Sandık söz konusu olduğu zaman bizim millet olarak tek muhatabımız vardır; hükümet.Referandumda ne sorulursa sorulsun cevap ya “Hükümete evet”tir ya “Hükümete hayır”...Halk referandumda kendisinden “Evet” demesini isteyen iktidarın, desteği hak edip etmediğine bakarak bir karar verecektir.Türkiye’nin şu anda eşit ağırlıklı iki hayati sorunu var. Biri terör, öteki işsizlik...İki konuda da iktidar başarısızdır.Teröre karşı zafer kazanmakla ünlenen ordu AKP’nin sekiz yıllık iktidarında 1990’lı yılların zor koşullarına geri dönmüştür.İşsizlik, umutsuz bir hastalık haline dönüşmüştür. Çünkü bu iktidar, bakabilir miyim, eğitebilir miyim, işini hazır edebilir miyim diye düşünmeden her aileye en az 3 çocuk öneriyor. Bu zihniyet değişmezse 5 yıl sonra işsizler azalmayacak, çoğalacaktır.Başbakan halkın meydanlara kulak vererek bu gerçekleri her gün biraz daha net kavrayacağını tahmin ettiği için referandumun konusunu ve zeminini kaydırmaya çalışıyor.En kullanışlı malzemeReferandum için 12 Eylül tarihi bilinçli mi seçildi, yoksa rastlantı mı; bilmiyoruz ama AKP için kurtarıcı oldu.Çünkü referandum konusu olan Anayasa değişiklikleri arasında yer alan şekerli maddeleri iktidar, yargıyı teslim alma amaçlı zehiri halka yutturmak için kullandı.Ama bu gizli kalır mı; sandık gününe kadar en ücra köye kadar anlatılacaktır.İşte tüm bu nedenlerden ötürü 12 Eylül askeri darbesi ve yeni darbelerin korkusunu uyandırmak en kullanışlı propaganda malzemesi olarak seçilmiştir.Peki 12 Eylül’ün acıları, yüksek yargıyı fethetme ve hükmetme ihtiraslarına meşruiyet kazandırabilir mi?İktidar 12 Eylül acılarını sömürmek için çarşının gözünü çıkarmıştır: Kullandıkları model Turizm Bakanı Günay’dır ve kendisi şimdi AKP’ye yontulan o eziyetleri dinci değil solcu kimliğinden ötürü çekmiştir.AKP’nin kendini darbe heveslerinin hedef tahtasında göstererek halkın sahiplenme duygusunu tahrik siyaseti ne süre iş görebilir?CHP lideri Kılıçdaroğlu dün Başbakan’ı zor duruma sokacak bir soru sordu:“27 Nisan’daki e-muhtırayı veren komutan (Büyükanıt) hakkında siz ne yaptınız? Altına kurşun geçirmez zırhlı araç aldınız. Bu mudur sizin darbe mücadeleniz?”Akşam patlayan bombaSözü Kılıçdaroğlu’nun ağzından yeni çıkmıştı ki akşam bir haber bomba gibi patladı:Mahkeme, Balyoz darbe planı soruşturması kapsamında özel yetkili savcıların şüpheli sıfatıyla iddianameye adlarını yazdığı 102 kişi hakkında tutuklama kararı vermişti.Suçlananlar 2003 yılında yapılan bir seminere katılan kimi emekli, kimi muvazzaf, kuvvet komutanları ve yüksek rütbeli subaylardı.TSK, terfi mevsiminde komuta hiyerarşisini etkileyecek bir şokla karşı karşıya kalmıştı. E. Orgeneral Çetin Doğan’ın avukatı haklı olarak soruyordu:“Müvekkilim iki defa tutuklandı, tahliye edildi. Dosyaya şimdi ne yeni bilgi girdi de daha önce tahliye olan yüzlerce kişinin tutuklanmasına karar verildi?”Yedi yıl önce işlendiği iddia edilen bir suçla ilgili davanın şüphelilerini tutuklu yargılamanın ne tür bir haklı sebebi olabilir?Bu durumu iktidar, referandum propagandasında işine çok yarayacak bir piyango gibi görebilir. Ama dikkat etmek lâzım. Mağdurun adresi değişirse -ki oraya gidiyor iş- silâh geri de tepebilir.Ve AKP yapılmayan darbelerin davacısı olarak tarihe geçebilir.
