Vazgeçmeyin!

16 Eylül 2010

Terörle savaşa taraf olmanın her şeyden önce ahlâki bir mecburiyet olduğunu dün tekrar öğrendik.Hakkâri’de yolcularının üçü 6 aylık, 2 ve 3 yaşında bebekler olan bir minibüs uzaktan kumandalı mayınla havaya uçuruldu, dokuz günahsız vatandaş öldü.Bu katliama canavar bir ruh bile bahane bulamaz. Saldırı, terörü üreten alçaklığın hiçbir insani değere bağlı olmadığını kanıtlıyor.Olaydan sonra pusu yerine çok yakın şüpheli bir çanta bulundu. İçinden 2 mayın ile bir roketatar mermisi çıktı.Kayıplarının acısı içinde çılgına dönen köylüler, olayın JİTEM tarafından tertiplendiğini iddia ederek tepki gösterdiler.BDP Genel Başkanı Demirtaş da Ankara’da köylülerin şüphesini sahiplenen bir değerlendirme yaptı. PKK’yı temize çıkaran bu değerlendirme şöyleydi:“Saat 14’te iki bakanla (Çiçek ve Ergin) görüşmemiz vardı. Provokatif eylemlerin önüne geçmek için buluşmayı son ana kadar netleştirmedik. Sadece telefonlarımızı dinleyenler haberdar olmuştur. ‘İyi çocuklar’ sahneye çıkmış, hükümet bu provokasyona teslim olmuştur.”Demirtaş Ergenekon’u işaret ederken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, saldırganın PKK olduğunu belirten şu ifadeyi kullandı:“Vatandaşı örgüte karşı sahipsiz bırakmayacağız!”Tertip mi, tesadüf mü?BDP Genel Başkanı Demirtaş, dünkü saldırının daha önce örnekleri görülmüş sabotajlardan biri olduğunu iddia ediyor.İma ettiği olayların biri 27 Mayıs 2009 tarihinde Hakkâri Çukurca’da 7 askerin şehit edilmesiyle ilgili mayın patlamasıdır.Başbakan DTP yöneticilerine 29 Mayıs için randevu vermişti ama infial yaratan o terör saldırısı nedeniyle görüşme iptal edildi.İkinci olay da şu: Taş atan çocukları kurtaracak olan düzenleme meclis gündemine girmek üzereydi ve Anayasa Mahkemesi DTP’yle ilgili kapatma davasını 8 Aralık 2009’da görüşmeye başlayacaktı.7 Aralık’ta ülke Tokat Reşadiye’deki kalleşlikle sarsıldı. 7 askerimiz şehit edilmişti. Taş atan çocuklarla ilgili tasarı kaldı, yüksek mahkeme iki gün sonra DTP’yi kapattı!Demokratik Toplum Kongresi heyetini bugün Cumhurbaşkanı, Başbakan ve CHP liderinin kabul etmesi bekleniyordu.Demirtaş’a hak verecek olursak, dünkü saldırı, kendisinin iki bakanla yapacağı görüşmeyi ve bugünkü kabulleri sabote etmek amacıyla düzenlenmiştir.Bu tezler ve dünkü provokasyonu Jitem’in yaptığı iddiası gerçek olabilir mi?Vazgeçmek ödül olurTerör ortamının akıl almazlığı konusundaki düşüncemi biliyorsunuz:Terör öylesine karmaşık, acımasız ve ahlâksız bir melânet hengâmesidir ki, orada en akla yakın ihtimal ile en akla zarar şüphe gerçeğe aynı uzaklıktadır.O nedenle Demirtaş’a “Olay yerine iki mayınla bir roketatar mermisi terk eden şaşkınların kimliğini ve niyetini bu kadar çabuk nasıl ve kimden öğrendiniz?” diye sormanın bir yararı olmayacaktır.Ama barış arayan çabaları sabote etmeyi başaran kanlı tahrik eylemlerinden zarar görmeye son verecek tedbirin ne olabileceğini, dünya tecrübelerine bakarak söyleyebiliriz.Çözüme yönelik çabaları böyle alçakça sabotajlar asla durdurmamalıdır.Terör ortamında barış aramak da cesaret istiyor çünkü.Dünkü katliam yüzünden Kürt siyasetçilerin Cumhurbaşkanı, Başbakan ve CHP lideri ile bugün yapılması planlanmış toplantıları iptal edilmemelidir.İptal, halk düşmanlarına teşvik olur ödül olur. Artık olmamalı!

