Hâkimin feryadı

8 Eylül 2010

Kararını hâlâ verememiş olanların ya aklından ya bağımlılıklarından zoru var demektir.Gizli telefon dinlemeleri ile ilgili Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yaptığı tespitler bir Batılı toplumda açıklanmış olsaydı referandum bugünden bitmiş olurdu.Toplum, hak ve özgürlüklerine yönelmiş bu tecavüzün öfkesiyle öyle bir “hayır” narası atardı ki, değil tecavüzden sorumlu tutulması gereken siyasi iktidar, karşıki dağlar yıkılırdı!Başsavcılığın bulgularına göre dinlenen telefonların sayısı, geçen yıla kadar genellikle Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı rakamların bir kat fazlası olmuş.Ama geçen yıl birdenbire dört katına fırlamış ve 142 bine dayanmış.Aslında bunlar yanıltıcı rakamlardır. Çünkü izlemeye alınan telefonu arayan kişiler de dinlemeye takılıyorlar ama onlar hesaba dahil edilmiyor.Başsavcılığın raporu, dinleme ile ilgili hukuki mevzuatın elek gibi olduğunu, Cumhurbaşkanı dahil tüm vatandaşların dinleme riskine açık bulunduğunu belirtiyor.Kimse güvende değilEn ürpertici bulgulardan biri de, iktidarın kontrol ettiği TİB’deki veri tabanlarında yer alan geçmiş dinleme kayıtlarında değişiklik yapma imkânının var olması.Bu ülkede korkusuz yaşamak, sadece çocuklarla hafızasını yitirmiş yaşlılara özgü bir hak haline gelmeye başladı.Bu çapta bir izleme merakı hastalıktır ve sahibine her gün daha büyük yanlışlar yaptırır. Vatandaşa güvensizlikten beslenen evham, yanlış yolda olduğunu bilen baskıcı yönetimlere musallat bir hastalıktır.Böyle bir ülkede hukukun üstünlüğüne, yargının bağımsızlığına daha fazla saygı göstermek gerekir.Oysa biliyoruz ki pazar günü bizden “Evet” oyu bekleyen siyasi iktidar, bir kısmı ile yetinmediği için yargının tümünü kontrolü altına almak amacındadır.Kararsızlara dün gördüğüm bir “hâkim feryadı”ndan daha gerçekçi yardım olamaz.Bolu Ağır Ceza Hâkimi Çetin Canbazoğlu, Facebook’taki sayfasında “Yapılmak istenen budur” diyerek can alıcı soruları soruyor:Cevabı siz verin...“Benim bir hâkim olarak kararlarımı kanuna ve hukuka uygun biçimde vicdanî kanaatlerime göre mi yoksa siyasi iktidara bağlı organ, makam, merci veya kişilerin emir ve talimatlarına göre mi vermemi istersiniz?”“Suçsuzluğuna inandığım bir sanığı tam beraat ettirmek üzere iken o sırada beni arayan kişinin aksi yönde karar vermemi emir buyurması üzerine içim kan ağlayarak mahkûmiyetine karar vermem hoşunuza gider mi?”Bu soruları soran hâkim YARSAV üyesi değil.Bu konuda tarafsız olamayacağı için kendisine verilen Merkez İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı görevinden affını isteyecek kadar dürüst bir hukuk adamı.Ülkesine ve mesleğine duyduğu bağlılık ve saygı nedeniyle görev bildiği uyarıyı şöyle tamamlıyor:“Amaç, bugüne kadar bin türlü hileye, badireye, entrikaya rağmen hâlâ bağımsız kalabilmeyi başarmış olan yüce Türk yargısını idareye bağımlı robot yargı haline dönüştürmektir!”Sözümü “karar sizin” diyerek bitirmeyeceğim.“Hâkimin feryadı” pazar günü vereceğimiz oyun sadece bizi ilgilendirmediğini, çocuklarımızın hayatını da etkileyeceğini açıkça anlatıyor.O nedenle partileri, liderleri unutun, sadece çocukları düşünün ve...Hayırla anılacak bir seçim yapın!

