan’ın bile ağızlarının payını verebilecek çapta bir devlet adamı oturuyor olsa farklı düşüneceğim. Ama değil;Bakan’ın samimiyetinden o nedenle emin olamıyorum.Yaptığı çağrı sanki bir savunma tedbiridir.. Lider kadronun son demeçleri ile partiyi “hukuk devleti karşıtı eylemlerin odağı” olarak suçlanmaya müstahak hale getirdiklerinden korkmaya başladılarsa, dosyaya böyle bir savunma delili eklemek istemiş olabilirler.Daha ne bekliyor?Türkiye geçmişte sokakta yaşadığı anarşiyi şimdi kurumlarda yaşıyor. Tehlike yargı zayıfladıkça artacaktır.Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a sormak istiyoruz:Kurumunuzun manevi şahsiyeti devamlı tahkir ediliyor mahkemeniz, saldırgan baskıların talep ettiği kararları oluşturmaya sürekli zorlanıyor.Mahkemeyi toplayıp bu tecavüzcülerin ağızlarının payını verecek bir karar oluşturmak ve “hukuk devletinin asla yok edilemeyeceği” konusunda millette ümit ve güven uyandıran bir duruş sergilemek için daha ne olmasını bekliyorsunuz?Yeter Sayın Başkan, artık görevinizi yapın!
Toprağa verilen her şehit yüreğimizden bir parça koparıp götürüyor.Nasıl bir uğursuzluk bu ki, yirmi beş yıldır bitmiyor, kırk bin hayatı söndürdü hâlâ kana doymuyor.Cumhurbaşkanı Gül “Türkiye’nin en önemli meselesinin terör” olduğunu söyledi.Bu bir itirafsa, demokrasilerde böylesine büyük başarısızlıkların bedeli vardır; iktidardan emaneti geri istesin!İsteyemez çünkü “Kürt açılımı” ile bölücü hayaller pompalanırken konumunu unutup “güzel şeyler olacak” diyerek AKP’ye amigo eden kendisidir.Haydi itiraf değil de uyarıda bulundu sayalım.Çünkü “Teröre gerekçe olacak hiçbir şey olmadığına samimi olarak inanıyorum” sözleri önemlidir.“Devlet olarak verilebilecek ne varsa verdik. Daha fazlası bölünmeye gider” demek istediği belli oluyor.TOKİ tartışması...Başbakan da dünkü grup konuşmasında aynı anlama gelecek şeyler söyledi:TRT 6’da Kürtçe yayın başladığını Kürtçe kursları açıldığını, cezaevlerindeki ziyaretlerde Kürtçe konuşmaya izin verildiğini hatırlattıktan sonra bazı BDP’li belediyeleri kamu yatırımlarını engellemekle suçladı.Yani iktidar demokratik açılımları gerçekleştirirken TOKİ yoluyla konut yatırımı da yapmak istiyor ama PKK bundan rahatsız olduğu için BDP’li belediyeler zorluk çıkarıyor.Olur mu böyle şey?PKK’nın bölgeye hizmet götüren kamu personelinin canlarına kastettiğini, makine ve araç parklarını kırıp döktüğünü biliyoruz.BDP Genel Başkanı Demirtaş “Buralara bir çivi çakanın hizmetinde oluruz” derken PKK’nın değiştiğini mi anlatmaya çalışıyor?Onu bilemeyiz ama açık bir suçlama getirdiği ortada:Demirtaş’a göre “Evet BDP’li belediyeler zorluk çıkarıyor” fakat nedeni var:“Çünkü sizin TOKİ’niz hazine arazilerini milletvekillerine satıyor ardından bu kişilerden geri satın alıyor. Bu vurguna alet olmamak için direniyoruz!” Çözümün anahtarıSiyaset yapanların elleri temiz olmalı. Terörle mücadele edenlerin daha da temiz olmalı. Çözümün önündeki güçlük tarafların dürüstlük ve gerçekçilikten yana eksikli olmalarıdır.Evet özgürlükler bağlamında on yıl önce hayal bile edilemeyecek haklar verilmiştir. Ama açgözlü bir hayalet hepsini yutmuştur sanki.Terör örgütü ve arkasına saklananların şimdi “genişletilmiş özerklik” peşinde olduğu, “ana dilde eğitim”de israr ettiği ve Öcalan’ın mahkûmiyetini “ev hapsi”ne dönüştürmek için bir takvim yaptığı biliniyor.Terör nereye kadar tırmanırsa tırmansın bu ödünleri kimse veremez. Çünkü bir adım ilerisi bölünmedir. Yani PKK terörü bundan sonra daha da açık bir şekilde “kör terör” olacaktır.Bu çıkmazdan kurtulmanın anahtarı bağımsız Kürt aydınlarıdır.Gerçekler uğruna bedel ödemeyi göze alacak kadar yüreklilik gösterirlerse ülkeyi korudukları gibi çok hayatı da kurtarırlar!
