Adalet Bakanı şüphe üretmez, ayıptır!..

26 Haziran 2010

Konuşmanın ana hatlarına baktığımda, gizli tanık ifadesi okuyorum zannettim.Meğer değilmiş. Konuşan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, konuştuğu zemin de Abant Platformu imiş...Önce zemini tarif etmekte yarar var.Google’da Abant Platformu ile ilgili değerlendirmeler arasında en anlaşılır olanı şuydu:“Liberal ve eski solcu aydınları Fethullah Gülen cemaati ile yakınlaştırmak için kurulmuş ve başarılı da olmuş bir organizasyon...”Başarı amaçla ilgili değişken bir sonuçtur.Eğer insanların içine kurt düşürmek kurumlarda şüphe virüsü ile çürüme yaratmak amaçsa, Adalet Bakanı Ergin dün kendini başarıya ulaşmış hissedebilir.Çünkü ortam “siyasi bir cemaat“i toplantı da ortak inanç zemininde gerçekleşen bir “ayin“i hatırlatıyordu.Bakanı oradakilerin hepsi onaylamıştır.Ama şükür ki Türkiye halâ açık bir toplum ve Adalet Bakanı Ergin’in kamuoyuna yansıyan görüşleri, kendisi bir yana, üyesi olduğu siyasi iktidarı da izan ve vicdan kantarına çıkaracaktır.Gerçeğin tam tersiAdalet Bakanı dün Abant’ta şunu dedi:“Anayasa değişikliğinin en önemli amacı vesayet rejimini sona erdirmek demokrasimize vurulan zincirleri kırmak, cunta zihniyetini tarihin karanlık sayfalarına gömmek ve tam demokrasiyi tesis etmektir.”Bakan Ergin HSYK’daki yeni yapılanmanın ise yargının bağımsızlığını güçlendirme hedefine yönelik olduğunu iddia etti.Bağımsız otoriteler, gerçeğin tam aksi yönde olduğunu söylüyorlar.Yani vesayet rejimi asıl Anayasa Mahkemesi ile HSYK’nın yapısını değiştiren hamle hedefine varırsa kökleşecektir.Aynı şekilde cunta zihniyeti o zaman peçesiz gezmeye başlayacak, yargı da yürütme ve yasama organlarını tek başına kontrol eden partinin boyunduruğuna böylelikle girecektir.Bir bildiği mi var?Cemaat olmanın şartı itaattir. Bakan konuşmasına itiraz yöneltilmemesini doğru şeyler söylediğine yormamalıdır.Özellikle de Cumhurbaşkanı Özal’ın ve Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ölümleri ile ilgili olarak beyan ettiği “şüphe”yi ortada bırakamaz.Adalet Bakanı koltuğu, toplumda şüphe ve tedirginlik uyandırmak için kullanılacak makam değildir. Orası soru üretmekten ziyade cevap getiren bir yerdir.İlk görevi de yargı kararlarına saygı göstermektir ki, her iki ölümle ilgili şüpheler takipsizlik kararları ile noktalanmıştır.Bildiği bir şey varsa açıkça söylemelidir!Yoksa iktidar yıkım taşeronlarına yeni işler mi hazırlıyor yine?Bakan Ergin, siyaset ve yönetim anlayışını değiştirmediği takdirde tarihe kötü bir isim bırakacaktır.Bilmelidir ki şüphe ve korku salmayı kolay yönetmenin çaresi olarak görmek ve uygulamak bir ayıpsa bu suça Adalet Bakanı olarak katılmak bin ayıptır.Çünkü o koltuk siyasetçi değil devlet adamı talep ediyor!

Devamını Oku

Son çırpınış mı?

