Hukuk devleti olmak veya olmamak... Bu konuda tarihi bir karar haftasına girdik.İki tarafı keskin bir kılıç sanki; iki taraf da hayrın, esenliğin kendi dedikleri yönde olduğunu söylüyorlar.Aksi durum cehennem...Bütün kozlar kullanıldı ve iş karar vericilerin, son sözü söyleyecek olanların önüne geldi.Anayasa değişikliklerinin iptal başvurusunu görüşecek olan Anayasa Mahkemesi’nde raportörün Başkan Kılıç’a sunduğu rapor üyere dağıtıldı.Raportör, şekil ve esas yönünden yapılan tüm itirazların geçersiz olduğunu savunuyor. Tabii bu görüşlerin önerme dahi sayılmayacağını biliyoruz.Son yıllarda kararların neredeyse tümüyle raportör görüşünün aksi yönünde çıkması, ideolojik çatışmanın yüksek mahkemede bile mevzi tuttuğunu açıkça gösteriyor.İktidardan telkin, baskı...İktidar partisi, mahkemeyi etkileme ayıbına, suçuna bulaşmaktan sakınmıyor.Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç baskı oluşturma alanındaki özel uzmanlığını yine konuşturdu dün:“Biz Anayasa Mahkemesi’nin Anayasa’ya uygun bir karar vereceği beklentisi içersindeyiz” dedi.Yani mahkeme AKP iktidarının beklediği yönde karar verirse ne alâ, aksi halde Anayasa’ya aykırı karar vermiş sayılacaktır!Raportörü okuyanlar bu işin bitmiş olduğu yanılgısına düşebilirler. Çünkü raporda tüm iptal taleplerinin ret edilmesi gerektiği belirtilmektedir.Acaba gerçek o yönde mi?Yüksek yargı, siyasi iradenin ülkeyi hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yönetmeye razı olmadığını söylüyor. İktidar suçlamayı doğrulayan eylemler yapıyor. Bu gerçeği sadece iktidardan nemalananlar ile bir şekilde rehin duruma düşmüş olanlar seslendiremiyor.Ama bereket Anayasa Mahkemesi’nin daha önce “Türk Ulusu” adına verdiği kararlar vardır ve yargı o kararları ile konuşmaya devam ediyor.Yargının hafızası varHukuk otoriteleri yüksek mahkemenin 1975/87 sayılı 15 Nisan 1975 tarihli kararının, yargıya karşı darbe hayali kuranları ayıltacağını düşünerek okumalarını hararetle tavsiye ediyor.Mesela kararın 18’inci sayfasında “Anayasa devlet yapısının temelidir” diye başlayan paragraftan sonraki bir sayfa... Orada rejime karşı kurulan tertipleri etkisiz hale getirmekte çağdaş toplumların kazandırdıkları güvenceler anlatılıyor.Rejimin “değiştirilemez” ilkelerine yönelik niyetlerin anayasal denetimin barajından sızamayacağı, bu sigortanın işleyeceği ifade ediliyor. Özetle:“Çağdaş anayasalar, kendilerini uygun olmayan değişikliklere karşı koruyan hükümleri ve kuruluşları getirme yolunu seçmişler ve sonunda sağlamayı başarmışlardır. Anayasayı yasama organına ve çoğunluğun baskısına karşı koruyacak hükümlere ve kurumlara kavuşturmuşlardır.”Yüksek mahkeme aslında kendi varlığına kasteden bir iradeyi yargıladığını herhalde bilecektir.Bunu bilirse vereceği karar mutlaka hayırlı olacaktır!
