Gülen'in desteği AKP'ye yarar mı?

2 Ağustos 2010

Referandum günü yaklaştıkça daha neler görecek, neler duyacağız?.Fethullah Gülen’in “Evet“ çağrısı yaparken kullandığı dil, cemaatin seyir defterini izleyen herkesi şaşırtmış olmalıdır.Fethullah Hoca şöyle dedi:“Değil sadece kadını erkeği, çoluğu çocuğuyla hatta imkân olsa mezardakileri bile kaldırıp ‘Evet’ oyu kullandırmak lâzım. Mezardakiler bile kalksın. Ben zannediyorum kalkarlar da.. Çünkü demokrasi adına önemli bir adımdır!”On yıl önce Amerika’ya göç etmesine sebep olan ünlü kasetinde Gülen, “adliyede mülkiyede ve öteki hayati müesseselerde varlıklarını hissettirmeden çoğalmaları” ve “belirli bir güce ulaşana kadar ‘erken vuruş’ denilecek çıkışlardan sakınmaları” için yandaşlarına öğütler veriyordu.Cemaatin sır saklama disiplinine sığınma gereği artık ortadan mı kalkmıştır yoksa referandumdan “Evet” çıkarmak Gülen cemaati için her türlü riski göze almaya değer bir hedef mi olmuştur?Mezardakileri kaldırıp sandık başında sıraya dizmek bir hayali değil olsa olsa korkutucu bir ihtirası ifade eder.Demokrasi adına hayırlı olan nedir sorusuna cemaat liderleri mi karar verecek?Herkes cahil değilBilim ispat etmiştir ki demokrasi ile uzlaşması imkânsız yapıların 1 numarası cemaattir. Cemaatçilik, inanmış insanları birey olmaktan çıkarıp sürü haline sokmanın, onları oy deposu olarak kullanmanın ve o gücü küçük bir azınlığın siyasi ve maddi menfaatleri doğrultusunda alabildiğine sömürmenin yöntemidir.Bu akımlar elbette ulus devlete ve devletin meşruiyetine temel olan laikliğe karşıdırlar. Doğal olarak bu değerleri savunan kurumların da düşmanıdırlar.Ergenekon soruşturması ve davaları bağlamında Silâhlı Kuvvetler’e karşı uygulanan suçlayıcı baskı yöntemlerini cemaatin bütün imkânları ile adeta “savaşan taraf” gibi desteklemesi sebepsiz değildir.Referandumun “Evet” gerekçelerinde birleşiyorlar mı bilemeyiz ama, cemaatin lideri Fethullah Gülen’in yandaşlarına yaptığı bu çağrı AKP’ye yarar yerine zarar verebilir.Çünkü AKP tabanında kitleleri bireylikten soyutlayıp sürü haline getirme pratiğinin demokrasiye ihanet olduğunu bilecek bir çoğunluk mutlaka mevcuttur.Yüzde 47’yi cahil bir kalabalığın oluşturduğunu kimse söyleyemez.Aydınların vebali...Bu insanlar, Fethullah Hoca’nın “Evet” uğruna niçin ölüleri bile yardıma çağırdığını bilmek isteyeceklerdir.Gülen bu konuda bir şey söylemiyor. Aklından geçeni açıkça söyleyemez. Çünkü intikam duygusundan başka dayanağı yok.Ama Yargıtay eski Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, hukukun üstünlüğünü ve erkler ayrılığını savunan bağımsız bir yargıç ve bilim adamı olarak “Referandumda Evet demem olanaksız“ diyor bugünkü VATAN’da.MHP lideri Devlet Bahçeli dün yerinde bir tespit ve çağrı yaptı:“Son yıllarda cemaat ve tarikat liderlerinin siyasete yoğun şekilde karıştığına şahit oluyoruz. Sayın Fethullah Gülen beyin mezardan kaldırıp oy kullandıracağına 12 Eylül’de Amerika’dan gelip oy kullanması daha hayırlı olur!”Cemaati siyasette kullanmak ayıplı bir kolaycılık ve fırsatçılıktır. Bu ayıbın peşine hiç değilse aydınlar takılmamalı.Çünkü onların görevi insan aklının zafere ulaşmasını sağlamak, özgürlük düşüncesi ile adaletin, hukukun ileri gitmesi için yollar arayıp bulmaktır. Cemaatlerin oy depolarına tamah etmek entelektüel ihanettir.Kolaycı aydınların İran’da ihanetin bedelini nasıl canları ile ödediklerine TUDEH örnektir!

