Bölücü terörle mücadele siyaseti herhalde bundan daha kötü yönetilemezdi!“Kürt Açılımı” diye başlayan sürecin birinci yıldönümünde terör örgütünün lideri hayalini kurduğu “demokratik özerklik” hedefinin esaslarını açıklayacak noktaya geldi. Artık lâfı çevirmiyor.Politik inisiyatifi yakaladığının farkında.Öbür yanda 7-8 yıl önce teröre karşı dünyanın en büyük başarısını kazandığı için göklere çıkarılan TSK kendi askerinin ölümüne seyirci kalmakla suçlanırken siyasi iktidar, “bebek katilini ne karşılığında ateşkese razı ettin?” diye soran muhalefete cevap veremiyor.Örgütü destekleyen Fırat Haber Ajansı dün Öcalan’ın haftalık olağan görüşmesini yaptığını yazıyor ve çok yorulduğunu belirterek onu yüceltiyordu:“Herkes benden birşeyler bekliyor. Her şey omuzlarıma yıkılmış. Devlet zorlanıyor KCK zorlanıyor. Herşey yine bana yüklendi. Beklentiler var..”Özerklikten çok fazlaPKK’nın ilân ettiği tek taraflı ateşkesin maliyeti hakkında kötümser duygular uyandıran sözler bunlar.Öcalan’ın demokratik özerklik ile ilgili “uçuk” hayalleri, kafalarda şöyle bir soru uyandırıyor:“Ateşkesi sağlayan görüşmeler sırasında kendisine acaba aşırı beklentiler uyandıran sözler mi verildi?”Bu şüphenin temeli vardır. Başbakan Erdoğan’ın referandumu ne pahasına olursa olsun kazanma ihtirası ona çok yanlış yaptırdı, bunu da yaptırabilir!Öcalan dün demokratik özerklik bağlamında sık sık “demokratik ulus” deyimini kullandı.Özerkliğin unsurlarını sayarken ortaya koyduğu tabloda ayrı meclis, ayrı hükümet, ayrı bir ekonomi, ana dilde eğitim, tarih ve sanatı kapsayan kültürel boyut, güvenlikle ilgili öz savunma, hatta komşu ülkelerle ilişkiler oluşturan ayrı bir diplomasi boyutu öngörüyor.Kaç kişi teröre rehin?Acaba Kürt sorununun sadece bir “hak ve özgürlükler sorunu” olduğunu savunanlar bu kez uyanacaklar mı?Her şey ortada. Mesele egemenlik ve toprak meselesidir ve Öcalan’ın tehditler desteğinde dayattığı “özerklik” bağımsız bir Kürt devletine açılacak son kapıdır!PKK’ya silâh bıraktıracak şartları hazırlamak elbet önemli. Ama bu hedefi gözeten adımlar, şehitlerin kutsal fedakârlıklarını inkâr edecek bir aşırılığa asla dayanmamalıdır.Aranması gereken bir önemli gerçek daha var: Güneydoğu’da yaşayan vatandaşların ne kadarı bölücü hayallerin peşinden gidiyor, ne kadarı PKK’nın rehini oldukları için korkudan itiraz edemiyor? Bunu ölçen oldu mu?İktidar teröre çözüm ararken, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı olarak yaşamak isteyen Kürt kökenli yığınların devletin namus borcu altında olduğunu hiç unutmamalıdır.Bertaraf olma tehlikesi asıl referanduma oy devşirmeye çalışırken terör örgütünü aşırı beklentiler içine sokmaktır.Habur hezimetine benzer bir ikinci rezalet asla yaşanmasın!