AKP referandum kampanyasında “Sevdamız millet, kararımız evet” sloganını kullanacakmış.Şöyle bir destek de var:“Evet demek demokrasi demek; evet demek özgürlük demek; evet demek adalet demek...”Türkiye’de siyasi mesajlardaki bilgilerin doğru olup olmadığını denetleyen, yani kamuoyunu bilgi kirliliğine karşı koruyan bir sigorta işlemiyor.O bakımdan desteksiz atabilirsiniz!..Bağımsız bir hukukçu olarak bilinen Anayasa hocası İbrahim Kaboğlu dün gazete köşesinden avaz avaz bağırıyordu.Siyasal atraksiyonlar nedeniyle bilgilenme ortamının gitgide daraldığını söylüyordu.Darbe söylemleri “cambaza bak” çağrısı gibi halkın dikkatini dağıtma hedefini güdüyor. İktidarın yargıyı zaptetme isteğini gözlerden kaçırmaya yarıyor.Prof. Kaboğlu’nun tespiti yerindedir:Yaratılan bilgi kirliliği, darbe anayasasından kurtulma söylemi altında “1982’yi meşru kılma”ya yarıyor.Yani AKP’nin anayasa değişikliği demokrasi, özgürlük ve adalet değil, iktidar boyunduruğu altına girmiş bir yargı getirecektir.Darbecilerden hesap sorma gösterisi sahtedir ve sadece bu gizli amacı perdelemektedir.İktidar darbecilerden hesap sormakta samimi olsaydı bir yıl önce CHP’nin uzattığı eli tutar, referanduma gerek kalmadan Geçici 15’inci maddeyi kaldırırdı.Ama hatırlarsanız Deniz Baykal’ın bu konuda yaptığı çağrıyı Başbakan Erdoğan “AK Parti bu tür sulu şakalara gelmez” diye reddetti.CHP’nin yeni lideri Kılıçdaroğlu da dün benzer bir çağrıda bulundu, can alıcı bir soru sordu:“Eğer Başbakan 12 Eylül’le hesaplaşmak istiyorsa TSK’nın 12 Eylül’e gerekçe yapılan İç Hizmet Yasası’nın 35’inci maddesinin değiştirilmesine neden yanaşmıyor?”O madde Silahlı Kuvvetler’in görevini “Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” diye tarif ediyor.Darbelerin önünü kesmek için bu maddeyi değiştirmek lâzım. Bunu yapmaya AKP’nin meclisteki gücü fazlasıyla yetiyor.Ama Kılıçdaroğlu, AKP tek başına bundan çekiniyorsa CHP olarak destek verebileceklerini söylüyor.Başbakan’ın cevabını tahmin etmek zor olmasa gerektir. Bir yıl önce Baykal’ın önerisine dediğini şimdi Kılıçdaroğlu’na tekrarlayabilir.“CHP’nin sulu şakalara meraklı genel başkanlarından usandım” diyebilir veya...Samimiyet sınavlarından sıkılıp kahrından üzüm yiyebilir!***Ödülü hak ettiBaşbakan’ın ağlaması samimi mi yoksa muhalefetin dediği gibi “tiyatro” muydu?Bence samimi olanlar, Başbakan’ı dinlerken ağlayanlardı. Çünkü o acıklı mektupları bazıları belki ilk kez duymuşlardı; uğradıkları şokla duygularının boşalması doğaldı.Ama Başbakan’ın durumu öyle mi?Erdoğan’ın konuşması önceden kendisiyle ön görüşme yapan profesyonel bir ekip tarafından hazırlanıyor.12 Eylül’ün darağacına gönderdiği gençlerin mektuplarını Başbakan referandum propagandası için işlemeye elbette onları okuduktan sonra karar vermiştir.Konuşma kaleme alınıp getirildiğinde tabii tekrar okumuştur.En az 3-4 kez üstünde tartıştığı metni kürsüde okurken ağlayabileceği yoğunlaşmayı sağlaması, her babayiğidin harcı değildir. Büyük bir hitabet becerisidir.Afife Jale Ödülü’ne aday gösterilmeyi hak etmiştir!