Devamını Oku

Büyük düşünün

31 Temmuz 2010

Gerçek liderler toplumlarına daima “büyük düşünün” öğüdü veriyorlar.Keşke bu disipline milletçe sahip olabilseydik. Çünkü o zaman 12 Eylül’de referanduma sunulacak hukuki düzenlemelerin, yazılı metinleri çok aşan sonuçlara kapı aralayacağını görebilirdik.Bilinçle kendimizi korurduk.Yargıyı bağımsız bir erk olmaktan çıkarıp siyasi iktidarın iradesine teslim etme kastı güden Anayasa değişikliklerine bir çok “tuhaf eylem ve beyan” eşlik ediyor.AKP geldiği günden beri yaşam biçimi empoze ediyor. Bu dayatma referansını genellikle dinden alıyor. Artık siyasetçilerin tesettürlü eşlerine alıştık. Kamuda yüksek mevkilere erişmenin ön şartı türbanlı bir eşe sahip olmaktır.Çok alâmetler belirdiİktidarın içki ve sigara muhalefeti, gerekçelerini sağlık nedenlerinden ziyade dinden almaktadır.Başbakanın içki içmek yerine üzüm yemek üstüne tavsiyesi ve erkekle kadının eşit olamayacağına dair vaazı son haftaların hem komik, hem vahim tartışma konuları oldu.Siyasi iktidarın izan ve insafına terk edilmiş bir yargının Türkiye’yi nereye götüreceği sorusunun cevabını ararken dış politikadaki yeni açılım tercihlerine bakmak da yerinde olur. Çünkü Türkiye’nin yüzünü Batı’dan Doğu’ya çevirme hızı artmıştır.Bu görüntü Avrupa ve özellikle Amerika’da kaygı uyandırmaktadır.Geçen hafta Sedat Ergin ABD Senatosu’ndaki bir oturumda Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı John Kerry’nin şu sözünü aktarmıştı:“Eğer Türkiye İran’a ılımlı bir alternatif olacaksa...”Bu sözden şu çıkıyor: Türkiye’nin İran gibi olma ihtimali de mevcuttur!.Yani Türkiye, Müslüman toplumuna rağmen laik bir rejimi yaşatmanın güven duygusunu eskisi gibi vermemektedir.Yakın zamana kadar Türkiye için iki öncelikli tehdit bölücü terör ve irtica idi. AKP iktidarında tuhaf bir şekilde iki tehdit de gündemden düşürüldü, hedef tahtasına iki tehdide karşı duyarlı olan Türk Silâhlı Kuvvetleri kondu.Acaba bu bir tesadüf mü?Cemaatçilik siyasete her gün biraz daha fazla egemen oluyor. Cemaatçilik yıkıcı bir ideolojidir ve faşizmin din sömürüsüne dayanan türevidir.Devletin laik temellerine ve elbette ulus devlete karşı olan bu ideolojinin hızla örgütlenip kamu dahil her yerde dal budak sarmasını iktidar adeta teşvik ve himaye etmektedir.Sadece eksen mi kayar?Geçenlerde Ortadoğu tarihçilerinin en saygını olan Bernard Lewis, on yıl içinde Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin İran’a dönüşebileceğinden söz etmiş, bu değerlendirmeyi Wall Street Journal gazetesindeki köşesine koyan yazar şöyle bir yorum yapmıştı:“Erdoğan tarzı İslamcılık acaba ılımlı bir sosyal ve siyasi çerçevede mi kalacak yoksa agresif ve radikal bir tutum mu izleyecek?”Amerikalı yazara göre şimdiden tahminde bulunmak zor olur ama olasılıklar konusunda endişelenmemek de hata olur!Türkiye’de rejimin güvenliği maalesef pamuk ipliğine bağlı durumdadır. Kuşatılan yargı, 12 Eylül’de düşürülecek olursa Cumhuriyetin kendini savunma kabiliyeti iyice zayıflayacaktır.Yargı iktidarın niyetlerine karşı korunmalıdır. Çünkü EVET çıkarsa ülkeyle beraber iktidar da felâkete sürüklenecektir.Ne yazık ki referandumun propaganda günleri ilgisiz tartışmalarla ziyan ediliyor.Muhalefet saygın hukukçulardan ve üniversitelerden yardım istemeli, bir yandan da hile ihtimaline karşı sandıkları güven altına alacak örgütlenmeyi tamamlamalıdır.“Oylar çalındı” şikâyeti dinlemek istemiyoruz!