Toplumdaki kutuplaşma bizi korkutmalı mı? Hayır... Demokrasi güvencede ise korkmaya gerek yok!KONDA’nın dün Radikal’de yayınlanan araştırması, Türkiye’de üç kümenin oluştuğunu gösteriyor.“Modernler” toplumun yüzde 30,8’ini “gelenekselci muhafazakârlar” -ki bu grup çiftçi ve esnaf ağırlıklı- yüzde 32,8’ini “dinî muhafazakârlar” ise yüzde 36,5’ini oluşturuyor.Bu toplumsal ve siyasal kümelerin kutup olmanın davet ettiği tehlikelere hedef olmadan yaşadığını -çok şükür- hâlâ söyleyebiliyoruz.Tüm toplumsal kümeler, ülke ortalamasına yakın oranlarla İstanbul’da bir arada yaşıyorlar.Yani İstanbul ülkenin aynası gibi.Bu ayna ne zaman ve nasıl kırılır?Son iki günde kentin farklı mekânlarında yer alan etkinlikler, çok kültürlü toplumun özgürlükten yana bir sorunu olmadığına tanıklık ediyor.Sakat zihniyet...Geçen akşam şarkıları ve üyeleri ile sol görüşün temsilcileri olan Grup Yorum’un konserine İnönü Stadı’nda 55 bin kişi eşlik ederken gitar efsanesi Eric Clapton ve rock müziğin unutulmaz isimlerinden Steve Winwood Kuruçeşme Arena’da binlerce hayranını mutlu ediyordu.Abdi İpekçi Spor Salonu’nu zınga zınk dolduran insanlar da kendi çizgisinin radikali sayılan Cübbeli Ahmet Hoca’yı dinliyordu...Çoğulu oluşturan unsurların sigortası çoğulculuktur.Tehlike, bir yaşam tarzının baskın çıkmaya kalkması, ötekine hayat hakkı tanımamasıdır.Türkiye’nin AKP iktidarı döneminde içine sürüklendiği tedirginliğin sebebi çoğulculuk yerine çoğunlukçuluğun demokrasi zannedilir hale gelmesidir.Hukukla, yargıyla kavgası olanların hukukla barışık olması mümkün değil.Kendi aldığı oyu milli irade kabul edip muhalefetin toplamda daha yüksek tutan oy oranını milli irade saymayan bir zihniyet bugün iktidardadır. Seçim sisteminin cilvesinden ileri gelen adaletsizliğin mecliste sağladığı gücü AKP iktidarı, güçler ayrılığına dayalı sistemi yıkmak amacında kullanıyor.Endişe haksız mı?Yargının bağımsızlığını umutsuzca savunan iç kale (yüksek yargı) düşürüldüğü takdirde çoğulculuğun güvencesi olan demokrasi de tehlikeye düşecektir.Çünkü yargının bağımsızlığını kaybettiği bir yerde kanun olur ama hukuk olmaz. Hukukun üstünlüğü hiç olmaz.Öyle bir iklimde Üç İstanbul bir arada yaşayamaz.Türk halkının son zamanlarda “eksen kayması”ndan korkmaya başlaması sebepsiz değildir.Bağımsız yargıyı kontrol altına alma çabalarının üstüne Türkiye’nin yüzünü özgürlükçü Batı’dan baskıcı rejimlerin coğrafyası Doğu’ya çevirdiği şüphesini davet eden olaylar peş peşe gelmiştir.Toplumun sahip bulunduğu değerleri kaybetme korkusu duymaya başlaması doğaldır.. Endişelenmek insanların hakkı.Demokrasinin iktidara yüklediği sorumluluk, kaybettiği güven duygusunu halka yeniden kazandırmaktır.AKP bunu yapamıyor.Şikâyet edenleri, hakaretamiz suçlamalarla susturmaya çalışıyor.Halka korkmakta ne kadar haklı olduğunu muhalefet bile bu kadar etkileyici anlatamaz!
