Bizdeki siyaset topluma “vuvuzela” sesi gibi yansıyor çoğu konularda. İnsanlar paylaşılamayan bir şeyler için sürekli kavga edildiğini görüyor ama o kadar... Çünkü bu har-gürün eleştirdiği, önerdiği veya düzelttiği bir şey pek olmuyor.Uğultu sadece taciz ediyor.Üst üste binmiş düdük sesleri neticede.Şimdi bu hengâmeden terörle mücadele siyasetini çekip çıkarmak, büyük bir yenilik olacak.Bize sadece terörü yenmenin değil siyaseti yeniden yapılandırmanın da yolunu açabilir çünkü.İşler yolunda gitse Başbakan partilere gidip “açılım” diye ne yapmaya çalıştıklarını anlatmak ve onlardan ne düşündüklerini dinlemek zahmetine katlanmazdı.Yenilgi en iyi öğretmendir, yeter ki fırsat tanınsın.Başbakan üstüne düşeni yapıyor.Açılımdan aylar sonra öteki partilerin ayağına giderek yeni bir strateji oluşturacağını belli etmesi ülke için de şanstır.Şimdi muhalefet partilerine düşen, bu adımı attığına iktidarı pişman etmemektir.Hürriyet’ten Metehan Demir yazdı dün. Son dış gezisi sırasındaki bir sohbet ortamında Başbakan’ın söyledikleri, uzun zamandır süren bir yanlıştan dönüleceği umudunu veriyor:“Karşılıklı eylemsizlik olacakmış da böylece kan akması duracakmış!.. Karşılıklı eylemsizlik nedir ya, böyle şey olur mu?Bunu nasıl söylerler?Terör örgütünün eli silahlı üyelerinin dağlarda, kırsalda dolaşmasına nasıl müsaade edilir? Hangi ülkede bu olur?”Doğru tepki budur. Ama gerek Başbakan gerekse İçişleri Bakanı önceki konuşmalarında eylemler ile operasyonlar arasında ilişki kuran ifadeler kullanarak hata yapıyorlardı.PKK saldırmadığı zaman operasyonların da “minimize” hale geleceğini söylüyorlardı.Doğru olan bu değil, Başbakan’ın tepkisini ortaya koyduğu sohbetteki kararlılıktır.Habur rezaletinden sonra yaşadıklarımızdan şunu öğrendik:Terör örgütüne yönelik tedbiri ihmal eden bir anlayışla demokratik açılım olmadı, olamaz.Terör örgütü ile her şart altında savaşan bir kararlılık ise, açılımın önünü tıkamaz, tam aksine o adımları daha samimi ve daha inandırıcı kılar.Demokratik açılımın muhatabı halktır.Teröristin hakkı ise, silâhı bırakana kadar devletin gazabıdır, azaptır!Cüzdanınıza dikkat!Hayali ihracatçıların yaptıkları iş vatandaşın arka cebinden cüzdanını çalmaktır.Çünkü hak edilmemiş paraları hile yaparak Hazine’den alma suçunu anlatacak hırsızlık ve dolandırıcılık dışında kelime yok.Türk halkı hayali ihracat soygunları ile Özal döneminin ihracat hamlesi sırasında tanışmıştı.Zaman içinde teşvik tedbirlerinin daraltılması sayesinde olaylar azaldı.Dün gelen bir haberle adeta zaman tüneline girdik. Gümrük Muhafaza ekipleri, 11 ili kapsayan uzun soluklu bir operasyon sonunda 104 milyon liralık hayali ihracat vurgununu ortaya çıkarmışlardı.Savcılık suçla ilişkili olduklarından şüphe edilen 29 firma sahibi ve sorumlusu kişi ile bazı kamu personelini bugün mahkemeye gönderecek.Hükümet hayali ihracatın hortlamasına izin vermemelidir. Çünkü bu ballı kazanç, zaten kötü karakterli kişileri azdıracağı gibi, kriz nedeniyle darboğazda olanları da yoldan çıkarabilir.İhracat kalemlerinde KDV iadesi yoluyla verilen teşvik oranları ölçülü tutulmalı, yüksek teşvik gören malların ihracat işlemleri daha sıkı kontrol edilmelidir.Yoksulluk ve işsizlik zaten halkın belini büküyor.Yoksullarla işsizlerin çaresizliğine belki çare olacak kaynakları da Hazine soyguncusu üç kâğıtçılara kaptırmayalım!
