Referandumda sandık başına çağrılan seçmenlerin sayısı 49 milyon 446 bin 269’dur.Yani 12 Eylül’de bütün seçmenlerin sandığa gideceği varsayılsa tarafların hedefi 24 milyon 723 bin 135 oya ulaşmak olacak...“Evet“ hedefleyen taraf için yol düzgün ama “Hayır” kazansın diye çalışanlar için başarının yolu bir hayli dolambaçlı.Çünkü sandık başlarında iki mühür olacak.Biri “Evet” basacak, biri “Tercih”.Anayasa değişikliklerini destekliyorsanız kafanızı karıştıracak bir zorluk bulunmuyor. Sonuçta birleşik oy pusulasının “Evet“ yazılı sol tarafına mühürü basacaksınız.“Evet” tarafında “Evet” mührü ters gelmez. Sorun Anayasa değişikliğine “Hayır” diyecek olanları ilgilendiriyor.Daha doğrusu “Evet” mührü ile “Hayır” oyu kullanacak olanları...Çünkü “Tercih” yazılı mühür kullanılan sandıklarda, mührü oy pusulasının “Hayır” yazan sağ tarafına basan vatandaşın bir zorluğu olmayacak.Tercihini “Hayır”dan yana kullandığı konusunda şüpheye düşmeyecek.Ama “Hayır”a oy vermek isterken elindeki mühürde “Evet” yazdığını görenler ne yapacak; asıl mesele burada.Elbette afallayacak, tereddüt geçirecek, kim bilir kaçı oy pusulasının belki iptalini gerektirecek hatalara sürüklenecek.Referandum mu, zekâ testi mi yapıyoruz?Oy pusulasındaki “Hayır” yazısının üstüne “Evet” mührünü basarak “Hayır” oyu kullandığından emin olacak 20 milyonu aşkın seçmen var mıdır Türkiye’de?Bu sıkıntıyı vermenin sebebi nedir?Gümrük kapılarındaki uygulamadan yansıyan şikâyetler üzerine 8 Ağustos’ta bu sütunda sorunu gündeme getirmiş, “Evet” yazılı mühürlerin “Tercih” yazan mühürlerle değiştirilmesini önermiştik.Dün öğrendik ki CHP’nin sahip çıktığı bu öneriyi Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kabule değer bulmamış.Anayasamız YSK’yı referandum ve seçimlerin düzen ve dürüstlük içinde gerçekleşmesinden sorumlu tutuyor.Kararlarına itiraz mercii bile tanımıyor.YSK bu ayrıcalığın yüklediği vebali iyi değerlendirmelidir.Gümrük kapılarından gelen şikâyetlerin arttığına bakarak YSK acaba Anayasa’dan kaynaklanan sorumluluğunu yeniden değerlendirme basiretini gösteremez mi?Referandumda “Hayır” oyunun “Evet” diyerek kullanıldığı bir üçüncü dünya ülkesi durumuna düşmenin bütün ayıbı YSK’ya ve onun üstünden yargıya yazılacaktır.Önümüzde bir ay var; eksik mühürler rahatlıkla üretilebilir!Sıcak gelişme!..Referandum yolundaki en sıcak (!) gelişme Gaziantep’te yaşanıyor!Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı vatandaşlara kömür dağıtıyor.Gün ortasında hava sıcaklığının 45 dereceye yükseldiği kentte, dar gelirli yurttaşların muhtarlıklar önünde kuyruklar oluşturduğu görülüyor.Acı veren bir yoksulluk ve karşısında kucağını açmış cömert bir sosyal devlet!..Cehennem sıcağında kömür yardımı bir komedidir. Yoksulların çaresizliği ise dram.Bu yardımı alanlar, kendilerini mübarek bir ayda teşekkür borcu altına girmiş hissediyor. Nasıl ödeyecekler borçlarını?Tabii ki oyla: İki merkez ilçede 33 bin aileye kömür verilmiş. Her evde üçer seçmen olsa eder 100 bin “Evet” oyu.İktidar için kârlı bir alışveriştir çünkü parası partinin kasasından çıkmıyor.Fukaranın çaresizliğini sömüren zihniyeti pişman edecek bir demokrasi ahlâkı da gelişmediği için bu ayıbın sonu gelmiyor!