Devamını Oku

Keşke yapabilse!

15 Eylül 2010

AKP “Hayır” oylarının fazla çıktığı kıyı kentlerini mercek altına alacakmış.MYK toplantısında ilçe ilçe rapor isteyen Başbakan Erdoğan “Buralarda genel seçime kadar endişeleri gidermek için çalışma yapalım“ demiş.Akıllı bir tedbir, iyimserlik uyandıran bir tepki. Yeter ki arayış samimi olsun...Çünkü Başbakan’ın yerinde kim olsa referandum sonrası çıkan renkli haritalara baktığında kazandığına çok sevinemezdi. Görülen keskin bölünme, sekiz yıllık iktidar için başarı değildir ama Başbakan’ın duruma çare bulmaya yönelik arayışı tam da bu nedenle desteklenmeye lâyıktır.Getireceği zorluklar yok mu, var. Ödeteceği bedeller de var.Meselâ şimdi, ülkenin eğitim düzeyi yüksek kesimlerini huzursuz eden sebeplerin ortadan kaldırılması gerekiyor.AKP’nin İslâmi bir ajandası olduğu konusunda beslediği müzminleşmiş şüphelerden bu kitleleri kurtarmak lâzım.Nasıl olacak bu iş?Türkiye’nin tek sorunu laiklikle ilgili kaygılar değil. Kürt sorunu AKP iktidarını önümüzdeki seçime kadar daha çok yoracaktır. Yapılacak hataların seçimlere kadar telâfi edilemeyeceği endişesi iktidarı kısıtlayacaktır.Yani kıyılarda yoğunlaşan Hayır cephesini yumuşatma isteğinin kullanacağı alet, AKP’nin laikliğe tehdit oluşturmadığı propagandasına sıkışacaktır biraz. Elbette bu kadarı bile olsa yararlıdır.Çünkü sonuçta iktidar partisi Hayır diyenlerin güvenini kazanmak için inandırıcı sözler söylemek ve tamamlayıcı şeyler yapmak zorunda kalacaktır.Peki sahil kentleri halkının AKP’ye yönelik şüphelerini gidermeye dönük sözler ve çabalar, Evet diyen illerdeki AKP gücünü zayıflatmayacak mı?Başbakan, kendisine lâyık görülen övgüleri ve misyonu hak etmek istiyorsa bu özveriyi göze almak zorundadır.İktidar kutuplaşmadan çok yararlandı ama zıtlık ve bölünme tehlike sınırına gelip dayandı. Ötesi maceradır.Başbakan Erdoğan, doğusu ve batısı bu kadar keskinleşmiş bir ülkenin yönetilemez hale sürükleneceğini görmüştür umarız.Ve kıyı kentlerine yönelik isteği, dileriz ilhamını bu mecburiyetten alıyordur.*****Seçime dek ateşkesReferandum dönemini terörden koruyan “ateşkes” 20 Eylül’de bitmemelidir.Siyaset bütün hünerini göstermeli...PKK ateşkesi iyi değerlendirilemedi.Ama genel seçime kadar uzayacak yeni bir ateşkesin daha yararlı kullanılacağına şüphe yoktur. Çözüm arayışları için seçim döneminden daha verimli bir zemin bulunamaz çünkü.Seçim propagandası dönemi, bütün partileri düşündükleri çözümleri açıklamaya mecbur edecektir.İktidar bunu yapmaktan sakınsa bile seçeceği muhataplarla müzakereler yürütmeye kendini mecbur hissedecektir.Terör bütün bu bekleyişleri bitirir.Seçimlerin şiddetten uzak ortamda yapılmasında iktidarın menfaati vardır.Aynı şekilde BDP’nin de menfaati her şeyin konuşulacağı demokratik zeminin korunmasındadır.Nitekim referandumu boykot çağrısının Güneydoğu’da aldığı cevap demokrasinin BDP’ye sağladığı bir kazançtır.Çatışma ortamı İmralı’daki terör elebaşısını öne çıkarırken eylemsizlik BDP’yi yükseltiyor, demokratik siyasete şans tanıyor; unutulmasın.Terör zehirinin panzehiri her yerde siyaset değil mi?Şu aşamada iktidarın atacağı en anlamlı destek adımı, seçim barajını indirmek olur!