Devamını Oku

13 Eylül’ü düşünün

7 Eylül 2010

Çoğumuz 12 Eylül akşamı nasıl bir sonuçla karşılaşacağımızı tahmin etmeye çalışıyoruz.Oysa kafamızı 13 Eylül’de nasıl bir Türkiye’ye uyanacağımızı düşünmek için yorsak daha doğru hareket ederiz.Gelişmiş toplumlar böyle yapıyorlar. Sandığa çağrılan halk oy vereceği mesele hakkında ne kadar istiyorsa o kadar bilgileniyor.Karşılıklı propagandalar yetmiyor, maratonun sonunda referanduma taraf siyasi kanatların liderleri sözünü sakınmak zorunda olmayan medyacıların sorularına muhatap oluyor. Yetmiyor, gladyatör gibi teke tek programlarda karşı karşıya geliyorlar.Bütün amaç, halkın kullandığı oyun gerçek sahibi olmasıdır.Oysa bizde referandum, halkın gerçeği bilmesi üstüne kurulmuyor. Tersine aydınlanmasın, bilgisi eksik kalsın ama cepheleşerek kızışsın, hınçlansın ve mensup olduğu cephenin zaferine kendini adasın...Karanlık ve kalabalıkCemaatçi siyasetin tipik yöntemidir bu.AKP baştan beri bu siyaseti güdüyor. Erdoğan “Demokrasi bizim için araçtır” demişti yola çıkarken. Mesafe katettikçe demokrasinin vazgeçilmez çoğulculuk karakterini ihlâl etmeye başladı.Farkında değil misiniz; din toplumsal kimliğin neredeyse yegâne temeli olmaya doğru gidiyor!Normal olarak Başbakan Erdoğan’ın sahip olduğu münazara beceri ve birikimi ile CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun üst üste yaptığı “TV’de Düello” çağrılarını duymazlıktan gelmeyi içine sindirememesi gerekirdi.Ama bunu göze alabiliyor. Batılı bir toplumda olsa yenileceğini dahi bilse kaçamazdı. Çünkü öyle bir durumda “hükmen yenik” muamelesi göreceğini ve sandığın ona çok ağır bir ceza keseceğini bilirdi.Türkiye’de böyle bir risk yok.Hatta tersine bu ayıbı gürültüye getirebildiğiniz takdirde size güven duyan kitlenin bilgiden yoksun kalması avantajınız bile oluyor.AKP sözcüleri, anayasa düzenlemeleri ile yargının vesayetten kurtulup bağımsızlaşacağı yalanını bu sayede rahatça söyleyebiliyorlar.Yargı bağımsızlığını ve kuvvetler ayrılığı ilkesini yerle bir edecek zehri “hap” haline getiren şeker kaplamanın tuzağını başka türlü haftalar boyu halktan saklayamazlardı.Haksızlık geri teper mi?Yani bize özgü demokrasi, halkın bilme hakkına değil, bilgiden yoksun bırakılma şartına dayalı yürüyor.Bu ters durum toplumun aydın azınlığına, başka ülkelerde olduğundan daha fazla sorumluluk yüklüyor.Araştırmaların gösterdiğine göre referandumda yüz seçmenin sadece onu bilinçli oy kullanacak.“Bilenler bilmeyenlere anlatsın” diyeceksiniz ama bu da kahramanlık istiyor. Hele bizdeki gibi aydınların birçoğu kalıbının insanı değilse, zorluk daha da artıyor.Dün CHP lideri, Başbakan’a sorulması gereken soruları soramadıkları için gazetecilere sitem ediyordu.Propaganda döneminde devlet imkânlarını arkasına alan iktidar partisi, “hayır” cephesinde terör yaratmanın da sağladığı avantajla, yani orantısız güç kullanarak vicdanları, insafı, izanı dümdüz etti.Bazı araştırmacılar “mide fesadı” gibi, “gıda zehirlenmesi” gibi bu ölçüsüz hak yemenin geri tepeceğini söylemeye başladılar. Allah söyletiyordur inşallah.Bu olaylara akıl gözüyle bakanlar, yargıyı da zaptettiği takdirde iktidarın 13 Eylül’den itibaren nasıl bir Türkiye yaratacağını tahmin edebilirler.Pazar günü kullanılacak en doğru oy, bu gerçeğin ışığında karar oluşturan seçmelerin kullanacağı oydur!