Böylesine ağır bir suçlama ve şüphe kampanyası karşısında hiçbir ordu ayakta kalamazdı.Türk Silâhlı Kuvvetleri, milletin gönlünde ne kadar sağlam bir yer bulmuş ki halâ “en güvenilir kurumlar”ın başında durmaya devam ediyor.Ama dikkat; güven ve itibar kaybının durdurulması, hatta hızla telâfi edilmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.Davaları hızla sonuca götürecek çabaların hem sivil hem askeri yargıda artırılmasını sağlamaktan başka çıkış yoktur.Türkiye terörle savaşıyor.Ayrıca dışarda talip olduğu yeni rollerin doğurduğu riskler var. TSK’nın gücüne zarar verecek her türlü etkiden, şüphelerden bir an önce arınmak zorunlu.Dün bu yolda sürpriz bir gelişme yaşandı.“İrtica ile Mücadele Eylem Planı” ile ilgili soruşturmayı tamamlayan Genelkurmay Askeri Savcılığı, belgenin Kurmay Albay Dursun Çiçek tarafından hazırlanıp imzalanmış olduğu sonucuna vardı.Sürpriz sadece askeri savcının Albay Çiçek’i suçlaması değil. Yöneltilen suçlama da beklenmedik bir durumu yansıtıyor:Askeri Savcıya göre Albay Çiçek’in kaleme aldığı plan, üstünde yazıldığı gibi “irtica ile mücadele” amacına, o bağlamda “AKP iktidarını ve Gülen cemaatini bitirme“ hedefine yönelik değildir.Çok daha başka bir niyete, çok kişisel bir hevese hizmet etmektedir:2007 yılı Yüksek Askeri Şurası’nda beklediği terfiyi elde edemeyen Albay Çiçek “kırgınlık ve kızgınlık sonucu” komuta kademesinden ve TSK’dan intikam almaya karar vermiş, bu amaçla söz konusu planı yazarak medyaya sızdırmıştır.Sürprizler bitmiyor.. Halen İstanbul 13. Ağır Ceza’da aynı iddialar kapsamında yargılanan 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk ile Erzincan C. Başsavcısı İlhan Cihaner‘in yeni bulgular ışığında mağdur oldukları tesbitini yapan iddianame bu isimleri “şüpheli“ değil “mağdur“ listesine aktarıyor.İnsanda hayal kırıklığı ve kafa karışıklığı yaratan sersemletici bir hikâye bu. Sebep olacağı tahribat öteki ihtimaller yanında asgari düzeyde kalacağı için doğru çıkmasını ülkenin iyiliğini isteyen herkes temenni eder ama böyle bir hikâyeye nasıl inanacağız?Askerlik bir fazilet ve özveri mesleğidir.Bu mert olmayan intikam hevesini ve ihanet sayılacak ağırlıktaki komployu bir kurmay albaya nasıl yakıştıracağız?Türkiye son yıllar, alışılmadık pek çok şeye katlanmayı öğrendi.Adil bir mahkemenin vereceği her karara dayanabiliriz.Arınç yine oynuyorKimilerine göre Başbakan Yardımcısı Arınç Başbakan’dan daha tehlikeli bir rakiptir.Çünkü o açıktan vurmaz.Överken bile hesap yapar.Dün bir mülâkatını okurken neyin peşinde olduğunu merak ettim.Kılıçdaroğlu’nun genel başkan koltuğuna oturmasından sonra CHP’nin çekim merkezi haline geldiğini söylüyordu.CHP’deki güçlenmenin kendi partilerinde bile hissedildiğini belirterek değişimin getirdiği olumlu etkiyi övüyordu.Galiba anahtar cümle şuydu: “CHP çekim merkezi haline geldi ancak bunun lider değişimiyle sınırlı kalmaması gerekiyor.”Arınç Meclis Başkanlığı’nın talep ettiği tarafsızlığı bile taşımakta çok başarılı değildi.O nedenle bu övgünün, bir süre sonrası için planladığı eleştiri kampanyasının zemini olması ihtimali mevcuttur.Yakında onu TV ekranlarında “CHP’deki değişimi biz bile destekledik ama yazık ki lider değişimi ile sınırlı kaldı“ diye konuşurken görmek şaşırtıcı olmayacaktır.Kılıçdaroğlu için en akıllı cevap, değişimi sürekli kılarak Arınç’ın oyununu bozmaktır.El mi yaman, bey mi yaman, göreceğiz!