Siyaset bir kaç gündür uygar toplumlara özgü bir sükûnet yaşıyor.Çünkü Başbakan tatile çıktı.Bu sayede bilmeyenler öğrendi, bilenler hatırladı ki, bir şey söylemek için bağırmak gerekmiyormuş!..Başbakan Erdoğan deniz kenarına giderken niye AKP çoğunluğunu kullanarak meclisin tatile girmesine izin vermedi?Çünkü bu hafta Anayasa Mahkemesi anayasa değişikliklerini ele alacak.Başbakan alârm durumu gerginliği yaratarak Anayasa Mahkemesi’ni baskı altına almaya ve “ters bir karar” verirlerse parlamento zemininde misilleme yapacağı korkusunu uyandırmaya çalışıyor.Öbür yanda da Türk siyaseti, değişim konusunda üstün performans gösteren CHP’nin yeni lideri sayesinde daha iyi günler göreceği hayalleri kurmaya başlıyor.Kemal Kılıçdaroğlu, geldiği günden beri iktidar-muhalefet ilişkilerini uygar bir zemine taşımaya özen gösteriyor.Başbakan nemalandığını düşünerek öfke üretiyor, bu sayede muhalefet partilerini çözümlerden dışlıyordu.Böylelikle hem onları uzlaşmaz ve işe yaramaz diye suçlama olanağı buluyor hem de AKP’yi mağdur konumuna sokuyordu.İktidara şans ama...Belli ki bu oyun bozulmaya mahkûm artık.İşin sevindirici yanı şu ki Kılıçdaroğlu, iyi duyarlı, anlayışlı davranırken rol yapmıyor taktik uygulamıyor. Zaten öyle; doğallığıyla davranıyor.Dün terörün en önemli sorun olduğunu belirtirken doğru mesajlar verdi. Siperde çömelme tartışmasından üreyecek kazançlara tamah etmediği için gazetecilerin bu konudaki sorularını geçiştirdi. İyi yaptı.Daha da iyisi, bu kadar köklü ve ciddi bir sorunun tamamiyle askere havale edilmesinin yanlışlığına işaret ederek söyledikleriydi:“Mesele iç politika malzemesi yapılmamalı. Terörle mücadele bir partinin başarısı veya başarısızlığı olarak görülmemesi gerekir.”Terörle mücadelenin risklerine ortak bir muhalefet, gerçekten çözüm isteyen bir iktidar için şanstır. Ama eğer Kılıçdaroğlu’nu açılımı görüşmek için ayağına çağırmakta israr ederse kamuoyu vicdanında kaybeden Başbakan olacaktır.İktidara böyle yürünürBaykal önemsemiyordu ama CHP’nin çağdışı bir parti olduğu propagandası, dışarda bile etkili olmuştu. Şimdi Kılıçdaroğlu her fırsatta CHP’nin AB üyeliğine yönelik inancını ve kararlılığını vurguluyor.Türkiye’nin ekseninin kaydığı konusunda yoğunlaşan uluslararası boyutlu kaygılar alıştığımız CHP muhalefeti için üstüne iştahla atlanacak sömürü malzemesi sayılırdı. Kılıçdaroğlu burada da farklı davranmıştır.Hatta Cumhurbaşkanı Gül’den bile daha güven verici konuşmuştur.Gül soruya “Dışardan böyle gözükebilir ama doğru değil” cevabını verirken CHP lideri hükümetin bazı uygulamaları ile içte rahatsızlık yarattığını ama buna rağmen “Türkiye’nin ekseninin kolay kolay kaymayacağı“na inancını belirtmiştir.AKP’nin kavga bahanelerini geçersiz kılmaya dönük çabalarını yürütme tarzı Kılıçdaroğlu’na “devlet adamı“ saygınlığı kazandıracaktır. Bir taşla iki kuş...Onun yanında “iktidara yürüdüğünü bildiği için kurumları ve ilişkileri zedelemek istemiyor” denilecek, bu da artı getirecektir.Şu anda CHP’nin en büyük ihtiyacı, temel sorunlara dönük projeler üretmektir.Üniversitelerde kendilerini hakarete uğramış hisseden bilim adamlarının oluşturduğu dev bir potansiyel, işaret bekliyor.
