Gazze yolundaki alçaklığın gürültüye değil adil bir soruşturmaya ihtiyacı var.İçerde ve dışarda.Özellikle Türkiye açısından... Çünkü saldırıya uğrayan, onuru kırılan, vatandaşları öldürülen taraf Türkiye’dir.Bu olayların ardındaki sorumlular aranıp bulunmalı.Hükümetin İsrail hakkında soruşturma yapacak uluslararası bir komisyon kurulması yönündeki talebi yerden göğe haklıdır.Başbakan’ın dediği gibi savaşta bile suç sayılacak bir canavarlık yapmıştır İsrail.Karar yanlış olmuş Fakat İsrail’in suçlarını araştırıp cezasını vermesini isteyen Türkiye, kendi içinde üreyen hata ve günahları arayıp bulmakta da cesur davranmalıdır. Başka türlü inandırıcı olamaz.CHP lideri Kılıçdaroğlu çok ağır bir suçlama yöneltti dün: İktidarın, gündemi değiştirmek uğruna “insanları bile bile ölüme” gönderdiğini iddia etti.Ve bu suçlamanın kanıtını Başbakan Yardımcısı Arınç’ın sözlerinden aldı.Arınç önceki gün AKP milletvekillerinin Mavi Marmara gemisine binmekten son anda vazgeçtiklerine dair iddiaları cevaplarken şöyle demişti:“Milletvekilleri katılırsa farklı anlamlara çekilebileceğini düşündük. ‘Yarın bu Türkiye’nin de AK Parti’nin de aleyhine olur’ dedik...” Asıl böylesi aleyhimize oldu. Keşke AKP milletvekilleri gemiye binselerdi. O zaman parlamenterler kendilerini riske sokmamak için gönüllüler arasından İsrail askerlerine karşı bir direniş grubu oluşmasına izin kesinlikle vermeyeceklerdi.Ama daha önceki soru şudur: Kendi milletvekillerini korumak için yasak koyan iktidar gemideki vatandaşlarının can güvenliği için niye hiçbir tedbir almamıştır?Tuzağa düşmeyelimMeclis gerçeği aramalıdır. Buna ülkenin iç ve dış güvenliği için de ihtiyacımız bulunuyor.Baksanıza ihmal nedeniyle sorumlu tutulması ve hesap vermesi gereken siyasetçiler kahramanları oynuyorlar. Utanca uğrayan millet, öldürülen insanların hepsi Türk ama siyasetçilerimiz kahramanlara gösterilen sevgi ve takdiri talep ediyor. Böyle tuhaflık az görülür!Başbakan “Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor” endişesi besleyenlerin kötü niyetli olduklarını söylüyor. Buna gerçekten inanamaz; baskı için söylüyordur.Çünkü o kuşkular demokrasinin güvencesidir. İktidar bu şüphe ve endişelerin sebepsiz olduğunu ispat için çaba harcarsa kendine de iyilik eder.Çünkü halk İsrail bahane edilerek tırmandırılan Batı karşıtlığından ve bunun ardında bir tuzak bulunduğu şüphesinden rahatsızdır.İstanbul’da Asya Zirvesi toplandı. Batı müttefiki Türkiye Batı’nın temsil edilmediği bir toplantıya ev sahipliği ediyor.İsrail düşmanlığının kasten körüklenen bir blok değiştirme bahanesi olmadığına, dışardaki dostlarımız dahil hepimizin inandırılması lâzım.