Devamını Oku

Yaman çelişki...

14 Eylül 2010

“Dost acı söyler” sözü bir zeki yutturmadır. Çünkü buradaki “acı” sözcüğü gerçek neyse onu, “dost” ise dürüst insanı ifade ediyor.Sözdeki düzenleme zekâsı gerçeklerin sindirilmesindeki zorluğu aşmayı sağlıyor.İnsanlar eleştiri almayı sevmezler. Acı gerçeği dost ağzına lâyık görmenin amacı aslında muhalefet işlevini ve eleştirel yaklaşımları teşvik tedbiridir sadece.Referandum nedeniyle Başbakan Erdoğan’a içerden dışardan yağan övgülere baktıkça insan düşünüyor.Erdoğan’ın farkıOrtada elbette kutlanacak bir başarı var ama her şey mükemmel sayılabilir mi?Sandıktan çıkan olumsuz gerçek hiç yok mu? Bunları ifade edecek dürüst insanlar olmayacak mı?Evet’lerin başarısını yaratan etmenlere büyüteç tutan VATAN araştırmasına katılanlar dün baktım üç sebebe yoğunlaşmışlar:1. Erdoğan dünyadaki ve ülkedeki değişim ve dönüşümü iyi okudu ve bunların taşıyıcısı oldu.2. Kişisel karizması başarısını kolaylaştırdı.3. Rakipleri çok zorlu değildi.Fikrî çabalardan muhalefet kadar iktidar da yararlanabilmeli. Referandum başarısını göklere çıkararak liderin ayaklarını yerden kesmek “akıllı dost“ların yapacağı iş mi?Ortada yaman bir çelişki var, gerçek dostun dürüstlüğü bu çelişkiyi Başbakan’ın dikkatine sunmayı emreder.Kalite kör mü?Bakın dün Türkiye’nin Çin’le beraber OECD üyeleri arasında en yüksek büyüme rakamını tutturan ülke olduğu açıklandı.Mutluluk veren bir haber bu. Büyüme hızı arttı, enflasyon dalgalanmıyor, yerli ve yabancı yatırımcılar kazanıyor, keyifler yerinde.Ama referandum sonuçlarına göre renklendirilen Türkiye haritalarına bakıyoruz, iktidarı en çok takdir edecek durumda olması gereken vatandaşların yaşadıkları illerde “Hayır” ağır basmış.Madem ki referandum bir yerde güvenoylaması haline dönüşmüştür, çağdaş değişim ve dönüşümün taşıyıcısı görülen karizmatik liderin farkını, en çok sahil şeridinde yaşayan insanların fark etmesi gerekmez miydi?Çünkü toplumun en iyi eğitim görmüş, en çok üreten ve en çok vergi ödeyen insanları buralarda yaşıyor.Hiç kimse “okumuşların oyu 2 sayılsın” demiyor ama iktidarın da okumuş ve ekonomik bağımsızlığını kazanmış insanlar çoğunluk oluşturmuyor diye onların hassasiyetlerine ilgisiz kalması kabul edilemez.Çünkü sırf çoğunluğa dayalı bir anlayışın çağın demokrasi kalitesine uymadığını, bazı eleştirilerin ve mesajların, önemini kaynağındaki sayılardan değil ağırlıklarından aldığını fark etmek zorundayız.Tayyip Erdoğan’a güzellemeler döktüren Amerikan medyası (Los Angeles Times) önemli bir sorunu onca uzaklığa rağmen bizdeki hipermetroplardan daha isabetle görmüş:“İslâmi ajandası var deniyor; bu korkular boşa çıkarsa iyi olmaz mı?”Harika olur elbette. Ama bunun için gerçek dostlar gerekiyor.Galibiyetin tadını çıkarsınlar, tamam..Ama galip her zaman haklı değildir!