Halkın nabzı internet sayesinde devamlı olarak elimizde. Duygular, tepkiler anında ulaşıyor.Dün yine hassasiyetin tavan yaptığı günlerden biriydi. PKK lideri Öcalan İmralı’da avukatlarıyla “mutad görüşme”lerinden birini yapmış, örgüte talimatlarını, ilgililere mesajlarını vermişti.Bilgileri örgütün haber ajansı duyuruyordu.Şehit cenazelerinde halkın “kahrolsun” diye lânetlediği ihanetin önderi, Şam’dan sürüleli Türkiye’ye teslim edileli on yıl oldu değil mi?Değişen ne?Vatandaş bu soruyu soruyor ve cevabına kahroluyor.Çünkü Öcalan’ın hapse kapatılması teröre karşı savaşta hiçbir avantaj sağlamamış, hatta tam tersine ona “devlet garantisinde can güvenliği” getirmiştir.Şam’da kalsa başına bir şey gelebilirdi. İmralı’da öyle bir tehlike yok!Öcalan avukatları aracılığıyla çözümün koşullarını tekrar sıralarken seçim barajının düşürülmesini, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılmasını, taş atan çocukların bırakılmasını, KCK tutuklularının salıverilmesini ve demokratik anayasa (özerklik) hazırlanmasını istedi.Bir yandan şiddeti yükseltiyor, bir yandan “müzakere zemini” yaratmaya uğraşıyor, bir yandan da “Şükredin; Kürdistan devriminin derinleştirilmesi yoluna da gidebilirdim. Bu Vietnam devriminde olduğu gibi milyonlarca insanın ölümü demek olurdu” sözleriyle devleti, halkı tehdit ediyor.Müebbet mahkûma bak!Türkiye’nin hukuk devleti kimliği bu kadar alaya alınabilir mi?Toplum bu kadar kışkırtıcı bir cüretle istismar edilebilir mi?Bu tehditkâr katilin meydan okuyan sözleri devlete, millete, şehitlere hakaret değil mi?Kırk bin cana mal olan kıyımın sorumlusu idamdan dönme müebbet mahkûm, başka ülkelerdeki benzerleri gibi “toplumun yüksek çıkarları” düşünülerek ve cezasını çekmesi için tecrit edilmeyecek mi?Öcalan’a İmralı’da tanınan olanaklar terör örgütüne üstü kapalı bir meşruiyet sağlıyor. Bu durum örgütü olduğundan güçlü gösteriyor.Mesela sivil toplum örgütlerinin yaptıkları barış çağrılarında terör örgütünden saldırılarını durdurması istenecekken PKK’nın baskısı ile güvenlik güçlerinin de operasyonları durdurması talep edilmiştir.TSK ile PKK eşitlenmiştir.Bu kafayla terör biter mi?Yanlış tekrarlanmasınTürk savaş uçakları dün ihanetin barındığı Kuzey Irak’taki PKK hedeflerini ateş altına aldı. Genelkurmay Kandil Dağı ve Hakurk’taki hedeflerin isabetle vurulduğunu bildirdi.Uzun zamandan beri terör örgütü üstünde bu tedbir işletilmiyordu.1 Haziran’dan bu yana yükseltilen şiddetin davet ettiği askeri ihtiyaç bu operasyonu gündeme getirmiştir.Kuzey Irak’ta sınırımıza paralel bir güvenli bölge oluşturmak üzere kara birliklerinin de harekete geçirilmesi her an beklenmelidir.Yaşanan son tecrübe, silâh bırakmadığı sürece terör örgütü üstündeki baskının asla kaldırılmaması gerektiğini bir kez daha öğretmiş olmalıdır.Son dönemde yapılan en büyük hata PKK’yla mücadelenin terör eylemlerinin yoğunluğuna paralel yürütülmesi oldu. Bu yüzden inisiyatif bölücü örgütün eline geçti. PKK bu sayede savaşı istediği takvime göre ayarladı. Yorulduğu zaman dinlendi yıprandığı zaman takviye yaratmanın imkânını kullandı.İçişleri Bakanı dün bir TV mülâkatında “Terör oldukça güvenlik güçleri operasyonlara devam edecek“ diyordu.Dileriz dil sürçmesidir.Operasyonların terör örgütü durdukça hatta son terörist teslim olana kadar devam etmesi gerekir. Hiç ara vermeden!