Bir arada yaşayabilmenin gerektirdiği akıl ve sevgi sadece Kürt ayrılıkçılarda yok sanıyorduk.Meğer Kürt dışı unsurların oluşturduğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında da mevcutmuş bu yokluk ve yoksunluk.Baksanıza birkaç gün içinde kuru ot yangını gibi her yanımızı sarıverdi tartışmalar.Biz hiçbir zaman ırk devleti olmadığımızı başkalarını zaptetme amacı gütmeyen bir cumhuriyet kurduğumuzu söyleyerek övündük hep.Bu hoşgörü, bu paylaşma ve kaynaşma iradesi, çok sayıda etnik kökenden harmanlanmış bir ulus yaratmıştır.Ve o ulus, Kurtuluş Savaşı’nda ödenmiş kan bedeli karşılığında bağımsızlığını kazanmış ve barışı hak etmiştir.Yani “Kürtlerle beraber yaşamak zorunda mıyız?” sorusunu ortaya atanların hiçbir mazereti yoktur.Terörle mücadelede siyasetçilerin yetersiz kalması ve başarısızlığa düşmesinin sorumlusu niçin Kürt kökenli vatandaşlar oluyormuş?Onlar arasındaki bir kısım ayrılıkçının uyguladığı veya desteklediği şiddet, niçin hepsine fatura ediliyor?Kürt kökenli vatandaşlara kapıyı göstermeye kalkanlar bu hakkı kimden ve nereden alıyor?Kimsenin haddine değilDün karamsarlık içinde bu soruların cevaplarını arıyordum ki BDP Milletvekili Hasip Kaplan’ın isyanını okudum.Birden içim aydınlandı.Aklın ve vicdanın cinnet karşısında kendini bu kadar iyi ifade edebildiği, insanları ayrımcılığın zalimliğinden bu kadar şefkatle koruduğu az konuşma vardır.Altına imzamı attığımı baştan belirterek sütunuma özetini aktarıyorum:“Türklerle Kürtler ayrılmayı konuşmalıdır denmesi bu halka, bin yıllık tarihimize Çanakkale’de, Dumlupınar’da yan yana yatan şehitlerimize yapılacak en büyük saygısızlıktır.Bu, Hitler’in soykırım tezleriyle aynı gördüğüm son derece tehlikeli bir yaklaşımdır.Türkiye’de tartışılmayacak bir şey varsa o da bu ülkenin birliği ve bütünlüğüdür.Bu ülkede Kürt ve Türklerin ayrılmasını tartışmak kimsenin haddine değildir.Bu düşünce özgürlüğü kapsamında asla görülemez.Başbakan bir istatistik yaptırsa kaç milyon insanımızın Türk, Kürt, Çerkez ve Arap ile evlendiğini görür.Bunların çocukları nasıl ayrılacak?Ben Kürtüm, eşim Türk.Benim çocuklarımı nereye koyacaklar?Birini Şırnak’a, birini Kırklareli’ne mi?Medya ayrılmayı değil, birlikte yaşamayı diktatörlüğü değil demokrasiyi, hukuksuzluğu değil insan haklarını tartışmaya açmalıdır.”Unutmayalım; insan sevgisi taşıyanlar için terörle savaş onur borcudur.Savaşma cesareti gösterecek yerde ülkeyi bölmeyi, insanları sürmeyi çare zannedenler umarız hep yalnız kalacaklardır!Ah monşerlerHitabet iyi ama içeriği çelişkilerle dolu ise buna demagoji derler...Başbakan’ın konuşmalarını izlerken çok sık olarak bu duyguya kapılıyorum.Mesela Bosna’ya giderken “terörle mücadelenin yalnız iktidarın sorumluluğu olmadığını” söyledi.Başbakan’ın başarısızlığa ortak ettiği muhalefeti anayasa yaparken bile dışarda tutması çok yaman bir çelişki değil mi?Dün de Belgrad’ta “Bizim Kosova ile ilgili davranışımız hiçbir zaman Sırbistan ile olan ikili ilişkilerimizi gölgelemeyecektir” dedi.Böyle bir şey mümkün mü?Arada gölge bir yana leke var, kan lekesi... Başbakan’ın bir gün önce katıldığı tören Srebrenitsa’da 8 bin Bosnalı erkeğin katledilişinin 15’inci yıldönümü değil miydi?Avrupa’nın kalbine insanlık ayıbı o hançeri saplayan Sırplardan değil miydi?Uslu dinleyiciler bulup onlara...“Ermenistan’a karşı davranışımız Azerbaycan’la ilişkilerimizi;İran’a karşı davranışımız ABD ile olan ilişkilerimizi;Hamas’a karşı davranışımız İsrail’le ilişkilerimizi gölgelemeyecektir” diyebilirsiniz belki ama sadece kendinizi kandırırsınız.Başbakan’ın monşerlerden özür dileyeceği gün hızla yaklaşıyor gibi...