Devamını Oku

Keşke elli tane Sami Selçuk’umuz olsa...

30 Temmuz 2010

Bilgi de para gibidir; iyi amaçlar için kullanırsan iyi, kötülük için kullanırsan kötüdür..Eski Yargıtay Başkanı ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Sami Selçuk bilgisini, birikimini ve yüreğini hep özgür aklı savunmak için, hukukun üstünlüğüne yönelik toplumsal kabulün yaygınlaşması için kullandı.Yazılarını yayınlayan iktidar destekçisi gazetenin yönetimi ile ters düşmek, bunun sıkıntılarına katlanmak pahasına doğru bildiklerini savundu.İlişkinin çirkinleşeceğini fark ettiği anda da gazeteye veda etti.Prof. Sami Selçuk 8 Mayıs’taki bir TV mülâkatında bilim adamlarının kendisini düş kırıklığına uğrattığını söylüyordu.Ona göre “bilimin sesi her yerde duyulmalı ve siyasete yol göstermeli” idi. Ama anayasa değişikliği düzenlemesini eleştirenleri Ergenekoncu kategorisine koyan bir “bilim adamı”nın yazısını okuyunca sesini yükseltmek ihtiyacını duymuştu.Sami Selçuk’un duruşu, bütün bilim adamlarına örnek olmalı.Prof. Dr. Selçuk referanduma sunulan düzenlemelere ilişkin fikrini açıklarken şunu veya bunu gücendirebilir diye hesaplı davranmadığını ve davranmayacağını belirterek şöyle diyor: “Çünkü bu cemaatçi bir anlayıştır. Doğuluca bir tavırdır. Bu benim yöntemim değil. Böyle bir yerde kalamam...”Türkiye bin yıllık devlet geleneğine sahip büyük bir ülkedir. Yetmiş milyon içinden Sami Selçuk gibi en az elli “adam” çıkmalı idi.Bu olsa inanın, güçler ayrılığına ve yargının bağımsızlığına son verecek olan anayasa düzenlemelerini geçirmeye iktidar cesaret edemezdi.Hatta Anayasa Mahkemesi, o namuslu bilgelerden utanarak yargıya tecavüz girişimi olan düzenlemelere seyirci kalmazdı.Aydınları şu dönemde ne kadar yazık ki korkuları ve çıkarları yönetiyor.Referandumdan EVET çıkarsa yargının iktidarca zaptedileceğini, ülkenin bir sivil diktanın egemenliği altına girerek karanlık bir boşluğa savrulacağını herkes biliyor, görüyor.Ama ne diyor egoizmin şişme bebekleri?“Referanduma sunulan düzenlemeler içinde güzel şeyler de var. Onları feda etmeye içim elvermiyor!”Ne kadar utanmazca bir kurnazlık bu?İnsan boğazını sıkan birine, bu işi kadife eldivenle yapıyor diye teşekkür eder mi?Gerçek aydın böyle bir zillete razı olmaz.Prof. Dr. Sami Selçuk’u övgüyle selâmlıyorum. Sergilediği örnek hukukçu ve bilim adamı tavrının, seçimlerini kişisel çıkar hesaplarıyla yapanlarda pişmanlık ilhamı yaratmasını diliyorum.Bağımsız bilim adamı kimliği ile, demokratik hukuk devletine kurulan tuzağa karşı halkın uyandırılmasında çok yararlı bir görev yapacağına inanıyorum. CHP’ye acemi tuzağıKılıçdaroğlu’nun farkını takdir ediyorum.Ama kendini savunmak mecburiyetine düşmek, yükselen bir muhalefet partisi için en azından acemilik değil midir?İktidarın referandumu 12 Eylül darbesinden intikam havasına sokması, işleyeceği büyük rejim suçunu gizleme amaçlı bir tuzaktır. CHP’nin TSK İç Hizmet Kanunu’nun 35’inci maddesiyle ilgili değişiklik teklifi, hiç kuşkusuz AKP’nin bu istismar girişimini püskürtme amaçlı bir karşı hamleydi.Kılıçdaroğlu bu noktada durmalıdır. Zaten askere dostça niyetler beslemeyen bir iktidar her fırsatı kötüye kullanırken CHP’nin de askerin sırtından siyaset yapması bizce oyuna gelmektir.Askere vurarak demokratlığını kanıtladığını zanneden şaşkınlara katılmak ve onlarla yarışmak şart değil.CHP iktidara benzeyeceğine farkını çoğaltmaya çalışmalı!