Rakipleri Kılıçdaroğlu’nu CHP liderliğine taşıyan kaderden hoşnut değildir herhalde...Duruşu ve çıkışları ile hem siyasetin uzun zamandır boş bulunan “devlet adamı” kadrosunu doldurdu, hem de temiz geçmişi “sakin güç” kimliği ve kontrollü inatçılığı ile yolsuzluklara karşı halkın özlediği Köroğlu rolünü kendine yakıştırdı çünkü.CHP lideri dün, AKP’nin en verimli oy depolarından birine hamle yaptı. Radikal’den gelen “Türbanlı kızlar üniversiteye gidebilecek mi?” sorusuna şu cevabı verdi:“Herkesin okumasına olanak sağlayacağız. Bu konuda kimsenin endişesi olmasın. Toplumsal desteği yaratacağız türban sorununu da çözeceğiz.”Avrupa’daki “yeni sol” politikaları izleyeceklerini söyleyen Kılıçdaroğlu gerçekten dediğini yapabilir mi?Asıl tehlike istismar“Toplumsal desteği yaratacağız” sözü burada kilit önem taşıyor.Türbanı korkutucu yapan şey, ona yüklenen ideolojik işlevdir. Tehlikeyi yaratan aslında türban değil onu bayrak yaparak siyasi rant aracı olarak kullananların sorumsuzluğudur.Cumhuriyet değerlerine bağlı yığınları türbanın masum bir talep olmadığı, rejimi dönüştürecek hareketin öncüsü olduğu düşüncesi korkutmuştur hep.CHP’nin türban savaşının, kaş yaparken göz çıkarma çelişkisi yarattığını düşünenlere şu bakımdan hak verilebilir:Mücadele AKP’ye mağdur sömürüsü yapma imkânını tanımış, bu sayede iktidar partisi oylarını artırmıştır.Peki türban yasağını yargı kararı altına almak çare olmuş mudur? Hayır; çünkü şu anda pek çok üniversitede türban yasağı fiilen işlememektedir.CHP’nin iktidara gelmesi halinde yapacağı şey, teknik düzenlemeyi gerçekleştirmek olacaktır. Çünkü kız öğrencilerin “hizmeti alan” olarak üniversiteye dilediği kıyafetle gitmelerine hak tanıyan bir düşünce zemini zaten daha önce yaratılmıştır.Dinbazlara darbe...Asıl mesele “hizmet verenler” olarak kamuda çalışan personelin kılık kıyafet normlarına uymalarını garanti altına almaktı.Laiklikle barışık olmayan AKP bu konuda topluma güven veremiyordu.Cumhuriyet değerlerine bağlı bir parti olarak CHP’nin kefaleti elbette geçerli olacak ve halkın desteğini alacaktır.Laik hukuk devletinin en zararlı istismar aracı olan türban sorununun CHP tarafından çözüleceğine dair vaat, yararlı sonuçlarını hemen, şimdiden üretmeye başlayabilir.Önümüzdeki seçime giden yolun, din cambazlarından temizlenmesi, din için de demokrasimiz için de büyük hayır olur.Türkiye yıllar sonra ilk kez gerçek sorunların tartışıldığı bir seçim kampanyası yaşama imkânını bulur. NOT: Habere dün sıcağı sıcağına iki müdahale oldu.Birinde CHP Genel Merkezi, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kızlar üniversiteye türbanla gidecek” ifadesini kullanmadığını konu açıldığında “O sorunu biz çözeriz ve çözmeye de kararlıyız” dediğini belirten bir açıklama yayınladı.Bu aslında bir yalanlama değil. Yargı kararlarının bağlayıcılığı nedeniyle CHP Genel Başkanı, suç işlemiş duruma düşmekten kendini koruyor.Peki AKP’nin tepkisi ne oldu? İktidar partisinin sözcüsü, oyuncağını kaybetme korkusuna kapılan çocukların telâşı içinde “CHP türban yasağını nasıl kaldıracak?” sorusunu ortaya atarak hamleyi etkisizleştirmeye çalıştı.Oysa cevap basit: Türban serbestisinin sonuçlarını garanti altına aldığı takdirde CHP yasağı savunan tek parti olarak itirazını askıya alır ve bu istismar kaynağı kurutulur!