Çatışma ve gerilim siyaseti partilere yeni taraftarlar kazandırır mı?Emin olmamak lâzım.Çünkü çatışma tek yanlı olmayacağı ve iki tarafı da keskinleştirip bloklaştıracağı için bu taktiğin yarışı önde götürene avantaj sağlayacağını hesap etmek gerekir.Tahminler, referandumda Evet ve Hayır oylarının birbirine çok yakın çıkacağını gösteriyor.A&G Araştırma Şirketi’nin Başkanı Adil Gür dün bana seçmenin neredeyse yüzde 90’a yakın kesiminin tuttuğu parti ve beğendiği lider doğrultusunda oy kullanacağını; sonucu, geriye kalan yüzde 10-15’in belirleyeceğini söyledi.İktidar ve muhalefet liderlerinin şu anda yaptıkları maçlarda taraftarları kızıştıran “amigo”ların çabalarını hatırlatıyor. Kendi takımına abartılı övgüler, rakip takıma küfür, kâfir...Ayıplanma endişesiBu eylemin amacı ayrışmayı kızıştırıp taraftar blokunu daha güçlü hale getirmektir.Peki böyle bir durumdan iki tarafın kazanımları eşit olur mu?Olmadığını görmek lâzım. AKP’nin devlet ve belediye olanaklarını sınır tanımaksızın kullanmasından doğan avantajına Başbakan’ın kavgacı hitabet yeteneğinden gelen üstünlüğünü eklemek gerekir.Şu görüş revaçtaydı:“Pek çok kimse, iktidarın yarattığı korku ortamından etkilenerek HAYIR oyu kullanacağını gizliyor. Açıkça söylemeye çekiniyor.”Adil Gür dün bu tezi dengeleyecek yeni bir şey söyledi:“Çevresinde ayıplanır endişesi ile Evet oyu kullanacağını gizleyen seçmenler de mevcut!”Gür yürütülen kampanyanın kitle üstündeki etkilerini sağlıklı olarak ölçebilmek için Eylül’ü beklemek gerektiğini söylüyor.Korkarız ki yanlışını fark eden taraf için yeni bir şans yaratacak düzeltmeleri yapmaya zaman kalmayacak.O nedenle iki taraf da nefret ve düşmanlığı kitlelerini güçlendirmek için harç olarak kullanırken doğru bir iş yapmadıklarını geç kalmadan görmelidirler.CHP’ye uyarılar...Bu ihtiyaç CHP bakımından daha da önemli. Kılıçdaroğlu durumunu tartmakta daha erken ve daha dikkatli davranmalı.Yarattığı umut ve heyecanın sebebi, Baykal’dan daha sivri dilli, daha kavgacı bir lider olacağı beklentisi değildi herhalde.Hakaret dozu yükselirken kalitesi devamlı düşen atışmanın, sonucu belirleyecek olan o yüzde 10-15’lik seçmen kitlesi üstünde çekici değil itici etki yaratacağını mutlaka dikkate alması gerekir.12 Eylül’de hukuk devletinin geleceği ile ilgili yaşamsal önemde bir referandum yapacağız.CHP de dahil muhalefetin ciddi bir kampanyası yok.Yaşanan tehlike anlatılmıyor. Ortada ne etkileyici bir afiş var, ne düşündüren bir slogan...CHP yargıyı iktidar boyunduruğuna sokmanın tarihi yanlışına karşı halkı uyandıracak yerde dikkatleri başka yöne çekmeye çalışan iktidarın oyununa geliyor.Tuzağa düşüyor.Yaratıcılığı “Recep Bey” ve “Kemal Efendi” ile sınırlı bir kampanya tüm taraflar için ayıptır!