Amerika’da yaşayan Fethullah Gülen’in Wall Street Journal gazetesinde 9 gün önce geniş bir söyleşisi çıktı. Gazze’ye yardım götüren gemiye saldıran İsrail’in Türk hükümeti tarafından şiddetle suçlanıp eleştirildiği en sıcak günlerde Gülen, Ankara’nın hiç hoşuna gitmeyecek bir değerlendirmede bulundu.Patlak veren krizle ilgili dünyada bir yargı oluşurken Türkiye’ye zarar verecek bir yorumda bulunmaktan sakınması gerektiğini unutmuş olamazdı.Kusurun Gazze’ye yardım götüren organizatörlerde olduğunu öne sürerek “otoriteye karşı çıkmaktansa” önceden İsrail yönetiminden izin almaları gerektiğini söyledi. Düşüncesini şu cümle ile gerekçelendirdi:Hoca da susmadı“En kötü devlet ve hükümet, devletsizlik ve kaostan çok daha iyidir..” Gülen’in bu sözleri iki bakandan yankı buldu. Başbakan Yardımcısı Arınç “Her zamanki gibi doğruları söyledi” diyerek desteği verirken Kültür ve Turizm Bakanı Günay, “Oralardan öyle görünüyor herhalde” diye alaycı bir ifade kullandı.Dünya “kabahat ölende mi öldürende mi?” tartışması yapmaya devam ediyor. Başbakan Erdoğan’ın Fethullah Hoca’ya da cevap yerine geçecek öfke saçan demeçleri de...“Kim ne derse desin hangi kara propagandayı başlatırsa başlatsın, biz Ortadoğu’daki devlet terörü Akdeniz’deki korsanlık karşısında susmayacağız!” Normal olarak Gülen’in susması beklenirdi ama tersi oldu. O israr etti, Amerika’nın ikinci büyük gazetesi New York Times’a verdiği ikinci mülâkatta, dokuz gün önce Wall Street Journal’da yer alan tembihini tekrarladı:Dönme niyeti yok“En kötü devlet ve en kötü hükümet bile devletsizlikten ve kaostan iyidir..” ABD’nin iki büyük gazetesinde bir hafta arayla yayınlanan röportajlar hangi amaca hizmet ediyor?Hangi gizi açığa vuruyor?Gülen “kaos yaratmayın” tembihinin dikkatten kaçtığını düşündüğü için mi ikinci kez yüksek sesle tekrarlamak ihtiyacı duydu?Yoksa Doğu Akdeniz’de radikal dinci akımların yarattığı fırtınaların tehlikelerine karşı alınacak olan tedbirlerin Pennsylvania’daki huzuru bile etkileyeceği korkusuna mı kapıldı?Hedef Türkiye olsa cemaatin gazete ve TV’leri dururken Amerika’nın yönetim katında sözü geçen gazeteleri seçilmezdi.İslâm’ın terörü değil barış hoşgörü ve diyalog yanlısı kanadını temsil ettiklerini hükümetlerle hiçbir alış verişleri olmadığını öne çıkarmaya özen göstermesi ve şu sözleri çok şey anlatıyor:“Türkiye, Afganistan, Pakistan ya da diğer ülkelerden gelen radikal düşünceli insanlar tarafından rahatsız edilmeden ABD’de yaşamayı ümit ettim. Amerika’nın misafiriyim.” Gülen yaşamını orada sürdürmek istiyor, görünür bir gelecekte Türkiye’ye dönmek istemiyor; bu belli.Duruşu acaba son gelişmelerin rahatını kaçıracağından duyduğu tedirginliği mi ifade ediyor?