Bazı dostluklar, tercihe bağlı bir seçim değil, tarihin ve geleceğin emrettiği mecburiyettir.Türkiye-İsrail ilişkileri de öyle...İki testi çarpıştığı zaman biri kırılırsa öteki de en azından çatlar.Bu iki ülkeden hiçbirinin gerginlikte ve çatışmada menfaati yoktur.İkisinin de değeri düşer.İlişkiler, Mavi Marmara feribotuna yönelen resmi vahşetin gerçekleşmesinden önce kötüleşmeye başlamıştı.Gazze’ye yardım götüren gemiye yönelik kanlı baskın iki şeyi gösterdi:1. Kontrol altına alınması ihmal edilen bir gerginlik bölgeyi cehenneme çevirecek bir çatışmayı her an tetikleyebilir;2. Akıl egemen olursa bu kötü olay, iki ülkenin meselelerini acilen çözmelerine duyulan mecburiyeti yöneticilerine hatırlatabilir.Türkiye şartlarını ortaya koymuştur. İstenen şey, İsrail’in resmen özür dilemesi tazminat ödemesi ve olayın uluslararası bir kurul tarafından soruşturulmasının kabul edilmesi.Türkiye’nin dostluğunu yeniden kazanmak için İsrail hesabına ödenemeyecek bir bedel değildir bu. Ama kabul edilmemiştir.Türkiye de baskı artırıcı yeni sınırlamaları yürürlüğe koymaya başlamıştır. Hava sahası İsrail askeri uçaklarına kapatılmıştır.Üst düzey bir İsrailli yetkili İngiliz Sky News televizyonuna, krizi daha da derinleştirmeden önce Türkiye’nin iki kez düşünmesi gerektiğini söylemiş...Aynı şeyi İsrail de yapmalı.Yardım götüren silâhsız bir gemide dokuz vatandaşı hunharca öldürülen Türkiye’dir.Hiçbir şey olmamış gibi davranamaz.Zaten beşeri vicdan ve insan onuru ne yapılması lâzım; onu ortaya koyuyor.İsrail uluslararası soruşturma talebi baskılarını hafifletmek için bir komite oluşturmuştu.Komitenin başına getirilen eski yüksek mahkeme yargıcı Jacob Turkel “İstediğimiz dokümanlara ulaşmamız veya ifade almamız tamamen hükümetin iznine bağlı. Bu şartlarda görev yapamam” diyerek istifa edeceğini duyurdu.Netanyahu hükümeti istifayı önlemeye çalışıyor ama dikiş tutmayacaktır.Yargıç Turkel’in çıkışı, tarafsız ve adil bir soruşturmanın ancak uluslararası niteliğe sahip bir kurulca yapılacağına dayanan Türkiye’nin tezini doğruluyor.İsrail’deki muhalefet ve medya, Türkiye ile dostluğu kurtaracak fırsatı değerlendirmek için umarız uyarı görevini cesaretle yapar.Şoför uyanık mı?Mavi Marmara olayını soruşturmakla görevlendirilen yüksek mahkeme yargıcına operasyona katılan İsrail askerlerini göndermediler.Savunma Bakanı Barak’ın bahanesi bir yandan kabul edilemez, bir yandan da ibret vericidir. Neymiş?..“Operasyona katılan askerlerin sorgulanması halinde, gelecekteki operasyonlarda görev kabul edecek asker bulamama tehlikesi doğar”mış...İşe bakın; Türkiye’de terörle mücadeledeki başarıları nedeniyle takdirname almış birçok komutan bugün tutuklu yargılanıyor.Bizim böyle kaygılarımız yok herhalde!Sanki bizde mücadele şevkini azaltmaya yönelik müdahaleler olağanlaşmıştır.O sebeple de artık “açılım” denildiği zaman, sesleri her gün biraz daha yükselen bazı çevreler “ayrı devlet” niyetlerini açıkça söylemekten korkmuyorlar.PKK’ya ateşkes çağrısı yaparken ülkenin silâhlı kuvvetlerinden operasyonları durdurmasını isteyenler barış yanlısı olarak takdir edilebiliyorlar.Yaşadığımız değerler erozyonu, vahim bir gidişi işaret ediyor.Şoförü direksiyonda uyuyan bir otobüsün yolcularına benziyoruz!