Hiçbir parti “İktidarda çok oturdum, kirlendim. Bu seçimi kaybedeyim de biraz dinlenip temizleneyim“ demez.Sahip olduğu bilgilenme ve denetleme olanaklarını kullanarak buna toplum karar verir. Demokrasinin gücü bu yenilenme ve arınma olanağını sürekli işler halde tutmasıdır.Ama Türk halkı bu yönden çok şanslı değil.Partizanlık, denetleyen ve bilgi akışı sağlayan kurumları görevlerini yapamaz hale düşürdü. Denetim kurumları ile medyanın büyük kesimi iktidarın emri altına girdi.Terörle, işsizlikle, yoksulluk ve yolsuzlukla mücadelede büyük bir başarısızlık yaşanıyor.Bölücü teröre karşı uygulanan hayalci politikalar PKK’ya siyasi taleplerini tehditler savurarak dayatma cüreti kazandırmıştır.Açıklanan son rakamlar, 5 yılda Türkiye’deki milyoner sayısının 15 binden 31 bin kişiye yükseldiğini gösteriyor.Zenginlerimizin artması elbette iyidir. Ama eğer yoksullar ve işsizlerin sayısı artıyorsa zenginlerdeki artışın sağlıklı bir gidişe işaret ettiğini söyleyemeyiz.Böyle bir dengesizlik, gelir dağılımındaki adaletsizliğin habercisidir. Ve bu gerçeği en açık biçimde iktidarın Milli Görüş’ten kardeşi olan Saadet Partisi’nin Genel Başkanı Numan Kurtulmuş ifade ediyor:“AKP yönetici kadrosu içinde yer alıp da yakınları ile beraber zengin olmayan kalmadı!”Bu ülke kendi zenginini yaratma konusunda daha gözünü karartmış bir iktidar görmedi.Sekiz yılda tek dokunulmazlık dosyasını bile ele almayan bir meclisi de dünyanın hiçbir yerinde bulunamazsınız.Bu gerçek AKP iktidarının niçin yargı ile sürekli savaş halinde olduğu sorusuna en doğru cevabı veriyor.Türkiye’nin önünde yargıyı tümüyle iktidar emrine sokacak bir referandum var. AKP niçin yüksek yargıyı ele geçirmek istiyor?CHP lideri Kılıçdaroğlu dün Balıkesir’de bilinen cevabı tekrarlıyordu:“Bunlar, yaptıkları yolsuzlukların hesabını vermemek için kendilerine uygun yargı düzeni kurmak istiyorlar.”Aslında AKP’lilerin Kılıçdaroğlu’na hasımmış gibi değil, muhtaç hale geldikleri dinlenme ve arınma molasını sağlayacak şans olarak bakmaları gerekir. Ama tabii siyasetin doğası böyle bir kabule müsait olmadığı için sistemin yüklediği görevi Kılıçdaroğlu’nun yerine getirmesinden başka çıkış yok.CHP’nin yeni lideri tarihi misyonunu yerine getirebilir mi?İl Başkanları Toplantısı’nda örgüte verdiği direktifler, onun doğru hedefler göstermeyi bilen, iktidar alternatifi yaratma yeteneğine sahip bir lider olacağı ümidini güçlendirmiştir.İktidar değişikliğinin ihtiyacı olan heyecan meydanlara gelmiş görünüyor.Şimdi mesele, doğru projeler üreterek halktaki umudu büyütmektir. Yakınmayın, yapın!Hükümet, demokratik devlet aygıtının bir parçasıdır.Ama AKP iktidarı sekiz yıldır bütünleşmeyi sağlayamıyor. Halâ kendini yabancı gibi hissediyor. Halâ devletin öteki kurumları ile kavga ediyor.Devlet Bakanı Bağış dün doğru şeyler söylüyordu: Üç-dört aylık eğitimde dört-beş kurşun atan 20 yaşında gençlerle terörün kökünü kazımak kolay değil.Önerdiği çare doğrudur:“Kısa vadede özel eğitim almış, iyi donatılmış, tecrübeli askerlerden oluşan bir güce, uzun vadede ise profesyonel bir orduya kavuşmalıyız.”Anayasayı değiştirme gücüne sahip olarak sekiz yılını tamamlamış bir iktidara, sıra sıra şehit cenazeleri gelirken fikir jimnastiği yapmak yakışmıyor. Sorarlar çünkü:Doğru bildiğinizi niye yapmıyorsunuz?Elinizi tutan mı var?
