Son çırpınış mı?

Haberin Devamı

Terörün son çırpınışları” sözü siyasetin halkı avutmakta kullandığı yatıştırıcı ilâçtır.

Cumhurbaşkanı Gül’ün dün Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmaya bakarken bu ilâç yeniden piyasaya mı sürülüyor diye düşündüm.

Gül son terör saldırıları için şu değerlendirmeyi yapıyordu:

“Tamamen panik içinde olan ve nereye gittiğini bilmeyen bir terör örgütünün davranışlarıdır.”

Cumhurbaşkanı’na göre bölge ülkeleri, PKK’nın buradan ayıklanması gerekliliğini “geç de olsa” fark etmişlerdir. Bunu anlayan terör örgütü şimdi panik ve acelecilik içinde “son saldırılarını” yapmaktadır.

Umarız öyledir.. Geçmiş tecrübeler terörle savaşın kesintisiz kararlılık gerektirdiğini gösteriyor. Toplumsal tepkinin yükseldiği dönemlerde eylemlerini hafifleten örgütün, zaman kazanma taktiğinde hep başarılı olduğunu unutmamak lâzım.

Çünkü PKK durunca güvenlik güçlerinin operasyonları da duruyor. Sonuçta örgüt istediği zaman çatışmayı yükseltiyor, istediği zaman düşürüyor.

“Aynı senaryo tekrarlanmayacak” diye düşünmemizi sağlayan işareti bugün Diyarbakır’dan alabiliriz. Bu kentin 90 kadar sivil toplum kuruluşu ortak bir bildiri yayınlayarak PKK’ya “koşulsuz silâh bırak” çağrısı yapacaklar.

Baro Başkanı Emin Aktar’ın terör örgütünü hedef alan “Bizim adımıza silâh kullanma” sözü, son yıllarda duyulan en yürekli itiraz olacaktır.

Halkalı’da şehit düşen Uzman Çavuş Çağlar Bölük’ün Kardelen kaynaklı öğretmen eşi Elif Bölük de bir gün önceki cenazede aynı mesajı, yüreğinden yükselen isyanla ifade etmişti:

“Ben de Kürdüm. Size mi kaldı hakkımızı savunmak?”

Siyaset işte bu bilincin bölgedeki Kürt kökenli yurttaşlar katında yayılmasını sağlayacak tedbirleri üretmelidir. Sivil toplum örgütlerinin önerilerini dinlemek, makul istekleri yerine getirmek elbet önemlidir.

Ama son eşkıya dağdan indirilene kadar askeri tedbirleri tavsatma yanlışına asla düşülmemelidir. Bu yanlış tekrarlanmamalıdır.

Bir de şu var... Türkiye artık dost görünüp terörü himaye ederek düşmanlık yapan komşuları şikâyet etmekten vazgeçmelidir.

Bu onur kırıcı bir çaresizliktir ve büyük bir devlete yakışmıyor.

Türkiye öncelikle kendi evinde güvenliğini garantiye almalıdır.

Bunu başardığı zaman komşudaki sinsi düşmanlıkların da önünü almış olur!

Sıfır sorun derken...

Başbakan’ın asabiyetinden doğacak tehlikeler, insanların düşünmesini durdurmuyor, en çok ağızlara kilit vuruyor.

TÜSİAD yöneticileri yüksek risk grubuna girdikleri halde oldukça yürekli.

Dün Yüksek İstişare Konseyi toplandı ve iktidara önemli eleştiri ve öneriler yöneltildi. YİK Başkanı Mustafa Koç’un yürütülen “komşularla sıfır sorun” politikası bağlamındaki tehlikelere dikkat çeken uyarısı “tam isabet”ti.

Küçük bir hatanın Türkiye’nin yanlış konumlandırılmasına ve izole edilmesine sebep olabileceğini söyledi.

İran konusundaki fiyasko çok taze.. Ondan daha taze bir haber Washington’dan dün geldi:

Kongre’nin iki kanadında da üyelerin ezici çoğunluğu tarafından imzalanmış mektuplar, Türkiye’yi önyargılarla mahkûm ederek Başkan Obama’ya şikâyet ediyor.

Çünkü Yahudi lobisi, Mavi Marmara olayında Türkiye’nin terör örgütü ile ilişkili bir yardım kuruluşunu kullanarak İsrail’e tuzak kurduğuna Kongre üyelerini inandırmıştır.

AKP “Yeni Osmanlı”yı ihya edecekti güya.

“Yükselme Devri” bir mevsim bile sürmedi!

DİĞER YENİ YAZILAR