Sekiz yıl önce Türk halkı, bölücü teröre karşı zafer kazanmış tek düzenli ordunun sahibi olduğu için övünüyordu.Yabancı uzmanlar bile “İspanya’dan Endonezya’ya bir benzeri daha yok bu başarının” diye konuşuyorlardı.O günlerden bugüne geldik. Adeta kanlı bir sil baştan yaşıyoruz. Ne hata yaptık?Öcalan’ın yakalanmasından sonra İmralı’da ona tanınan imtiyazlar, bölücü örgüte siyasal alanda avantajlar kazandırdı.İnsan hakları alanında atılan adımların terör örgütüne karşı sürdürülen savaşı gereksiz kıldığına dair düşünceler büyük bir yanılgı idi.Açılım hamlesi de yangına körük etkisi yarattı. Getirilen, içi boş bir çerçeve idi ve herkes onu “gönlüne göre” doldurmaya kalkıştı.Bölücü örgütün elebaşıları, büyük kentleri ve tatil merkezlerini vuracakları tehdidinde bulunuyorlar bugün. Karayılan Kandil’de yabancı gazetecilere “demokratik otonomi” ilan edileceğini söylüyor. Ülkenin fiili olarak bölünmesi yolunda karşılaşacağımız oldu-bittinin ihbarıdır bu söz.İhanet bu cüreti nereden buluyor?Çünkü Türk Silâhlı Kuvvetleri kendi ülkesinde öylesine sorumsuz ve haksız saldırıların hedefindedir ki, bu moral dağılma düşmana umut ve cüret kazandırmaktadır.Arkasını güvendiği bir hükümete dayama imkânından yoksun bir ordu, sırtından vurulacağı endişesi taşırken karşısındaki düşmana yoğunlaşamaz.İktidarın darbe paranoyasından kurtularak TSK’ya yönelik hayâsız saldırıları durduracak basireti bir an önce kazanmasında büyük yarar vardır.TSK’yı psikolojik harp taktikleri ile etkisizleştirmeye çalışan çevrelerin iktidarla olan yakınlıkları halkın dikkatinden kaçmıyor.Bu durum AKP’ye karşı toplumda güvensizlik yaratıyor. Bir yandan bölücü eşkıya kalabalık gruplar halinde dolaşarak adeta meydan okuyor, öte yandan da halkın güvenini yitiren iktidarın öngördüğü çareler şüpheyle karşılanıyor.Ülkenin bütünlüğünü tehdit eden bir savaş yaşıyoruz.Ordusuna dost olmayan bir iktidarla böyle bir savaş kazanılamaz. Güven köprüleri kurulmalı!*****Silivri adaleti...Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın ibretli öyküsü 12 Eylül’de yapılacak olan referandum için ölçüdür.Dünyaca ünlü bu hekim on beş aydan beri Ergenekon şüphelisi olarak tutuklu. Mesleğini yapamıyor, onun kurtarabileceği canlar bu yüzden yaşama haklarından yoksun kalıyor.Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, “açık ve kesin şekilde kanun hükmüne aykırı” davranarak Prof. Dr. Haberal’a haksızlık yaptıkları gerekçesiyle özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde görevli 9 hâkimi manevi tazminat ödemeye mahkûm etti.Yani Haberal’ın uğradığı haksızlık yüksek yargı tarafından hükme bağlandı.Ama ne gam; iktidar partisinin TBMM Grup Başkanvekili Bozdağ, Haberal’ın “Anayasal düzenin işleyişine müdahale etme gayreti içerisinde olduğu için” tutuklandığını söyleyebilmiştir.Yargı mağduru bir bilim adamına “darbeci” damgasını vurabilmiştir.Bu tutum iktidarın, mahkeme deyince Silivri’deki örneği anladığını ele veren bir itiraftır.Bütün mahkemelerde Silivri adaleti uygulansın isteyenler hiç düşünmeden referandumda “evet” diyebilir!