Devamını Oku

Uzlaşı ruhu lâzım

13 Eylül 2010

Referandumun sonucu öylesine açık ki Batı medyası söz birliği etmiş gibi aynı tesbitleri ve benzer uyarıları yaptı.İlk tesbit şu: Referandumdaki başarısı AKP’nin önümüzdeki seçimlerde üçüncü kez tek başına hükümet olma şansını arttırmıştır.Uyarı ise... Halkın desteğini alan düzenlemeler, iktidarı yargı organı karşısında daha güçlü hale getirecektir. Yargı bağımsızlığının zayıflaması kutuplaşmayı daha tehlikeli hale getirebilir!Türk demokrasisi önümüzdeki kısa dönemde ciddi bir sınavdan geçecek.AKP yargı denetimi nedeniyle geçmişte gerçekleştirmeyi başaramadığı hangi projeleri Anayasa Mahkemesi’nin artık ayak bağı olamayacağına inanarak gündeme getirecektir? Bu bilinmiyor.Başbakan galibiyeti kutlamadığı konuşmasında “artık daha çoğulcu“ bir anlayışın icraatlarına egemen olacağı işaretini verdi. Dileriz bu sözünü tutar.Aksi halde talihsizliğimiz Fransız filozof Montesquieu‘nun iki buçuk yüzyıldır doğruluğu hiç şaşmamış kuvvetler ayrılığı ilkesine toslamanın ayıbı ile sınırlı kalmaz.Mentesquieu’nun “Yargı kuvveti, yasama ve yürütme kuvvetinden ayrılmamışsa hürriyetten asla sözedilemez“ iddiasını şimdiye kadar çürüten bir uygarlık görülmedi.Yeni yollar bulmakTayyip Erdoğan’ın liderliğinde AKP sekiz yıldır girdiği bütün seçimleri kazandı.Uluslararası haber ajansı Reuters Erdoğan’ın referandum zaferini ilân eder etmez “laiklerin en büyük korkusunun ateşine kömür“ attığını yazdı.Şu tesbit gerçekçidir: “Laik muhalifler Erdoğan’ın bu sonucun ardından İslâmi bir ajandayı devreye sokacağından korkuyor. İktidar destekçileri ile laikler arasındaki fay hattı daha derinleşebilir. Uzlaşı ruhu Türk demokrasisinde eksik görülüyor.”Konuşmayan demokrasi olamaz. Uzlaşı ruhunu mutlaka yere indirmemiz gerekiyor. Kavga ve gerilim siyaseti, son tecrübemizle tekrar sabit oldu ki gündemi sorunlu bebeklere hamile bırakıyor.Üstüne üstlük bu kısır takıntı, iktidarın sandıktan başarı çıkarmasını önlemiyor.Türk halkı için mutluluğu aramanın maliyetini düşürmek için mutlaka diyalog ve iyiniyet temelinde yeni yollar bulmak zorundayız.İktidar, laikliğin tehlike altında olduğunu düşünen kesimin endişesine saygı gösterip onları rahatlatacak adımlar atar mı?Yargının iktidar boyunduruğu altına girdiği konusunda bir görüntünün doğmaması için, referandumla aldığı yetkiyi özenle değerlendirmenin fedakarlığını acaba gösterir mi?Büyük parti olmakBunu bilmiyoruz. Ama iyi iktidar için iyi muhalefete ihtiyaç bulunduğunu biliyoruz.Erdoğan’ın başarısına büyüteç tutacak olan araştırma dizimiz yalnız onu ve partisini değerlendirmeyecek, eksiklerini görmekte zorluğu olan muhalefete de değerli ipuçları verecektir.CHP bu araştırmanın bulgularında büyük ihtimalle kendi eksiklerini ve varsa yanlışlarını keşfedebilecektir.Türkiye’de sistem iki büyük, iki küçük partiye doğru gidiyor. AKP beklendiği gibi küçülmediğine göre CHP’nin hızla büyümesi veya büyüdüğünü göstermesi gerekiyor.Kılıçdaroğlu bu misyonu taşıma yeteneğini kanıtlamıştır. Ama eleştirmek, halkın sıkıntılarını iyi seslendirmek yetmiyor. Büyük partinin büyük hedefleri, heyecan verecek projeleri olması gerekiyor.Unutmayalım; Ecevit CHP’yi yüzde 40’ın üstüne “Toprak işleyenin, su kullananın“ diyerek çıkardı.Bugün başladığımız dizinin yeni fikirlere ve siyaset dünyamızın özlemini duyduğu uygar ilişkilere ilham vermesini diliyoruz.