Devamını Oku

Hile önlenmeli!

6 Eylül 2010

“Türk’ün aklı sonradan gelir” türünden sözleri ırkçı takıntılar yansıttığı için sevmem.Ama kültür kodlarımızla ilgili bir sorunun varlığı kendini çok sık belli ediyor.Öyle olmasa CHP’nin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yaptığı başvuru referandum haftasına kalmaz, önceden yapılırdı.Çünkü çare aranan sorun yıllardır var. Özellikle 2007 seçiminden beri muhalif seçmenlerin beynini kurt gibi kemiriyor...Konumuz seçim hilesi..Sandığa oyların girişi ile başlayıp ilçe ve il seçim kurullarından YSK’ya gidene, bilgisayarda toplama işlemi tamamlanana kadar her aşama güvenilir olmalı.Ama daha önce seçmen sayılarının milyonluk ters dalgalanmalar gösterdiğini, tam oylar sayılırken birkaç dakikalık elektrik kesintileri ardından sıralamanın değiştiğini unutmadık. Kimse unutamıyor.CHP Milletvekili Atilla Kart, sandık sonuçlarının mahalle, köy, ilçe ve il düzeyinde internetten ilân edilmesi için dün YSK’ya başvuruda bulundu.Güven duygusu şeffaf ortamda gelişir. Normal olarak tüm partilerin bu isteğe katılması gerekir. Ama büyük ihtimalle “Geç oldu, artık yetişmez” cevabı verilecektir.Peki, lideri değişen, zihniyeti yenilenen CHP öyle bir durumda dahi hileyi önleyecek tedbiri tek başına hayata geçiremez mi?Lâfa gelince bütün partiler “oy namustur” diyor. Halbuki bir parti bile gerçekten istese hilenin önü alınır.Bütün sandıklarda partilerin görevlileri var. Bunlar ilk oydan son oya, sayım tamamlanıp resmi kayıt altına alınana kadar bekliyorlar.Yapacakları şey, günün sonunda sandık tutanağının bir nüshasını alarak partiye teslim etmektir.Asıl mesele, o gün bir dakika bile görev yerinden ayrılmayacak ve halkın oylarını kutsal emanet sayacak partilileri bulup sandık başlarına koymaktır.Umarız bu görevliler bugüne kadar seçilmişlerdir.Pazar günü yüz binlerce seçmen tatillerini bölüp oy verecekleri yerlere dönecekler.Bu özveri karşılığını bulmalıdır.Büyük sorumluluk CHP’ye düşüyor. Çünkü hile korkusu çeken ve tedbir isteyen onlar.Hile şikâyeti duymak istemiyoruz!İlk görevimizBağımsız olmayan yargı tarafsız olamaz ve öyle bir düzende adalet olmaz!Adalet yılının açılışı nedeniyle Yargıtay Başkanı Gerçeker ülkenin böyle bir tehlike ile karşı karşıya bulunduğunu belki de son kez hatırlattı.Ayrıca referandumun özünü, yüksek yargıyı siyasi iktidarın kontrolü altına sokacak düzenlemelerin teşkil ettiğini belirterek kamuoyunu eksik ve ters bilgilendirmelere karşı uyardı.İktidar, devletin birbirini dengeleyen güçlerini tek elde, daha doğrusu kendi elinde toplamaya çalışıyor. Demokrasi adına yapıldığı söylenen bu hamleler demokrasiyi ortadan kaldıracak olan bir sivil diktanın tehlike çanlarını çalıyor.İktidarın muhalif sesleri susturmak için başvurduğu yöntemler, gözü, kulağı ve vicdanı olan herkesi korkutmalıdır.Yargıya ve adalete hükmeden bir siyasi iktidarı durdurmak, çocuklarına karşı sorumluluk duyan herkesin borcudur.Bağımsızlığını siyasete kaptıran kurumların ne hale düştüğüne YÖK ibretli bir örnektir. Seçme sınavlarındaki rezaletler ayyuka çıktı. Halbuki ÖSYM ülkenin düzgün işleyen adil ve dürüstlüğüne güvenilen en sağlam kurumlarının başında geliyordu.YÖK’ü yok eden tecavüz tutkusu şimdi hedefine yargıyı koymuştur.Pazar günü görevimiz yargıyı korumak şuuru ile hareket etmek olmalı!

