Referanduma 12 gün kala taraflar son düzlüğe başa baş girdiler.
A&G’nin Başkanı Adil Gür son araştırma raporunu bu ifadelerle verdi.
Hayır diyenler yüzde 44, Evet diyenler yüzde 45.2 ölçüldü. Kararsızlar yüzde 10,8 düzeyinde.
Kararsızları dağıttığınız zaman Evet’ler yüzde 49,3’e karşı yüzde 50,7 önde çıkıyor ama bu fark galibi belli etmiyor.
Çünkü Adil Gür’ün dediğine göre standart yanılma payları içinde iki tarafın da referandumu kazanması şansı mevcut bu tabloda.
Son düzlükte hangi tarafın gücü ve nefesi baskın çıkacak, her şey buna bağlı.
Şunu söyleyebiliriz ki seçmenini sandığa götürmekte üstünlük sağlayan tarafın şansı yükselecektir.
Çünkü araştırmanın ortaya koyduğu acı bir gerçek var; seçmenlerin yüzde 28’i ne için oy kullanacaklarını hâlâ bilmiyor.
Onlar güvendikleri liderlere bakıyorlar; liderleri nereye derse mührü oraya basacaklar.
Anahtar kararsızlarda
Sandığa iki hafta bile kalmadı; böyle bir aşamada yüzde 11’e varan bir kararsız kitle yüksektir. Evet ve Hayır tarafları eşit durumda oldukları için kararsızlardan ikna edilecek her oy bir değil iki oy yerine geçecektir.
HayatÓ önem taşıyan bir tedbir de sandıklara sahip çıkmaktır. 12 Eylül akşamı hile şikâyeti duymayalım.
Hile yapanlar yani demokrasinin namusuna tecavüz edenler ne kadar suçlu ise demokrasinin namusunu korumakta yetersiz kalanlar da öbürleri kadar suçludur.
Özetlemek gerekirse, partiler açısından seçmenini sandığa götürmek ve sandıklara sahip çıkmak başarıya ulaşmanın birinci koşulu olacaktır.
Ama tek tek her seçmenin de ülkenin geleceği için ne kadar hayati önemde rol oynadığını bilerek davranması gerekiyor.
Demokrasiye ve cumhuriyete bağlı hiçbir vatandaşın sandığa gitmemek gibi bir lüksü yoktur.
Çocuklarını özgürlüğü ve adaleti olmayan bir ülkede yaşatmanın günahına batmaktan korkan herkes, dünyanın öteki ucunda bile olsa o gün Türkiye’ye gelmeli ve oyunu kullanmalıdır.
Yaşamak ve yaşatmak
“Evet” için hayatını koyanlar ve kitleyi etkileme gücünü mezardaki ölüleri bile kaldırıp oy kullandırmaktan yana değerlendirenler neyin peşinde; insan merak etmez mi?
Paketin “faydalı” denilen düzenlemeleri, Anayasa değiştirilmeden de verilecek haklardı. O “tatlı şeyler” paketin içindeki “acı ilâç”ı yutturmak için kullanılıyor.
Yutmamak lâzım o hapı!
Bütün sivil toplum örgütleri, “yanlış yoldasınız” uyarısı yapan bütün bağımsız muhalif sesler niçin korkutularak susmaya mecbur ediliyor?
Muhalefet sözcüleri meydanlarda halkı aydınlatmalı. Bu aydınlatmaya, AKP’li seçmenlerin bile ihtiyacı bulunuyor.
Saddam’ın Irak’ına benzer bir zulüm rejiminin oluşma tehlikesine kim bile bile katkıda bulunmak ister?
Ama asıl büyük vebal, “Hayır” oyu vermek gerektiğini bile bile 12 Eylül’ün içerdiği tarihi çağrıyı duymazlıktan gelecek olanların omzuna yığılacaktır.
Çünkü o durumda... Bir taraf mezardaki ölülerini bile kaldırırken, Atatürk’ün cumhuriyeti emanet ettiği yığınlar “yaşayan ölüler” konumuna sürüklenecektir.
Demokrasiye gerçekten bağlı olanların borcu sandığa gitmek ve mümkünse kararsızları da gitmeye ikna etmektir.
Demokrasi yaşarsa bir referandum daha yapar, gerekirse bugün Hayır dediğimize yarın Evet diyebiliriz.
Ama tersi olursa bir daha böyle bir şansı kullanıp kullanamayacağımızı bilemeyiz.
Kazanmak için
Haberin Devamı