Devamını Oku

Onarım zamanı

13 Eylül 2010

Tarihi referandum beklenenin üzerinde bir halk desteğine erişerek Tayyip Erdoğan’a yedinci başarısını kazandırdı.İktidar partisinden ziyade liderinin elde ettiği bir galibiyettir bu.Çünkü Başbakan Erdoğan, ağırlıklı olarak teknik ve bilimsel bir zeminde yapılması gereken bir tartışmayı tamamiyle siyasileştirmiştir.Bunu yapmak için çeşitli toplum katmanları ile çatışmayı, ilişkilerini bozmayı, imajının zarar görmesini göze almıştır.Bu siyasi bir lider için kumar sayılabilirdi. Erdoğan oynamış ve kazanmıştır.Referanduma sunulan metnin şekil ve içerik olarak sakatlıklar taşıması, Başbakan’ın “Evet” propagandasına ağırlık kazandırmak amacıyla kamu imkânlarını rekabet üstünlüğü ve korku uyandırmak yolunda kötüye kullanması elbette uzun yıllar hafızalardan silinmeyecektir.Ama bütün bunlar, yeni düzenlemelerin tartışmasız ağırlıkta bir halk desteği kazanmış olduğu gerçeğini değiştiremez.Altı çizilecek sözlerAnayasa toplumsal uzlaşma isteyen bir sözleşmedir. Halkın yüzde 42’sinin karşı çıktığı bir anayasa değişikliğinin, toplumsal uzlaşmaya mazhar olduğunu söylemek mümkün müdür?Değildir belki ama bu sonucu işbaşındaki iktidar, kendisine yüklediği sorumlulukların bilinci ile değerlendirirse, referandum kampanyasının doğurduğu zararları onarmak zor olmayabilir.Evet oyu verenler gibi Hayır oyu kullananlar da milli iradedir.“Hayır” diyenler darbeci filan değildir, tam tersine, anayasa düzenlemelerinin sivil darbeye yol açacağı korkusu taşıyanlardır.Başbakan Erdoğan dün akşam “Hayır” oylarına temel oluşturan bu kaygıları gidermeye ve darbe yanlısı olarak nitelediği kitlenin gönlünü almaya yönelik sözler söyledi.Sandıklardan yansıyan millet iradesinin hangi yönde olursa olsun saygın, makbul ve kıymetli olduğunu anlatırken muhalif kesimlere kardeşlik çağrılarında bulundu.Başbakan’ın dün akşam partililere hitap ederken, geleceğe yönelik taahhüt içerdiği için altı çizilecek bazı sözleri var. Meselâ...“Artık katılımcı demokrasi geçerli olacak.”“Artık üstünlerin hukuku geçerli olmayacak.”“Millet iradesi tecelli etmiştir. Şimdi konu bu iradeyi yönetime yansıtmak..”Bu sözler tutulmalıPropaganda dönemi boyunca muhalefetin milleti uyarmak konusunda hassasiyet gösterdiği tehlike tam da budur:Yani iktidarın kendine ait bir hukuku üstün kılmaya çalışacağı korkusu...Çünkü iktidarın gücü artacaktır.Bu kadar güç her iktidarı bozabilir.Başbakan’ın dün akşamki konuşması bu kaygıların geçersiz olduğuna halkı inandırmak iyi niyeti taşıyor; buna şüphe yok ama 2007 genel seçiminde kazandığı zafer sonrası parti balkonundan yaptığı konuşmada verdiği sözleri çabuk unutması hepimizi tedbirli olmaya mecbur ediyor.Zafer sevincinin gönül zenginliği dileriz bu kez ömürlü olur.Ama daha önemli güvence, iktidarın referandumla artan gücünü, hukukun üstünlüğüne inanmış çağdaş bir yönetim anlayışı ile hayata geçirmek konusunda samimi bir istekle hareket etmesidir.Önümüzdeki yılın seçim yılı olması bu bakımdan şanstır.Çünkü iktidarın yüksek yargıda gerçekleştireceği yapı değişikliği konusunda dürüstlük gösterip göstermemesi, seçimde alacağı oyu doğrudan etkileyecektir.Yeni lideri ile yükselişe geçen CHP muhalefeti yalnız rejim için değil, tabandan gelecek aşırı talepleri göğüslemek istediğinde AKP için de şans olacaktır.