Siyaseti bir tür kürsü ve sahne sanatı kabul edenlerin gözünde Başbakan dün Oscar’a aday bir gösteri yaptı!Duygusallığın en koyusu, şiir ve gözyaşı siyasi bir fetih hamlesinin yine geleneksel malzemesi olarak kullanıldı.Arabesk kültür seslere bakar, sözden çok kafiyesinden etkilenir, içeriği onu çok ilgilendirmez.Şiir hele gözyaşı ile ıslanmışsa kale duvarlarını bile deler.Başbakan’ı dünkü grup konuşmasında dinleyenlerin çoğu, onun CHP ve MHP içinde var olduğuna inandığı “Evet” oylarına maharetini kullanarak “gel gel” çektiğini belki düşünemediler. Belki onunla birlikte ağladılar bile.Geride kalan daha küçük bir kesim ise siyaset mesleğine biraz daha soğuyarak, besledikleri saygıyı biraz daha kaybederek izlediler Başbakan’ı TV’lerin canlı yayınından.Çünkü Başbakan’ın 12 Eylül’ün mağdurları için otuz yıl sonra bu kadar yoğun biçimde kederlenmesi mantıklı değildir. Hatırladığı zaman üzülmesi mümkündür ama böyle ağlamak?.. Hiç doğal değil. O nedenle samimi olamaz!Darbelerin hepsi birBaşbakan bütün yetenek ve olanakları ile 12 Eylül’deki referanduma hazırlanıyor.Askeri darbenin CHP ve MHP kökenli mağdurlarına şefkat gösterisi ile sahip çıkarak ve o kitlenin askeri darbeye yönelik husumetini uyandırarak referandum sandıklarına doldurmaya uğraşıyor.Başbakan’ın grup konuşması, yürüteceği propaganda çizgisinin ipuçlarını taşıyorsa AKP meydanlarda 12 Eylül darbesinden intikam alın çağrısı yapacak, bunun yolunun da “Evet” oyu kullanmak olacağını söyleyecektir.Anlattığı hazin öyküler darbenin çirkin yüzünü sergiliyor. Dinleyenlerin çoğu “Darbe işte böyle bir şey...” demiştir mutlaka; Acımasız, günahkâr, sevgisiz, hak hukuk tanımaz, yaşama hakkına saygısız...12 Eylül’ü, darbe dönemini kimse özlemiyor.12 Eylül’deki referandumda “Hayır” diyecek olanların korkusu, yağmurdan kaçarken doluya tutulmaktır. Yani askeri darbe gösterip sivil darbe yapmaya hazırlananların tuzağına sürüklenmek...Ağlarsa anam ağlarAKP’nin 12 Eylül’de halka yutturmaya çalıştığı şekere sarılı zehir, yargıyı tümüyle zaptetmeye yarayacak, özel savcıları, özel mahkemeleri, özetle Silivri adaletini tüm yargıya egemen hale getirecektir.Dün Başbakan, Turizm Bakanı Günay’ın 12 Eylül’de hapisteyken vefat eden babasının cenazesine katılamadığını anlattı. Hazin bir durum tabii.. Geçen yüzyılın son askeri darbe döneminde cereyan etmiş olması vicdansızlığı mazur göstermez.Ama bugün yani 21. Yüzyıl Türkiyesi’nde dünyaca ünlü bir hekim olan Prof. Dr. Mehmet Haberal benzer bir zalimliğin mağduru olmadı mı?Yargıtay onu iki yıldır hapiste tutan iradenin hukuka dayanmadığını söylüyor; Başbakan Erdoğan, bugün kendisi Kenan Evren’i nasıl anıyorsa, yarın için kendisine aynı akıbeti inşa etmekte olduğunu görmüyor mu?Başbakan’ın konuşmalarını yazan marifetli bir ekip var. Ama yaz sıcağından etkilenmişler herhalde. Dün sabah uyandığımız terör haberleri karşısında Başbakan’a o konuşmayı yaptırmamaları gerekirdi.Çünkü birkaç saat önce teröre karşı verdiğimiz yedi şehidin mübarek naaşları bile soğumamışken 30 yıl önceki ölümler üzerinden siyaset yapmak hiç yakışık almadı .Başbakan ağlayacaksa “Kürt açılımı” ile azdırılan bölücü terörünün son kurbanları olan bu 7 Mehmetçik için ağlamalıydı!Manzara hazin: Başbakan oy için ağladığından şehitlere yine anaları ağlıyor!