Devamını Oku

Darwin nasihatı

4 Eylül 2010

Türk siyasi geleneğinde sorunları çözme yerine onları kullanma eğilimi var.”Cumhurbaşkanı Gül doğru söylüyor. Keşke şikâyet eden değil de üstesinden gelen bir güce sahip olabilseydi.Aslına bakarsanız siyasi konuşmaların küfür ve iftira safralarını ayıkladığınız zaman geriye özlü şeyler kalabiliyor. O nedenle propaganda konuşmalarını toptan kötülemek doğru olmaz.Mesela CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kim darbe girişiminde bulunursa tankın önüne ilk ben çıkacağım” sözleri, bazı önyargıları kıracak ve iz bırakacak olumlu bir mesajdır.Ayrıca şu sözleri de iktidarı düşünmeye sevkedecek yararlı bir uyarı:“Askere karşı çıkacağız diye yargının bağımsızlığını yok etmeyelim. Yargının sorunu var; elbette düzelsin ama yargı siyasallaşırsa çok ağır bedelleri olur!”MHP lideri Bahçeli tahrik eden bir üsluba sahip. Şu sözleri, pek az muhatabında yararlanma isteği uyandırır:“İktidar Anayasa Mahkemesi’ne takılmamak için yargıyı etkisiz hale getirmek istiyor. Başbakan’ın gizli gündemi Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini değiştirmek olabilir.”Laiklik serüveniGelişmiş demokrasilerde böylesine vahim bir şüphe dahi küfürsüz tartışılabilir. Hatta suçlanan tarafın vereceği cevap rejim için böyle bir tehlike varsa aşılmasına dahi katkı sağlayabilir.Çünkü Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri yalnız Türkiye Cumhuriyeti’ni korumadı, AKP’yi de gözü kara maceralara atılmaktan uzak tuttu.Sekiz yıl önce laiklik “punduna getirip halledilecek bir hedef“ti. Yaşanan tecrübeler ve dine dayalı rejimlerde yapılan gözlemler AKP’lilerin laikliğe bakışını değiştirmiştir.Bu benim tahminim değil, sağlam bir kaynaktan alınan bilgidir.Aynı olumlu değişimi iktidar partisinin “hukuk devleti” konusunda geliştirmesi olmayacak şey midir?AKP sözcülerinin bu şüphenin yersiz olduğunu söylemesi ve bu şekilde kamuoyu önünde kendilerini bağlamaları fena mı olur?Referanduma bir hafta kaldı. Hukuk devleti için hayati önem taşıyan bu eşiği geçip seçim düzlemine gireceğiz.Dikkat!.. Birbirlerinin yüzüne bakamaz duruma düşmüş liderlerle güvenli, sağlıklı bir seçim yapamayız.O nedenle hakaret ve iftiradan uzak, eleştiri ve önermelerin ağırlık taşıdığı bir propaganda üslubunu benimsemek gerekiyor.Tavuk gibi olmayalımBu değişimi başlatma görevi elbette iktidara ve liderine düşer.Konuşmalarını önceden yazmak ve böylelikle anlık öfkelerin tuzağına sürüklenmemek Başbakan için başarısı denenmiş bir tecrübedir. Nitekim o tedbirin garantisi Diyarbakır mitinginde kendini bir kez daha kanıtlamıştır.Yüksek beklentiler uyandırıldığı halde Başbakan orada sadece “Diyarbakır cezaevi yıkılacak“ sözü vermiş, buna rağmen herkes memnun ayrılmıştır.Son bir not... Diyarbakır Cezaevi yıkılsın mı, işkence müzesi mi olsun, yoksa başka türlü mü değerlendirilsin?Kötü anıları ebedileştiren yapılar geleceğe de nefret taşır ve ayrılık tohumları üretir. O nedenle cezaevinin lânetli hatıralarını sadece oraya kazandırılacak bilim ve sanat işlevi arındırabilir.Bir kaç gündür internette Darwin’in sözleri uçuşuyor. Bize de ilham verebilir diye düşündüm:Bilim ve sanat bir kuşun iki kadanı gibidir.Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar.Uçamayanlar ise tavuk olur..“Tavuk toplum” önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz!