Devamını Oku

Geleceğin çağrısı

11 Eylül 2010

Tarihimizde iki tane 12 Eylül olacak. İkincisini milletçe bugün yazacağız.Birincisi demokrasinin askeri müdahaleye uğradığı bir tarihi simgeliyor.Dileriz bugün, demokrasiye sahip çıktığımız onurlu bir duruşu milletçe gösterdiğimiz tarih olur.Bunun şartı, halkın geleneksel duyarlılığına yine sahip çıkarak oyunu kullanmasıdır.Propaganda döneminin sözel içeriği çok kaliteli değildi ama toplumu kapsama alanı alışılmışın çok üstünde gerçekleşti.Halkın büyük kesimi, referanduma sunulan düzenlemelerin önemini kavramış olmasa da, destekledikleri partilerin çağrısı doğrultusunda hareket ederek oylarını vereceklerdir.Bugün 50 milyona yakın seçmen oy kullanacak. Yarım yüzyılda yaşanan beş tecrübeye baktığımız zaman halkın referandumları seçimlerden daha fazla önemsediğini görüyoruz.Gelenek bugün de bozulmamalıdır.BDP’nin yaptığı boykot çağrısı, terör örgütünün tehdidi ile desteklendiği için bu demokrasi olayının üstüne çirkin bir gölge düşürmektedir.İnsanların oy kullanma hakkına saygısızlık eden bu parti yarın toplumdan ve meclisten demokrasi adına hangi yüzle hak talebinde bulunacak?İktidar, devletin tüm olanaklarını harekete geçirerek BDP’nin PKK desteğiyle oluşturduğu tehdit ve şantaja karşı halkı korumalı, herkesin oyunu güven içinde kullanma hakkını garanti etmelidir.Demokrasinin sağlıklı işlemesi, hangi taraf kazanacak sorusunun cevabından daha önemlidir.Çünkü demokrasi varsa, yapılan bir yanlışı ilerde düzeltme imkânı da vardır.O nedenle referandumun yüksek katılımla gerçekleşmesine herkes katkıda bulunmalıdır.Bugün bu tarihi sorumluluğu yerine getirmenin bir tek yolu var: Sandığa gitmek.Sevgili okurlarımız... Geleceğin çağrısını duyun ve mutlaka görevinizi yapın!Başkanlık SistemiBaşbakan son mülâkatında, referandum sonrası dönemin gündemini ilân etti.Anlaşılıyor ki “Başkanlık Sistemi” genel seçime giden yolun yolluğu olacak.Ardından, 2011 genel seçiminden çıkacak meclis tablosuna göre ya yeni bir anayasa değişikliği paketine dönüşecek ya da tekrar rafa kaldırılacak.Umarız böylesine temel bir değişiklik, bugün oylayacağımız paketi oluştururken işlediğimiz günah tekrarlanarak hazırlanmaz.Toplumsal mutabakata dayanmayan anayasa operasyonlarının iyilik getirmediğini, başkalarının tecrübelerine bakarak öğrenmek dururken niye kendi hayatımızda deneyelim? Niye bedel ödeyelim?Başkanlık sistemi önerenler, yürürlükteki rejimin nesini beğenmiyorlar, önerdikleri sistemle daha ileri ne yapmak istiyorlardı da şimdiye kadar yapamadılar; bunların cevabını halka açıkça vermek zorundadırlar.Başkanlıkla yönetilen ülkelerin ABD dışında neredeyse tümü diktatörlüktür.Bizdeki gibi liderlere kul olmuş parlamenterlerin oluşturduğu meclis, demokrat zihniyetli bir Başkan’ı bile zıvanadan çıkarır!Bakın; Başkan Obama’nın Türkiye’ye göndermek istediği büyükelçiyi Kongre yetersiz bularak reddetti.Amerika’da parlamenter kendi partisine karşı bile bağımsızdır. Onların kıblesi seçmendir, lider değil.Türkiye’de önce bu değişim gerçekleşsin.Büyük ihtimalle o zaman bizdeki sistem başbaşka olacak, kimse “sistemi değiştirelim” demeyecektir!