Devamını Oku

AKP'ye değil Meclis'e hakaret

29 Temmuz 2010

Başbakan, milletvekili dokunulmazlığını niçin kaldırmadıklarını soranların, bu işi AKP’ye hakaret olsun diye yaptıklarını iddia etti.Ne kadar ilginç değil mi?AKP’nin sekiz yıllık iktidarı döneminde milletvekili mevcudunu aşan sayıda, yani 600’den fazla dokunulmazlık dosyası birikti Millet Meclisi’nde.Cumhuriyet tarihimiz bir yana dünyada eşi, benzeri görülmemiş bir rezalettir bu durum.O dosyaların içinde kalpazanlıktan görevi kötüye kullanmaya kadar seçilme yeterliliğini ortadan kaldıracak ağırlıkta suçlar bulunmaktadır.Tümü kapakları bile açılmadan rafa kaldırılmış, sekiz yıldan bu yana bir tek dosya indirilip yargıya gönderilmemiştir.Mülteci kampı gibi..Başbakan’a sekiz yıl önce Deniz Baykal’la çıktıkları TV tartışmasında verdiği dokunulmazlıkları kaldıracağı sözünü hatırlatanlar, çok iyi anlaşılacağı üzere AKP’ye hakaret veya iftira etmiyor, TBMM’nin bu yüzden uğradığı itibar kaybının ve hakaretin son bulması için vatandaşlık görevlerini yapıyorlar!Milletin meclisini, suçluların barındıkları bir mülteci kampı görüntüsüne sokmak ayıptır.Başbakan, dokunulmazlıklar için şikâyetçi olanlara miting meydanlarından “Dürüst olun dürüst” diye bağırırken muhataplarını neyle suçluyor?Kütahya’da bakın ne dedi:“Siyasetçiye dokunulmazlığı kaldıralım sonra da birilerinin eline mahkûm edelim. Kusura bakma, bunun altında hangi tezgâhın yattığını biz çok iyi biliriz!”Hangi tezgâhmış?Kolaylıkla tahmin edileceği gibi Başbakan, güvenmediği yargının eline mahkûm olmamak için dokunulmazlıklara ilişmediklerini itiraf ediyor.Ve şaşılacak bir kıvraklıkla kendisini muhatap alan talepleri başka bir hedefe yöneltiyor:“Şimdi diyoruz ki gelin en büyük dokunulmazlığı kaldıralım. Gelin önce 12 Eylül anayasasıyla dokunulmazlık zırhına bürünenlerin dokunulmazlığını kaldıralım.”Borçluyken alacaklı çıkmak, düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkmak diye buna denir!Bu sözlerde ve eylemlerde bir itiraf gizlenmektedir.Türkiye’de darbecilere dokunulmazlık talep eden yok.AKP var gibi göstererek yarattığı inat ortamında yargıyı zaptetme girişimini gözden kaçırmaya çalışıyor.Referanduma götürülen anayasa değişikliğinin süslerini ayırdığınız zaman asıl niyet ortaya çıkmaktadır.O da yargı erkini ele geçirmek ve siyasi iktidar kontrolüne sokmak!..12 Eylül’de EVET çıkarsa Anayasa Mahkemesi, iktidar önderlerinin yargılanmaktan korkmayacakları bir Yüce Divan halini alacaktır.Başbakan “Kusura bakma, bunun altında hangi tezgâhın yattığını biz çok iyi biliriz” diyor ya, millet de referandum tezgâhının altında yatan kurnazlığı iyi görmelidir.Muhalefet bu gerçeği kırk gün boyunca halka iyi anlatmalıdır!