25 Haziran 2010

Terörün son çırpınışları” sözü siyasetin halkı avutmakta kullandığı yatıştırıcı ilâçtır.Cumhurbaşkanı Gül’ün dün Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmaya bakarken bu ilâç yeniden piyasaya mı sürülüyor diye düşündüm.Gül son terör saldırıları için şu değerlendirmeyi yapıyordu:“Tamamen panik içinde olan ve nereye gittiğini bilmeyen bir terör örgütünün davranışlarıdır.” Cumhurbaşkanı’na göre bölge ülkeleri, PKK’nın buradan ayıklanması gerekliliğini “geç de olsa” fark etmişlerdir. Bunu anlayan terör örgütü şimdi panik ve acelecilik içinde “son saldırılarını” yapmaktadır.Umarız öyledir.. Geçmiş tecrübeler terörle savaşın kesintisiz kararlılık gerektirdiğini gösteriyor. Toplumsal tepkinin yükseldiği dönemlerde eylemlerini hafifleten örgütün, zaman kazanma taktiğinde hep başarılı olduğunu unutmamak lâzım.Çünkü PKK durunca güvenlik güçlerinin operasyonları da duruyor. Sonuçta örgüt istediği zaman çatışmayı yükseltiyor, istediği zaman düşürüyor.“Aynı senaryo tekrarlanmayacak” diye düşünmemizi sağlayan işareti bugün Diyarbakır’dan alabiliriz. Bu kentin 90 kadar sivil toplum kuruluşu ortak bir bildiri yayınlayarak PKK’ya “koşulsuz silâh bırak” çağrısı yapacaklar.Baro Başkanı Emin Aktar’ın terör örgütünü hedef alan “Bizim adımıza silâh kullanma” sözü, son yıllarda duyulan en yürekli itiraz olacaktır.Halkalı’da şehit düşen Uzman Çavuş Çağlar Bölük’ün Kardelen kaynaklı öğretmen eşi Elif Bölük de bir gün önceki cenazede aynı mesajı, yüreğinden yükselen isyanla ifade etmişti:“Ben de Kürdüm. Size mi kaldı hakkımızı savunmak?” Siyaset işte bu bilincin bölgedeki Kürt kökenli yurttaşlar katında yayılmasını sağlayacak tedbirleri üretmelidir. Sivil toplum örgütlerinin önerilerini dinlemek, makul istekleri yerine getirmek elbet önemlidir.Ama son eşkıya dağdan indirilene kadar askeri tedbirleri tavsatma yanlışına asla düşülmemelidir. Bu yanlış tekrarlanmamalıdır.Bir de şu var... Türkiye artık dost görünüp terörü himaye ederek düşmanlık yapan komşuları şikâyet etmekten vazgeçmelidir.Bu onur kırıcı bir çaresizliktir ve büyük bir devlete yakışmıyor.Türkiye öncelikle kendi evinde güvenliğini garantiye almalıdır.Bunu başardığı zaman komşudaki sinsi düşmanlıkların da önünü almış olur!Sıfır sorun derken...Başbakan’ın asabiyetinden doğacak tehlikeler, insanların düşünmesini durdurmuyor, en çok ağızlara kilit vuruyor.TÜSİAD yöneticileri yüksek risk grubuna girdikleri halde oldukça yürekli.Dün Yüksek İstişare Konseyi toplandı ve iktidara önemli eleştiri ve öneriler yöneltildi. YİK Başkanı Mustafa Koç’un yürütülen “komşularla sıfır sorun” politikası bağlamındaki tehlikelere dikkat çeken uyarısı “tam isabet”ti.Küçük bir hatanın Türkiye’nin yanlış konumlandırılmasına ve izole edilmesine sebep olabileceğini söyledi.İran konusundaki fiyasko çok taze.. Ondan daha taze bir haber Washington’dan dün geldi:Kongre’nin iki kanadında da üyelerin ezici çoğunluğu tarafından imzalanmış mektuplar, Türkiye’yi önyargılarla mahkûm ederek Başkan Obama’ya şikâyet ediyor.Çünkü Yahudi lobisi, Mavi Marmara olayında Türkiye’nin terör örgütü ile ilişkili bir yardım kuruluşunu kullanarak İsrail’e tuzak kurduğuna Kongre üyelerini inandırmıştır.AKP “Yeni Osmanlı”yı ihya edecekti güya.“Yükselme Devri” bir mevsim bile sürmedi!