Devamını Oku

Tehlike değişmedi

10 Eylül 2010

Ülkemizin hayrına katkıda bulunmanın kestirme yolu yarın “hayır” demektir!“Hayır” diyecek olanların ileride pişman olmaları halinde durumu düzeltme imkânları vardır.Ama “Evet” diyen taraf kazanırsa muhtemel pişmanlığın büyük ihtimalle dönüşü olmayacaktır. Çünkü yargıyı ele geçirecek olan iktidarın böyle bir şansı millete tanıyıp tanımayacağı şüphelidir.Medya ve üniversitenin susturulması yüzünden türeyen ikinci sınıf kanaat önderleri toplumu yanlış yollara sürüklediler.Gizli bomba patladığındaYargının bağımsızlığına ve rejimin kuvvetler ayrılığı ilkesine karşı kurulan tuzaklar, yalanlardan beslenen propagandalarla gözden kaçırıldı. Demokratik hukuk devletine yönelik suikastın yüzsüzce gürültüye getirilmesi tam bir aydın ihaneti idi!“Cambaza bak” yöntemi ile paketin içindeki süsler büyük kazanımlar olarak pazarlandı.“Frenleri bitmiş bu arabayı artık kullanma” diyen bir uzmana “Ama dikiz aynası çok güzel, kıyamam” der misiniz?Referandum paketi içinde gizlenmeye çalışılan saatli bomba patladığı zaman bir sivil dikta rejiminin altyapısı oluşacaktır.Tehlikenin ayak seslerini yıllardır izliyoruz. Tehdit gerçekleşmemişse bunu yargı denetiminin her şeye rağmen işlemeye devam etmesine borçluyuz.Fakat dikkat; “Evet” çıkarsa siyasi iktidara “dur” diyen bir yargı kurumu da kalmayacaktır.Türkiye’nin risklerinden habersiz insanlar, referandumun toplumu neden bu kadar gerdiğine anlam vermekte zorlanabilir.Düşünün ve oy kullanınOysa halkın zihnini yıllardan beri hep aynı kurt kemiriyor: Acaba Erdoğan, Cumhuriyet’in temel değerlerini siyasal İslâm’ın hedeflerine kurban eder mi?Aynı şüphe dışarıda da var ki Wall Street Journal’a verdiği röportaj sırasında Başbakan o kritik sorulara muhatap olmuş.. Verdiği cevaplar, korkuların boşuna olmadığını gösteriyor.Erdoğan “Bir insan aynı zamanda hem Müslüman hem laik olamaz” demişti yıllar önce. Bugün de aynı şekilde düşündüğünü söylüyor.“Çünkü” diyor “İslâm bir dinken laiklik bir din değil..”Doğruyu ifade ediyor ama farkında değil.Laiklik bir din olsaydı insan hem laik, hem Müslüman olamazdı. Laiklik bir din olmadığı için insan hem Müslüman hem laik olabilir!Dinin devlet işlerine karıştırılmasını onaylamayan bir Müslümanın daha makbul bir dindar olamayacağına kim, ne hakla hükmedebilir?Yine yıllar önce sarf ettiği “Demokrasi bizim için araçtır” sözü hatırlatılınca da Başbakan şöyle demiş:“Hâlâ aynı şekilde düşünüyorum. Demokrasi insanların mutluluğu ve huzuru için bir araçtır.”Çeşit çeşit mutluluk var. Bu durumda... İktidar talep edenlerin hangi mutluluk peşinde olduklarını öğrenmediğimiz takdirde demokrasi de bir serseri mayın olmaz mı?Batı basını, Evet’ler kazanırsa İslâmileşmenin hız kazanacağını yazıyor. Yanlış bir tahmin değil..İyi düşünün ve oyunuzu mutlaka kullanın!

Devamını Oku

Bu ne parası?