AKP’nin denenmiş ve başarısı kanıtlanmış yöntemi basit ve garantili: “Al rüşveti ver oyu!”Ama gıda ve kömür yardımı ile hediye beyaz eşya yeterli olmayacak bu defa. Çünkü yüzde 35’in üstünde oy almak tek başına hükümet kuracak milletvekili sayısını bir partiye kazandırabilir.Fakat referandumu kazanmak en az yüzde 50 gerektiriyor.Hele Cumhurbaşkanı olmayı aklına koyan Tayyip Erdoğan’sanız sahip çıktığınız EVET’leri yüzde 60’a ulaştırarak Çankaya yolundaki muhtemel rakiplerinizi bugünden tasfiye etmek isteyebilirsiniz.Kendinize böyle bir hedef koymanız kimseyi ilgilendirmez, yeter ki yöntemleriniz kimseye zarar vermesin, korku vermesin.Başbakan işte bu noktada yanlışa düşüyor. Çünkü aşırıya gidiyor.İşadamlarını hedef alan “Bitaraf olan bertaraf olur“ tehdidi, herhalde onun kişiliğini ve demokrasi anlayışını tarif eden sözler olarak biyografisine işleyecektir!Başbakan’ın bu tehdidinden sonra onlarca sendika, dernek, birlik oyunun rengini açıkladığını, bunlardan da çoğunun “EVET” olduğunu, dolayısiyle Erdoğan’ın amacına ulaştığını kimse söylemesin.Adaletle dağıtmak zorunda olduğu devlet imkânlarını, siyasi hedeflerine ulaşmak için rüşvet olarak kullanan, amacına ulaşmak yolunda tehdit silâhına bile başvuran bir iktidar, önünde sonunda yenilmeye mahkûmdur.Örgütlenen insanlar çağdaş insanlardır. Dolayısiyle onlar haklarını tehlike karşısında savunmayı da bilirler.EVET oyu verecek kesimin omurgasını muhafazakâr kesim oluşturuyor. Onlar cemaat disiplini içinde denileni daha kolay yaparlar.Ama çoğulculuğa, birey hak ve özgürlüklerine inanan insanlar üzerinde bu zorlama geri tepen bir silâh olur.Örgütünün verdiği EVET sözüne sesini çıkarmaz fakat bu dayatmanın vahim bir tehlikeye işaret ettiğini mutlaka görür ve üstüne düşen görevi oy verme kabinine girdiğinde mühürü HAYIR’a basarak yerine getirir.Bence AKP tehdit ederek, korku salarak kendine zarar veriyor.Takiye eskiden siyasal İslâmcıların sığınağı idi. Bu referandumda laiklerin de sığınağı olacak görünüyor.EVET açıklaması yapmaya mecbur edilen sivil toplum kuruluşlarının tabanı, güç suiistimali yapan zihniyete 12 Eylül’de unutamayacağı bir ders verebilir!Hantepe hesabı...Hantepe Karakolu ile ilgili cevapsız soru halkı zehirliyor.Biliyorsunuz medyada, internette, PKK’nın Hakkâri’deki Hantepe karakoluna yaptığı baskına ait olduğu öne sürülen görüntüler yayınlandı haftalar boyu.Yedi askerimizin şehit düştüğü bu alçak saldırı tam bir ay önce gerçekleşti.O günden beri komutanların insansız Heron uçağı ile saldırı görüntülerini aldıkları halde Mehmetçikleri desteksiz bıraktıklarına dair haberler, iddialar üretiliyor.TSK’nın namusuna yönelik bir töhmettir söylenenler. Ama Genelkurmay’dan herhangi bir tepki gelmiyor.Sessizlikte şüpheler büyüdükçe büyüyor. Böyle bir ihanetin yaşanmış olacağını aklımıza sığdıramıyoruz.Ama herkes “yazılanlar yalandır“ diyen bir açıklama bekliyor. Herhalde soruşturma başlatıldı bu konuda; hiç değilse “araştırıyoruz, biraz sabır” diyen bir ses ne zaman?..Dün MGK toplandı, Hantepe konuşuldu mu? Mutlaka konuşulmuş olmalıdır.Ve bu mesele Genelkurmay Başkanlarının nöbet değişiminden önce sonuçlanmalıdır.Kötülüklerin hesabı görülmeli, yeni komutana sadece iyi şeyler devredilmelidir.