Devamını Oku

Keskin sirke küpüne zarar

24 Haziran 2010

Başbakan, içindeki diktatörü susturamadığı sürece zarar görecektir.Çünkü tartışmaya değer bir konu ortaya attığında bile başkalarının çözüme katkıda bulunmasına zaman tanımıyor tek karar verici olarak “doğru budur” diye kesip atıyor.İtiraz sesi gelirse ya “ananızı da alın gidin” diye bağırıyor veya ihanete eş suçlamalar püskürüyor!Son olarak terör haberlerini verme konusunda medyaya “ayar” çekti.Terör kurbanlarının “ayılma bayılma” görüntülerinin “ülkeye mi, terör örgütüne mi hizmet” ettiğini sordu.Gerçekten tartışmaya değer...Terörün amacı silâhlı propagandadır. 11 Eylül saldırısında İkiz Kuleler’in enkazından ceset bulunan görüntü yayınlanmadı. İngiliz medyası kendi kararı ile IRA terörünü, şiddet propagandasına hizmet etmemek için asgari boyutlarıyla duyurdu.Bunlar Başbakan’ı destekleyici örneklerdir. Ama şu da var:Böyle bir zorlama, terör örgütünü medyanın görmezden gelemeyeceği büyük eylemlere teşvik ve tahrik etmez mi?IRA’nın zaman zaman sarsıcı etki arayışı ile otel, disko gibi sivil hedeflere saldırması, karşı tezi güçlendirmez mi?Yazık ki Başbakan tartışma değil itaat istiyor. Nitekim hemen noktayı koydu:“Medya bilerek terör örgütüne yandaşlık yapmaktadır. Bu kadar ağır konuşuyorum!” AKP, güdümlü medya uygulamasına her gün biraz daha bağımlı hale geliyor.Bu yüzden özgür toplumun gücü olan alternatif fikirlerden yararlanma imkânını yitiriyor. Ama medya uyarmaya devam edecektir.Mesela AKP’nin “sıfır terör” ile iktidarı devraldığını hatırlatanları Başbakan “Ne sıfırlanmıştı be... Ne yalan söylüyorsunuz!” diye azarladı ya, haklı değildir.Öcalan’ın yakalanışını izleyen yıl gerçekten PKK terörü marjinal hale gelmişti ve bu başarıda, profesyonel asker ve polis özel timlerinin etkisi büyük oldu.Bugün toplanacak MGK’da bu yapıyı eski gücüne kavuşturacak kararın verilmesi çok yerinde olur.Teröriste karşı etkinlik sağlanmadan terör üreten sebeplerin üstüne yürümek başarı getirmiyor! ***** Sağduyu ve özveri Türkiye Değişim Hareketi’nin önderi Sarıgül çok kimseyi şaşırtan bir karar verdi.Baykal’lı CHP’den umudu kesen cumhuriyetçileri peşine takan girişimini parti olmanın eşiğinde tatil etti.Çünkü parti kurmayı zorunlu kılan sebep ortadan kalkmış, CHP’de lider değişikliği ile yeni bir dönem başlamıştı. Bu gerçeği görmezlikten gelmek, en başta kendisine güvenerek peşine takılanları hor görmek olacaktı.Demokrasimizin ürettiği tarihi bir fırsata karşı koymak olacaktı.Mustafa Sarıgül, Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP’nin yarattığını düşündüğü umuda, siyaset dünyamızın alışık olmadığı bir özveri ile şans tanımış destek vermiştir.Bunu yaparken cumhuriyetçilere buluşacakları yeri de göstermiştir.Sarıgül vazgeçmeseydi kuracağı parti Genç Parti kendisi de ikinci bir Cem Uzan olur, AKP’ye alternatif olacak hareketi bölerdi.Değişime değil, yorulan AKP iktidarının değişmezliğine hizmet ederdi.Akıllı ve erdemli bir seçim yapmıştır!

Devamını Oku

Bedel ödetmek!