Atatürk’ten söz etmek gerektiğinde iktidar sözcüleri en çok “Yurtta sulh, cihanda sulh” özdeyişini hatırlar.Ne acı çelişkidir ki, sekiz yıllık AKP icraatı en çok bu ilkeye zarar verdi.Çözüm adına yapılan her açılım etnik ve din-mezhep temelinde toplumu dilim dilim bölerken bu durum doğal olarak yurtta barışı bozdu. Artan huzursuzluk ve tırmanışa geçen terör, büyük yanlışlar yapıldığının alârm zillerini çalıyor.Ya dışardaki durum?..Türkiye’nin Batı’ya dönük geleneksel dış politikası bir süre korunmuştur. Ama o kadar...Seçilmiş kriz...Rejimi İslâmi hedefler gözeterek dönüştüren AKP içerde kurumları zaptederek mesafe aldıkça, bunun etkileri Batı ile Arap-İslâm dünyası arasında bir yerlere getirmiştir Türkiye’yi.“Sakallı Celâl” namıyla anılan düşünür Celal Yalınız’ın şu sözü ünlüdür:“Türkiye Doğu’ya giden bir gemidir. Bazıları bu geminin güvertesinde Batı’ya doğru koşarak Batı’ya gittiklerini sanırlar!” Bu çelişkinin en trajik tecrübesini özellikle AKP’nin ikinci iktidar döneminde yaşadık. AB hedefinden ve Avrupa kalitelerinden sadece soğutulmakla kalmadık Doğu’ya da kaydık.Bölgedeki Müslüman toplumların liderliğini gözeten hamleler, İsrail’e karşı husumet politikaları ile desteklenmeye başlayınca, kızılca kıyametin bir noktada kopması kaçınılmazdı.Zemin kaygan...Şu anda Ortadoğu’yu kapsayan bir seçim yapılsa, Tayyip Erdoğan tüm rakiplerine fark atar. Başbakanımız bu üstünlüğü inşa etmek için Davos’ta “one minute” dediği günden beri çalışıyor.AKP, Türkiye’yi savaş macerasının eşiğine sürmeden yani “cihanda sulh”ü tehlikeye sokmadan da Gazze’ye yönelik insani hedeflere katkıda bulunabilirdi.Ama Başbakanımız Dinlerarası Diyalog ve Medeniyetler İttifakı Eşbaşkanı sıfatına yakışmayacak bir rolle dünyanın karşısına çıkmıştır.Washington Post dünkü başyazısında, yardım gemisine yönelik İsrail saldırısından kaynaklanan endişelere hak vermekle beraber şu yorumu da yaptı:“Ancak Batılı ülkeler İslâmcı militanlara destek vererek NATO üyesi bir ülkeye yakışmayan tavırlar sergileyen Erdoğan Hükümeti hakkında da endişe etmelidir!” AKP önderleri, dış politika hedeflerine ulaşmak için içerde dinsel tahrikleri kullanma siyasetinin Türkiye’de ne kadar tehlikeli ve kaygan bir zemin yarattığını umarız görmüşlerdir.İsrail nefretiyle tutuşan Ortadoğu halklarının salladıkları Türk bayrakları ve Erdoğan posterleri, dini misyon vehimlerini azdıran tuzaklar yaratabilir.Gaza gelmeyelim.Bir ülke gerekirse ve menfaatleri zorluyorsa blok da değiştirebilir.Ama kasıtla çıkarılmış bir savaşın tozu dumanında tuzağa düşmekten sakınmalıyız.Halk, iktidara ısrarla sormalıdır:Hani biz Batı’ya gidiyorduk?
Almanya ile Fransa’nın örneği uluslar arasında ebedi düşmanlıklar olmayacağını kanıtlıyor.İkinci harpte birbirini boğazlayan bu iki ulus, tarihin en büyük siyasi bütünleşme başarısı olan Avrupa Birliği’nin en öndeki ortaklarıdır bugün.Türkiye ile İsrail arasında karşılıklı menfaatlerden de beslenen köklü bir dostluk vardı. Gazze ablukasını delmeye dönük girişime İsrail’den gelen insanlık dışı tepkinin sonuçları iki ülke için de büyük değer taşıyan bu dostluğa ağır darbe vurmuştur.Bölge ve dünya barışının şu dönemde en çok ihtiyacını duyduğu şey barış yapıcı devlet adamlığı yaklaşımlarıdır.Akılcı tercih...Artık Türk halkını İsrail’e kışkırtan, İsrail halkında da ulusal onuruna sahip çıkma ihtiyacı uyandıran söylevlere ara vermek aklın emridir.İsrail uluslararası camiada hiç bu kadar yalnız kalmamıştı.Şimdi siyasetçilerimiz karar vermeli: Bu avantajı iç politika kazanımları için mi sömürelim, yoksa Gazze’deki mağdurlar yararına mı kullanalım?Perşembe akşamı İsrail Başbakanı Netanyahu, Gazze ablukasını yumuşatmaya dönük bazı çalışmalar yapıldığını açıkladı.Amaç bağcıyı dövmek değilse Başbakan Erdoğan bu tür fırsatları değerlendirmeli olumlu adımların işe yaradığını karşı tarafa hissettirmelidir.Fakat dünkü Konya konuşması, çözüm yolunu açan bir yapıcılığı yansıtmak yerine boyun eğdirmeye dönük suçlama ve tehditler saçıyordu.Nedenmiş o ?..Haksızlığa başkaldırmak iyi ama ölçüyü kaçırmamak koşulu ile.. Başbakan dün şöyle dedi:“Kudüs’ün kaderi İstanbul’un kaderinden ayrı değildir. Gazze’nin kaderi Ankara’nın kaderinden ayrı değildir!” Ne demek bu?“Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin kararlılığını göstermek için sarfedilmiş sözlerdir” bahanesiyle bile kabul edilemez bu bağlantı.İstanbul’un ve Ankara’nın kaderi, hiç bir başka kaderle asla birleştirilemez.Din istismarcılığı yapmanın kurnazlığı dışardan bile farkediliyor. Nitekim Jerusalem Post’ta çıkan bir yazıda şu değerlendirme yapıldı:“Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın da halkını memnun etmek için gürültü yapması gerektiğini anlamalıyız. Bu bizim oynanmasına izin vermemiz gereken bir iç politika sorunu. Nihayetinde 9 insan öldü ve Gazze ablukası halâ duruyor..” Eğer maksat İsrail düşmanlığından yola çıkarak Türkiye’yi Batı’dan koparıp başka bir dünyaya taşımak değilse Gazze meselesini dinle ilişkilendirmekten vazgeçip insani yardım misyonu çerçevesine hızla taşımak gerekiyor.ABD Başkanı Obama haklı: Bu olay Ortadoğu barış çabalarının ilerletilmesi için fırsat sunabilir.Çünkü çözüm uzadıkça doğacak tehlikelerin büyüklüğü hakkında yaşanan trajedi herkes için öğretici olmuştur.
Çivi çiviyi söker sözü tedbir önermez bence hata yapmakta inat etmenin şaşkınlığını ifade eder.İsrail haydutluğuna davetiye çıkaran Gazze’ye yardım filosu, eğer siyasi amaçlarla teşvik ve himaye edilmişse kötü bir kumar olmuştur.Tırmanışa geçen PKK terörünün toplumdaki etkilerini din eksenli İsrail karşıtı bir eylemle halkın dikkatinden kaçırmak cazip görülmüş olabilir.Ama İsrail’in tepkisi doğru hesap edilemediği için vebali ağır bir fiyasko doğmuştur.Devletin tüm dikkati ve gücü şu dönemde teröre yoğunlaşmalıydı.İsrail’le ilişkileri zehirleyen çatışma ortamı şimdi PKK’nın olanaklarını ve cüretini artıracaktır.Terör konularında uzman bir akademisyen olan Ercan Çitlioğlu iki ay önce “PKK saldırılarının yayılarak artacağını” tahmin etmişti. Dün haklı çıktığı için hayıflanıyordu.İhanet boş durmamışBazı çevreler, İskenderun’daki deniz ikmal birliğine yönelik PKK saldırısı ile İsrail arasında doğrudan bağlantı kuruyorlar. Fakat Çitlioğlu öyle düşünmüyor. İsrail askerleri Gazze’ye giden yardım filosuna operasyon yaparken PKK İskenderun’da 6 askerimizi şehit ederek İsrail yönetimine “Türkiye’ye karşı ne kadar etkili olabileceğini” göstermiş, dolaylı biçimde terör taşeronluğu üstlenme önerisinde bulunmuştur.Yani İsrail burada talep eden değil öneriye muhatap taraf konumundadır.AKP’nin kibri yanlışlarını görmesine izin vermiyor. Bu iktidar geldiğinde terör neredeyse sıfır noktasına gerilemiş durumdaydı. İstismar ettiği ne varsa hepsi şu anda kendi eseri olarak geri dönmüştür.Açılım sürecindeki nispî sükûnet meğer devletin hazırlığını zaafa uğratmış. Bölücü örgüt zamanını boş geçirmemiş.. İmralı’da maskaralıkİşte her şey ortada; eylem alanlarını genişletmişler. Bir gün Giresun’da, öteki gün İskenderun’dalar.Eskiden “saldırıya karşılık verdikleri” görüntüsü uyandırmaya çalışırlardı. Şimdi zamanı onlar seçiyor, mutlaka muharip birlik aramıyorlar, destek birliklerini de vuruyorlar.Demokratik açılım teröre ilâç olmayacaktır. PKK’nın lider kadrosu verilenle yetinmeyecek, bu çok belli... Genişletilmiş özerklik, ana dilde eğitim ve Öcalan’ın cezası ev hapsine dönüştürülsün istiyorlar.Hiçbir iktidar bunları veremez. Demek ki terörle mücadele her alanda sürecektir. Daha doğrusu yeniden örgütlenecektir.İtibarı ve morali ağır şekilde yara alan Türk Ordusu’na güven duygusunun acele tekrar kazandırılması gerekiyor.İmralı’da sık sık tekrarlanan avukatlarla mülâkat maskaralığına da bir son vermek gerekiyor. Öcalan’ın yakalanması ne değiştirdi?Vaktiyle Şam’da oturup yönetirdi melânetini, şimdi İmralı’dan yönetiyor.Devlet güvencesi altında!