Biliyoruz, şimdi malûm koro Ergenekon sanıkları yararına lobi yapmaya çalıştığımızı söyleyeceklerdir.Somut örneklere dayalı adalet talepleri yargıya baskı oluşturmaz.Mahkemeler üstünde asıl baskı, adı değişmiş DGM’lerin verdiği her tutuklama kararını alkışlayıp, salıverme kararlarının neredeyse tümüne “yuh“ çeken, yargıçları hayâsızca eleştirip suçlayan cazgır takımından geliyor.Ergenekon’da yaşanan aşamalar ve özellikle de “yargısız infaz“ biçiminde kullanılan tutuklamalar, bu davanın ciddiyetini ve adalet sisteminin güvenilirliğini hem dışarda, hem Türk halkının vicdanında sorgulanır hale getirmiştir.Bedeli ağır olacakTürkiye’de devletin silâhı ile devleti ve rejimi vurma amaçlı tertipler ve bu amaçla suç örgütleri oluştuğu yolundaki iddialar, gerçekten hukuka uygun olarak saptanıp sorgulanıyor mu; bundan emin olmak ihtiyacı içindeyiz.Çünkü siyasetin baskısı altına giren yargı, hukuktan ve insan hakları değerlerinden demokrasinin temel şartı olan adaletten sapabilir.Hukukçular, çağdaş toplumlarda “istisnai tedbir” olarak uygulanan tutukluluğun bizde “peşin ceza” olarak kullanıldığını, bu yanlışın Türkiye’ye AİHM’de kaybedilen davaları sebebiyle ağır tazminatlar ve utanç şeklinde geri döneceği uyarısında bulunuyorlar.En dramatik tanımlamayı dün Demokrat Yargı Derneği’nin Eşbaşkanı Orhangazi Ertekin yaptı.Arkaları yok diye...Ertekin kolay ve uzun süreli tutuklamanın “Türkiye’nin yanlış geleneği” olduğunu, siyasi gücü olmayanlara yargının hassas davranmadığını belirtiyor.Silivri’de çoğu bir yılını, bazıları iki yılını geçiren Mehmet Haberal gibi bilim adamları ile Mustafa Balbay ve Tuncay Özkan gibi gazetecilerin varlığını hatırlatarak şöyle diyor:“Tutuklamanın bu kadar sürmesini çok anlamsız ve yersiz buluyorum!”Ergenekon davasının yumuşak karnı, kamu vicdanını rencide eden bu uzun süreli tutukluluklardır. Devlete karşı bir suç tertibi varsa en kısa zamanda ortaya çıkarılmalı, suçlular cezalandırılmalıdır.Tutuklanıp hapse atılan insanların çokluğu bu amaca varmayı kolaylaştırmıyor aksine zorlaştırıyor.“Balyoz davasında suçlanan askerler YAŞ’ta ilerleme hakkından yoksun kalmayacak” açıklaması yapılmıştı ki aynı gün mahkemeden 102 yakalama kararı çıkarıldı.Yüksek komuta ile ilgili tayin krizinin tavan yaptığı gece Başbakan ile Genelkurmay Başkanı’nın buluşmasına birkaç saat kala yakalama kararları kaldırılıverdi.Kimse kendini kandırmasın böyle rastlantı olmaz.Silivri’de sırtını herhangi bir güce dayamamış, bu yüzden bir yılını, ikinci yılını doldurmuş bilim adamları, gazeteciler var.“Onların ordusu yok” diye yargının hassasiyetini uyandıracak bir siyasi güce sahip değiller diye bu insanlar içerde unutulmasınlar.Zaten gereğinden fazla yattılar!
Başbakan “Demokrasi bizim için araçtır” sözünü ağzından kaçırdığına halâ yanıyordur.Çünkü bu söz 15 yıldır onu takip ediyor.Artık öyle düşünmediğini göstermek için bir fırsat ele geçirdi ama yine olmadı.Son fırsat askeriyedeki atama krizi bağlamında yaşananlardı.Türkiye aslında böyle bir krizi hak etmiyor. Geleneklere sahip köklü bir kurumdur Silâhlı Kuvvetler. Şimdiye kadar hiçbir YAŞ halkta bu kadar endişe yaratmamıştır.Endişenin iki sebebi var:1. Asker terörle savaşıyor; böyle krizlerin sırası değil.2. İktidar TSK’ya karşı ideolojik hasım gibi davranıyor, aşırıya gitmek devlet krizi yaratabilir.Gerilimi en yoğun olarak Cumartesi yaşadık. Medya olaya odaklandığı için halkın ilgisi, saatler ilerledikçe de merak ve endişesi tavan yaptı.Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı’nın gece yarısı buluşmaları yargıdan gelen memnun edici öncü işaret nedeniyle umutlu bir havada başladı.Ama sonra?..Haber alabilmek için uykularını feda eden insanlar, yöneticilerinden saygı beklemenin beyhudeliğini yaşadı. Halkı adam yerine koymayan bu tavır, demokrasiye inanç ve bağlılık iddiası taşıyamaz. Zaten Başbakan da Genelkurmay Başkanları ile yaptığı görüşmeleri, mezara götürme hakkına sahip olduğunu dün tekrarlayarak durumunu belli etti.Sivil yöneticilerden yana şansımız yok. Acaba askerler zor şartlarına rağmen bir fark yaratamazlar mı?Genelkurmay günlerdir ağır suçlamaların hedefinde.Hantepe’de 7 askerimizin şehit düşmesine sebep olan PKK baskını görüntülerini “Heron”ların izleme merkezlerine aktardığı ama ilgililerin seyretmekten başka bir şey yapmadıkları iddiası hiçbir karşılık görmüyor.Bu sessizlik itiraf mı?Her gün çocuklarını şehit veren bu milletin olup biteni öğrenmeye hakkı vardır.Hiçbir gaile, hiçbir bahane Hantepe merkezli sessizliği mazur gösteremez.