Seçmen iradesinin yanıltma veya hile ile saptırılması, demokrasinin namusuna saldırıdır.
EVET ve HAYIR oyu kullanılacak bir referandumda “Evet” yazan mühür kullanılması, doğuracağı tereddütler nedeniyle seçmen iradesini mutlaka saptıracaktır.
Karışıklık EVET sonucuna hizmet edecektir.
Garip ama sorunun kaynağını referandumun dürüst ve adil biçimde yapılmasından sorumlu olan Yüksek Seçim Kurulu (YSK) oluşturuyor.
Seçim ve referandumlarda “uygulama birliği” olması gerekir. Ama YSK, kullanılacak mühürlerin tek tip olması konusundaki haklı ve ısrarlı taleplere direniyor.
Kurulun başkanı bazı sandıklarda “Tercih” bazı sandıklarda “Evet” yazan mühürlerin kullanılmasında yasal sakınca bulunmadığını savunuyor.
Peki YSK’nın görevi yasak savmak mı yoksa görevini tarafsız yapmak mı?
“Evet” mührü oy verirken seçmenin aklını karıştırmakla kalmayacak, oy sayımı sırasında bile ihtilâflar doğurabilecektir.
Mezardakileri kaldırılıp sandığa götürmek gerektiğini söyleyen akıl hocalarının çıktığı ülkede, pusulanın “HAYIR” yazan tarafına basılı “Evet” mührünü “Bu oy EVET oyudur“ diye okuyacak müritler çıkmaz mı?
CHP talebini dün yeniledi.
Bu ilkel ve ayıplı uygulama iktidar partisinin işine geliyor ama “Hayır” hedefleyen öteki partiler YSK’yı ikna çabalarında CHP’yi yalnız bırakıyorlar. Acaba neden?
“Evet” sonucu çıkması halinde doğacak tehlike ortada iken muhalefet partilerinin propaganda zemininde yetersiz kaldıklarını görmek vatandaş için umut kırıcı oluyor.
Zaten devlet televizyonu başta medyanın büyük kesimi iktidar borazanı gibi çalışıyor. Peki, hayatın öbür alanlarında hakça bir yarış var mı?
Dün aldığım bir okur mektubunda bunun cevabını okuyabilirsiniz:
“Deniz otobüsünde yol boyu sesi sonuna dek açılmış televizyondan Başbakan’ın Rize’de yaptığı ‘Evet konuşması’nı dinlettiler. Bostancı’da bizi Başbakan’ın Evet için oy isteyen billboard’u karşıladı. Sonra Kadıköy’de elime Evet yazan broşürü tutuşturan gençler yolumu kesti.
HAYIR’cılar nerede Allah aşkına?”
Kırılma noktası...
“Türkiye’nin ekseni kayıyor” tartışmaları kritik bir aşamaya geldi, dayandı.
ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Türkiye’nin masaya yatırıldığı bir toplantı yapıldı.
Toplantıyı “siyaset planlama dairesi” düzenlediği için haklı bir merak doğdu:
“Acaba olay, bir politika değişikliğinin işareti sayılabilir mi?”
Soruya resmi olarak “hayır” cevabı verildi ama diplomasinin dilini bilenler Washington’un Ankara’ya hoşnutsuzluk mesajı vermek istediğini elbette anladı.
Çünkü bu “kapalı devre” bir toplantı olduğu halde Dışişleri Bakanı Clinton’ın günlük programında maksatlı olarak açığa vurulmuştur.
Amerika Türkiye’nin İran, İsrail ve Hamas politikalarından son derece rahatsız.
Türkiye’nin bölgede artan gücünü Başbakan Erdoğan’ın ne şekilde kullanacağı konusunda şüpheler giderek büyüyor.
Bakanlık yetkilileri bu tip kurum içi toplantılarda “Neredeyiz ve doğru yönde ilerliyor muyuz?” sorularına cevap aradıklarını belirttiler.
Oysa elçiliklerinden herhangi bir memuru herhangi bir köy kahvesine bile gönderseler en doğru cevabı bulurlardı:
Her şey açık: 12 Eylül’de tarihi bir kırılma yaşanacak Türkiye’de.
Ya Atatürk’ün Cumhuriyet projesi ya da Amerikan icadı Ilımlı İslâm projesi sona erecek!
Hayır nerede?
Haberin Devamı