23 Haziran 2010

Nefret duygusunun yönettiği cani ruhlar dün İstanbul’da kan döktü.Hedef seçilen askerler yanında yine bir asker ailenin 17 yaşındaki kızı da hayatını kaybetti.Terör örgütünün eylemlerini büyük kentlere doğru tırmandıracağı, haftalardır korkulan bir ihtimal olarak herkesi tedirgin ediyordu.Genelkurmay Başkanlığı da geçen hafta sonunda “terör örgütünün hükümet tarafından muhatap alınmasını sağlamaya” çalışırken eylemlerini artıracağı uyarısını yapmıştı.Türk halkı, hiç hak etmediği bir düşmanlığın ve ihanetin hedefi durumundadır. Bu bölgenin birçok ülkesinde Kürtler yaşıyor. Kimse şunu inkâr edemez ki içlerinde en şanslı olanlar Türk vatandaşı olanlardır. Çünkü insanlık onuruna sahip yaşamı bulanlar sadece Türkiye Kürtleridir.Bu gerçeğin farkında olanlar daha çoktur. Terör örgütü ile mücadele ederken bu kitleyi, ihanetin maşası olmuş azınlıkla karıştırmamak büyük önem taşıyor.Çünkü PKK’nın amacı bu sınırları kaldırmak, ırkçı ve milliyetçi bir bölünmeyi gerçekleştirmektir.Kontrolü niçin kaybettik?Türk halkı şu anda, kendi seçimi olmayan bir savaşa zorlanıyor. İhanetin önümüzdeki günlerde hangi kalleşlikler için hazırlandığını tahmin etmek neredeyse imkânsızdır.En büyük yanlışımız, son yıllarda kontrolü PKK’ya kaptırmış olmaktır.Terörle mücadele sürekliliği olan bir iştir. Oysa son yıllarda mücadele, terör örgütünün eylemlerine askerin operasyonlarla gösterdiği tepki düzeyine indi.PKK dinlenmek ve yeniden örgütlenmek istediğinde ateşkes ilân edince devlet güçleri de bunu adeta sevinerek karşıladı.Bu durum PKK’nın varlığını zımnî olarak devletin kabullenmesi anlamına geldi. Öcalan’ın avukatları aracılığı ile gönderdiği mesajlarla örgütü yönetmesine, yönlendirmesine doğru dürüst bir itiraz gelmemesi de bu algıyı derinleştirdi.PKK’nın devlet tarafından muhatap alınmayı talep etmesinde tabii ki şaşılacak bir şey yok!Düşman savaş istediği zaman savaş, barış istediği zaman barış... Böyle bir bağımlılık bizi bugünlere getirdiğine göre çıkış yolunu bu yanlışlardan arınmakta bulacağız demektir.Yeni dönemin ön şartlarıYani bölücü terörü besleyen ekonomik, sosyal ve kültürel meseleleri çözmeye çalışırken mücadelenin askeri boyutu, son terörist dağdan inene kadar sürdürülecek..Bebek katiline cezaevinde oturup masum insanların canı ile oynayarak kendine özgürlüğün yolunu açma umudu verilmeyecek.Dağdaki savaş artık gerçekten profesyonellerle yürütülecek. Bu tedbir daha önce kararlaştırıldığı halde niçin hâlâ tam yürümüyor; sorumlular hesap vermelidir!“PKK kimin taşeronu” sorusunu tartışmanın evham üretmek dışında bir yararı yoktur. İhanet Kuzey Irak’ta örgütleniyor, eğitiliyor, üstümüze yollanıyor.Türkiye’nin buradaki bölgesel Kürt yönetimi üstünde caydırıcı etki uyandıramaması yüz karasıdır.Barzani yönetimi terör sorunumuzun bir parçasıdır. Onları çözümün bir parçası haline getirmek için ne lâzımsa yapılmalıdır.Öcalan ve Barzani’ye, alçak saldırılardan sorumlu tutulacakları anlatmak, çok iyi anlatmak, yeni mücadele döneminin ilk adımları olmalı.Bir de Türkiye’nin bölünmesini bu halka kabul ettirecek bir vahşetin insan eliyle asla yaratılamayacağını dosta düşmana göstermek...

Devamını Oku

Çağrı doğru ama...