Devamını Oku

Gaflet ve hıyanet!

28 Temmuz 2010

PKK ne kadar bölücü ise, PKK terörünün acısını Kürt vatandaşların üstüne yürüyerek çıkaracağını zanneden şaşkınlar da o kadar bölücüdür!Bu zavallıları kullanmak için pusuda bekleyen siyasetçileri veya beşinci kol ajanlarını yakalamak kolay değildir.Çünkü onlar Türkiye’nin zaaflarını iyi öğrendiler. Kitleleri kışkırtıyorlar ama parmak izi bırakmıyorlar.En iyisi, her tuzağa balıklama atlayan gafillere emek ve zaman vermektir.Yaptıkları işin bölücülere ceza değil yardım olduğunu kalın kafalarına sokmaktır!İnegöl ve Dörtyol’daki öncü göstergelere bakarak herkesin şunu bilmesi gerekiyor: Artık kimse hata yapma lüksüne sahip değildir.Güven kayboldukçaİktidar öncelikle şunu düşünsün: Bundan on yıl önce etrafımız düşmanlarla çevrili iken Öcalan’ı ele geçiren ve PKK terörünü asgari seviyeye düşüren Türkiye şimdi neden bu hale düştü?Buradaki en önemli olumsuz değişken ülkenin sekiz yıldır AKP tarafından idare ediliyor oluşudur.İktidarın etnik kimlik siyaseti, ulus devletin çimentosunu çürütmüş, darbe yapılacağı korkusuyla kapıldığı paranoya Türkiye’nin geleneksel gücü olan Silâhlı Kuvvetler’i zayıflatmıştır.Birlik hiçbir dönemde bu kadar sahipsiz kalmamıştı. Ülkenin birliğine bağlı olan kitleler güven duygularını kaybettikçe tedirginlik artmakta, provokasyonlar hedef alınan toplulukları daha kolay tuzağa düşürmektedir.Siyasetçiler küçük hesap peşinde koştukça meydan kışkırtıcılara kalacaktır.‘Kim temizleyecek?’Türkiye’de gaza getirilmeye hazır insanlar çok. Yoksul, işsiz, çaresiz gençler patlamak için küçük bir kıvılcım bekleyen dinamit depolarına benziyor.Bütün akıllı ve sözü dinlenen insanlar bu gençlere hiç usanmadan şunu anlatmalıdır:“Sizin öfkeniz, ülkeyi bölünmekten korumayacak, tersine bölünme tehlikesini büyütecektir!”İnegöl ve Dörtyol bir felâketler zincirinin ilk halkaları olmamalı, bu gaflet, bu hıyanet derhal son bulmalıdır.PKK’nın kanlı kışkırtmaları eğer bir etnik kimliği, yani Kürt vatandaşları öteki vatandaşların gözünde düşman haline getiriyorsa, terör örgütü en büyük zaferini elde ediyor demektir.Tekrar ediyorum: PKK ne kadar bölücü ise onun oyununa gelerek Kürt vatandaşlara saldıranlar da en az PKK kadar bölücüdür!Çünkü böyle bir tablo PKK’nın varmak istediği hedeftir.Şu tersliği herkes görmek zorunda: Bölücü ihanet gemi azıya aldı. Ama onunla savaş halindeki Ordu, sebebi anlaşılmaz bir düşmanlığın hedef tahtasına konulmuş, sürekli yıpratılıyor.Şehit edilen dört polisin cenaze töreninde İçişleri Bakanı “Komutanlar burada, emniyet burada. Bu Amanos Dağları’nı temizleyin” deyince CHP’li bir yerel yönetici “Komutanları içeri atıyorsunuz; kim temizleyecek?” diye tepki göstermiş.İktidar sürekli kendi ayağına ateş ettiğini ne zaman görecek?