Diplomasinin sağladığı başarı sınırlıdır. Alevler kontrol altına alındı ama yangın tamamen sönmedi.Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Washington’da yürüttüğü görüşmelerde Türkiye, öldürülenlerin cenazelerini, yaralıları ve gözaltına alınan gönüllüleri istemiş, el konulan gemilerin iadesini talep etmiş ve bunlar için 24 saat zaman vermiştir.Devreye giren ABD Başkanı Obama, bu “kolay talep”lerin birkaç saat içinde karşılanmasını sağlamıştır.Ama krizin kaynağı duruyor ve kurutulacak gibi de görünmüyor.Çünkü İsrail “silâh sokacaklar” gerekçesiyle Gazze ablukasını sürdüreceklerini söylemekten vazgeçmemiştir.Türkiye işte tam da bu nedenle tehlikeli tuzaklarla dolu bir geleceğe hazırlıklı olmalıdır.Dün dikkat ettim; Başbakan’ın grupta yaptığı konuşmanın içinde halkın özellikle takıldığı bölüm, abluka altındaki Gazze için mücadele etmekten Türkiye’nin vazgeçmeyeceğini taahhüt eden sözlerdi.Başbakan “Herkes sussa, gözünü yumsa, sırtını dönse bile biz Gazze’ye sırtımızı dönmeyecek, Gazze için haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz” demişti.ABD kimi seçer?Taahhüt ağırlığı taşıyan bu sözler Türkiye’yi, krizin tarafı yapıyor.Türkiye dışında yaşayan mağdur ve mazlum grupların Türk bayrağı sallaması Yeni Osmanlıcı hayallere belki tatmin sağlıyordur ama kontrolümüz dışında riskler de üretiyor.Şöyle bir algı her adımda daha netleşiyor: Yalnız Gazze için değil, İsrail’in taraf olduğu bütün bölgesel ihtilâflarda Türkiye mutlaka “karşı taraf”ta yer alacaktır bu gidişle!Kaybettirme riski fazla olan bir siyaset tercihidir bu. Sonuçları iyi hesaplanmalıdır. Amerika’nın “nihai bir seçim” yapmaya mecbur kaldığı an kimi seçeceğinden şüphesi olan var mı?Obama telefon görüşmesi sırasında Erdoğan’ı önemli bir dost olarak gördüğünü söyledi söylemesine ama İsrail’in güvenliği zayıflatılmadan Gazze’ye yardım götürmenin “daha iyi yolları”nın bulunmasını da telkin etti.Anlama zorluğu çekenlere Beyaz Saray Sözcüsü’nün açıklaması yardımcı olacaktır:“İsrail’in güvenliğine büyük destek vermeyi sürdürüyoruz. Bu destek değişmeyecek!” Aşırı tutku zaaftırZavallı insanları aç ve muhtaç bırakarak İsrail zalimlik yapıyor.Gazze’ye yardıma giden vicdanlı insanların yolunu keserek, devlet terörü uygulayarak haydutluk etti.Evet bunlar doğru ama biz niçin en fazla uluslararası ailenin aktif bir üyesi olma sorumluluğu ile yetinecek yerde tüm yükü üstümüze alıyoruz ve üstüne üstlük Başbakan’ın ağzından gelecek için neden taahhüt altına giriyoruz?İsrail’le sürekli çatışma halinde olan bir Türkiye’nin yaşayacağı psikolojik savrulma yalnız ulusal güvenliğimiz için değil rejim için de tehlikeler yaratabilir.Gazze’ye yardım konvoyu organize eden güçlerin, Filistin’e tutku ölçeğinde zaafını bildikleri Tayyip Erdoğan’a tuzak kurduğu şüphesini yabana atmamak gerekir.Hele bu tecrübeden sonra dış odaklı oyunlara dikkat etmek lâzım.İç siyasetin oy tarlalarını beslemek için dış politikayı gübre gibi kullanma yanlışına da sapmamak lâzım!
