Gül’e yeni rol

Haberin Devamı

Etkili bir Cumhurbaşkanı’na olan ihtiyaç, kendini her gün daha fazla hissettiriyor.

Önemli bir ülke meselesi için bir araya gelme mecburiyetleri doğsa siyasi liderler bunu yapabilirler mi?

Gül, meydanlarda söylenen sözlerin bu şansı her gün azalttığını düşünüyor.

Eleştirilerini iktidar partisinden de esirgemediği için, özlemi duyulan tarafsız cumhurbaşkanı kimliğine yaklaştığı ümidini uyandırıyor.

Azerbaycan ziyareti sırasında açıkladığı bir görüşü var ki, kafası karıştırılan kamuoyuna aradığı doğruyu açıkça işaret ediyor.

Cumhurbaşkanı Gül “Evet dersiniz, hayır dersiniz; hakkınız. Ama maddeleri konuşmak lâzım. Referandum bu maddeler üzerinde yapılıyor“ dedi.

Türkiye hukuk devleti niteliğinden uzaklaştıkça devlet gücünü kullanmakta Başbakan neredeyse tek kalıyor.

Bu sağlıklı bir gidiş değil.

Ciddi bir kaybetme riski bulunmadığı halde Başbakan referandumda kitle örgütlerine tarafsız kalmayı bile hak görmüyor.

Onları “bitaraf olursanız bertaraf olursunuz” diye tehdit ediyor.

Cumhurbaşkanı’nın böyle durumlarda ağırlığını ortaya koyması iyiliğe işarettir.

Eğer Abdullah Gül, her ihtiyaç doğduğunda bu rolün gereğini yapacaksa görev süresi üstünde açılan tartışmaların net bir sonuca bağlanmasında yarar vardır.

Gül’ün iki yılı mı, dört yılı mı kaldı?

Bu soru cevaplanmazsa “topal ördek” durumuna düşeceği için “rolünü doğru oynamaya karar vermiş bir Cumhurbaşkanına sahip olma ümidimiz” daha doğarken kaybolacaktır.

Kimse siyaset ve bilim çevrelerinin Gül’ün süresi ile ilgili tartışmalarına kulak asmasın.

Rusya’daki Putin-Medvedev tahteravallisi büyük ihtimalle bizde de kurulacak.

Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan ne zaman yer değiştirecek?

Bunun zamanını hukuk değil siyasetin şartları belirleyecektir.

O gün 7 yıl dolmadan gelirse Gül kendi iradesi ile çekilme hakkını kullanır, aşama arızasız tamamlanır.

Şu andaki ihtiyaç, gerginlik ve kutuplaşma üreten şartlara Cumhurbaşkanı Gül’ün taraf tutmadan müdahale edecek kadar kendini güçlü hissetmesidir.

Umarız Başbakan buna izin verir!

Yoksa sabotaj mı?

PKK’nın Kandil’deki elebaşı olay yaratan bir iddiada bulundu.

20 Eylül’e kadar sürecek ateşkes kararının İmralı’da oluştuğunu öne sürdü.

Murat Karayılan “talep üzerine“ devreye giren Öcalan’ın, temaslar sonunda “devletin ateşkes talebini, bir kez daha barışa şans tanınması için“ kabul edip durumu örgüte bildirdiğini söyledi.

Terör örgütünün tek yanlı ateşkes ilân etmesinden olumsuz bir sonuç çıkarmak mantıklı değildir. Can kayıplarına mani olan her girişim desteklenmeye lâyıktır.

Çünkü bu dönem, silâh bırakılması şansını da içinde barındırıyor olabilir.

Akılları kurcalayan kurt, Murat Karayılan’ın muhalif partilere koz veren bu açıklamayı hangi amaçla yaptığı sorusudur.

Çünkü Başbakan, referandumda boykot kararı alan BDP’yi “Hayır“ cephesindeki partilerle beraber göstermiş, CHP ve MHP’yi terörle ilişki içine sokan imalarda bulunmuştu.

Başbakan’ın bu haksız suçlaması bumerang gibi dönüp AKP’yi vurmuştur.

CHP ve MHP, boykottan vazgeçme işaretleri veren BDP ile AKP’nin “ruh ikizi“ olduklarını ilâna başlamıştır bile.

Ateşkesin vaad ettiği fırsatlar keşke referandumun kısır çıkar hesapları uğruna ziyan edilmese...

DİĞER YENİ YAZILAR