22 Haziran 2010

Bebek ve kadın öldürebilen bir terör örgütünün demokratik yöntemlerle yola getirilebileceğini sanmak hayaldir.Türkiye bu hayalin peşinde çok zaman ve kan kaybetti.Bir tarafta şefkat, hoşgörü ve ikna çabası, karşı tarafta baskı, korkutma ve öldürme..Doğal olarak eşkıya, iktidarın kendisini muhatap almaya hazır hale gelmesi için toplumda yılgınlık yaratan şiddet eylemlerine hız verecekti. O oldu.Türkiye bıçağın kemiğe dayandığı günler yaşıyor. Sistem, rekabet etmesinden yarar gördüğü karşıt partileri şimdi güçlerini birleştirsinler diye özendiriyor.Ülkenin en etkili sivil toplum kuruluşlarından TÜSİAD dün “iktidar partisiyle, muhalefet partileriyle, kurumlarıyla tek bir söylemden oluşan, partilerüstü bir anlayış ile geri dönüşü olmayan bir yol haritasının süratle saptanarak kamuoyuna duyurulmasını” talep etti.Başkan Ümit Boyner terörü topluma “kanıksatarak seyrettiren anlayışa hepimizin dur demesi gerektiğini” anlattı.O arada “terörle etkin mücadelenin gereğine” vurgu yapan Boyner, şiddetten beslenen kim varsa onlarla mücadele etmenin şart olduğunu belirtti.Demokrasilerde başarısız iktidarlar gider, yenileri gelir. Bu kural bizde çalışmıyor. O nedenle Ankara’daki arayışlar da TÜSİAD’ın önerdiği doğrultuda gelişiyor. Yani terör tehdidine karşı muhalefet iktidara yardımcı olmaya özendiriliyor.Elbette şehit cenazeleri kaldırılırken iktidarın böyle bir desteği hak edip etmediğini sormak için Başbakan’ın vaktiyle şehitler ve askerlik konusunda sarfettiği yakışıksız sözleri hatırlatacak değiliz.Ama hiç değilse zor günlerin hatırına bugün biraz daha sorumlu ve çıkar avcılığından uzak tutumlar beklemeye hakkımız yok mu?AKP iktidarı, düştükleri yerden bir avuç toprakla kalkmanın kurnazlığından vazgeçemiyor. Bu tamahkârlık yakışmıyor.Devlet Bakanı Egemen Bağış önceki gün sorumsuzca sözler söyledi. “PKK, Anayasa değişikliği süreci başladıktan sonra saldırıları artırdı” dedi.Anayasa değişiklikleri yargıyı iktidar boyunduruğu altına almayı hedefliyor. Böyle bir tehlike PKK’nın derdi olamaz.. Devletin zararına olacağı için karşı çıkmaz destekler bile.Ama Bakan Bağış’ın derdi başka..Herkes teröre çare ararken o, 12 Eylül’deki referanduma yatırım yapmaya çalışıyor. AKP’ye ters düşenlerin PKK’ya yakın olduklarını anlatmaya uğraşıyor.“Kürt açılımının kötü yönetilmesi terörü azdırdı” diyenlere sövüp saymaları yetmiyor, şimdi referandumda “hayır” demeye hazırlananları PKK terörü ile ilişkiliymiş gibi gösteriyorlar.Allah ıslah etsin!Siyaset TÜSİAD Başkanı’na kulak vermeli, teröre karşı dönüşü olmayan bir yol haritası için uzlaşı aramalıdır.En büyük sorumluluk iktidara aittir. AKP alacağı yardımı hak etmelidir. Bunun için dürüst, anlayışlı ve demokrat olması gerekiyor. Yazık ki şu anda değil!Köyün havalısı...TBMM Başkanı Şahin, Orman Bakanlığı’na ait helikopteri alıp köyüne gittiği için CHP’liler soru önergesi verdiler.Baba ocağına hava atmanın dayanılmaz hafifliğine bir Meclis Başkanı’nın bile kapılabilmesi şanssızlığımız mıdır, yoksa temsilcilerimizi doğru seçmekteki aczimiz mi?Sebep ne olursa olsun, Şahin halktan özür dilemeli, yanlışının ceremesini ödemelidir.Sekiz yıldır iktidardalar; hâlâ lunaparktaki çocuklar gibi yaşıyorlar.Devlet adamlığına yükselmelerini beklemek, onlardan çok şey istemek mi olur?

Devamını Oku

Toplanın, alçakları sevindirmeyelim!