Anayasa değişikliği sürecinde son raunda geldik. Önemli sonuçlar doğuracak referanduma iki ay kaldı.Mesele o kadar karmaşık ki, halkın büyük kesimi ne oy vereceğini bilemiyor.O yüzden çoğunluk, desteklediği partiye bakarak tavır belirleyecek, oyunu o yönde kullanacaktır.Böyle bir propaganda zemini, bilgiden çok önyargıdan besleniyor ve tabii yıpratıcı oluyor. Adalet Bakanı Ergin VATAN’a verdiği mülâkatta özetle şunu diyor:“İki aydır yüksek yargıda yaşanan olayları alt alta koyduğunuz zaman bu mevcut yapılanmanın reforme edilmesine niye ihtiyaç olduğunu görürsünüz..”Ne kadar yanıltıcı ve insafsız?İktidar yüksek yargıyı zaptetmek için harekete geçtiğinde öyle kışkırtıcı hamleler yaptı ki yüksek yargı kendini savunmak ve doğruları anlatmak için gereğinden fazla konuşmak zorunda kaldı.İşte şimdi iktidar, yüksek yargının meşru savunma çıkışlarını “böyle yargı olmaz” diyerek “katli vaciptir” duygusu yaratmak için kullanıyor.İktidar kampanyada bu kozu yoğun biçimde kullanacak, Anayasa Mahkemesi’nin son kararına rağmen yargıyı CHP ile ilişkili göstermekten vazgeçmeyecektir.İktidar kontrolüne giren yargının sebep olacağı kötülükleri sayıp dökmek referandumdan “hayır” çıkarmak isteyen muhalefete yetecek mi?Yetmeyecektir.. O nedenle CHP ve MHP kampanyayı “güven oylaması“ zeminine kaydırmaya çalışacaktır.A&G Araştırma Şirketi’nin Başkanı Adil Gür dünkü Akşam’da evet ve hayır oylarının bugün itibariyle dengede olduğunu, sonucu liderlerin kampanya performanslarının belirleyeceğini söylüyordu.Bana da “Mağduru olmayan bir yarışa gidiyoruz ilk kez” dedi ve AKP seçmeninin, terör ve işsizlik ülkeyi kasıp kavururken enerjisini devlet kurumları ile kavga ederek harcayan partisine sinirlenebileceğini anlattı.Muhalefet AKP seçmeninin kafasında böyle bir eleştirel düşünce uyandırabilir mi? Bu mümkündür.Referandum iktidar değişikliğine sebep olmayacağı için akıllı bir kampanya, AKP’li seçmeni partisine “sarı kart“ göstermeye ikna edebilir.Denge o kadar hassas ki, küçük çaplı bir kayma da sonucu değiştirebilir!Rüyasına girsin!Avrupa Konseyi’nden gelen uzmanlar Öcalan’ın yalnız terörist değil, yalancı bir terörist olduğunu belirlediler.Öcalan geçen yılın Kasım’ında yeni koğuşuna geçirilmiş “İmralı’da tecrit altındayım. Nefes alamıyorum“ diye bir haber uçurmuştu.Bu tahrikin yarattığı nefret ateşi Güneydoğu kentlerini kasıp kavururken İstanbul’daki bir olay, PKK’nın evrensel ölçekte bir insanlık düşmanı örgüt olduğunu tarihe geçirdi.İstanbul’da üniversite adayı tertemiz, güzel bir kız Serap Eser, bebek katilinin kışkırttığı çocukların hedefi oldu. Serap molotof kokteyli atılan belediye otobüsünde yandı.Avrupa Konseyi uzmanlarının İmralı’da yaptıkları araştırma ardından hazırladığı rapor, tecrit iddiasının doğru olmadığını, cezaevi koşullarının “yüksek standartta” olduğunu belirledi.Kırk bin insanın ölümünden sorumlu bir katilde utanma duygusu olamaz.Müebbetten öte ceza yok; suç işlemekten de korkmaz.Bu raporun ışığında acaba günahsız bir genç kızın hayatını söndürdüğünü hatırlayarak vicdanında küçük bir sızı duyar mı?O duygu ileride başka hayatları söndürecek tahriklerden onu alıkoyar mı?Ona beddua etmekten başka elimizden bir şey gelmemesi ne kadar kötü!