9 Eylül 2010

Kamuoyu araştırmalarındaki son bulgular AKP’nin İstanbul’da sorun yaşamaya başladığını gösteriyordu.Hatta Başbakan’ın bayram tatilini bu nedenle İstanbul’da geçirmeye karar verdiği söyleniyordu.Önceki gece Bağcılar’da yaşanan tuhaf olay İstanbul’daki oy dengesini değiştirmeye yönelik çabaların “devlet parası ile oy satın alma” yöntemi ile desteklendiği şüphesini uyandırdı.Bağcılar Kaymakamlığı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın yoksul vatandaşlara 200’er lira dağıttığı haberi duyulunca büyük bir kalabalık kaymakamlık binası önünde birikti.Öyle ki düzeni korumak için polis desteği talep edildi.Para dağıtımı, CHP ve MHP yöneticilerinin olayı protesto amacıyla kaymakamlık binasına gittikleri geç vakitlere kadar devam etti.Yetkililer, muhtarların listesini verdikleri muhtaç kişilere yardım yapıldığını, eylemin siyasi bir niteliği olmadığını savundular.YSK güven veriyor mu?Referanduma üç gün kala dağıtılan bu paralarla Evet oyu satın alınmadığı, sadece “Allah için” yoksullara yardım edildiği iddiasına, herhalde bu savunmayı yapanların eş ve çocukları bile inanmaz.Önceki örnekleri hatırlayarak bu paraları alanların ne tür bir borç altına girdiklerini bildikleri şüphe götürmüyor. “Evet”e mühür basacakları konusunda her birinden yemin destekli söz alındığını tahmin etmek zor değildir.Bir nebze bağımsız akıl ve vicdan taşıyan her fani bu paraların ne amaçla dağıtıldığını tahmin edebilir.Demokrasinin temeli ahlâktır. Bu eylem demokrasiye hançer saplamaktır. Demokratik toplumlar, insanların çaresizliğini sömürenlere “aferin” demezler, oy ikram etmezler, ceza verirler.Devlet parasıyla oy satın almayı düşünenler de bunu bildikleri için böyle ahlâksızlıklardan sakınırlar. Yargı görmese bile özgür medyaya yakalanacaklarını bilerek maceraya atılmazlar.Ama medya ya satın alınarak ya korkutularak susturulmuştur. Bütün yükü omuzlayan Yüksek Seçim Kurulu’na güvenebilir miyiz?Bu kampanyada demokrasi tarihinin en eşitsiz yarışını “gık” çıkarmadan seyreden bu kurum, oy satın almak için kullanılan 200 liraları korkarız ki rüşvet saymayacak, ibadet yerine koyup “Allah kabul etsin” diye karşılayacaktır.Pazara sahiller haramAcaba YSK, oyların para ile satın alınabildiği bir ahlâk zemininde, seçimi kazanmak için hileye de rahatlıkla başvurulabileceği gerçeğine karşı hazırlıklı mıdır?Dileriz hazırdır. Ama durum pişmanlık kaldırmayacak kadar önemlidir. Baştan beri uyardığımız şekilde bütün partiler sandıklara sahip çıkmalı, partilerin sandık görevlileri, boş olduğunu gördükleri sandıklara oy verme işleminin başladığı dakikadan, sandıkların açılarak oyların sayıldığı, raporun yazıldığı ve oy dökümlerinin ilçe seçim kurullarına teslim edildiği ana kadar bir dakika bile dikkatlerini dağıtmamak mecburiyetinde olduklarını hiç unutmamalıdırlar.Partiler mahalle mahalle, ilçe ilçe, il il kendi görevlilerinden gelen sandık kurulu raporlarına dayanarak kendi sayım merkezlerini çalıştırmalıdırlar.Seçimde hile yapıldığından şüphe duymak, yalnız hile yapanın değil, seyredenlerin de suçudur.Hele bizimki gibi tarihi önemde bir referandumda daha da affedilmez bir suçtur.Unutmayalım; Pazar günü “hile yapıldı” diye bağırmanın hiçbir değeri yoktur.Tehlike içindeki geleceğimizin çağrısını duymazlıktan gelerek deniz kenarında bir gün daha geçirmek isteyenlerin de öbür dünyada yatacak yeri olmayacaktır!

Devamını Oku