Savaş yaşamamış siyasetçiler ve generaller tarafından yönetilmek bir ülke için risktir.Çünkü onlar savaş kararı vermenin tarihi vebalini, savaş görmüş eşitleri kadar ciddiye almazlar.Bir öğrenci tarih öğretmenine soruyor:“Birinci Dünya Harbi’nin sebep olduğu yıkım, insanlığı neden İkinci Dünya Harbi’nden koruyamadı?” Hoca cevap veriyor:“Çünkü çocuğum, birinci harpte yeteri kadar general ölmedi!” Bizim sivil ve asker liderlerimiz de ciddi bir savaş görmediler ama İsrail’le yaşadığımız ciddi kriz karşısında ölçülü ve sorumlu davranmayı buna rağmen şimdilik başarıyorlar.Gazze’deki çaresiz Filistinlilere yardım götüren konvoya İsrail’in haydutluğu bölgenin iki yakın müttefik ülkesini karşı karşıya getirmiş, haklı tepkilerle savaş kışkırtmaları birbirine karışmıştır.Dün Güney Amerika gezisinden dönerken Başbakan Erdoğan’ın gazetecilere yaptığı açıklama, endişe ağırlıklı bir merakın yürekleri daraltmasına sebep oldu.Başbakan “Umarım aldığımız son kararlar milletimize hayırlı olur” dedi.Oysa Başbakan Vekili olarak Arınç bir gün önce “Hiç kimse bu olay sebebiyle İsrail’e savaş ilân etmemizi beklemesin. Böyle bir şey olmaz” demişti.Acaba Başbakan’ın sözünü ettiği “son kararlar” kökten bir değişiklik mi getirecekti?Herkese net mesajlarBaşbakan’ın saat 11’de başlayacağı ilân edilen konuşmasına iki saat geç başlaması aradaki zamana aşırı bir gerilim ve endişe yükledi.Nihayet AKP Meclis Grubu kürsüsüne çıkan Başbakan Erdoğan suçlama tonu ağır, uyaran mesajları dikkatle seçilmiş doğru sözcüklerden oluşan konuşmasını, bilinen hitabet yeteneği ile yaptı.İsrail hükümetine ve uluslararası camiaya yönelik istek ve uyarıları netti:“Herkes sussa, gözünü yumsa, sırtını dönse bile biz Gazze’ye sırtımızı dönmeyecek, Gazze için haykırmaktan vazgeçmeyeceğiz..” “İsrail yönetiminin saldırgan tutumları şüphesiz ki bir yerlerden aldığı güçten kaynaklanıyor. ‘Her yaptığın yanına kârdır’ diyemeyiz. Bu yönetim bunun bedelini ödemek durumundadır.” “Uluslararası camia olayı soruşturmalı ve hukuki karşılığını vermelidir. Türkiye olarak bu işin peşini bırakmayacağız.” Tekrarına izin... Asla!İsrail’de iktidarı destekleyen sağ basın bile yardım gönüllülerine karşı uluslararası sularda gerçekleşen haydutluğu ve caniyane müdahaleyi, ileri demokrasilere özgü bir dürüstlük içinde eleştiren başlıklar ve yazılarla çıktı.Ülkenin en büyük gazetesi Yedioth Ahronot, Başbakan’ın Savunma Bakanı Barak’ı görevden alarak bir yandan faturayı öderken bir yandan da Gazze’ye ambargo politikasına son verebileceğini yazdı.İsrail kamuoyundaki çözüme yönelik eğilim Başbakan Erdoğan’ı da etkilemiş olmalı ki konuşmasında hep hükümeti hedef aldı. İsrail halkını bu hak hukuk tanımayan saldırgan politikanın ortağı değil mağduru konumuna koyarak göreve çağırdı:“Şimdi zulme ‘dur’ demek sırası İsrail halkı olarak sizdedir!” Barış umutlarının yaşaması, Filistin halkına reva görülen haksızlıkların son bulması arayışlarında Türkiye ve İsrail’in işbirliği köprülerini yeniden kurmalarına bağlıdır.Gecikmenin doğuracağı tehlikeler bundan sonra hangi boyutlara varabilir?Son kriz umarız, gecikmeden doğacak sonuçların vahameti hakkında herkesi uyandırmıştır!