Başbakan dün yine öfke içinde esti savurdu. İtiraf etmeli ki epey korkuttu!Devlet gücünü kişisel tatminleri için kullanmaktan korkmayan iktidar sahipleri dünyanın her yerinde hedef aldıkları kişi ve kurumları korkuturlar.Başbakan dünkü grup konuşmasında G-20 Zirvesi’nde yaptığı görüşmelerin farklı şekilde verildiğinden şikâyet ederken suçlama faslında bu gazetelerin “teröre yataklık“ etmiş duruma düştüklerini iddia etti.“Bunları söylemek gerilimse, evet ben gerilimden yanayım” dedi.“Gazete adı vermeyeceğim ama belli gruba ait bu gazetelerin bu tür haberleri yayınlaması sadece teröre yataklık yapar” değerlendirmesinde bulundu.Dünkü mesaimizin önemli bir parçasını Başbakan’ı sinirlendiren gazeteleri arama çabalarımıza ayırmak zorunda kaldık.Başbakan öfkesini hitabet sanatının bir aracı olarak kullandığını daha önce itiraf etmişti. Dün seçtiği hedef üstünde karartma da uyguladı. Amacı ne olabilir?1. Eleştirdiği gazetelere halkta merak uyandırarak talep yaratmamak;2. Bütün bağımsız gazeteleri tedirgin ederek onları otosansüre yöneltmek...Ayağına çağırdı...Başbakan’ın uyguladığı gerilim politikası dün, terörle mücadelede başarının vazgeçilmezi olan “muhalefetle diyalog köprüsü”nü, daha doğmadan yok etti.Ana muhalefet lideri Kılıçdaroğlu’nun ülkenin en önemli sorunu olan terör konusunda “Başbakan’la elbette buluşup görüşebileceğini” söylemesi toplumda umut ve rahatlama yaratmıştı.Başbakan dünkü konuşmasında o umudu da “berhava” etti!“Görüşürüz diyenlerin bulunduğunu” ifade ederken Kılıçdaroğlu’nu ima eden Erdoğan şunları ekledi:“Eyvallah, Başbakan sıfatıyla en kısa zamanda davetimi yapacağım. Bakalım kimler gelecek? Gelenlerle görüşelim, ne gibi katkıları olur dinlemek isterim.”Katkı istemek durumunda olan iktidardır diyaloğa açık olduğunu belirten muhalefeti işbirliğine dahil etmek de onun sorumluluğudur.Ama Başbakan adeta sultan kibri ile “gelsinler, söylesinler” havasına girmiştir.Bu tutumu, CHP’yi diyalogdan vazgeçirmek için kasten benimsemiş olabilir mi? Mümkündür. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun görüşmeye açık tavrı prim yapmıştır. Diyalog onun eseri sayılacaktı. Bu bir...Başbakan’ın siniriİkincisi ve asıl önemlisi muhtemel bir Erdoğan - Kılıçdaroğlu görüşmesi, iktidarın “açılım” adını hak edecek bir projesinin hâlâ mevcut olmadığı gerçeğini ortaya çıkaracaktır.Başbakan bu kaygı nedeniyle diyaloğu sabote etmiş olabilir!Amacı buysa hedefine ulaşmıştır.CHP lideri Kılıçdaroğlu, muhalefeti ayağına çağıran Erdoğan’a gitmeyeceğini onu bekleyeceğini söylemiştir:“Kendisini Cumhurbaşkanı koltuğunda mı sanıyor bilmiyorum ama biz sayın Başbakan’ı ziyaret etmesi için bekleriz.”Başbakan gerilim siyaseti uygulamaktan hiç değilse terörle mücadele alanında vazgeçmelidir. SP lideri Numan Kurtulmuş dün “Tayyip Bey’in siniri milletvekillerini de parti teşkilâtını da yordu“ diyordu. Doğrudur.Gerginlik çıkararak başka konularda oylarını artırmayı başaran Başbakan terörle mücadele alanında aynı aleti kullanamaz.Kullanırsa da ayıp eder, büyük vebal altında kalır.Asıl, şehit cenazeleri kalkarken oy avcılığı için suni gerginlikler çıkaran zihniyet terörün amacına hizmet eder.İktidarla muhalefetin aynı fikirde olması şart değildir. Ama terör için bir araya gelememeleri kabul edilemez!