Etkili bir Cumhurbaşkanı’na olan ihtiyaç, kendini her gün daha fazla hissettiriyor.Önemli bir ülke meselesi için bir araya gelme mecburiyetleri doğsa siyasi liderler bunu yapabilirler mi?Gül, meydanlarda söylenen sözlerin bu şansı her gün azalttığını düşünüyor.Eleştirilerini iktidar partisinden de esirgemediği için, özlemi duyulan tarafsız cumhurbaşkanı kimliğine yaklaştığı ümidini uyandırıyor.Azerbaycan ziyareti sırasında açıkladığı bir görüşü var ki, kafası karıştırılan kamuoyuna aradığı doğruyu açıkça işaret ediyor.Cumhurbaşkanı Gül “Evet dersiniz, hayır dersiniz; hakkınız. Ama maddeleri konuşmak lâzım. Referandum bu maddeler üzerinde yapılıyor“ dedi.Türkiye hukuk devleti niteliğinden uzaklaştıkça devlet gücünü kullanmakta Başbakan neredeyse tek kalıyor.Bu sağlıklı bir gidiş değil. Ciddi bir kaybetme riski bulunmadığı halde Başbakan referandumda kitle örgütlerine tarafsız kalmayı bile hak görmüyor.Onları “bitaraf olursanız bertaraf olursunuz” diye tehdit ediyor.Cumhurbaşkanı’nın böyle durumlarda ağırlığını ortaya koyması iyiliğe işarettir.Eğer Abdullah Gül, her ihtiyaç doğduğunda bu rolün gereğini yapacaksa görev süresi üstünde açılan tartışmaların net bir sonuca bağlanmasında yarar vardır.Gül’ün iki yılı mı, dört yılı mı kaldı?Bu soru cevaplanmazsa “topal ördek” durumuna düşeceği için “rolünü doğru oynamaya karar vermiş bir Cumhurbaşkanına sahip olma ümidimiz” daha doğarken kaybolacaktır.Kimse siyaset ve bilim çevrelerinin Gül’ün süresi ile ilgili tartışmalarına kulak asmasın.Rusya’daki Putin-Medvedev tahteravallisi büyük ihtimalle bizde de kurulacak.Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan ne zaman yer değiştirecek?Bunun zamanını hukuk değil siyasetin şartları belirleyecektir.O gün 7 yıl dolmadan gelirse Gül kendi iradesi ile çekilme hakkını kullanır, aşama arızasız tamamlanır.Şu andaki ihtiyaç, gerginlik ve kutuplaşma üreten şartlara Cumhurbaşkanı Gül’ün taraf tutmadan müdahale edecek kadar kendini güçlü hissetmesidir.Umarız Başbakan buna izin verir!Yoksa sabotaj mı?PKK’nın Kandil’deki elebaşı olay yaratan bir iddiada bulundu.20 Eylül’e kadar sürecek ateşkes kararının İmralı’da oluştuğunu öne sürdü.Murat Karayılan “talep üzerine“ devreye giren Öcalan’ın, temaslar sonunda “devletin ateşkes talebini, bir kez daha barışa şans tanınması için“ kabul edip durumu örgüte bildirdiğini söyledi.Terör örgütünün tek yanlı ateşkes ilân etmesinden olumsuz bir sonuç çıkarmak mantıklı değildir. Can kayıplarına mani olan her girişim desteklenmeye lâyıktır.Çünkü bu dönem, silâh bırakılması şansını da içinde barındırıyor olabilir.Akılları kurcalayan kurt, Murat Karayılan’ın muhalif partilere koz veren bu açıklamayı hangi amaçla yaptığı sorusudur.Çünkü Başbakan, referandumda boykot kararı alan BDP’yi “Hayır“ cephesindeki partilerle beraber göstermiş, CHP ve MHP’yi terörle ilişki içine sokan imalarda bulunmuştu.Başbakan’ın bu haksız suçlaması bumerang gibi dönüp AKP’yi vurmuştur.CHP ve MHP, boykottan vazgeçme işaretleri veren BDP ile AKP’nin “ruh ikizi“ olduklarını ilâna başlamıştır bile.Ateşkesin vaad ettiği fırsatlar keşke referandumun kısır çıkar hesapları uğruna ziyan edilmese...