Terörü siyasetin aracı olarak kullanan niyetin iyilik düşünmesi mümkün değildir.Hayalciliğe kapılan aydınlar önlerini göremiyorlar.Demokratik haklar verildikçe terörün duracağını zannederek tehlikeli yanılgılar içine sürükleniyorlar.TESEV Kürt sorununun çözümü için bir çalışma yaptırmış. Hazırlanan raporda Anayasa ve yasaların Türkiye’nin çok etnisiteli yapısına göre yeniden düzenlenmesi gerektiği önerilirken şu ifadelere yer veriliyor:“Çok sayıda yasada Türk etnik kimliğine referans ve vurgu içeren hükümler yer almaktadır. Bu durum Türkiye toplumunun çoğulcu yapısı ile bağdaşmamakta, Türk etnik kimliğine mensup olmayan Kürt ve diğer vatandaşları dışlamaktadır.”Önerilen çözümü tahmin edebilirsiniz:“Anayasa’nın başlangıç bölümü dahil nerede Türk ve Türk Milleti sözü geçiyorsa onları Türk vatandaşları diye değiştirin!.”İktidarın “Kürt açılımı” diye yola çıkarken gösterdiği heyecan, ilhamını biraz da bu tür radikal önermelerden alıyordu.İktidarın terörle mücadelede askeri tedbirlere ağırlık veren bir anlayışı benimser görünmesi acaba yanlışını fark etmesinden mi yoksa tuttuğu yolun önümüzdeki referandumda ve seçimde AKP’ye oy kaybettireceği endişesinden mi doğuyor?Bunu ancak referandum “evet ” ile sonuçlanırsa göreceğiz.Çünkü öyle bir durumda Anayasa Mahkemesi’nin anayasa değişikliklerini sadece şekil yönünden inceleme yetkisi taşıdığına dayanan tez yüksek mahkemede kontrolü ele geçirecektir.Ve böylelikle Anayasa’daki değiştirilemez maddelerin sigortası, muhafızı kalmayacaktır .Bugün ulus devleti tartışmaya açan zihniyet, o zaman Türk milliyetçiliğinin barışçı ve bütünleştirici tarifini bozup ırkçı iftiralar üreterek iktidarı “cesur davranmaya” zorlayacaktır!Referandumda oy verirken “demokratik hukuk devletinin geleceği”ni elbette düşünmek gerekiyor. Ama sonuca bağlı tehlike o kadarla kalmıyor.“Tek vatan, tek millet, tek devlet” diyenler de çok çalışmalı, halkı uyarmalıdır!*****İhanet kuşatmasıKamuoyu günlerden beri iki ağzı keskin bir bıçağın tehdidi altında yaşıyor sanki.Ne tür bir alçaklıkla karşı karşıya kalacağız?Eğer TSK içine subay kimliğinde sızmış PKK’lılar varsa ihanet en kutsal kurumlarımıza kadar girmiş demektir.Yok eğer ülkeye karşı psikolojik savaş yürütenler subaylara PKK’lı iftirası atabilecek cüreti, o iftiraya inanacak bir toplumsal tabanı yaratabilmişlerse, onun da birinci felâketten geri kalan yanı olmaz. Hatırlayacaksınız; 2007 ekiminde bir üsteğmenin bir yarbayı arayarak PKK’lı teröristlerin çok zayiat verdiğini belirten ve bu imkânı kolaylaştıran Heronları düşürmelerini öneren bir ses kaydından yola çıkan haberler, özellikle yandaş medyada geniş yer buluyordu.Herkes bir açıklama bekliyordu. O açıklama dün, soruşturmayı askeri savcı olarak yapan ve şu anda başka bir soruşturma nedeniyle tutuklu bulunan askeri hâkim albaydan geldi.Hâkim Albay “Ses kaydının yapıldığı anda suçlanan üsteğmen uçuş görevinde, suçlanan yarbay ise yurt dışı bir görevdeydi. Bunları tespit ettiğim için takipsizlik kararı verdim. Savcının görevi yalnız sanığın aleyhine olan delilleri toplamak değildir, sanığın lehine olan delilleri de değerlendirmektir” dedi.Komplo ve iftira üretenlerin utanıp özür dilemelerini sakın beklemeyin.Yeni senaryolar yazarak, yeni belgeler üreterek TSK’yı lekelemeye, güvenimizi törpülemeye tam gaz devam edeceklerdir.