Devamını Oku

Asker tuzağa düşmesin...

28 Temmuz 2010

Kendimize bile itiraf etmekten çekindiğimiz o zehirli ihtimali Kılıçdaroğlu dün pat diye söyledi!Ordunun “belli güçler” tarafından yeniden dizayn edilmek istendiğini iddia etti.AKP’nin “Orduyu nasıl yıpratırım” diye yola çıktığını hatırlatarak TSK’yı bugün yaşadığı zor günlere planlanmış bir sürecin taşıdığını savundu.Balyoz davası nedeniyle yaşadığımız karmaşa ve tanık olduğumuz haksızlıklar CHP’nin eski lideri Deniz Baykal’ın dediği gibi askeri darbe dönemini aratmayacak vahamettedir.Baykal doğru söylüyor: “Bugün yaşananlar 12 Eylül darbe döneminde yaşananlardan farklı değildir. Anlaşılıyor ki Türkiye’de bu kadar büyük hukuksuzluğun yapılması için bir askeri darbeye ihtiyaç yokmuş.”Baykal’a göre Türkiye çok tehlikeli yönetiliyor; işler çığırından çıkmak üzeredir!“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” bencilliği ile seyredilebilir mi bütün bu haksızlıklar?Eğer Silâhlı Kuvvetler siyasi amaçlı komploların hedef tahtasına konulmuş ise ülkenin aydınları her türlü tehlikeyi göze alarak halkı uyandırma görevlerini cesaretle yapmak zorundadırlar.Bu kadar rastlantı olmaz Balyoz soruşturması bağlamında yakalanmaları istenen 102 şüphelinin 28’i halen görev başında olan general ve amirallerdir.Bu operasyonun, TSK’daki komuta yapılanmasını değiştirmek kastıyla Yüksek Askeri Şûra öncesine denk getirildiği ihtimali yabana atılamaz.Mahkemenin ortada karartılacak delil bulunmadığı, şüpheliler de kaçma riski taşımadığı halde tutuklama istenmesi, komuta hiyerarşisine dışardan müdahale edilmekte olduğu şüphelerini destekliyor.102 asker hakkındaki yakalama kararının açıklandığı günün gecesi Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasında gerçekleşen görüşme, Erdoğan ile Büyükanıt’ın Dolmabahçe buluşması gibi gizli kalmamalıdır.CHP lideri Kılıçdaroğlu açık bir suçlama yöneltti son Balyoz tutuklamaları konusunda:“Belli kişilerin önlerinin kesilmesinin, terfi etmemesinin yolu kullanılıyor. Bu yöntemle sanki hükümet dışındaymış gibi bir hava yaratılıp aslında hükümetin de içinde olduğu bir politika izleniyor.”Muhtıra tahriki mi acaba?Kılıçdaroğlu’na göre bu taktik 27 Nisan’da başarılı olmuştur. Dönemin Genelkurmay Başkanı Büyükanıt bizzat yazdığı o muhtıranın toplumda uyandırdığı tepki nedeniyle AKP’nin 2007 seçimini yüzde 47 ile kazanmasına yardımcı olmuştur.Bu sayede Erdoğan ile Büyükanıt “kanka” olmuş, eski Genelkurmay Başkanı iktidar tarafından özel korumaya alınmıştır.Dağlarda bölücü terörist kovalayan komutanlar da dahil askerlerin katlanmaya mecbur bırakıldıkları hukuk ihlâlleri ve kışkırtıcı hakaretler hangi amacı gözeten araçlardır acaba?Türkiye’nin laik ekseninin kaydığı iddiasına eşlik eden o iğrenç “80 yıllık intikam” şüphesi mi?Yoksa “yeter artık” diye bağırma noktasına getirmeye çalıştıkları askerin elinden 27 Nisan’dakine benzer bir çıkışı tahrik ederek yine “Muhtıra verdiler, darbe tehdidi yapıyorlar” diye meydanlara çıkmanın, mağdur rantı ile sandıkları oy doldurmanın hazırlığı mı?İktidar kurmayları tedbirli olmalıdır.Çünkü askere yönelik niyetler deşifre olmuş gibidir artık ve halkın gözünde 2007’nin mağduru ile zalimi yer değiştirmiştir.Ve umarız ki iktidar ne tahrik ederek, ne ikna ederek ikinci bir 27 Nisan muhtırası yazdıracak komutan bulamayacaktır!