Terör örgütü, bebek katilinden aldığı talimatı yerine getiriyor ve şiddeti tırmandırıyor.Belli ki hedef, askeri tedbirle bu gidişin önlemeyeceği umutsuzluğunu topluma yaymak, çaresizlik ortamından yararlanarak pazarlık gücü kazanmak...İmralı’daki elebaşının avukatlarına yaptığı şifreli açıklama aslında bir talimattı; Haziran başından itibaren terörü yükseltin talimatı...Dün Osmaniye’de askeri lojmanlara yöneltilen saldırıda bir teğmenin iki ay önce evlendiği eşi hayatını yitirdi. Şemdinli’de bir astsubay şehit olurken Tunceli’de asker taşıyan bir midibüsün altında uzaktan kumanda ile mayın patlatıldı, 14 kişi yaralandı.İzmir’i dün Allah korudu. LPG tankına 30 kilo bomba bağlanmış bir otomobil eylem hazırlığı aşamasında yakalanmış olmasaydı kim bilir kaç masumun canı yanacaktı?Ne vicdan, ne mantık...İşaretler bölücü terör örgütünün kentleri ve sivilleri de hedef alacağı endişesini uyandırıyor.PKK’nın, Öcalan’ın amacı ne?Bir ihtimal, açılım defterini kapatmış görünen AKP iktidarı üstünde baskı yaparak geri dönüşü sağlamak... Daha güçlü ihtimal, ABD ile İsrail’in taşeronu rolüne girerek Türkiye’yi, daha doğrusu AKP’yi cezalandırmak!Siyasetbilimci Prof. Doğu Ergil “sorumlu bir AKP’li yönetici”nin ABD’ye giderken havaalanında kendisine şunu söylediğini açıkladı:“Öyle bir aşamaya geldik ki ya biz ya Netanyahu hükümeti gidecek!” Prof. Ergil PKK’yı AKP kalesine ateş edecek düşman silâhlarından biri olarak görüyor...Öcalan’ı yakalayıp Türkiye’ye teslim eden Amerika’dır. Ama İmralı’daki haydut, ağzının içine bakan PKK’yı buna rağmen ABD’nin hoşuna gideceğini sandığı melâneti yürütürken seyredebiliyor.İhanetin mantığına akıl ermiyor!Zor bir dönemden geçiyoruz yine.Dikkatli yaşayacağız ve katillere biraz merhamet ihsan etmesi için Tanrı’ya dua edeceğiz!*** Alınganlık mafiş!İki CHP milletvekili Ahmet Ersin ve Erol Tınastepe, Cihaner davasında delilleri kararttıkları iddiasıyla suçlandılar.Fezleke Meclis Adalet Komisyonu’nda hemen öteki dokunulmazlık dosyalarının yanına kaldırıldı.İki milletvekili “yargılanma yolumuzu açın” dediler ama AKP’lilere dinletemediler.Temize çıkmak isteyen siyasetçiler “kötü örnek olur” diye korkuyor iktidar yöneticileri. Çünkü o zaman halk “Siz niçin aklanma şansını kullanmıyorsunuz?” diye soracak kendilerine...Komisyon Başkanı Kuzu, mahkemeden kaçan yandaşlarını koruyayım derken çam devirdi. “Milletvekili çok alınganlık gösteriyorsa, ‘Bu şekilde yaşayamam’ diyorsa istifa eder, gider yargılanır” dedi. Ne bu?..Hakkında kalpazanlık ve ihaleye fesat karıştırmaktan fezlekeler bulunduğu halde yargıya hesap vermek istemeyen Başbakan şimdi “Ben bu şekilde yaşayabilirim” demiş mi oluyor?