PKK’nın varlığını gizli veya açık savunan insanlar az değil, biliyoruz.Hatta son olarak PKK’lı teröristleri korumak için insansız istihbarat uçağı Heron’u iki Türk subayının düşürmeyi konuştukları iddiası bile manşetlere çıkabildi.Bu kadar uç iddiaları suçlamaları, doğruluğundan emin olmadıkça halka duyurmakta kamu yararı olacağını düşünmüyorum.Ama madem ki iddianın gizli bir yanı kalmamıştır Genelkurmay niçin günlerdir bir açıklama yapmaz, onu da anlamakta zorluk çekiyorum.Askeri ağırlık...Ülkenin bölücü terör örgütü tarafından savaşa sürüklenmek istendiğini farketmek için psikolojik bozgun yaratma amaçlı propagandalara bakmak yeterlidir.Şartlar nihayet iktidar ile ana muhalefet partisini samimiyetine henüz kefil olamadığımız bir yardımlaşma zeminine getirmiştir.PKK lobisinin telkin ettiği silâhsız çözüm arayışı bu sayede gündemden düşmüştür.Artık büyük bir çoğunluk şuna inanıyor ki, askeri tedbirle desteklenmeyen hiçbir demokratik, ekonomik ve kültürel adımın şansı yoktur. O nedenle terör sürdükçe operasyonlar da sürmelidir, sürecektir!Konuşmaya başlayan siyaset, bu işin uzmanlık istediği, yani sınırda ve kritik bölgelerde profesyonel savaşçılar kullanmak gerektiği konusunda buluşmuştur.Başbakan’ın konuşmaları sanki bu alandaki hazırlığın son aşamaya vardığı inancını doğuracak bir ton taşıyor.Ama o da ne?.. Meclis Başkanı Şahin’in dün yaptığı bir açıklama umuda kapılmakta acele ettiğimizi gösteriyor.Çünkü Şahin, Başbakan’ın sözünü ettiği özel hudut birlikleriyle ilgili karar aşamasına gelmiş bir proje olmadığını, meclise sevkedilmiş bir tasarı veya teklif bulunmadığını belirtti.Vakit yitirmeyelimYani yöneticilerimiz sekizinci iktidar yılında halâ fikir jimnastiği yapıyor...Ama terör örgütü vurmaya devam ediyor.Önceki gece 50-60 kişilik bir PKK’lı grubu Siirt’in Pervari ilçesine saldırdı. Emniyet amirliği ile jandarma bölüğüne yönelen ve roket de kullanılan saldırı bir saate yakın sürdü.Yaşanan bu istihbarat zaafiyetinin birileri hesabını vermelidir!Tırmanışın vahametini sorumlular, böyle kalabalık bir saldırı sonunda ele geçirdikleri bir-iki yerleşim biriminden dünyaya özerklik ilân ettikleri gün mü kavrayacaklar?İç ve dış şartların PKK’yı bitirmek için son derece elverişli olduğu bir dönem yaşıyoruz.On yıl önce terör liderini Şam’da saklayan Suriye, şu anda benzeri görülmemiş bir askeri operasyon yürütüyor PKK’ya karşı.İsrail’den aldığımız Heron’ların belirlediği eşkıyayı Türk generallerin koordinasyonunda Suriye askerleri vuruyor, topluyor. Lübnan’a kaçışların önünü de Hizbullah askerleri tıkıyor.Bir kaç yıl önce rüyamızda görsek hayra yormayacağımız değişimlerdir bunlar.Ordumuzla savaşmayı bırakıp PKK’ya yoğunlaşalım.Aksi halde bugünleri çok ararız!