Devamını Oku

İnsaf adaletin yarısı...

3 Eylül 2010

Sabah karanlığında evinizin kapısını çalan kişi sütçü değilse bilin ki demokratik bir ülkede yaşamıyorsunuz.Yaşadığımız ülkede demokrasi olmadığını kafamıza dan dan vuran olaylar, büyük tutuklamaların rüzgârı hafiflediği için şekil değiştirdi.Şimdi, tutuklandıktan sonra içerde unutulan mağdurlar, yargılamayı uzatarak cezayı peşin kesen ve çektiren mahkemeler var.Yani tablo değişse de adaletsizlik berdevam!..Neden tutuklu?Silivri’deki mahkeme yine isyanlara sahne oldu.Sanıklardan Mustafa Özbek “20 aydır tutukluyum hâlâ savunmam alınmadı. Ne hakla tutuyorsunuz beni burada?” diye bağırdı.Dünyaca ünlü organ nakli uzmanı Prof. Dr. Mehmet Haberal da aynı davanın sanığı ve neyle suçlandığını bilmeden tutuklu yaşamının 500. gününü geçen hafta tamamladı.Onunla ilgili bir gerçek adalet gibi temel bir değerin uğradığı felâketi göstermesi bakımından ibret vericiydi.Polisin gönderdiği resmi yazıya göre Haberal’a ait bilişim malzemesinin çokluğu ve bunların yüksek meblâğlar gerektirmesi nedeniyle kopyalar alınamamış, istenen incelemeler yapılamamıştı.Polis “Ne yapalım?” diye savcılığa soruyordu.Avukatı dün yazılı bir açıklama yaparak Mehmet Haberal’a ait bilgisayarın 17 aydan beri savcılığın bilgisi içinde Emniyet’te durduğunu belirterek şu soruların cevaplanmasını istedi:“Bilgisayarlar incelenmemiş ve gerekli bilgilere ulaşılmamış idiyse savcılar hangi gerekçelerle müvekkilimizle (Mehmet Haberal) ilgili iddianameyi hazırlamıştır? Ve hangi delile dayalı olarak müvekkilimiz aylardır tutuklu olarak yargılanmaktadır?”Demokratik bir ülkede adaleti geciktirmenin bahanesi olamaz. Ve adaletin ayağına dolanan çaresizliğin ceremesi suçlanan kişilere ödetilemez.Bakan da gördüTürkiye tuhaf bir ülke oldu. Zarar görenlerin hakkını korumak gerçekte devletin esenliğine hizmettir. Tabii “Adalet mülkün temeli” sözü süs değilse..Ama bakıyoruz, yandaş kalemler bu hakkın savunulmasına bile “Ergenekoncu“ iftirası atarak şantaj yaparak geçit vermek istemiyorlar.Nereye kadar? Toplum vicdanı, devletten üreyen haksızlığa daha duyarlıdır. Patlama olur, zulüm geri teper, zalimlik yapana döner.Nitekim Adalet Bakanı bile dün düzenlediği basın toplantısı sırasında Silivri ile ilgili bir soruyu geçiştiremedi.“Davaların ve tutukluluk sürelerinin uzaması ‘geciken adalet adalet değildir’ özdeyişini uyandırıyor. Davaların uzaması bizi rahatsız eder” dedi.İktidarın referandum yoluyla bütün mahkemeleri Silivri’dekilere benzetmeye çalıştığını görebilenler için Bakan Sadullah Ergin’e inanmak kolay değil.Tek teselli Bakan’ın “yargısız infaz” faciasını kabul etmiş olmasıdır.Gerisi, yani kesin çözüm 12 Eylül’de, daha önce büyük zorlukları aşabilme yeteneğini kanıtlamış olan halkımızın aklına ve vicdanına kalacaktır!

Devamını Oku

Uçan Hollandalı!