Başkentte iktidar çevreleri “bu sefer çok iyi iş çıkardı” diye Haşim Kılıç’ı övüyorlar.Anayasa Mahkemesi üyeleri üzerine yapılan baskıdan, medyanın kurgulanmasına karar toplantısının planlanmasından meselenin özüne zarar vermeyecek bir-iki iptal kararı çıkarılmasına kadar her şey, altın bir zincirin mükemmeliyetini sergiledi.Dün dediğim gibi, iktidar kanadından yükselen eleştirileri önemsemeyin.Ciddi değil bunlar.Gerçeği Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek söyledi. Kendisi, taktik gereği rol yapmaya razı edilecek kıratta siyasetçi değildir. Ve o, AKP hesabına “Anayasa değişikliği paketinin AYM’den çıkan son haliyle de çok iyi” olduğunu teslim etmiştir.Bağımsız otoriteler, değişiklikler referandumdan geçerse yargının tamamiyle iktidar denetimine gireceğini söylüyorlar. Yani yargı bağımsızlığı tarihe karışacak demokratik hukuk devletine ilerlememiz uzun bir zaman için duracaktır.Mahkeme, yüksek yargı kurumlarına üye seçimi kuralını paketten cımbızla çekerek iptal etti. Ve bunu hukuk devleti ilkelerine aykırılık var mı diye bakarken yaptı.Bir şaşırtmaca olabilir mi?HSYK Başkanvekili Kadir Özbek dün şu değerlendirmeyi yaptı:“İptal ediliyormuş gibi izlenim verilerek iptal edilmemiş bir karar ortaya çıkmıştır. Yazık oldu!”Yani iktidar partisi şimdi şunu söyleme avantajı elde edecek:“Muhalefet, yüksek yargıdaki seçim yöntemine itiraz etmişti. Mahkeme itirazları dikkate alarak muhalefetin iptal talebini yerine getirdi. Daha ne istiyorlar?”Bu propaganda, işin ruhunu kavrama yeteneğine sahip bulunmayan büyük kitleyi etkileyecek, muhalefeti zora sokacaktır.İktidar için çözüm daha kolay. Çünkü üniversitelerin çoğunu laiklik karşıtı rektörlere teslim ederken kazandığı uzmanlığı şimdi yargı kurumlarını ele geçirmekte kullanacaktır.Peki bunun sonu nereye varır?AKP’nin anladığı adalet belli:Tabii ki özel yetkili mahkemelerin ve Silivri yargılamalarının model olduğu bir adalet düzenine...Yüksek mahkemenin gerçekleştirdiği iki küçük taktik iptal, muhalefet cephesini ek desteğe muhtaç hale getiriyor.O nedenle referandumu iktidar için aynı zamanda “güven oylaması” haline dönüştürmek akıllı bir hamle olabilir!Eksen kaymasıİktidarın şişirilmiş dış politika şöhreti ömürlü olmadı.Komşularla sıfır sorun siyaseti tekliyor.Arapların kahramanı olmak hevesiyle göze alınan çıkışların rantını sürekli kılmanın imkânsızlığı kendini gösteriyor.Acaba iktidar bunları görüyor mu?Geçen gün Suriye Devlet Başkanı Beşar Esat, İsrail’le ilişkileri bozulmuş bir Türkiye’nin kendileri için eskisi kadar yararlı olamayacağını anlatmaya çalışıyordu.Dün daha önemli ve daha acıtıcı bir tespit yapıldı. Konuşan ABD Başkanı Obama idi ve Türkiye’nin İran’ı koruma bağlamında yaşadığı “eksen kayması”nı değerlendirirken şunu diyordu:“Ankara konusunda yapabileceğimiz şey bağlantıları sürdürmek ve Türkiye için Batıyla entegrasyonunun yararlarını ortaya koymaktır. Evrensel haklara ve devletin laikliğine saygı gösteren bir İslâm’ı temsil etmeyi başarabilirlerse bu bizim için çok iyi olur.”Biz yakın zamana kadar zaten bunu başardığımız için övülüyor ve örnek gösteriliyor değil miydik?Acı gerçek ortadadır: AKP iktidarında 20 yıl geriye gittik bu bakımdan.Laikliğe saygılı bir İslâm mıyız; işte yeniden imtihan kapısındayız.Ne kadar hazin!
