İş başa düştü!

Haberin Devamı

Yüksek mahkeme, anayasa değişikliği paketine yönelik iptal istemini reddetti.

Değişikliklerin 12 Eylül’de yapılacak referanduma sunulmasının yolunu açan karar muhalefette derin bir hayal kırıklığı fakat iktidar kanadında, gizlenmek istendiği halde saklanamayan bir memnuniyet yarattı.

Mahkemenin yaptığı düzeltmeler, AYM ve HSYK’ya üye gönderecek kurumlarda her seçicinin tek adaya oy vermesi usulünün iptali ile sınırlı kaldı.

Durum, yargının bu operasyonla iktidar kontroluna gireceği tehlikesinin “bir referandumluk mesafe“ye indiğini gösteriyor.

Muhalefetin beklentisi, yüksek yargıdaki değişikliklerin, anayasadaki “değiştirilemez madde“lerdeki hukuk devleti ilkesine aykırılık gerekçesi ile iptal edileceği yönünde yoğunlaşıyordu.

İşin “mahkeme şekil denetimi yapacakken esasa girdi“ tartışmalarını fazla önemsememek gerekiyor. Asıl mesele iktidarın başlangıçtaki amacına çok fire vermeden ulaşmış olmasıdır.

Nitekim Adalet Bakanı Ergin dün gece “zafer“in tadını çıkarıyor, hedefin 12 Eylül olduğunu sevinç içinde ifade ediyordu.

Bir süredir AYM üyeleri “kararı referandumda milletin vermesine fırsat tanıma“ları için yoğun bir telkin bombardımanına tutuldu.

Bu çabaların sonuç verdiği görülüyor.

Düne kadar söylenen şuydu:

“Eğer Anayasa Mahkemesi o iki maddeyi iptal etmezse 12 Eylül’de Türkiye demokratik hukuk devletine devam mı, tamam mı referandumu yapacaktır.”

Rejimini hukukun üstünlüğü kalitesine ulaştırmış toplumlar böyle durumlara karşı daha güvenceli oluyorlar. Rejimin sigortalarını işletiyorlar.

Örneğin yargıyı iktidar kontroluna sokma tehlikesini, referanduma ihtiyaç duyurmadan göğüslemeyi biliyorlar.

Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri işte bunun için vardır.

Fakat yüksek mahkeme bu sigortayı işletmedi. Kararı şimdi millet verecektir.

Artık bütün mesele, referandumdan çıkacak ‘evet’ veya ‘hayır’ın sonuçları konusunda milletin doğru şekilde aydınlatılmasını sağlamaktır.



*****



Rezalette son perde!


Rezaletin son perdesi bazen iyiliklere vesile olur.

Nitekim Giresun Üniversitesi Rektörü’nü atasın diye Cumhurbaşkanı’na sunduğu adayları belirlemekte YÖK’ün göze aldığı ölçüsüzlük isyan yaratacak boya vardığı için bir ümit doğmuştur!

Çünkü yapılan haksızlık ve saygısızlık Cumhurbaşkanı Gül’e bile “bu kadarı olmaz“ dedirtmiştir.

Oysa YÖK, üniversiteleri “türbana özgürlük bildirisi“ne imza atmış akademisyenlere teslim etme operasyonunu yürütürken düne kadar Çankaya’da hep bir hami bulduğunu hissetmiştir.

Gül elliye yakın rektör atadı ve bunların büyük çoğunluğu türbana destek eyleminin “tercihe şayan” kıldığı kişilerden oldu.

Ama Giresun’da olay demokrasiye küfür boyutuna vardı.

YÖK üniversiteki seçimde en yüksek oyu alan iki profesörü hiç görmedi ve altta kalan üç adayı rektör atasın diye Cumhurbaşkanı Gül’e önerdi. Bunlardan biri sadece 2 oy alan Prof. Yılmaz Can idi.

Geç kalmakla beraber Gül’ün çıkışı yine de teselli vericidir. İtirazı, belki bu rezaleti bitiren bir başlangıç yaratacaktır.

Laiklikle sorunlu, ısmarlama rektörler zaman içinde yenilenebilir.

Ama YÖK’ün hakaretlerini kuzular gibi seyredebilen hocalara nasıl saygı duyacağız?

Böyle bir pısırıklıktan çocuklarımız için ne umacağız?

DİĞER YENİ YAZILAR