Türkiye’nin Batı’dan kopma tehlikesi yaşadığını söyleyenler “kötü niyet taşeronları” imiş!Başbakan Erdoğan dün öyle söyledi.Bu sözler suçlu-kusurlu psikolojisinin dışa vurumudur. Yaptıklarını savunurken inandırıcı olmakta zora düşen güç sahipleri böyle davranırlar.İstanbul’da dün Türk-Arap İşbirliği Forumu yapıldı. Başbakan’ın konuşması daha çok Türkiye’nin BM Güvenlik Konseyi’ndeki ret oyu ile ilgili gelişmeleri ele alıyordu.Erdoğan İran’a verdikleri desteği savunurken Amerika’yı bölgede milyonlarca insanın hayatına mal olan savaş ve ihtilâfların sorumlusu olarak suçladı.Dünya aksini söylese de Başbakan’a göre Türkiye adına bir eksen kayması söz konusu değildir. Sorun, bölgede ortak bir medeniyeti paylaştığımız ülkelerle kurulan sıcak ilişkilerden rahatsız olanların bozgunculuğudur.Gerçekçi mi bu değerlendirme? Değil.“Türk Arapsız yaşayamaz; kim ki yaşar der, delidir. / Arabın Türk, hem sağ gözüdür, hem sağ elidir.” Mehmet Akif’e ait bu dizeler bırakalım da yerinde kalsın, Türkiye’nin yeni dış politikasına ilham vermesin.Çünkü son kırk yılın tarihi bile böyle bir “aşk” varsa bunun tek yanlı olduğuna, hatta karşı tarafın ihanetlerine tanıklık ediyor.Hamas’ı tutarak İsrail’le, İran’ı tutarak ABD ile aynı anda çatışma durumuna giren AKP iktidarı, Cumhuriyet tarihinin en tehlikeli kumarını oynuyor şu anda.Güvenlik Konseyi’ndeki ret oyumuz Türkiye’yi Batı kulübünden tasfiye eder mi?Beyaz Saray yönetimi dün az görülen bir tedbire başvurarak Türk gazetecileri topladı ve “köprüler atılmadı” mesajları verdi.Üst düzey yetkililer Ankara’yı eleştirme yoluna hiç girmediler ve Türkiye’nin İran’a yönelik ambargonun önemli bir parçası olacağını söylediler.Türkiye’nin çekimser bile değil doğrudan ret oyu vermesini Washington’ın bu kadar anlayış ve soğukkanlılık içinde karşılaması doğal değildir.Acaba Beyaz Saray, üstüne gidildiği zaman daha da kontrol edilemez öfkesiyle ünlenen Başbakan Erdoğan’a karşı “kişiye özel” bir politika uygulamaya mı karar verdi?Eğer öyleyse doğru bir tercihtir.AKP’nin dış politikası ulusu kucaklıyor olamaz. İktidarı yola getirmek için halkın itirazını yapmasına ve gücünü kullanmasına fırsat tanımak lâzım.Seçime en çok bir yıl kaldı!Demokrat yargıya bakın!İktidar ve yandaşlarındaki zihniyetin yargıya bakışı korkunç...İki gün önce AKP’li Kuzu, Anayasa Mahkemesi’nin referanduma sunulan değişiklikler hakkında iptal kararı vermesinin “Anayasayı ihlâl” suçu oluşturacağını iddia etmişti.Eskiler böyle çıkışları “keramet yumurtlama” diye nitelerler. Aynen o...Dün Demokrat Yargı Derneği Eşbaşkanı Osman Can tüy dikti:Eğer AYM bazı maddeleri iptal ederse hükümetin bu kararı “yok hükmünde” kabul edip paketi tüm halinde referanduma sunmasını önerdi.Otoriteler “Yokluk nazariyesini idare hukuku kabul eder ama Anayasa Mahkemesi kabul etmez” diyor.Osman Can da otorite değil mi?Sözde öyle ama Anayasa Mahkemesi, onun raportör olduğu bütün davalarda ne tavsiye etmişse tersine karar vermiştir!Burada da hükümete “AYM kararını yok say” diyor.Demokrat yargı, AYM kararlarının herkesi bağlayacağına ilişkin hükmü referanduma bile başvurmadan kaldırdı mı ne?!