2 Eylül 2010

AKP’nin propaganda becerisinden etkilenenler 12 Eylül’de “evet” çıkarsa ülkenin cennete döneceğini zannedebilir.Oysa yok öyle bir şey.Yargı için iki derin çukur kazılmıştır. Tuzak işlevi kazandırmak için üstlerine örtülen süsler hayatımızı güzelleştirmeye yetmez.Ama “evet”ler kazanır da yargı için kurulan tuzaklar amacına ulaşırsa işte asıl o zaman hayatımız değişecektir.Şu farkla; hak ve özgürlükler cennetine gitmek yerine adaletsizlikler cehennemine yuvarlanma tehlikesiyle karşılaşacağız.Şartlar halkın doğru bilgilendirilmesine elvermiyor. Propaganda araç ve olanakları AKP’nin emri ve denetimi altında.Bırakın muhalif olmayı, tarafsız görünmek bile tehlike taşıyor. CHP lideri dün yoksul seçmenleri iktidarın “Buradan evet oyu çıkmazsa yeşil kartınızı iptal ederiz; kömür ve yiyecek yardımını keseriz“ şantajına hedef yaptığını öne sürdü.Kentlerin duvarlarındaki reklâm panolarının neredeyse tümü iktidar partisine kapatılmış. Her yer “evet”...Geri kalmış demokrasilerde muhaliflerine yaşama hakkı tanıyan iktidarlar pek görülmez. Ama Allah kurnazlığa yetecek kadar akıl da mı vermemiş?Baştan aşağı “evet”e sıvanmış duvarlarda tek tük de olsa “hayır” görmemek acıtıcı. Toplum vicdanında tepki uyandıracağı mutlak olduğu için iktidar gücünü bu kadar egoistçe kullananlar yaptıkları haksızlığın bedelini umuyoruz sandıkta ödemek zorunda kalacaktır.Sürpriz dış destek“Kap kapanın elinde“ ve “Gücü gücü yetene“ gibi deyişler pek çoktur bizde.Çünkü böyle yaşıyoruz. Ve gördüklerimiz hiç birimizi şaşırtmıyor.Şaşırtma görevini şimdi maddi ve manevi kalkınma umutlarımızı bağladığımız AB kurumları üstlenmiş bulunuyor.Referanduma on gün kala AB’den beklenmedik bir destek geldi.Avrupa Parlamentosu Türkiye Raportörü Hollandalı Sosyal Demokrat Ria Oomen Ruijten, referanduma sunulan değişikliğin “Türkiye’nin daha demokratikleşmesi ve modernleşmesi için ilk önemli adım“ olduğunu söyledi.Türkiye’yi, yabancının dediği her şeyi itirazsız kabullenen bir muz cumhuriyeti gibi görüyor olamaz. Türkiye raportörü çünkü.Bu abartılı propaganda sözlerini bizimkiler tarafından misafir edildiği bir masada içkiyi fazla kaçırmanın etkisi ile söylemiş olabilir mi?Çünkü yapılan “ilk anayasa değişikliği” değil. Şimdiye kadar 11 operasyonda anayasanın 75 maddesi değiştirildi.Meydan boş bırakılırsaTürkiye’ye AB üyeliğinin kapısını açan özlü değişiklik, idam cezasını da kaldıran içeriği ile Ecevit hükümeti döneminde yapıldı. AKP o hamlenin rüzgârını arkasına alarak ilerledi. Ve şimdikinden farklı olarak tüm değişiklikler uzlaşmayla gerçekleşti.Raportör Oomen Ruijten, değişikliğin ülkedeki refahı arttıracağını nereden çıkardı?Refah artmayacak, yargı iktidar emrine gireceği için sadece adaletsizlik artacaktır! Evet evet, Hollandalı raportörün bu açıklamayı yaparken her halde kafası dumanlıydı. Çünkü birbiriyle ilgisiz maddelerin toptan oya sunulmasına ve Adalet Bakanı’nın HSYK’da bulunmasına bizim Anayasa Mahkememiz değil AB’nin danışma kurulu olan Venedik Komisyonu karşı çıkmıştır.Türkiye’de AKP’den başka AB üyeliği isteyen parti bulunmadığı havasının yayılmasına CHP uzun yıllar seyirci kaldı.Bu ihmalin bedelini hepimiz ödüyoruz.AB’den gelen propaganda desteği tazminat gibi bir şey!

Devamını Oku

Vah Adalet hanım...