Terör ülkenin kimyasını bozdu. Acilen akıllı çareler üretmemiz gerekiyor.Birkaç bin eşkıyanın bu koca ülkeye, koca devlete diz çöktürmesi mümkün değildir.Ama inkâr edemeyiz ki, kurumlar ve bireyler olarak psikolojimiz her gün daha kötüye gidiyor. Bu durum, terörle mücadelenin maddi ve manevi maliyetini ağırlaştırıyor.Dün Hatay’ın Hassa İlçesi’ne bağlı Çardak yaylasında kekik toplayan 60 yaşının üstünde üç vatandaş, kendilerini uzaktan PKK’lı terörist zanneden güvenlik güçleri tarafından vuruldu. İkisi öldü.Belli ki İskenderun’daki deniz ikmal birliğine yönelik roketli saldırıdan sonra artırılan savunma tedbirleri bağlamında personelin pür dikkat kesilmesi yönünde yapılan telkinler geri tepmiş, bu elim kaza meydana gelmiştir.Bu kaza ilk değil.. Hakkâri’de Gediktepe’ye yönelik saldırıdan iki saat önce PKK’lıların görüntüleri de belirlenmiş ama bunlar köylü zannedilmişlerdi.Düşünün, Şemdinli Gediktepe’de teröristler köylü sanıldı, Hatay’daki köylüler terörist sanıldı ve bu yanılgılar 13 hayatın sönmesine sebep oldu!Türkiye yıllardan beri kötü komşularının yürüttükleri sinsi bir savaşın hedefi durumundadır. Kırk bin can yitirildi 25 yılda. Terörün taşeronu PKK’dır. Şu anda “patron” birden fazladır ama eşkıyanın barındığı, ürediği coğrafya Kuzey Irak’tır.Süper müttefike bak!Irak devletinin o bölgede egemen olmaması mazeret değildir.İşgal gücü olarak ABD’nin kendini otorite sayması ise bir şartla kabul edilebilir:Oradan Türkiye’nin güvenliğine yönelik bir tehdit, tehlike gelmeyecek!..Amerika hem Türk askerinin terörist kovalamak için Irak’a girmesini istemiyor hem de o tampon bölgenin güvenliğini sağlama sorumluluğunu yerine getirmiyor.Hatta bu konumunu, Türkiye’yi sözüm ona terbiye etmek yolunda kullanıyor.Geçen gün ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon’un verdiği demeç süper gücün ahlâki yönden süper çöküntü içinde olduğuna itiraftı adeta.Financial Times’ın dün yazdığı gibi “Washington’daki birçokları” Başbakan Erdoğan’ı “otoriter, popülist, İslâmcı içgüdülerine yenik düşen ve Batı’yla yollarını ayıran bir lider“ olarak görüyor.Bunu unutmadan ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı’nın ne dediğini hatırlayalım şimdi:“Bu, başlıbaşına kötü bir durum ve Türkiye’nin ABD’den destek beklediği konularda ABD’nin destek vermesini zorlaştırıyor.”NATO gelirse ne âlâ...Yukarıdaki sözler, son saldırıların kan maliyetini önleyecek istihbarat bilgilerinin Amerika tarafından kasten verilmediği iddialarını destekliyor!Ahlâksızlık değil mi bu?Terör örgütünü müttefik bir ülkeyi cezalandırma ve yönlendirme aracı olarak kullanmak da terör suçu işlemek değil mi?AKP hükümetinin Amerikan çıkarları ile çatışan politika tercihleri acaba Türkiye’nin menfaatine midir; iyi düşünülmeli.Hükümet eğer İran, Hamas ve İsrail politikalarında israr edecekse, Türk askerini Kuzey Irak’a göndererek tehdidi yok etmenin riskini de göze almalıdır.Başbakan Erdoğan dün Kanada’da Kuzey Irak’taki otorite boşluğunun doğurduğu tehlikeye karşı NATO’nun Afganistan misyonunu örnek alan bir çare önerdi.Kuzey Irak’taki egemenlik boşluğunu uluslararası gücün doldurması fikrini verdi.NATO’yu böyle bir göreve ikna etmenin zorluğu büyüktür.Ama bu hamle, Kuzey Irak’a başlatılacak büyük bir operasyona meşruiyet zemini kazandırabilir, Türkiye’ye “günah benden gitti” deme hakkı verir.