*****Mezardakilere gerek kalmazReferandumda oy pusulalarına kimimiz “Evet” kimimiz “Tercih” yazılı mühür basacağız.“Hayır” diyecek olanların kafasını karıştırmayacak mı Evet mührü?Seçmenin şaşırmadan oy kullanmasını sağlayacak mühür, elbette “Tercih” yazandır.Efendim tüm mühürleri “Tercih”e çevirmek masraflı olurmuş da, zaman kalmamış da... 151 bin sandık var, bir ayda rahat yetişir.Evet mührü üstüne kurulu hileye kimse razı olmamalı!“Mezardakileri bile kaldırarak referandumda Evet oyu kullandırmak lâzım” demiş ya Fethullah Hoca; bu mühür oyunu bozulmazsa, mezardakileri zahmete sokmanın gereği kalmaz.Tek iyilik de bu olur!
Acaba diyorum iktidar bu YAŞ krizini referandum gündemini değiştirmek için kasten mi yarattı?“Evet” propagandası yapanlar için zamanın uzaması avantaj değildir.Propaganda süresi uzadıkça Anayasa düzenlemelerine eklenen “şekerlemeler” dökülecek, yargıyı zaptetme gizli amacı açığa çıkacaktır çünkü.Bağımsızlığını kaybedip iktidar sultasına girmiş bir yargının doğuracağı insan hakları felâketlerinin fragmanını epeydir yaşıyoruz. Propaganda dönemi doğru kullanılsa muhalefet sözcüleri halkın dikkatini bu gerçeğe çekeceklerdir.Ama ne mümkün; YAŞ bahanesiyle yaratılan kavga gürültü sayesinde işte en az iki hafta boyu kamuoyunun dikkati referandumdan uzaklaştırılmıştır.“Cambaza bak“ oyunu daha ne kadar sürecek; onu da Allah bilir!Yaşanan kriz iktidarın basiretsizliği ile açıklanamaz. Ortada planlı bir oyun var.İktidar için asıl mesele Orgeneral Iğsız’ın Kara Kuvvetleri Komutanı olmamasıdır, değil mi?Başbakan’ın itirazı, AKP’ye yönelik kara propagandanın internet sitelerinde örgütlenmesinden Orgeneral Iğsız’ın sorumlu tutulmasına dayanıyor.Hamaset ve demagoji...Eğer YAŞ toplanmadan önce Başbakan Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na Orgeneral Iğsız’ın önerilmesi durumunda onay vermeyeceğini Genelkurmay Başkanı Başbuğ’a açıkça söylemiş olsaydı bu tatsızlıkların, gerilimlerin hiçbiri yaşanmazdı.Başbakan Erdoğan Orgeneral Iğsız hakkındaki suçlamayı herhalde YAŞ’ta onun Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na önerileceği gün işitmedi.İktidarın elinin değdiği yerde mi kriz çıkıyor, yoksa iktidar krizlerin kendisi için besleyici olduğunu mu düşünüyor?Eğer vicdanınızın ve aklınızın onayladığı bir görüş veya talebi savunuyorsanız halkın huzuruna çıkar anlatır, ikna etmeye çalışırsınız. Ama bu şansa sahip değilseniz o zaman hamaset ve demagoji yaparsınız.Mesela irticai faaliyet suçlaması ile haklarında ihraç kararı verilen subaylar için muhalefet şerhi koyarsınız; kendi dokunulmazlık dosyanızda milletvekili seçilme yeterliliğini bile ortadan kaldıran suçlamalar vardır, buna rağmen “yargılanayım, temize çıkayım“ demeyip ülkeyi yönetmeye devam edersiniz..Fakat imzasız bir ihbar mektubuna sarılarak bir orgenerali, silâh arkadaşlarının lâyık gördükleri komutanlıktan mahrum etmeyi içinize sindirebilirsiniz.Halk yer mi dersiniz?Bu çarpıklıkları, bu çelişkileri saklamak, bastırmak sonsuza kadar mümkün olamaz.Referandum propagandası için çıktığı meydanlarda Başbakan halktan EVET oyu isterken yargıyı ne hale getireceklerini hiç anlatmıyor. Onun yerine ne yapıyor?Otuz yıl önceki darbeyi kötüleyerek heyecan uyandırmaya çalışıyor.12 Eylül darbesinin kesmeyeceğini düşünmüş olmalı ki elli yıl evveline gidip 27 Mayıs’ı da demagoji sermayesine eklemek zorunda kalıyor.Son zamanlarda siyaset diline egemen olan kahve ağzı ile sorarsak...Halk bunu yer mi?Son krizin belki şu yararı olacak: Askeri darbe tehlikesi Türkiye’nin gündeminde artık hiçbir zaman yer almayacaktır.Ama sivil darbe tehdidi mevcuttur ve 12 Eylül, demokratik hukuk devleti için kader günü olacaktır!