Devamını Oku

İnegöl’e dikkat!

26 Temmuz 2010

Etnik bölünmeyi ve çatışmayı körükleyen siyasetçilerin sebep olabilecekleri felâketin boyutları ne olabilir?Bu sorunun cevabını İnegöl’de yaşanan çatışmanın sonuçlarına bakarak umarız herkes almıştır!Güvensizlik, şiddet, nefret, kan ve ateş...Etnik cepheleşmeler toplum içinde dinamit depoları oluşturuyor. Küçük bir kıvılcım yangınlar yaratıyor.O gerginlikte ticari rekabet bile kitleleri birbirine kırdırabiliyor.Yıllar boyu barış içinde yaşanmış kentleri cehenneme çevirebiliyor.Bursa’nın İnegöl ilçesinde dün bu oldu!Güneydoğu’daki işsizlik kitlesel göç doğuruyor. Bu insanların göç ettikleri kentler de işsizlik yüzünden mutsuzdur.Ticari rekabetlerin etnik cepheleşmeler bağlamında yaşanması, toplumsal barış için riskler ve tehditler doğuruyor. Siyasetçilerin zaman zaman tahrik yaratan beyan ve tutumları tehlikeyi büyütüyor.Kabahatli aranmasınAşırı beklentiler uyandıran açılım siyasetinin bu tehlikeli gerginliğe iki yönden katkısı olmuştur:1. Kürtçü siyaset yapanlar tatmin olmamış, etkiledikleri kitleleri bu yönden huzursuz etmişlerdir.2. Büyük çoğunluk da, açılımın içinde büyük tehlikeler barındırdığı korkusu ile Güneydoğu’dan kentlerine göç eden vatandaşlara şüphe beslemeye başlamıştır.Her aşırılık karşıtını üretir. Atatürk’ün kucaklayıcı milliyetçiliğine hiç kimse alternatif aramaya kalkışmasın.Hele iktidar İnegöl olayı nedeniyle başka partileri suçlamaya ve bu olayı referandumla ilişkili göstermeye hiç heveslenmesin.Yalnız tarih değil kader de bu milleti bir arada yaşamaya mecbur etmiştir. Bu gerçeği inkâr eden “orijinallik”ler sadece ve sadece “ayrılmamız imkânsız” realitesini anlamanın maliyetini büyütür, başka hiçbir şeyi değiştirmez.“Kürtlere bir miktar toprak verelim ama Batı’daki Kürt kökenlileri oraya gitmeye mecbur edelim...”Böyle insafsız ve ahmakça düşünce jimnastikleri bile yapıldı son zamanlarda..Kimdir bu sivri akıllılar?İlhamlarını nereden alırlar?Şiddetle değil akılla...Bu şeytanları, bu sırtlanları hiç şüpheniz olmasın ki AKP’nin sınırları belirsiz Kürt açılımı uyandırdı.İçişleri Bakanı Atalay dün “Bu tür provokasyonlara müsaade etmeyeceğiz. Çok şiddetli gideceğiz üstüne. Özellikle bu halk oylaması sürecinde bu tür bazı şeylerin olabileceğini tahmin etmek zor değil” diyordu.İktidar kendisi, dışarıda suçlu aramasın.Her musibeti de referandumda “Hayır” diyeceklere ihale etmesinler. Çünkü küçük hesaptır, çirkin istismardır.İnegöl olayının ışığında iktidar partisine düşen sorumluluk, ayrılıkçı hayallere prim vermemek, siyasetçileri bölücü tahriklerden sakınmaları için uyarmak ve bu nasihati herkesten önce kendi hükümet icraatlarına yansıtmaktır.Çare bu olayların üstüne “çok şiddetli gitmek” değildir.Önyargısız, adaletli, şefkatli davranmak ve kaderini Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu aşamasında ve sonrasında milli devletle birleştiren herkese, tüm vatandaşlara “Bu vatan, bu millet bölünmez” duygusunu verebilmektir.Bu güven duygusu mevcuttu ülkede. AKP zamanında zarar gördü!