Batı’da havanın bozduğunu sadece körler ve sağırlar fark etmiyordu. İşte şimşekler çakmaya başladı. Gök gürültüleri Türkiye’nin hızlı bir imaj kaybına uğradığını haber veriyor.AKP liderinin “Yeni Osmanlı” merakı zarar doğurmaya başlamıştır.Tayyip Erdoğan, kendisini İslâm dünyasının liderliğine götüreceğini umduğu yolda hız kazanmak için iki kumarı aynı anda oynadı:Hem Amerika’nın asla vazgeçmeyeceği İsrail’i adım adım “düşman” konumuna getirdi hem Amerika’nın şu andaki bir numaralı hedefi durumundaki İran’ın koruyucusu rolüne girdi.Rüzgâr döndü...Batı dünyasının önemli medya kuruluşları dün bir “genel taarruz” havasında aynı hedefi, yani Türkiye’yi döven yorumlar yaptılar.Şimdiye kadar Tayyip Erdoğan’a destek vermekten hiç vazgeçmeyen gazetelerden New York Times Washington’da “Türkiye’yi nasıl hizaya getiririz” arayışının başladığını; Financial Times özellikle İran nedeniyle ABD-Türkiye ilişkilerinin kırılma noktasına gelip dayandığını; Guardian ise Erdoğan’ın bir yandan İslâm dünyasına liderlik ederken öte yandan medeniyetler çatışmasını teşvik ettiğini ve ülkeyi de Amerika’nın düşmanı olmaya doğru sürüklediğini yazdılar.Dostluklarını ve desteklerini iyi düşünmeden verenlerin hayal kırıklıklığına uğradıklarında tepkileri de ölçüsüz, hatta insafsız olabiliyor.Amatör diplomatGazze’ye giden yardım gemisine İsrail tarafından yapılan kanlı baskına Ankara’nın gösterdiği tepki haksız değildir.Aynı şekilde İran’ın hedef olacağı askeri ve ekonomik yaptırımlardan zarar görecek komşu olarak Türkiye’nin önleyici gayret içinde olması da doğaldır.Ayrıca Brezilya’nın işbirliği ile sağlanan İran anlaşması ilhamını Amerikan teşvikinden almıştır.Türkiye’nin görüntüsünü krizlerin kendisinden ziyade asıl, krizleri yönetme biçimi bozdu. Diplomatları monşer diye aşağılayan Başbakan’ın aşırı ifadelerle İran’a kefil olurken Araplardan çok Gazzeli olması, güvensizlik ve belirsizlik uyandırmıştır.Dünkü New York Times onu “Sokak kavgacısı fiyakasıyla krizlerde sesini çok çıkaran bir kişilik” diye tarif ediyordu.Amerika’nın Rusya ve Çin’i bile yanına almışken NATO üyesi Türkiye’yi İran’ı koruyan bir rolde görmesi elbette güvensizliği daha da derinleştirecektir. Ama İran sorunu dün Güvenlik Konseyi’nde bitmedi.Yaptırımların dozu artsa da diplomasi yeni yollar aramaya devam edecek ve o yollar yine Ankara’dan geçecektir.Bu olumsuz görüntülerden yine de önemli bir hayır çıkacağına inanıyoruz biz...AKP, kadrolaşma yoluyla gerçekleştirdiği ılımlı İslâm yapılanmasına dış politikada yüzünü Doğu’ya dönerek içerik ve derinlik kazandırıyor.Laik Cumhuriyetle kavgalı yüzünü Batı’nın düne kadar görmezlikten gelmesi AKP’ye içeride rahatlık ve avantaj sağlıyordu.Gerçekçi olmayan bu desteği kaybetmesi belki Türkiye’ye zarardır ama rejim için şanstır.Dış desteğin azalması halkta uyanışı hızlandırır!