Akdeniz’in suları dün insanlık değerlerine karşı işlenmiş ağır bir suçun utancına ve kana bulandı.Gazze’de 35 aydır aç ve hasta, abluka altında inleyen bir buçuk milyon insana yardım götürmeye çalışan barış filosu, üstelik uluslararası sularda alçakça saldırıya uğradı.İsrail askerleri, çeşitli din ve uluslardan silâhsız sivillerin oluşturduğu aktivistlere hunharca ateş yağdırdı.İsrail makamlarının, bu katliamı mazur göstermek için ürettikleri bahanelerin hiçbir inanılırlığı yoktur.Gazze’de yaşanmakta olan insanlık faciasına son vermek için canlarını tehlikeye atan eylemcilerin önemli bir kısmı farklı dinlere mensuptular. Hareketi kötülerken bu insanların El Kaide ve HAMAS tarafından güdüldüğünü iddia etmek, İsrail’in itibarlı Ha’aretz gazetesinin yazarı Gideon Levy’nin dediği gibi “itibar kırıcı bir ahmaklık”tır.Ha’aretz yazarı, ablukayı değil de yardım götüren filoyu yasadışı ilân eden İsrail hükümeti ile alay eden yazısında, faciayı yaratan hazırlığı şu ifadelerle deşifre etmişti:Barış yapıcı rolümüz“Operasyon hazırlıkları maskaralığa benziyor. Hapishane hücrelerine sızmakta uzmanlaşmış komando birliği Masada’nın yanı sıra donanma komandoları konuşlandırıldı. Neye karşı?.. İsrail propagandasının lekelemeye çalıştığı vicdanlı insanlar olan birkaç yüz eylemciye karşı..” Başbakan Erdoğan haklı; İsrail’in yarattığı vahşet, devlet terörüdür.Şili’den yaptığı açıklamada Başbakan, barış filosunun temsil ettiği çok uluslu kimliğin BM ve AB gibi uluslararası kurumları harekete geçirmesi gerektiğini belirtirken haklı bir çağrı yapmıştır.Çünkü olay salt Türkiye’nin meselesi değildir. Bizi Batı’dan uzaklaştırmak için her fırsatı değerlendiren güçlerin oyununa gelmemeliyiz.İsrail’in barışa hizmet etmeyen ve tepkisiz kaldıkça hoyratlığını tırmandıran tutumu bölge ve dünya için tehdittir.İsrail’in ölçüsüz şiddetinden en ağır yarayı bir Türk gemisinin alması, bu onursuz saldırıya tüm dünyanın, tüm insanlığın hedef olduğu gerçeğini değiştirmez.Kaldı ki bölge ve dünya barışı burada en çok Türkiye’nin barış yapıcı özelliğinin zarar görmemesini talep ediyor.Aklın denetiminde...Başbakan’ın Musevi kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, İsrail’in Müslüman vatandaşlarının durumuna asla düşmeyecekleri garantisini vermesi dikkat çekiciydi.Türkiye bir ırk ve din devleti değildir.Böyle olaylar ardından bazı vatandaşlarımızın endişeye kapılabileceklerini hesap etmek iyi bir duyarlık ama utandırıcı bir tedbir ihtiyacıdır.Ayakları yere basan bir dış politikanın önemi artıyor.“Uslu çocuk” olmanın yanlışından dönelim ama afacanlıkta aşırılığa kaçmanın risklerini de görelim.Üç günde teröre 12 şehit daha verdik. Anaların yüreklerindeki yangını söndüremiyoruz. Ne oldu açılım?Hani güzel şeyler olacaktı?Terörist başı işaret verdi, katiller kan dökmeye başladı.Kötü siyaset yüzünden bölücü taleplerin beklentileri yükseltilmiştir.İskenderun’daki deniz birliğine pusu kuran ve 6 askerimizi şehit eden katiller hemen yakındaki Suriye sınırından geçmiş olabilir mi?Suriye ile vizeyi kaldıran siyasetçilerimizin ölümcül bir hata yapıp yapmadıklarını şimdi tekrar değerlendirmeleri gerekmez mi?