Yandaş kalemlerin sergiledikleri cemaat disiplini, insanın gözünden “YAŞ” getirir.Ama aklını rehine koymayanlar için bu sevinç gözyaşı olamaz, keder gözyaşı olabilir.Hepsi aynı şeyi söylüyor:YAŞ’ta kriz diye adlandırılacak bir şey olmamış. Herşey yolunda imiş. Gidiş sivilleşme yolunda ilerleme imiş...Terörle savaşan bir ülkenin ordusu, yüksek komuta kademesindeki kritik boşlukları dolduramamış, sivil ve asker yöneticiler karşılıklı güvensizliğin sebep olduğu görüş ayrılıklarına düşmüşler, çekişiyor, çatışıyorlar; bu kriz değilse kriz nasıl bir şeydir?Hem de derin bir kriz var.Çünkü ister çatışma, ister rekabet deyin; oyun dürüst, açık, mertçe oynanmıyor.CHP Grup Başkanvekili Hamzaçebi dün doğru bir saptama yaptı. Şura toplantıları tarihinde ilk kez Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı ataması yapılamadığını belirterek şöyle devam etti:“Şuraya ilk kez bir yargı müdahalesi, daha doğrusu bir savcının müdahalesi sözkonusu olmuştur. Senaryonun amacı Silâhlı Kuvvetler’in yönetim kademisini AKP’nin isteklerine göre şekillendirmektir!”Kıyma makinesi gibiİktidarın senaryosunu hiç unutmamak lâzım. Şura arifesinde Balyoz bağlamında 102 yakalama kararı çıkarılmış, toplantılar başladıktan sonra “nokta hedef” ateş altına alınmış, isimsiz bir ihbarla Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na aday görülen Orgeneral suçlanarak tasfiye edilmiştir!Savcının celbi, Başbakan’ın komutanla ilgili itirazına Hızır gibi yetiştirilmiştir.Ana muhalefet sözcüsünün işaret ettiği tehlike yabana atılır gibi değil:Bundan sonraki tüm YAŞ toplantılarında muhtemel bir savcı soruşturması tehdit olarak kullanılacak, bu defaki gibi toplantılar “terörize bir ortamda” yapılacak ve elbet “topal kararlar” çıkacaktır.YAŞ’ta doğan derin krizin ve toplumsal çatışmaları tahrik eden bölünmelerin önde gelen sebebi, iktidarın baskıcı ve komplocu tutumudur.Ama tertip her yerde iş görmüyor.Şurada Orgeneral Iğsız’ı tasfiye etmek amacıyla yedeklenen Orgeneral Atilla Işık dün emekliliğini istedi. Bu sürprizle ileriye dönük kadro hesapları altüst oldu.Çare millet hakemliğiOrgeneral Işık, silâh arkadaşının mağduriyeti üstüne kişisel bir ikbal kurmayı mı sindiremedi, yoksa baskı ve haksızlığa TSK’nın itirazını mı açığa vurmak istedi bilmiyoruz ama omuzundaki dört yıldızla böyle bir oyunun piyonu olmayacağını daha askerce gösteremezdi.İktidar yetkisi kullanan siyasetçiler çalışacakları komutanlar belirlenirken söz sahibi olabilmelidir. Doğru ama hakkaniyet içinde... Toplum vicdanı kanamamalıdır.TSK’da her komutanlığı liyakati ile dolduracak birden fazla asker vardır. Hiçbir kadro boş kalmaz. O nedenle hiyerarşi bozulacak düşüncesini abartmamak ama bu tecrübeyi kamuoyunun hakemliğini devamlı işler halde tutmak için de hiç unutmamak lâzım.Siyasetçileri böyle hassas icraatlar yaparken halka hesap vermek mecburiyeti altına sokacak bir geleneği kurmaya şiddetle ihtiyacımız var.Başbakan bütün bu olan biteni, rastlantı olamayacak kadar kasıt kokan tertiplerin anlamını millete açıklamalıdır.Sivil toplum bunu ondan istemelidir.Böyle bir geleneğin caydırıcılığı çalışsaydı, iktidar açıklayamayacağı tertiplerin içine girmez, kendine ve Silâhlı Kuvvetler’e zarar vermezdi!