Başbakan, TÜSİAD’a yakışıksız bir uyarıda bulundu: “Bitaraf olan bertaraf olur” dedi.Eğer “Demokrasi bizim için araçtır” dediği günlerdeki zihniyetini koruyorsa bu sözünün uyarıdan daha çok tehdit sayılması gerekir.Hukukun üstünlüğüne dayanan, insan haklarına saygılı özgür bir toplumda hiçbir kurum, üyelerini bir tarafa angaje etmediği için bertaraf olmaz, kendini yok etmez.Ülkede demokratik bir yönetim varsa hiçbir sivil toplum kuruluşu, tabanını yönlendirse de, serbest de bıraksa Başbakan tarafından tehdit edilmez.Başbakan Erdoğan önceki gece verdiği TV mülâkatında şunu dedi:“Sermayeden gücü bir yere kadar alırsınız. Bize de destek olmanız lâzım.. Senin paran olduğu kadar benim arkamda milletim var. Anadolu sermayesini daha samimi görüyorum. TÜSİAD kendini check etsin. Bu anayasayı beğenmiyorsa çıksın açıkça hayır desin, diyemiyorsa da açıkça ben bu değişikliği destekliyorum desin. Bitaraf olan bertaraf olur.”Gazaba gelmiş bir iktidarın lugatında “bertaraf” etmenin yolu, yöntemi, anlamı nedir acaba?Devletin gücünü siyasi menfaat için kötüye kullanmak, diz çökmeyenleri zulümle terbiye etmek mi?Hangi taraf yakışırAnayasa düzenlemeleri konusunda TÜSİAD’dan yansıyan itirazlar, kurumu HAYIR tarafında durmaya aday gösteriyordu. Başkan Ümit Boyner açıkça şunu demişti:“Yürütmenin yargı üzerinde bu kadar etkili olduğu bir sistem çoğulculuğun önünde engel.Cumhurbaşkanının zaten çok geniş olan yüksek yargı atamalarındaki etkisinin daha arttırılması ve de Adalet Bakanı’nın benzer yetkileri HSYK içinde kullanacak olmasını doğru bulmuyoruz.”TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Mustafa Koç da aynı açıklıkla itirazını ortaya koymuştu:“Yargı bağımsızlığını geliştirmek yerine yürütmenin yargı üzerindeki etkisini arttıran düzenlemeler mevcuttur..”TÜSİAD liderlerinin eleştirileri, referandumda “HAYIR” diyecek görüşün temel gerekçesini paylaşıyor aslında.Çünkü bu düzenlemelerle bağımsızlığını kaybeden yargı siyasi iktidarın kontrolü altına girecek, erkler ayrılığı ilkesine dayanın rejim dengesini kaybedecektir.Teşekkür etmeliydiBu duruma rağmen üyelerine “Evet oyu kullanın” çağrısı yapmaması nedeniyle Başbakan TÜSİAD’a köpürdü ama aslında “Hayır tarafı”nda yer aldığını ilân etmediğine bakıp teşekkür etmesi gerekirdi.Çünkü TÜSİAD geleneğinin bağlı olduğu değerler, hiçbir taviz veya rüşvet karşılığı yargı bağımsızlığını feda etmeye izin vermez.Böyle bir durumda TÜSİAD’ın “Doğruları var ama HAYIR” demesini tarihi sorumluluğuna daha çok yakıştıranlar hiç de haksız değildir.Bu arada Başbakan’ı da demokrasi sayesinde elde ettiği kazanımların bilânçosunu çıkarmaya davet etmek lâzım...Bu rejime teşekkür borçlu olduğunu görecek ve çoğulculuğu daha içten benimseyecektir belki o zaman.Bu zigzaglardan da artık kurtulmalı.Her alanda taraf yaratmaya çalışması toplumu bölüyor ve geriyor.Kendisini de tutarsız yapıyor.Yaradılanı yaradandan ötürü sevdiğini söyleye söyleye geliyor, sonra bir anda “boy değil soy önemlidir” diyor.Hangisine inanacağız?