Halkın nabzını tutmak, anlık gelişmeler karşısındaki değişimlerini izlemek artık çok kolaylaştı.İnternette kısa bir gezinti yetiyor buna.Başbakan ile ana muhalefet lideri arasında kurulan diyalog, kamuoyunda hatırı sayılır bir umut uyandırmıştır.Ama tabii diyalog ortamının ne kadar ömürlü olacağı konusunda şüphe belirtenler de az değildir. Teslim etmek gerekir ki haksız da değiller.AKP döneminde bölücü terör tırmanış gösterdi. Bu başarısızlıktı. Açılım siyaseti hazırlığı doğru zeminde yapılmamış bir hamleydi ve sonuç vermedi.Muhalefet odaklarını AKP kendine özgü yöntemlerle baskılayarak susturmayı biliyor.Bastırılamayan tek ses, şehit cenazelerine eşlik eden acılar, isyan duyguları ve eleştirilerdi. Başbakan git gide büyüyen bu tehlikeyi görerek kurnazca bir manevra yaptı.Başarısızlığı başına dert olacakken, gücünü muhalefetle paylaşan özverili bir iktidar rolünde kredi kullanma imkânı yarattı.Demokrasimizin zayıf tarafı, kolay kandırılabilir seçmenlerin çoğunluk oluşturmalarıdır.Onlar son gelişmelerden memnun.Ama büyük resmi gören ve oyuncuların karakterini bilen kesim henüz rahat değil.Çünkü AKP’ye karşı uzun dönemde yitirdikleri güveni geri kazanmaları o kadar kolay olmayacak.Rekabet hakça olmalıKızdığı zaman ağzına geleni söyleyen başına buyruk Başbakan’a ne oldu da birden bire sabırlı, şefkatli, alçak gönüllü biri oluverdi?Cumhurbaşkanı seçilirken, Kürt açılımını oluştururken ve yargı darbesi yapmak üzere Anayasa’yı değiştirirken sayı gücünü silindir gibi kullanan Erdoğan bir haftalık tatilde diyaloğun erdemini mi keşfetti?Yoksa bu, referandum kampanyası için düşünülmüş bir taktik ricat mı?Bilmiyoruz ama ne olursa olsun elde edilmiş kazanımlar vardır ve önemli olan bu artıları değerlendirmektir.Nitekim ekonomik ve demokratik hak vaadlerinin hiçbir zaman terörü silâh bırakmaya razı etmeyeceği gerçeği bu diyalog sayesinde kitleye mal olmuştur.Olumlu havanın devamı devlet gücünü elinde tutan AKP’nin niyetine ve yeteneğine bağlıdır.İşbirliği eğer sonuçta sadece CHP’nin Kılıçdaroğlu sayesinde elde ettiği muhalefet yapma gücünü azaltarak iktidara korunma avantajı sağlayacaksa yürümez.Çok özveri gerekiyorÜlkenin ihtiyacı, iktidarın muhalefetle başlattığı diyaloğu genişletmesidir. Bunun için Başbakan, kavgacı ve kışkırtıcı sözcüleri bir an önce sahne gerisine çekmelidir.AKP Genelbaşkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, kurulması tasarlanan özel birlikler hakkında konuşurken “Profesyonel birlikte sarkık bıyıklı olmayacak“ diyerek MHP’ye gol attığını sanmıştı. Oturduğu köşkün sırça olduğunu unuttu. Ve dün MHP lideri Bahçeli’den cevabını aldı:“Kuracağınız ordu badem bıyıklılar ordusu mu olacak?”İşbirliği adaletli ve saygılı bir zeminde yaşatılabilir. Kavga döneminin söylemlerini terketmek iki taraf için de zorunludur.Bunun ilk koşulu ise yalanlarla elde edilecek menfaatlerden vazgeçmektir. O da AKP’ye, referandum için bastırdığı kitapçığı dağıtmaktan vazgeçme borcu yükler.Çünkü o kitapta referanduma sunulan 26 maddenin “daha çok demokrasi ve daha oturmuş hukuk devleti anlamına geldiği için birbirleriyle ilintili” olduğu yazıyor.Referandumdan “evet“ çıkarsa hukuk devletine değil, baskıcı bir kanun devletine gideceğimizi, kandırılmayacak kadar uyanık olan herkes biliyor.AKP’nin o kitabı düzeltip yeniden bastırması, diyaloğun hatırına fazla bir fedakârlık sayılmaz!