19 Haziran 2010

Bölücü terörün her büyük saldırısı ardından aynı yılgın ve dağınık manzarayı sergiliyoruz.Bu kanlı tecrübeyle çeyrek yüzyılı aşan bir zamandır yoğrulan toplum biz değiliz sanki...Korkmayın Türkiye bölünmez. Herkes toparlansın, ülkesine güvensin ve alçakları sevindirmeyelim.Dün sabah yüreklerimizi yakan bir haberle gözlerimizi açtık. Şemdinli’de onbir evlâdımızı şehit vermiştik.Tabii yine siyasilerden demeç yağmuru...En gerçekçi tespit BDP Meclis Grup Başkanvekili Bengi Yıldız’dan geldi bence. Yıldız “Bu acıdan hepimiz sorumluyuz. Hiç kimse sorumluluktan kaçamaz” dedi.Öte yanda Meclis Başkanı Şahin, geçen gün bir şehit babasının yaşadığı isyanı ve gerekçesini sahipleniyor, “Biz koca devletiz, koskoca ordumuz var. Birkaç çapulcu üstünde neden etkili olamıyoruz” sözlerini hatırlatıyor ve Genelkurmay’dan tatmin edici bir açıklama beklediğini söylüyordu.İşte çözüm yolunu tıkayan kötü alışkanlıklardan biri:Sorumluluğu askerin üstüne at ve kurtul!..Ordu ile halkı karşı karşıya getirmenin siyasi rantı olur mu bilemeyiz ama terörle mücadeleye zarar vereceğinden herkes emin olmalıdır.Pahalıya patlayan dersAçılım yapıp da karşı kıyıya ulaştığı hiçbir teşebbüsü olmadı bu iktidarın. Kürt açılımının ne kadar büyük bir fiyasko olduğu her gün biraz daha netleşiyor.Başbakan Erdoğan dün Genelkurmay Başkanı’na gönderdiği mesajda doğru şeyler söyledi:“Devletimiz, kahraman şehit ve gazilerimizin eşsiz fedakârlıkları, milletimizin sağduyusu ile, birlik ve beraberliğine, ülkemizin istikrarına kasteden bölücü fitnenin mutlaka üstesinden gelecektir. Bu çerçevede her türlü bedeli ödemeye de hazırız.” Bu kırmızı çizgi Kürt açılımının başında kendini göstermiş olsaydı bugün çok başka bir yerde bulunurduk.Silâhlı teröristin muhatap alınmaması gerektiğini anlamak için yeni şehitler vermek zorunda değildik.Terör sorunu ile terör örgütünü birbirinden ayıramadığımız için PKK devletin teslim noktasına yaklaştığı düşüncesine kapıldı, önce hiçbir makul hakla tatmin olmamaya başladı ve sonra da halkı yıldırarak teslimiyet duygusunu yerleştireceğini sandı.Amerika ceza mı verdi?AKP iktidarı, başarısız açılımların pişmanlık tarihi olacak görünüyor; olsun...Başbakan’ın şehit acısı çekerken söyledikleri yeni mücadele döneminin zemini olmalıdır. Böylece dağa çıkan terörist, ne yaparsa yapsın çabalarının Türkiye’yi bölmeye asla asla yetmeyeceğini öğrenecektir.Açılım süreci gösterdi ki nahiflik, bölücü ihanetin hayallerini tahrik ederek motive olmasına yardım ediyor.Yeni dönem açılmalı, devletin yetkili organları acil kararlar almalıdır. Terör örgütüne karşı savaşan güçlerin profesyonele geçiş süreci hızlandırılmalı, bir yandan da dağa çıkışları önleyecek sosyal ve ekonomik yatırımlar kıskanılmamalıdır.PKK terörü bütün öteki sorunlardan önce geliyor.Şehitlerimize elbet üzüleceğiz. Ama ne büyüklükte kayıp verirsek verelim karamsarlığına asla düşmeyeceğiz.Ve iç ve dış siyasetimizi bu gerçeğin gereklerine göre düzenleyeceğiz. Yani bir yandan PKK’nın taşeron olduğunu söyleyip öte yandan ona iş verecek düşmanlıkları üretme yanlışına düşmeyeceğiz.Dünkü kayıplarda, İran ve İsrail politikamıza kızdığı için elindeki istihbaratı vermeyen Amerika’nın payı olduğuna dayanan tahminler gerçek olamaz mı?