1 Eylül 2010

Adaleti bir elinde terazi, öbüründe kitap tutan gözleri bağlı güzel bir kadın simgeler.Bizde epey bir zamandır eksik olmayan “Yetişin, imdaaat” çığlık ve çağrıları genellikle erkek sesi ile geliyor ama bakmayın; tehlikede olan o güzel kadındır. Daha doğrusu simgelediği adalet...12 Eylül’de kurtarıcı bir irade sandıklarda parlarsa ne âlâ. Ama olmazsa o sesi belki bir daha hiç duymayacağız.Adaletsizliği, üstelik onun eksikliğinden şikâyet edilemeyen bir ortamda yaşayacağız.Adalet, hükümetten ve meclisten bağımsız bir güç olarak tanınmıyorsa o rejimlerin asla demokrasi olmadığını, olamayacağını hiç unutmayalım.Biz daha bile fenasını yaşıyoruz. Meselâ Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Başkanvekili Kadir Özbek geçenlerde ümitsizce yardım çağırıyordu:“Yargı milletin yargısıdır. Bizi ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Halkı aldatmaya çalışıyorlar!”Üniversiteler “halledildiği için” hukuk fakülteleri tecavüzü seslerini çıkarmadan izliyor. Baroların da artık takati kalmadı.Yargıdan imdat sesleriÖnceki gün HSYK üyelerinden Ali Suat Ertosun gaflete düşenleri silkeleyerek uyandırmak istedi.Basın toplantısında “Adalet gerçekten zor durumda. Bu kadar saldırılan bir yargı nerede var?” diye sorduktan sonra ibretli bir tespitte bulundu.Ertosun’a göre referanduma sunulan düzenlemeler, birbiriyle ilgisi olmayan maddeleri bir defada yasalaştırmak için kullanılan bir “torba kanun”dur.Dürüst bir yöntem değil bu. O nedenle eski Roma zamanında bu araç “siyasi rüşvet ve hile” için kullanıldığı görüldüğünden yasaklanmış.İşine geldiği zaman AKP iktidarının yere göğe koyamadığı Venedik Komisyonu da torba kanunla referanduma gidilmemesi gerektiğini zamanında bildirmişti.Uyarı son derece ikna ediciydi:“İçerik birliği özgür oy iradesinin önemli gereğidir. Seçmenler aralarında bir bağ bulunmayan farklı sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakılmamalıdır.”12 Eylül’de bizden bunun tam tersini yapmamızı isteyecekler!Venedik Komisyonu HSYK’da Adalet Bakanı da olmasın diyor ama bize dayatılan düzenleme, bu üst yargı kurumunu tümüyle iktidarın kontrolü altına veriyor.Roma Hukuku bertarafTorba kanunun ahlâk dışı yöntemi, eski Roma’da yasaklanmasından tam 2108 yıl sonra Türk halkı üstünde denenecektir.Ne pahasına olursa olsun kazanmak uğruna hile ve siyasi rüşveti dahi bir yöntem olarak benimseyenler 12 Eylül’de amaçlarına ulaşırlarsa acaba eski Roma’nın hukukçuları gibi bu yöntemi yasaklamayı düşünürler mi?HSYK üyesi Ertosun’un şu sözleri fazla umutlanmaya izin vermiyor:“Biz torba kanun yönteminin doğru olmadığını, kriterlere aykırı olduğunu söyledik ve Romalıların 2018 yıl önce yasakladıkları bir uygulamanın doğru olmadığını belirttik.”Bu uyarının ne tür bir tepki ile karşılandığını kimse tahmin edemezdi. Çünkü böyle bir durumda standart bir iktidar ya bu yöntemi uygulama ayıbından vazgeçerdi ya da aklı başında bir tedbir üretmenin arayışına girerdi.HSYK üyesi Ertosun’un dediğine göre derhal hukuk fakültelerinde Roma Hukuku dersini kaldırmaya karar verdiler!Eski Roma Evet’ten yana taraf olmadığı için memleketimizde bertaraf olmuştur.Adalet isimli güzel kadın perişan haldedir ama bereket gözleri bağlı ve tecavüzcülerini görmüyor!