Heyecanlanmış ve beklentileri körüklenmiş bir toplum obur bir canavara benzer.Beslenmediği zaman sahibini bile yer!Yarattığı rüzgârı sürekli kılmanın zorluğunu Kılıçdaroğlu ile konuşurken bu sorunun onu da düşündürdüğünü gördüm.Yeni bir yönetim anlayışı ile ve yeni katılımların sağlayacağı dinamizm sayesinde iktidara yürüyeceklerini söyledi.Partinin Merkez Yönetim Kurulu dün belirlendi. Acaba yeni liderle gerçekleştirilen bu ilk seçim, ümit rüzgârlarını destekleyen bir başarı olarak değerlendirilebilir mi?Bu soruya duraksamadan “evet” cevabı vermek kolay değildir.CHP’nin köklü değişime ihtiyacı vardı. Baykal’ın yerine Kılıçdaroğlu’nun geçmesi bu partideki özel durum nedeniyle köklü bir değişim sayılamaz.Herkes biliyor ki CHP’deki zorlukları yaratan sebeplerin belki de yarısı Genel Sekreter Önder Sav’dan kaynaklanıyordu.Yeni lidere uyarımızÖnder Sav, Kılıçdaroğlu’nun CHP’sinde de Genel Sekreter; neden?İnandırıcı bir açıklaması olmalıdır bunun.Aksi takdirde “Baykal’ı o gönderdiği için teşekkür borcu ödendi” denilecek veya “örgütün şifrelerine hakim kişidir” diye boyun eğildiğine hükmedilecektir.İstanbul İl Başkanı Tekin’in MYK’ya sokulmaması, örgüte ne ifade eder bilemeyiz ama umutlanan yığınlarda soğuk duş etkisi yaratacaktır.Önder Sav ile Gürsel Tekin arasında sürtüşme bulunduğu biliniyor.Sav yeni dönemde de beğenmediği adamları tasfiye edecekse Genel Başkan’ın bir süre sonra ezber konuşan vasat insanlarla baş başa kalacağını görüp şimdiden tedbir alması gerekir!Gürsel Tekin niçin MGK’da yok?Bu soru da ikna edici bir cevap bulmalı.Genel Sekreter Sav dün soru soran gazetecilere “Olayı kişilere indirgemeyin” diye karşılık verdi.Her şey insana bağlıTipik tek parti tepkisidir bu sözler. “Büyüklerinize güvenin kafanızı yormayın” telkini içeren bir aşağılamadır...Bu zihniyete Kılıçdaroğlu fırsat vermemelidir. Elbette bu olayı da, her siyasi olayı da kişilere indirgeyeceğiz.CHP’nin yeni bir umut rüzgârı yaratarak iki-üç gün içinde iktidar alternatifi haline gelmesine “bir kişi” sebep olmadı mı?CHP’nin üstlendiği “olay”ları “kişi”ler yaratacaktır. Kişiler ne kadar önemsenirse yaptıkları da o kadar etkileyici olacaktır.Eski CHP’de parlamaya başlayan yeniler ilerde çıban başı olmasın diye terbiye edilir, direnenler tasfiye edilirdi. Son bir yılda popülerliği artan İstanbul İl Başkanı Tekin’in aynı zihniyet tarafından yolunun kesilmesi, “Ne değişti?” sorusunu gündeme getirecektir.Kemal Kılıçdaroğlu, kendisine umut bağlayan yığınları ikna etmelidir.Hem de “olayı Gürsel Tekin’e indirgemek”ten korkmadan!***Teşekkür mü istiyor!Çalışma Bakanı Dinçer, grizu kurbanlarının vücutlarında yanık bulunmadığı için “Güzel öldüler” demiş.O madenciler de ölürken son yolculuğun eşiğine geldiklerini bilmek ve yaradana şükür edecek zamana sahip olmak isterlerdi herhalde.İktidar sorumlularının bu ölümleri “güzel” göstermeye çalışmaları, kusurlarını örtmenin beyhude gayretleridir.Teselli değil bu sözler, gevezelik!Sorumluluklarında başa gelen ölümleri bile metheden bir iktidar görülmüş müdür acaba?