Meydanlardaki tahrik bu hızıyla devam ederse millet 12 Eylül’de oy pusulalarına mühür basmayacak yumruk atacaktır!Suçlamalar tırmandıkça tartıştığımız konu kayboluyor. Asla kaybolmamalı...Başbakan, asabi tabiatı nedeniyle kendisini kontrol etmekte CHP liderine oranla daha büyük zorluğa sürükleniyor.“Dersim’i CHP bombaladı” diyerek tarihi bir çam devirdikten bir gün sonra ileride pişman olacağı bir şey daha söylüyor:“Muhaliflere sesleniyorum; önemli olan boy değil soydur, soy!”Yeni bir kesme aleti, bölme yöntemi mi bu?Başbakan kendi atalarını mı yüceltmeye çalışıyor yoksa Kılıçdaroğlu’nun atalarını mı kötülüyor?AKP’ye farz oldu ama CHP de çok geç kalmadan bir özeleştiri zamanı ayırıp “Asacağız keseceğiz, iktidara gelince hesap soracağız” tehdidine dayalı propaganda ile doğru bir başlangıç yapıp yapmadığını ciddi olarak sorgulamalıdır.Çünkü salt suçlama ve tehdit üstüne kurulu siyasetler sandıkta kimseye zafer kazandırmaz.Neden şeker kaplandı?AKP, referandumla yargıyı zaptetmeye ve demokrasinin güçler ayrılığı prensibini yok etmeye çalışıyor.Niyeti bu olmasa referandumu sadece yargı ile ilgili düzenlemeler çerçevesine oturtur, etrafını “şekerlemeler” ile süslemezdi.Ama buna rağmen “Üstünlerin hukuku değil hukukun üstünlüğü“ sloganını kullanıyor.Siyasette yalanın cezası yok. Zararı millet ödediği için yalan, kandırana kâr sağlıyor.CHP lideri Kılıçdaroğlu kendisini Başbakan’ın çektiği bataklıkta kavga edeceğine, hukuka ve hukuk devletine tuzak kurulduğunu anlatmaya çalışmalı, AKP’nin sloganını çürütmeyi başarmalıdır.Kılıçdaroğlu yemin etse başı ağrımaz. Anayasa görüşmeleri başlarken CHP çağrı yaptı iktidara:“Gelin yargı ile ilgili maddeleri ayıralım onların dışındaki temel hak ve özgürlükleri geliştiren maddeleri referandumsuz meclisten geçirelim. Referanduma gidecekse, sizin ısrar ettiğiniz yargı ile ilgili maddeler gitsin.”Ama AKP bunu kabul etmedi.Çünkü o zaman hukuku ve mahkemeleri iktidarın emri altına sokan düzenlemeleri gizlemek, halkı kandırmak mümkün olamazdı.Negatif propaganda...Gelişmesini tamamlamamış toplumlarda acı ilâçları halka yutturmanın denenmiş yolu şeker kaplama yöntemidir. İktidar bunu yaptı.Oyunun ikinci ayağı olarak da muhalefeti “negatif propaganda”nın batağına çekme taktiği uygulandı.Başbakan CHP liderini yarışın kavga, gürültü tarafında oynatıyor, oyalıyor.Ama diğer taraftan elindeki büyük propaganda makinesini, CHP’nin hak ve özgürlüklerin genişlemesine HAYIR dediğine halkı inandırmak için çalıştırıyor.Bu referandumda CHP’nin yenilmeye hakkı yoktur.1600 hâkim ve savcının tayini ile ilgili HSYK çalışmasının engellenmesi bile HAYIR oyu kullanmanın haklı bir sebebidir.Adalet Bakanı ve müsteşarı tayinlerin yolunu neden tıkıyor?. Ne zamana kadar bu engellemeyi yapacaklar?Eğer başarabilirlerse hedef 12 Eylül’ü beklemektir.Çünkü EVET’ler kazanırsa hukuk devleti kaybedecek, yargıda kadrolaşma hemen başlatılacaktır.Öyle bir başlangıcın sonu nereye varır?O filmin fragmanını özel yetkili mahkemelerin uygulamalarında izliyoruz.CHP gözünü açsın ve sorumluluğuna sahip çıksın.Sorumluluğu “HAYIR’lı bir son”u sağlamanın yaratıcılığını göstermektir!