Yüksek Askeri Şûra zemininde yaşadığımız kriz bir kaza mıydı?Güçlü haber alma kaynaklarına sahip olduğu bilinen siyaset bilimci Prof. Dr. Hasan Köni’ye bakacak olursak kaza yok “önceden planlanmış bir hareket“ var.Onda bu inancı yaratan sebep, yabancı medya kuruluşlarının YAŞ toplantısından iki-üç hafta önce önemli bekleyişler içinde olduklarını belli eden bir merakla uzman hocaları soru yağmuruna tutmaları...Bu yılki YAŞ 102 subay hakkında yakalama kararının çıktığı Balyoz soruşturmasının gerilimi altında yapıldı.Bu karar kurulun asker üyelerini bir anlamda rehin aldı ve hükümet kanadının elini güçlendirdi.Olayı hoş olmayan bir rastlantı diye tarif etmek mümkün değildir. Çünkü üst rütbede 11 subayın önünü tıkamak, TSK’nın komuta hiyerarşisini uzun yıllara yayılarak etkileyecektir.Mesele orada bitmiş midir?Hayır, Kara Kuvvetleri Komutanı olmaya en güçlü aday 1. Ordu Komutanı Orgeneral Iğsız, YAŞ toplantıları başladıktan hemen sonra AKP hakkında kara propaganda soruşturması bağlamında ifadeye çağrılmıştır.Bütün bunlar planlı bir operasyonsa iktidarın kendi meşrebine uygun bir kadrolaşmayı gerçekleştirmek istediği ve istediğini aldığı söylenebilir mi?Bu sorunun cevabı da hayır!İktidar TSK içinde kendi siyasal, sosyal ve kültürel inançlarını paylaşan, kadro oluşturacak sayıda personeli, en azından bugün bulamaz.Onun için yapabilecekleri ancak kendisine “ters” gelenleri tasfiye etme kararlılığını göstererek gözdağı vermektir.Bu yapılmıştır.Ama ne pahasına?Askerleri sivil otoriteye itaat etmeye mecbur etmek iyi bir amaçtır. Fakat şu şartla:Ceza ve gözdağı için ortada haklı bir sebep olmalı.İktidarın kuruntularından kaynaklı eylemler kıyımdır. General rütbesinde 20 yıla yakın feragatle görev yapan bir askeri harcamak, kul hakkı yemenin günahına batmaktır.Terörle savaşan bir orduya bunu yapmak ondan da ağır bir vebaldir!*****Doğru ölçü herkes için...Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın, suçlanan komutanların terfi ettirilmelerine itirazları, başka bir “haklı itiraz”ı davet etti.TBMM İnsan Hakları Komisyonu üyesi CHP’li Ahmet Ersin, Orgeneral Iğsız hakkındaki suçlamanın kimliği belirsiz bir ihbarcıya dayandığını söylüyor.Bu nedenle Orgeneral Iğsız Kara Kuvvetleri Komutanı olamıyor.Ama hakkındaki ağır suçlamalar içeren fezlekeler Meclis arşivinde tozlanan Başbakan, sekiz yıldan bu yana memleketi idare etmeye devam ediyor.Bu yaman bir çelişki değil midir?Elbette öyledir ve iktidar bu çelişkiyi ortadan kaldırmak zorundadır.Dokunulmazlık dosyalarının sayısı, milletvekili sayısını çoktan geçti.Suçlananlar aklanana kadar kenarda bekletilmeli ise Başbakan askere uygun gördüğü ölçüyü niye kendisi söz konusu olunca unutuyor?Devlet gücü hiç bugünkü kadar kötüye kullanılmadı!