Devamını Oku

Hep sinirli...

18 Haziran 2010

Adalet gerçekten devletin temeli ise devletimiz çok ciddi bir tehlike geçiriyor demektir!Sekiz yıllık iktidar döneminde sindirmediği, zaptetmediği kamu kurumu ve sivil toplum örgütü bırakmayan AKP, direnen son kale olan yargı erkine yönelik kuşatmada ortaya çıkan “sürprizler” nedeniyle hırçınlaşmaktadır.Dün partisinin il başkanlarına hitap eden Başbakan, geleneksel hedeflerini, yani yüksek yargıyı, kendileri dışındaki siyasetçileri ve gazetecileri yine topa tuttu.Özel yetkili mahkemeler, bu iktidarın devlet gücünü muhalifleri üzerinde kötüye kullanırken istismar ettiği aletlerin başında geliyor.Türk adaletinin geleneği vardır. Fiziki alt yapı ve kadro sorunları nedeniyle aksamalar olur, adaletin tecellisi zaman zaman gecikir ama yargı kurum olarak siyaset karşısında hep dik durabilmiş, bağımsız kalabilmiştir.Yargı öz savunmadaAKP’nin bir süredir estirdiği terör havası, çözüm bulunması gereken bir adalet ve bağımsızlık sorunu olarak yargının gündemine girmişti.Suçunu dahi öğrenmeden aylardır Silivri’de yatan Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın, kendisine karşı yaptıkları hukuksuzluklar nedeniyle dava ettiği 9 hâkim ve savcıyı yüksek mahkemenin 1500’er lira tazminat ödemeye mahkûm etmesi, dün de Yargıtay’da Erzincan C. Başsavcısı Cihaner’in tahliye edilmesi, yargı erkinin kimliğini, onurunu ve değerlerini koruma tepkisidir.Yüksek yargının böyle bir mecburiyete düşmesi ne kadar anlamlı ise Başbakan Erdoğan’ın gösterdiği öfke o kadar şaşırtıcıdır.Dünkü konuşmasında bakın ne dedi:“Henüz hakkında karar kesinleşmemiş ve yargı süreci devam ederken, Anayasa’yı çiğneyerek böyle bir kararı verme yetkisini üst mahkeme kendinde nereden buluyor?” Denemeye değer öneriBaşbakan sonra Yargıtay kararının benzer durumlar için “yol” yani emsal olacağını söyleyip “Bunun altından nasıl kalkacaksınız?” diye soruyor.Hemen belirtmek lâzım ki Yargıtay’ın yaptığı, Anayasa’yı ilgilendiren bir iş değildir.Anayasa’da bununla ilgili görebileceğimiz hüküm, “yargı kararlarına Başbakan dahil herkesin uymakla yükümlü olduğu”na dair emirdir.Artık çocuklar bile öğrendi; tutuklama bir istisnadır. Bizde koşul haline geldi. Yargısız infaz aleti olarak kullanılıyor.Demokratik iktidar hınç beslemez.Durumu toplum vicdanını inciten bir bilim adamı, uğradığını düşündüğü hukuksuzluklar nedeniyle Yargıtay’a başvurmuş, oradan bir karar çıkmış.Bu bireysel karar yüzünden dünyayı ayağa kaldırmak bir Başbakan’a yakışır mı?Örnek karar olabilirmiş, emsal olurmuş...Fena mı; eğer benzer başka haksızlıkları önlemeye çare olacaksa yargı bunun için değil mi?Başbakan, bağımsızlığına saygı göstererek yargıyı bir süre rahat bırakmayı denemelidir. Hem kendisine, hem topluma büyük yararı olacaktır.Geçen gün bindiğim bir taksinin şoförü ilgimi çeken bir şey söyledi; “Ağabey” dedi “Eskiden ara sıra dinlerdik, şimdi televizyona Başbakan çıkınca hemen kanal değiştiriyoruz. Hep sinirli, hep sinirli...”

Devamını Oku

Habur iptal!

