Arınç samimi mi?

Haberin Devamı

Ergenekon davasının uzatmalı tutukluları Tuncay Özkan ve Mustafa Balbay’ın isyanı, boşa atıp doluya vurmak deyimine “cuk” oturuyor!

Hatırlayacağınız gibi iki gazeteciden Özkan üç gün önceki duruşmada mahkemeye “Niçin beni burada tutuyorsunuz?” diye bağırarak başladığı sözlerini şöyle sürdürmüştü:

“Hangi darbeyi yapmışım ben? Hangi general benden emir almış? Benim suçum nedir? Neden Balyoz davasında tutuklama yapılmaz diye insanlar salıveriliyor? Orada mı hukuk yok, burada mı? Böyle yargılama olmaz. Arkamda ordu yok diye beni burada tutuyorsunuz; yeter artık!”

Mustafa Balbay da iki yıla yaklaşan tutukluluğuna itirazını sakin ama alaycı ifadelerle seslendirmişti:

“Bu ülkenin kuvvet komutanları, ordu komutanları eksik teşebbüste bulunmuş da Mustafa Balbay mı tam teşebbüste bulunmuş? Balbay mı darbe yapmış?”

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç NTV’de katıldığı bir programda “Bu feryatlara kulak vermek lâzım” dedi.

İktidara muhalif oldukları halde bu iki gazeteci nasıl oldu da Arınç’ın merhametini kazandılar?

Doğru cevabı almak için Arınç’ın tutuklu gazetecilerin “feryat”larını ne şekilde tercüme ettiğine bakmak lâzım. Arınç konuşmasında aradığımız cevabı net olarak veriyor:

“Diyorlar ki ‘Böyle bir olayı düşünen ve planlayan kişiler serbest bırakılıyor. Onların silâhı, topu, tüfeği var, bizim yok da onun için mi hâlâ içerde kalmaya devam ediyoruz?’ Bence bu feryada kulak vermek lâzım!”

İnsanların ızdırabı üstünden siyaset yapmak herhalde buna denir.

Arınç, iki gazetecinin isyanını asker sanıkları serbest bırakan mahkemeye mesaj göndermek için mi kullanmıştır?

Onları Balyoz ihbarcısı gibi kullanmak mı istemiştir?

Dileriz böyle bir hesapla hareket etmemiştir.

Aksi halde koruyor göründüğü iki gazeteciyi istismar ederek onlara daha beter bir haksızlık yaptığını kabul etmek zorundadır.

Kolay ağlamasının sebebi duygulu bir insan olduğundan değil de göz rahatsızlığı çeken biri olmasından mı yoksa?

En hayırlı sonuç...

Başbakan’ın bazı sözleri, referanduma yüklenen görevin ipuçlarını veriyor.

Örneğin Rize’deki sözleri:

“Düşünebiliyor musunuz; parlamentonun yüzde 65’ine sahip siyasi parti, bir kişinin dudaklarının arasında mukadderata sahip. O kişi dava açtı mı bitti. İstediğin kadar milletvekilin olsun, hiç.. Hükümeti yönetmeyi bırakıyorsun partin nasıl kapanmayacak onunla uğraşıyorsun. Böyle şey olur mu ya?”

Hukukun üstünlüğüne dayanan demokrasilerde aslında hep böyle oluyor.

Herkes kabullendiği için kimse sisteme kazık atmayı düşünmüyor. Kimse rejimin güvencesi olan yargı denetimi yüzünden başına dert açılacağı korkusu çekmiyor.

Başbakan’ın yetkisini kıskandığı kişi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’dır.

Ama Türkiye’de sırf Başsavcı’nın suçlaması ile yargılama yapılmadan parti kapatıldı mı?

Hayır.

Dünyada hükümetlerin aldıkları oy oranına göre yetkilerinin arttığı demokrasi var mı?

23 Nisan’da yerine oturttuğu çocuğa “Artık Başbakansın; astığın astık, kestiğin kestik” derken Erdoğan şaka yapmıyor muydu yoksa?

Türk halkı referandumda Evet çıkar da yargı AKP iktidarının kontroluna girerse ne tür tehlikelere sürükleneceğimizi iyi görmelidir.

Başbakan buna fazlasıyla yardımcı oluyor aslında.

Aksi halde yargı bağımsızlığının asıl meclisin büyük çoğunluğuna dayalı tek parti iktidarlarında gerekli olduğunu anladığımız gün iş işten geçmiş olabilir.

“Hayır”da AKP için de hayır vardır!

DİĞER YENİ YAZILAR