Başbakan CHP liderini freni patlayan kamyona benzetiyor ama kendi durumu ve tutumu pek farklı değil.Hatta dün kaşıdığı “Dersim yarası” nedeniyle onu, cephaneliğe giden bir yokuştan aşağı ateşe verilerek bırakılmış tankere benzetmek bile yanlış olmazdı!Sakarya’daki konuşmasında CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Dersimli olduğunu hatırlatan Başbakan Erdoğan öfke saçan bir tonla sözlerine şöyle devam etti:Hedef Alevi kitle“Dersim ile ilgili ne söylediklerini biliyorsunuz değil mi? Vergi vermediler diye Dersim’in köylerini kim bombaladı? Zamanın, o zaman ki Cumhurbaşkanı’nın emriyle... Kimdi? İsmet İnönü CHP’nin başındaydı. Yani CHP bombaladı! 20 bin, 30 bin, 40 bin, 50 bin kişinin yargısız infaz edildiği söylenir. İnsaf ya; işte sizin cemaziyelevveliniz bu. Gelin de siz bunu temizleyin önce!”“Edep yahu” diyen tasavvuf kaidesini sürekli rakiplerine hatırlatan, onları sık sık insaf sahibi olmaya çağıran Başbakan, keşke muhataplarında özlediği hassasiyetleri kendinde yaşatabilse...Üstünden 83 yıl geçmiş Dersim isyanını referandum propagandası yaparken kullanmanın ne tür bir hayırlı amaca hizmet edeceğini bilmiyoruz.Ama bildiğimiz şu ki sözleri düzeltilmesine imkân bulunmayan yanlışlarla doludur.En iyisi hiç söylenmemiş sayılmasıdır!Başbakan’ın amacı geçen yılın Kasım’ında CHP ile Alevi yurttaşlar arasında kırgınlıklara sebep olmuş bir tartışmayı canlandırmaktır.Hatırlanacağı gibi CHP’li Onur Öymen meclis kürsüsünde Dersim isyanının bastırılış şeklini onaylayan sözler sarfetmiş Kılıçdaroğlu da Öymen’i önce istifaya davet etmiş sonra parti yönetiminden destek görmemesi sebebiyle ısrarcı olmamıştı.Sebebi ne olabilir?Kılıçdaroğlu’nu Alevi yurttaşların gözünden düşürmek amacıyla söylenmiş bu yalan yanlış iddiaların 12 Eylül’deki referandumla ne ilgisi olabilir?Dersim aşağı, Dersim yukarı; Başbakan acaba Tunceli adını böylelikle unutturmaya mı uğraşıyor?Toplumdaki bölünmenin yarattığı riskler iktidarın derdi değil midir ki, bir coğrafi bölgenin, bir inanç grubunun yüreğindeki acılar, kafalarındaki şüpheler uyandırılıyor ve oy uğruna bu insanlar devlete karşı kışkırtılıyor?Seksen üç yıl öncesinin tek parti dönemine ait bir olayın hesabını bugünün CHP yöneticilerinden sormanın hangi edep ve insaf ölçüsüne uyduğunu bilemiyoruz.Ama meydanları tahrik etmekte bu kadar ileri gitmeyi göze aldığına göre Başbakan Erdoğan’ın 12 Eylül’de kaybetme korkusu çekmeye başladığını tahmin edebiliyoruz.Yoksa bu kumarı niye göze alsın?Dersim İsyanı üstünden rant sağlamaya çalışmak, kavgada bel altına vurmak gibi bir sorumsuzluktur.Gerçek bir devlet adamı böyle bir kumarın yaratacağı zararların müsebbibi olmaktansa referandumda bile bile yenilmeyi dahi tercih eder!
