Darwin nasihatı

Haberin Devamı

Türk siyasi geleneğinde sorunları çözme yerine onları kullanma eğilimi var.”

Cumhurbaşkanı Gül doğru söylüyor.

Keşke şikâyet eden değil de üstesinden gelen bir güce sahip olabilseydi.

Aslına bakarsanız siyasi konuşmaların küfür ve iftira safralarını ayıkladığınız zaman geriye özlü şeyler kalabiliyor.

O nedenle propaganda konuşmalarını toptan kötülemek doğru olmaz.

Mesela CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Kim darbe girişiminde bulunursa tankın önüne ilk ben çıkacağım” sözleri, bazı önyargıları kıracak ve iz bırakacak olumlu bir mesajdır.

Ayrıca şu sözleri de iktidarı düşünmeye sevkedecek yararlı bir uyarı:

“Askere karşı çıkacağız diye yargının bağımsızlığını yok etmeyelim. Yargının sorunu var; elbette düzelsin ama yargı siyasallaşırsa çok ağır bedelleri olur!”

MHP lideri Bahçeli tahrik eden bir üsluba sahip. Şu sözleri, pek az muhatabında yararlanma isteği uyandırır:

“İktidar Anayasa Mahkemesi’ne takılmamak için yargıyı etkisiz hale getirmek istiyor. Başbakan’ın gizli gündemi Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini değiştirmek olabilir.”

Laiklik serüveni

Gelişmiş demokrasilerde böylesine vahim bir şüphe dahi küfürsüz tartışılabilir.

Hatta suçlanan tarafın vereceği cevap rejim için böyle bir tehlike varsa aşılmasına dahi katkı sağlayabilir.

Çünkü Anayasa’nın değiştirilemez maddeleri yalnız Türkiye Cumhuriyeti’ni korumadı, AKP’yi de gözü kara maceralara atılmaktan uzak tuttu.

Sekiz yıl önce laiklik “punduna getirip halledilecek bir hedef“ti.

Yaşanan tecrübeler ve dine dayalı rejimlerde yapılan gözlemler AKP’lilerin laikliğe bakışını değiştirmiştir.

Bu benim tahminim değil, sağlam bir kaynaktan alınan bilgidir.

Aynı olumlu değişimi iktidar partisinin “hukuk devleti” konusunda geliştirmesi olmayacak şey midir?

AKP sözcülerinin bu şüphenin yersiz olduğunu söylemesi ve bu şekilde kamuoyu önünde kendilerini bağlamaları fena mı olur?

Referanduma bir hafta kaldı. Hukuk devleti için hayati önem taşıyan bu eşiği geçip seçim düzlemine gireceğiz.

Dikkat!.. Birbirlerinin yüzüne bakamaz duruma düşmüş liderlerle güvenli, sağlıklı bir seçim yapamayız.

O nedenle hakaret ve iftiradan uzak, eleştiri ve önermelerin ağırlık taşıdığı bir propaganda üslubunu benimsemek gerekiyor.

Tavuk gibi olmayalım

Bu değişimi başlatma görevi elbette iktidara ve liderine düşer.

Konuşmalarını önceden yazmak ve böylelikle anlık öfkelerin tuzağına sürüklenmemek Başbakan için başarısı denenmiş bir tecrübedir.

Nitekim o tedbirin garantisi Diyarbakır mitinginde kendini bir kez daha kanıtlamıştır.

Yüksek beklentiler uyandırıldığı halde Başbakan orada sadece “Diyarbakır cezaevi yıkılacak“ sözü vermiş, buna rağmen herkes memnun ayrılmıştır.

Son bir not... Diyarbakır Cezaevi yıkılsın mı, işkence müzesi mi olsun, yoksa başka türlü mü değerlendirilsin?

Kötü anıları ebedileştiren yapılar geleceğe de nefret taşır ve ayrılık tohumları üretir. O nedenle cezaevinin lânetli hatıralarını sadece oraya kazandırılacak bilim ve sanat işlevi arındırabilir.

Bir kaç gündür internette Darwin’in sözleri uçuşuyor.

Bize de ilham verebilir diye düşündüm:

Bilim ve sanat bir kuşun iki kadanı gibidir.

Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar uçar ve özgür olurlar.

Uçamayanlar ise tavuk olur..

“Tavuk toplum” önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkında bile olmaz!

DİĞER YENİ YAZILAR