Yüksek mahkeme, anayasa değişikliği paketine yönelik iptal istemini reddetti.Değişikliklerin 12 Eylül’de yapılacak referanduma sunulmasının yolunu açan karar muhalefette derin bir hayal kırıklığı fakat iktidar kanadında, gizlenmek istendiği halde saklanamayan bir memnuniyet yarattı.Mahkemenin yaptığı düzeltmeler, AYM ve HSYK’ya üye gönderecek kurumlarda her seçicinin tek adaya oy vermesi usulünün iptali ile sınırlı kaldı.Durum, yargının bu operasyonla iktidar kontroluna gireceği tehlikesinin “bir referandumluk mesafe“ye indiğini gösteriyor.Muhalefetin beklentisi, yüksek yargıdaki değişikliklerin, anayasadaki “değiştirilemez madde“lerdeki hukuk devleti ilkesine aykırılık gerekçesi ile iptal edileceği yönünde yoğunlaşıyordu.İşin “mahkeme şekil denetimi yapacakken esasa girdi“ tartışmalarını fazla önemsememek gerekiyor. Asıl mesele iktidarın başlangıçtaki amacına çok fire vermeden ulaşmış olmasıdır.Nitekim Adalet Bakanı Ergin dün gece “zafer“in tadını çıkarıyor, hedefin 12 Eylül olduğunu sevinç içinde ifade ediyordu.Bir süredir AYM üyeleri “kararı referandumda milletin vermesine fırsat tanıma“ları için yoğun bir telkin bombardımanına tutuldu.Bu çabaların sonuç verdiği görülüyor.Düne kadar söylenen şuydu:“Eğer Anayasa Mahkemesi o iki maddeyi iptal etmezse 12 Eylül’de Türkiye demokratik hukuk devletine devam mı, tamam mı referandumu yapacaktır.”Rejimini hukukun üstünlüğü kalitesine ulaştırmış toplumlar böyle durumlara karşı daha güvenceli oluyorlar. Rejimin sigortalarını işletiyorlar.Örneğin yargıyı iktidar kontroluna sokma tehlikesini, referanduma ihtiyaç duyurmadan göğüslemeyi biliyorlar.Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri işte bunun için vardır.Fakat yüksek mahkeme bu sigortayı işletmedi. Kararı şimdi millet verecektir.Artık bütün mesele, referandumdan çıkacak ‘evet’ veya ‘hayır’ın sonuçları konusunda milletin doğru şekilde aydınlatılmasını sağlamaktır. *****Rezalette son perde!Rezaletin son perdesi bazen iyiliklere vesile olur.Nitekim Giresun Üniversitesi Rektörü’nü atasın diye Cumhurbaşkanı’na sunduğu adayları belirlemekte YÖK’ün göze aldığı ölçüsüzlük isyan yaratacak boya vardığı için bir ümit doğmuştur!Çünkü yapılan haksızlık ve saygısızlık Cumhurbaşkanı Gül’e bile “bu kadarı olmaz“ dedirtmiştir.Oysa YÖK, üniversiteleri “türbana özgürlük bildirisi“ne imza atmış akademisyenlere teslim etme operasyonunu yürütürken düne kadar Çankaya’da hep bir hami bulduğunu hissetmiştir.Gül elliye yakın rektör atadı ve bunların büyük çoğunluğu türbana destek eyleminin “tercihe şayan” kıldığı kişilerden oldu.Ama Giresun’da olay demokrasiye küfür boyutuna vardı.YÖK üniversiteki seçimde en yüksek oyu alan iki profesörü hiç görmedi ve altta kalan üç adayı rektör atasın diye Cumhurbaşkanı Gül’e önerdi. Bunlardan biri sadece 2 oy alan Prof. Yılmaz Can idi.Geç kalmakla beraber Gül’ün çıkışı yine de teselli vericidir. İtirazı, belki bu rezaleti bitiren bir başlangıç yaratacaktır.Laiklikle sorunlu, ısmarlama rektörler zaman içinde yenilenebilir.Ama YÖK’ün hakaretlerini kuzular gibi seyredebilen hocalara nasıl saygı duyacağız?Böyle bir pısırıklıktan çocuklarımız için ne umacağız?