Önümüzdeki bir ay dersimiz Anayasa... Bilen bilmeyen herkes Anayasa konuşacak.Çünkü gündem değiştirme uzmanı iktidar, kusurları değil mağduriyetleri konuşulsun istiyor.12 Eylül’de referanduma sunulacak olan anayasa değişikliklerinin iptaline ilişkin başvuruyu Anayasa Mahkemesi (AYM) görüşmeye karar verdi. Karar 2’ye karşı 9 üyenin oyu ile alındı.Dün sıcağı sıcağına Başbakan Yardımcısı Arınç “eğer hukuk varsa” yüksek mahkemenin referandum yapılmadan önce karar vermemesi gerektiğini söyledi ama dediği olmadı.AYM referandumdan önce kararını verecek.Şekil ne, esas ne?Bülent Arınç’ın yüksek mahkemeye görevleri hakkında yaptığı telkin ve çağrılar bu kadarla kalmadı.“Mahkeme kesinlikle esasa girmeyecek. Esas konusunda karar vermemeli” dedi.Bir hukukçu olan Arınç’ın bu sözleri inanarak söylediğine inanmak güçtür. Çünkü şekil denetimi yaparkan mahkeme, ele alınan yasayı Anayasa’nın değiştirilemez ilk maddeleriyle uyumlu mu çelişiyor mu; öncelikle bakıyor.Anayasa’ya uygunluk denetimiyle görevli mahkeme başka türlü görevini yapamaz. Anayasa rejimin güvencesi olmaktan çıktığı gibi AYM de bostan korkuluğu görünümü alır aksi halde..Mahkemenin elli yıllık içtihat birikimi sürecin böyle işlediğini gösteriyor. Nitekim türban yasasının iptal kararı da aynı şekilde çıkmıştır.Mağdur iktidar..İşin aslı şu ki Anayasa’nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti ilkesinin çiğnenip çiğnenmediğini mahkemenin mutlaka ele alacağını Bülent Arınç da bilir.Peki bu saptırma ve kafa karıştırma çabaları hangi amaca hizmet ediyor?Tabii ki yüksek yargıya karşı halkta husumet yaratmak, AYM tarafından verileceğini tahmin ettiği iptal kararını yargının millet iradesi üstünde hegemonya yarattığı biçiminde teşhir etmek ve böylelikle seçime yine “mağdur iktidar” rolünde gitmek...Bağımsız hukukçular iktidarın Anayasa Mahkemesi ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun oluşumunu değiştirerek yargıyı tümüyle kontrolü altına alma amaçlı maddelerin, hukuk devleti ilkesine aykırılıktan iptal edilmelerini bekliyor.Yargıtay C. Başsavcısı Yalçınkaya geçen hafta açıkça yargının, hukuk devleti ilkesinin ihlâline karşı Anayasal düzeni koruma görev ve yetkisine sahip olduğunu söyledi.Yüksek mahkemenin neredeyse daima iktidarın beklentileri yönünde oy kullanmakla ünlenmiş Başkanı Haşim Kılıç bile AYM ve HSYK ile ilgili değişikliklerin görüşüleceğini on gün önce belirtmiş, oyunu açığa vurduğu gerekçesiyle yine Arınç’ın eleştirilerine hedef olmuştu.Hukukla bu kadar oynayan, yargıyla bu kadar çatışan bir iktidar huzur da bulamaz, huzur da veremez.Türkiye’nin en büyük sıkıntısı bu!