Seçmen iradesinin yanıltma veya hile ile saptırılması, demokrasinin namusuna saldırıdır.EVET ve HAYIR oyu kullanılacak bir referandumda “Evet” yazan mühür kullanılması, doğuracağı tereddütler nedeniyle seçmen iradesini mutlaka saptıracaktır.Karışıklık EVET sonucuna hizmet edecektir.Garip ama sorunun kaynağını referandumun dürüst ve adil biçimde yapılmasından sorumlu olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) oluşturuyor.Seçim ve referandumlarda “uygulama birliği” olması gerekir. Ama YSK, kullanılacak mühürlerin tek tip olması konusundaki haklı ve ısrarlı taleplere direniyor.Kurulun başkanı bazı sandıklarda “Tercih” bazı sandıklarda “Evet” yazan mühürlerin kullanılmasında yasal sakınca bulunmadığını savunuyor.Peki YSK’nın görevi yasak savmak mı yoksa görevini tarafsız yapmak mı?“Evet” mührü oy verirken seçmenin aklını karıştırmakla kalmayacak, oy sayımı sırasında bile ihtilâflar doğurabilecektir.Mezardakileri kaldırılıp sandığa götürmek gerektiğini söyleyen akıl hocalarının çıktığı ülkede, pusulanın “HAYIR” yazan tarafına basılı “Evet” mührünü “Bu oy EVET oyudur“ diye okuyacak müritler çıkmaz mı?CHP talebini dün yeniledi.Bu ilkel ve ayıplı uygulama iktidar partisinin işine geliyor ama “Hayır” hedefleyen öteki partiler YSK’yı ikna çabalarında CHP’yi yalnız bırakıyorlar. Acaba neden?“Evet” sonucu çıkması halinde doğacak tehlike ortada iken muhalefet partilerinin propaganda zemininde yetersiz kaldıklarını görmek vatandaş için umut kırıcı oluyor.Zaten devlet televizyonu başta medyanın büyük kesimi iktidar borazanı gibi çalışıyor. Peki, hayatın öbür alanlarında hakça bir yarış var mı?Dün aldığım bir okur mektubunda bunun cevabını okuyabilirsiniz:“Deniz otobüsünde yol boyu sesi sonuna dek açılmış televizyondan Başbakan’ın Rize’de yaptığı ‘Evet konuşması’nı dinlettiler. Bostancı’da bizi Başbakan’ın Evet için oy isteyen billboard’u karşıladı. Sonra Kadıköy’de elime Evet yazan broşürü tutuşturan gençler yolumu kesti.HAYIR’cılar nerede Allah aşkına?”Kırılma noktası...“Türkiye’nin ekseni kayıyor” tartışmaları kritik bir aşamaya geldi, dayandı.ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Türkiye’nin masaya yatırıldığı bir toplantı yapıldı. Toplantıyı “siyaset planlama dairesi” düzenlediği için haklı bir merak doğdu:“Acaba olay, bir politika değişikliğinin işareti sayılabilir mi?”Soruya resmi olarak “hayır” cevabı verildi ama diplomasinin dilini bilenler Washington’un Ankara’ya hoşnutsuzluk mesajı vermek istediğini elbette anladı.Çünkü bu “kapalı devre” bir toplantı olduğu halde Dışişleri Bakanı Clinton’ın günlük programında maksatlı olarak açığa vurulmuştur.Amerika Türkiye’nin İran, İsrail ve Hamas politikalarından son derece rahatsız. Türkiye’nin bölgede artan gücünü Başbakan Erdoğan’ın ne şekilde kullanacağı konusunda şüpheler giderek büyüyor.Bakanlık yetkilileri bu tip kurum içi toplantılarda “Neredeyiz ve doğru yönde ilerliyor muyuz?” sorularına cevap aradıklarını belirttiler.Oysa elçiliklerinden herhangi bir memuru herhangi bir köy kahvesine bile gönderseler en doğru cevabı bulurlardı:Her şey açık: 12 Eylül’de tarihi bir kırılma yaşanacak Türkiye’de.Ya Atatürk’ün Cumhuriyet projesi ya da Amerikan icadı Ilımlı İslâm projesi sona erecek!