AKP’nin seyir defteri “Türk Malı” partilerin iktidarda sekiz yıl dayanamadığını anlatıyor.Sistem, birinci partinin hak ettiğinin kat kat üstünde güç vehmetmesine sebep oluyor.Bu duygu kibir yaratıyor. Bu virüsü kapanlar, toplam oyun üçte biri ile meclisin üçte iki çoğunluğuna sahip olunca anayasayı bile tek başına değiştirmeyi göze alabiliyorlar.Tabu yıkma şehvetine kapılıp camcı dükkânına dalan filleri andırıyorlar.AKP’nin açılımları, üniversitelerin siyaset tarihi derslerinde ibretle okutulan acı tecrübeler olacaktır ilerde.Ülkenin geleceği yine de “Kürt açılımı“ adıyla başlatılan arayışta ısrar edilmesini gerektiriyor. Çünkü fikir güzeldir. Yanlışlık uygulamada oldu.Elde iyi düşünülmüş, toplumsal mutabakatı arkasına almış bir proje olsa, şefkat ve anlayış gösterisi yapmak uğruna Habur’daki o rezaletlere mecbur kalınmazdı.Bölücü terör örgütünde büyük beklentiler uyandırıldığı ve toplumsal tepki de dağ gibi dikildiği için şimdi başarısızlığın bedelini milletçe ödüyoruz.Yitirilen canların acısı hiç unutulmasın. Unutulmasın ki terörle mücadele geçmişte olduğu gibi her inişe geçtiğinde söndü zannedilip yarım bırakılmasın.Bölünene kadar mı?İktidarın şehit haberlerini medyada küçük görme hevesi terörle mücadeleye katkı açısından yararlı olur mu?Bundan emin olmamak lâzım.Canilere toplumun tepki göstermesinden niçin çekiniliyor?Terör örgütü, cinayetleri yüzünden sadece nefret topladığını başka nasıl öğrenecek?Milletin bu cinayetlerle vatanın bir karış toprağından bile vazgeçmeyeceği hainlere başka ne şekilde anlatılacak?Bir şey yapmak gerektiğini gören ama ne yapacağını bilemeyen iktidara çözüm yolunda çareler üreterek yardımcı olmanın yararına biz de inanıyoruz.Ama dikkat!.. Tehlikeli hayaller uyandırmanın bedeli ağır oluyor.On yıl önce telâffuz bile edilemeyecek haklar verilmiş olduğu halde PKK tatmin olmuyor.Siyasetçiler bu kadar çıkarcı, aydın denilen kitle bu kadar aymaz oldukça bölünme gerçekleşene kadar hiçbir şey onları tatmin etmeyecektir.Yakında resmî ilânNitekim örgütün Kandil’deki liderlerinden Cemil Bayık ültimatomu vermiştir:“Kürt sorununu Türk devletiyle demokratik özerklik temelinde çözmek istedik. Çabalarımız sabote edildi. Onun için şimdi kendi mücadelemizi pratikte gerçekleştirmeye çalışıyoruz.. Yakında bunun resmî ilânını da yapacağız.”Bu hayali, bu cüreti “Kürt açılımı” diye başlatılan içi boş proje uyandırmıştır.Şimdi o boş çerçeveyi herkes kendi aklınca, gönlünce dolduruyor.Yeni fikirler üretilsin ama bir sınırı olmalı.TÜSİAD toplantısında bir üye hoşlanmadığımız bir takım şeyleri duymaya alışmamız gerektiğini söyledi ve “mesela” dedikten sonra üç şey sıraladı:1. Çözüm aşamasında İmralı’nın görüşmelere katılması;2. Anayasa’ya “bu ülkeyi Türkler ve Kürtler kurdu“ diye bir madde eklenmesi;3. Bölgesel özerklik..Bölücülerin yakın bir gelecekte oldu-bitti şeklinde bölgesel özerklik ilân etmeye hazırlandığını işte Kandil haber vermiştir.Bu kan banyosu, PKK’nın ve İmralı’daki elebaşının devlete taraf olarak dayatılmasıdır.İstanbul’da pusu kuran asker ve çocuk katillerinin Adliye girişinde alkışlanmaları neyin habercisidir?Güneydoğu’daki özerklikten sonra yarın İstanbul’da kantonlar oluşmasını mı tartışacağız?