Devamını Oku

Kazanmak için

31 Ağustos 2010

Referanduma 12 gün kala taraflar son düzlüğe başa baş girdiler.A&G’nin Başkanı Adil Gür son araştırma raporunu bu ifadelerle verdi.Hayır diyenler yüzde 44, Evet diyenler yüzde 45.2 ölçüldü. Kararsızlar yüzde 10,8 düzeyinde.Kararsızları dağıttığınız zaman Evet’ler yüzde 49,3’e karşı yüzde 50,7 önde çıkıyor ama bu fark galibi belli etmiyor.Çünkü Adil Gür’ün dediğine göre standart yanılma payları içinde iki tarafın da referandumu kazanması şansı mevcut bu tabloda.Son düzlükte hangi tarafın gücü ve nefesi baskın çıkacak, her şey buna bağlı.Şunu söyleyebiliriz ki seçmenini sandığa götürmekte üstünlük sağlayan tarafın şansı yükselecektir.Çünkü araştırmanın ortaya koyduğu acı bir gerçek var; seçmenlerin yüzde 28’i ne için oy kullanacaklarını hâlâ bilmiyor.Onlar güvendikleri liderlere bakıyorlar; liderleri nereye derse mührü oraya basacaklar.Anahtar kararsızlardaSandığa iki hafta bile kalmadı; böyle bir aşamada yüzde 11’e varan bir kararsız kitle yüksektir. Evet ve Hayır tarafları eşit durumda oldukları için kararsızlardan ikna edilecek her oy bir değil iki oy yerine geçecektir.HayatÓ önem taşıyan bir tedbir de sandıklara sahip çıkmaktır. 12 Eylül akşamı hile şikâyeti duymayalım.Hile yapanlar yani demokrasinin namusuna tecavüz edenler ne kadar suçlu ise demokrasinin namusunu korumakta yetersiz kalanlar da öbürleri kadar suçludur.Özetlemek gerekirse, partiler açısından seçmenini sandığa götürmek ve sandıklara sahip çıkmak başarıya ulaşmanın birinci koşulu olacaktır.Ama tek tek her seçmenin de ülkenin geleceği için ne kadar hayati önemde rol oynadığını bilerek davranması gerekiyor.Demokrasiye ve cumhuriyete bağlı hiçbir vatandaşın sandığa gitmemek gibi bir lüksü yoktur.Çocuklarını özgürlüğü ve adaleti olmayan bir ülkede yaşatmanın günahına batmaktan korkan herkes, dünyanın öteki ucunda bile olsa o gün Türkiye’ye gelmeli ve oyunu kullanmalıdır.Yaşamak ve yaşatmak“Evet” için hayatını koyanlar ve kitleyi etkileme gücünü mezardaki ölüleri bile kaldırıp oy kullandırmaktan yana değerlendirenler neyin peşinde; insan merak etmez mi?Paketin “faydalı” denilen düzenlemeleri, Anayasa değiştirilmeden de verilecek haklardı. O “tatlı şeyler” paketin içindeki “acı ilâç”ı yutturmak için kullanılıyor.Yutmamak lâzım o hapı!Bütün sivil toplum örgütleri, “yanlış yoldasınız” uyarısı yapan bütün bağımsız muhalif sesler niçin korkutularak susmaya mecbur ediliyor?Muhalefet sözcüleri meydanlarda halkı aydınlatmalı. Bu aydınlatmaya, AKP’li seçmenlerin bile ihtiyacı bulunuyor.Saddam’ın Irak’ına benzer bir zulüm rejiminin oluşma tehlikesine kim bile bile katkıda bulunmak ister?Ama asıl büyük vebal, “Hayır” oyu vermek gerektiğini bile bile 12 Eylül’ün içerdiği tarihi çağrıyı duymazlıktan gelecek olanların omzuna yığılacaktır.Çünkü o durumda... Bir taraf mezardaki ölülerini bile kaldırırken, Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği yığınlar “yaşayan ölüler” konumuna sürüklenecektir.Demokrasiye gerçekten bağlı olanların borcu sandığa gitmek ve mümkünse kararsızları da gitmeye ikna etmektir.Demokrasi yaşarsa bir referandum daha yapar, gerekirse bugün Hayır dediğimize yarın Evet diyebiliriz.Ama tersi olursa bir daha böyle bir şansı kullanıp kullanamayacağımızı bilemeyiz.

Devamını Oku