17 Haziran 2010

Terörle mücadele, romantik acemilerin tecrübe tahtası yapılırsa sonunda olacağı budur!Ekim ayında Habur’dan giriş yapan, ötekiler de özensinler diye “çadır mahkeme”de jet yargılama ile serbest bırakılan PKK’lılar vardı ya; onlar dün gerçek bir mahkemeye çıkarıldılar.Terör örgütü üyesi olmak ve terör propagandası yapmakla suçlanan 16 kişiden 13’ü için tutuklama kararı verildi.“Çadır mahkeme” onları sekiz ay önce niçin bıraktı, şimdi niye tutukladılar?Devlet ilerde yeni bir “teslim olun” çağrısı yapma ihtiyacına düşerse nasıl inandırıcı olacak?Sözüne güvenilmesini nasıl sağlayacak?“Apo emretti geldik, pişman değiliz” demeleri tutuklanmaları için gerekçe ise, ilk gün de aynı şeyi söylemişlerdi; niye o gün değil de şimdi cezaevine gönderildiler?Habur siyasi iktidarın “Kürt açılımı” bağlamında uygulamaya çalıştığı şefkat ve anlayış siyasetinin, toplumsal vicdana ve ulusal onura ters düştüğü için kayalara tosladığı kırılma anıdır. Zaten ondan sonra açılım dikiş tutturamamıştır.Ülkeyi yönetenler “Biz iyi niyetle yaklaştık ama pişman olduklarını bile söylemeyen onlardır. Meydan okuyan eylemlerle şefkati hak etmediklerini göstererek onlar bizi pişman etti” diyebilirler.Ama neye yarar?..Başlayan yargılamalar, devletin Habur anlayışını ve yaklaşımını “Ha buraya kadar” diyerek iptal ettiğine işarettir!Ülkeyi yönetenler, temelsiz bir sloganla bu kadar hassas bir sorunun çözülemeyeceğini dileriz öğrenmişlerdir.Çünkü bu acemiliğin bedeli sadece yitirilen canlarla sınırlı kalmamıştır. Devletin çaresizlik görüntüsü, terör örgütünün beklentilerini ve cüretini tahrik etmiştir.Habur’un iptali demek “sil baştan” bir terör siyaseti oluşturulacak demektir. İktidarın Habur da dahil yaptığı yanlışlar, yeni dönemin doğru siyasetleri için yol gösterici olabilir.Yeni sürecin ilk koşulu tecrübe ile yazılmıştır:Silâhını bırakmadığı sürece terör örgütü ne doğrudan, ne dolaylı olarak asla muhatap alınmamalıdır.Çünkü karşımızda terör örgütünden beter bir düşman var. Kadın ve bebek öldüren terör örgütlerinin son temsilcisi bizde.Siyaset planlayanlar bu gerçeği hiç unutmasın!Burası Orta Doğuİktidarın muhalif görüşleri caydıran baskı siyaseti, şu anda ülke için en yakın tehlikedir...Çünkü sessizliğin doğurduğu bir başarısızlık olursa bunun ezasını, sadece iktidar çekmeyecektir. Bedelini millet ve devlet olarak hepimiz ödeyeceğiz.AKP Türkiye’ye dış politika yoluyla çok hızlı bir değişim yaşattı.Kısa bir zaman diliminde iktidarın “İran, Suriye, Hamas aşkı”, bu aşkın tahrik ettiği İsrail ve Amerika karşıtlığı “Türkiye’nin ekseni mi kaydı?” sorusunu dünya gündemine getirdi.Ünlü stratejist Brzezinski bundan on yıl önce Türkiye ile ilgili kaygısını şu şekilde ifade etmişti:“Türk halkına saygı besliyorum. Atatürk’ün yüzyılın en başarılı devrimcilerinden biri, belki de en başarılısı olduğunu düşünüyorum. Türklerin bundan sonrasını ellerine yüzlerine bulaştırmamalarını ümit ederim.” Böyle bir ihtimalin gerçekleşmesinden korkmalı mıyız?İktidar bu sorunun cevabını dürüst bir şekilde ararsa kendisi de kazanır.Amerika’ya giden Türk parlamento heyetinin hedef olduğu muamele iyi değerlendirilmelidir.Siyasi ihtiraslar kumar boyutuna varmamalı. Burası Orta Doğu!

Devamını Oku