Ergenekon davasının uzatmalı tutukluları Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın isyanı, boşa atıp doluya vurmak deyimine “cuk” oturuyor!Hatırlayacağınız gibi iki gazeteciden Özkan üç gün önceki duruşmada mahkemeye “Niçin beni burada tutuyorsunuz?” diye bağırarak başladığı sözlerini şöyle sürdürmüştü:“Hangi darbeyi yapmışım ben? Hangi general benden emir almış? Benim suçum nedir? Neden Balyoz davasında tutuklama yapılmaz diye insanlar salıveriliyor? Orada mı hukuk yok, burada mı? Böyle yargılama olmaz. Arkamda ordu yok diye beni burada tutuyorsunuz; yeter artık!”Mustafa Balbay da iki yıla yaklaşan tutukluluğuna itirazını sakin ama alaycı ifadelerle seslendirmişti:“Bu ülkenin kuvvet komutanları, ordu komutanları eksik teşebbüste bulunmuş da Mustafa Balbay mı tam teşebbüste bulunmuş? Balbay mı darbe yapmış?”Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç NTV’de katıldığı bir programda “Bu feryatlara kulak vermek lâzım” dedi.İktidara muhalif oldukları halde bu iki gazeteci nasıl oldu da Arınç’ın merhametini kazandılar?Doğru cevabı almak için Arınç’ın tutuklu gazetecilerin “feryat”larını ne şekilde tercüme ettiğine bakmak lâzım. Arınç konuşmasında aradığımız cevabı net olarak veriyor:“Diyorlar ki ‘Böyle bir olayı düşünen ve planlayan kişiler serbest bırakılıyor. Onların silâhı, topu, tüfeği var, bizim yok da onun için mi hâlâ içerde kalmaya devam ediyoruz?’ Bence bu feryada kulak vermek lâzım!”İnsanların ızdırabı üstünden siyaset yapmak herhalde buna denir.Arınç, iki gazetecinin isyanını asker sanıkları serbest bırakan mahkemeye mesaj göndermek için mi kullanmıştır?Onları Balyoz ihbarcısı gibi kullanmak mı istemiştir?Dileriz böyle bir hesapla hareket etmemiştir.Aksi halde koruyor göründüğü iki gazeteciyi istismar ederek onlara daha beter bir haksızlık yaptığını kabul etmek zorundadır.Kolay ağlamasının sebebi duygulu bir insan olduğundan değil de göz rahatsızlığı çeken biri olmasından mı yoksa?En hayırlı sonuç...Başbakan’ın bazı sözleri, referanduma yüklenen görevin ipuçlarını veriyor.Örneğin Rize’deki sözleri:“Düşünebiliyor musunuz; parlamentonun yüzde 65’ine sahip siyasi parti, bir kişinin dudaklarının arasında mukadderata sahip. O kişi dava açtı mı bitti. İstediğin kadar milletvekilin olsun, hiç.. Hükümeti yönetmeyi bırakıyorsun partin nasıl kapanmayacak onunla uğraşıyorsun. Böyle şey olur mu ya?”Hukukun üstünlüğüne dayanan demokrasilerde aslında hep böyle oluyor.Herkes kabullendiği için kimse sisteme kazık atmayı düşünmüyor. Kimse rejimin güvencesi olan yargı denetimi yüzünden başına dert açılacağı korkusu çekmiyor.Başbakan’ın yetkisini kıskandığı kişi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’dır.Ama Türkiye’de sırf Başsavcı’nın suçlaması ile yargılama yapılmadan parti kapatıldı mı?Hayır.Dünyada hükümetlerin aldıkları oy oranına göre yetkilerinin arttığı demokrasi var mı?23 Nisan’da yerine oturttuğu çocuğa “Artık Başbakansın; astığın astık, kestiğin kestik” derken Erdoğan şaka yapmıyor muydu yoksa?Türk halkı referandumda Evet çıkar da yargı AKP iktidarının kontroluna girerse ne tür tehlikelere sürükleneceğimizi iyi görmelidir. Başbakan buna fazlasıyla yardımcı oluyor aslında.Aksi halde yargı bağımsızlığının asıl meclisin büyük çoğunluğuna dayalı tek parti iktidarlarında gerekli olduğunu anladığımız gün iş işten geçmiş olabilir.“Hayır”da AKP için de hayır vardır!