Bir milleti ayrılıklar yaratıp nefret üreterek bölebilirsiniz. Ama bunu Türkiye’de başarmak kolay değil.Çünkü bin yıllık bir alaşımın ürünüdür bu millet. Onu birbirine düşürecek nifakı 40 bin kurban bile yaratamadı.Bölücülerin ihanete teşvik ettikleri kitle yani Kürtler, insanlık onuruna sahip tek yaşamı Türkiye’de buluyorlar.Ezilen bir azınlık gibi değil, ekstra imtiyazlara sahip bir temel unsur olduklarını biliyorlar.Ama tahrik, tehdit, baskı bitmiyor.Terör asit gibi yiyor birleştirici değerleri.İnsanlık suçu olan teröre karşı elde edilen askeri başarılar, ekonomik, siyasal ve kültürel açılımlarla sağlamlaştırılmadığı için “sil baştan” beyhudelikleri sık sık doğuyor.Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un hesabı doğrudur: 26 yılda 30 bin terörist öldürüldü. Örgütün mevcudu 6 bin olduğuna göre şimdiye kadar 5 PKK bitirilmiş.Ama Orgeneral Başbuğ, bölücü örgütün siyasal boyutu ile “inanılmaz derecede endişe verici” hale geldiğini belirterek uyarıyor.Çünkü on gün önce bir teröristin “intikam çağrıları”na sahne olan cenazesine ülkenin birlik ve bütünlüğü üstüne yemin eden bir milletvekili katılmıştır.Komutana göre orada açılan “intikam” yazılı pankart Mehmetçiği öldürme çağrısı idi ve Anayasa’ya bağlılık yemini etmiş bir milletvekilinin orada bulunması “toplumsal çatışmayı tetiklemek”ti, “insanlığa, vatana, millete ihanet”ti.BDP Genel Başkanı Demirtaş da Başbuğ’a sert tepki gösterdi ama siyasetçiler askerlerini kalleş pusularda yitiren ve bu yüzden gözüne uyku girmeyen bir komutanın hassasiyetini anlamalıdırlar.Yapacakları şey de haklı bir eleştiriye cevap yetiştirmekten önce öldürülen teröristleri yücelterek başka gençleri dağa özendiren tutumlardan parti olarak uzak durmak olmalıdır.Çünkü Demirtaş’ın gitmeye devam edeceklerini söylediği cenazeler, ihanete devşirilmiş, öldürmek için saldırırken ölen teröristlerin cenazeleridir.Bakın artık aynı aileden ikinci şehitlerin verildiği bir evreye girdik.Herkes aklını başına toplasın.Evet, aklını yitirmemiş herkes bilir ki terör yoluyla bu büyük ülkeye diz çöktürmek mümkün değildir. Sabır, metanet ve cesaret ihanetin sonunu getirecektir.Burada önemli olan esenliğe mümkün olan en az kayıpla ulaşmaktır.Muhalefet, Başbakan’ın yaptığı görüşme ve teröre karşı işbirliği çağrılarını bir an önce kabul etmelidir.Eşkıyanın Kandil’deki elebaşı İngiliz Times Gazetesi’ne yeni bir saldırı dalgası başlatacakları iddiasında bulunmuştur.İktidarın başarısızlığından yararlanma fırsatçılığının değil, eksiklerini tamamlama özverisi göstermenin zamanıdır.Yandaşlık zor iş!İktidar yandaşı bir gazete dün önemli (!) bir haber vermişti:Sözde PKK’nın elebaşıları Karayılan’ı Fehman Hüseyin ve Cemil Bayık’ı Kuzey Irak’taki inlerinde yakalamak amacıyla istihbarat birimleri “özel ekip” oluşturmuştu.Bu haber okuyucular için mi, yoksa yakalanması için özel ekip oluşturulan eşkıya önderleri için mi yazılmıştı?Haberi oluşturan arkadaşların, eşkıyayı uyararak saklanmalarını sağlamak gibi bir niyetleri olamaz herhalde.Zaten eşkıya da kaçmak, saklanmak gibi bir mecburiyet duymaz.Çünkü böyle bir hazırlığın gazete manşetinden duyurulmayacağını bilirler.Peki niyet ne?Herhalde saf okurları, AKP iktidarının terörle mücadele alanında çok iyi işler yaptığına inandırmak...Bir de manşeti boş bırakmamak.