Siyasetin dört yıldır kapalı duran diyalog köprüsü dün yeniden hizmete açıldı.CHP’nin yeni genel merkez binasını kutlamak için Erdoğan’ın 2006 Temmuzu’nda yaptığı ziyaretten bu yana hükümet ve ana muhalefet liderleri “resmi” nitelikli bir görüşme için bir araya gelmiyorlardı.Teröre karşı işbirliği olanaklarının ele alındığı toplantıda iki lider diyalog kapısının ileriye dönük olarak açık tutulması amacında anlaştılar.CHP lideri beş öneri sundu.İlk öneri, seçim barajını indirme talebi idi. CHP bunun için kanun teklifi verdi; acaba AKP destek olur mu?Başbakan “oluruz” demedi. İstikrarsızlık sebebi gördüğü koalisyonlara karşı olduğunu tekrarladı.İş, aş ve toprak...Kılıçdaroğlu kamu vicdanını rahatsız eden özel yetkili mahkemelerin kaldırılması yanında terörle mücadeleye katkı sağlayacak ekonomik tedbirler de önerdi: “İşsizlik var. Devlet terör bölgesine fabrika kursun. Tarım ve hayvancılık teşvik edilsin. Mayından temizlenen araziler topraksız köylüye verilsin” dedi.Başbakan bazı özelleştirmeleri durdurduklarını söyledi. Sınırda ve operasyonlarda görev yapacak “özel güvenlik güçleri“ hakkında bilgi verdi.Peki bu güç ordu içinde mi, yoksa dışında mı oluşacak?Başbakan henüz bir karar oluşturamadıklarını söyledi.Bu toplantı, sağladığı sonuçlardan daha değerlidir. Kör topal yürüyen sistem, kurulan diyalogun sağlığına özen gösterilirse geniş katılımlı kararların oluşmasına, dolayısiyle etkin çözümlere yardımcı olacaktır.Muhalefetin teröre karşı çare arayışlarına katılması, terörle mücadelenin ihtiyaç duyduğu toplumsal desteği de yükseltecektir.Daha önemlisi mücadele stratejisini bütünleyecektir.Çünkü bir taraf askeri operasyonlara ağırlık verirken öbür taraf sadece ekonomik ve sosyal tedbirler öneriyor.Halbuki çözüm bu tedbirlerin birlikte hayata geçirilmesini gerektiriyor.Dağda, ovada gezme cüreti kazandığı zaman eşkıyanın hiçbir kamu veya özel yatırımına izin vermediğini, tesisleri makineleri yaktığını, öğretmenleri bile öldürdüğünü unutmayalım...Son noktayı koymadan önce bir endişemi ifade etmek zorundayım.Dilerim ki Başbakan’ın diyalog ve uzlaşmaya açık bu farklı tutumu kamuoyunda puanını arttırmaya dönük bir taktik hamle olmasın.Çünkü Erdoğan, halkla ilişkiler uzmanlarının tavsiyelerini dinleyen bir siyasetçidir. Son zamanlarda asabi ve kavgacı kişiliği ve “tek adam” tavrı yüzünden halk katında irtifa kaybettiğini kendisi de hissetmiş olmalıdır ki, bir haftalık sessizlikten sonra sabırlı ve uzlaşmacı bir kimlikle dönüş yapmıştır.Dileriz sever bu rolünü!***Umudumuz askerlikse vah gençlere!Açıklanan rakamlara göre işsizlik oranı bir ayda yüzde 13.7’den yüzde 12’ye gerilemiş..Siz farkında olmadan işsiz kardeşiniz iş bulmuş olabilir yani!Yönetenlere güveninizi kaybettiğiniz zaman hiçbir rakam yol gösterici olamıyor. Siyaset halkı ekmekle değil yalanla doyurmaya çalışmaktan vazgeçmeli.Uzmanlara göre 2009’da ortalama yüzde 14 olan işsizlik oranı 2010’un sonunda yüzde 13 cıvarında gerçekleşecekmiş. Çünkü ortada istihdama yönelik doğru dürüst bir proje yok.Görünen tek umut, tasarı halindeki profesyonel ordu. 500 bine yakın genç bu sayede iş bulacak.Başarı sağlanır terör biterse işler açılacak, gençler başka yerlerde de iş bulacak, başarı olmaz da terör sürerse bu defa kayıpların yeri hemen doldurulacağı için işsizlik iktidarın başını bugünkü kadar ağrıtmayacak.Ayıptır.. Umudunu savaşa bağlamış bir istihdam projesi gençlere günahtır!