Bugün yaşadıklarımızı on yıl önce rüyamızda görsek dudaklarımızın uçuklardı.“Üstüme iyilik sağlık” diyerek tahtalara vururduk.Cumhuriyet tarihimiz, dikta hevesi ile yargı gücünü muhalifleri üstünde terör estirmek için kullanan iktidarlar görmüştür. Mesela Demokrat Parti, tahkikat komisyonu kurarak yargı yetkisini kötüye kullanmıştır.Ama DP iktidarı bu suçu işlerken yargıyı kullanmayı başaramamıştır.Yargı hiçbir dönemde bugünkü kadar fütursuzca ve cüretle kullanılmadı.Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin yapılanmasında en önemli kurum olan Yüksek Askeri Şûra, Balyoz soruşturması bağlamında suçlanan 102 yüksek rütbeli asker için çıkarılan yakalama kararlarının psikolojik baskısı altında toplandı.“Bu kadarı olmaz” diye düşünen iyimserler, yaşanan olayı “kötü bir rastlantı” diye niteleyerek teselli aramaya çalıştılar.Ama Kara Kuvvetleri Komutanı olmaya en güçlü aday gösterilen Birinci Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın başına gelenler, yaşananların hiçbir şekilde iyimserliğe yer bırakmadığını gösterdi.Oyun üstüne oyunYAŞ toplantıları başladıktan hemen sonra Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz, Orgeneral Iğsız ile beraber 18 subayı, AKP’yi yıpratmaya yönelik propaganda yapan internet siteleri kurmakla suçladı ve ifade vermeye çağırdı.Tesadüfün bu kadarı izan taşıyan herkese fazla gelecektir.Karşımızdaki tablo, TSK’daki komuta kademesini değiştirmek niyetindeki iktidarın yargıyı alabildiğine kullandığını bağıra bağıra anlatıyor.Yargı kararları ile kimyası bozulan Yüksek Askeri Şûra’nın haleti ruhiyesini Cumhurbaşkanı Gül’ün dün kurul üyelerine verdiği öğle yemeğinden çekilen görüntüler çok dramatik biçimde yansıtıyordu.Yüzü gülen kimse yok ne sivil, ne asker konuklarda. Cenaze çıkmış evlerde verilen yemeklerin ağır, kasvetli havası çökmüş ortalığa...Yemekten sonra Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı 90 dakika süren üçlü bir görüşme yaptılar.Ne konuştuklarını tahmin etmeye yarayacak ipucu, Başbakan’ın üçlü zirveden çıkıp Adalet Bakanı ile buluşması ve onunla 50 dakika baş başa kalması idi.Herhalde varılan uzlaşmalar çerçevesinde yargıya “ayar” verme gereği doğdu. Sonuçlarını herhalde bugün öğreneceğiz..Vicdan kolay yanılmazBağımsız bir yargının, insan hayatı için, demokrasi için taşıdığı büyük önemi bize öğretmekte yardımcı olursa bu tecrübenin ödeteceği bedeller için üzülmeye gerek kalmaz.Siyasi amaçların kılıcı gibi kullanılan özel mahkemelerin yarattığı mağduriyetler, iktidar sözcüleri ve cazgırları tarafından kandırılan yığınların uyanmasına yardımcı olabilir çünkü.Ama böyle bir umudu hak edebilmek çaba ve cesaret istiyor.Referandumdan “Evet” çıktığı takdirde bütün mahkemelerin Silivri mahkemesi haline dönüşeceği konusundaki uyarılar “Evet” demeye hazırlananlar üstünde caydırıcı olabilir.Halkın aklını karıştırarak sonuç almaya çalışacakları baştan bellidir.Ama asıl büyük umut, devlete ve cumhuriyete bağlı insanlara verdikleri zararın vicdanlarda uyandıracağı isyan duygusudur. Asıl işi bu duygu başaracak, en etkili “koruma ve kollama”yı o sağlayacaktır.Yeter ki muhalefet yaşanan suç ve ayıpları halka iyi anlatabilsin!