Devamını Oku

Neden hayır?

25 Temmuz 2010

Aşağıdaki değerlendirme bir VATAN okuruna ait. Altına imzamı atıyorum.Çünkü sadece vatandaşın hissiyatını yansıtmakla kalmıyor, gerçeği ararken ne kadar akılcı davrandığını da gösteriyor:“Devletin ve rejimin bu kadar korumasız olduğunu bilmiyordum. İktidar partisi yasalara ve tüm tepkilere rağmen istediği her şeyi yapabiliyor. Yani yargı bugün bunları yapabiliyorsa referandumdan bir de EVET çıkarsa neler yapabileceğini siz hesap edin!”Önce olaylara bakalım...AKP’nin yargıyı zaptetme gayesi ile meclisten tek başına geçirdiği anayasa değişikliğinin halkoyuna sunulması için 12 Eylül tarihi seçiliyor.Paralelinde askere husumet güden ve darbe korkularını tahrik eden bir propaganda taktiği benimseniyor.Özel yetkili mahkemenin benzeri görülmemiş kitlesel tutuklama kararı ile propaganda döneminin perdesi açılıyor.Bu karar, komuta hiyerarşisini belirleyecek Yüksek Askeri Şura arifesinde veriliyor, çok sayıda generalin önü kesiliyor.Tutuklama cezası!Altı ay sonra başlayacak yargılamayı tutuklu olarak cezaevinde beklemeye “mahkûm” edilen komutanların arasında Doğu ve Güneydoğu’da terör örgütüyle savaşanlar da var.Bütün bunların bir tesadüfler zinciri olduğuna halkı inandıramazsınız. Toplum vicdanının uyanacağı ve “Bu kadar da olmaz” diyeceği gün mutlaka gelecektir.Yedi yıl önce gerçekleşmiş bir seminerden kaynaklanan iddialar dava konusu olmuş, özel yetkili ağır ceza mahkemesi, aralarında 25 muvazzaf generalin de bulunduğu 102 asker için yakalama emri çıkarmıştır.Niçin tutuklama?Yedi yıldır bekleyen delilleri şimdi mi karartacaklar? Aralarında üçüncü kez tutuklananlar var, şimdi mi kaçmaya kalkacaklar?İktidar sözcüleri bile askerlere reva görülen bu muamelenin adaletle ilgisi olmadığını itiraf etmek zorunda kalıyorlar.Kimse bu olan bitenden iktidarın sorumlu tutulamayacağını söylemesin.Tutuklama tedbirinin, evrensel çerçevesini aşarak bizde ceza uygulamasına dönüştüğünü herkes görüyor fakat askerleri mağdur eden bu uygulamadan iktidar hiçbir zaman şikâyetçi olmuyor.Mağdurlar değiştiAskerlere yönelik son yığınsal tutuklama dalgası, internete yansıyan tepkilerden anlaşılacağı gibi kamu vicdanında tepkiler doğurmuştur.Referandumda HAYIR demek için bir değil iki sebep vardır şimdi:1. İktidarın darbe ve asker takıntısı Silâhlı Kuvvetler’i mağdur etmekte, terörle savaşa zarar vermektedir.2. Özel yetkili mahkemelerin uygulamalarından iktidarın şikâyetçi görünmemesi, referandumu kazanırsa bütün mahkemeleri özel yetkili mahkemelere dönüştürmeye çalışacağı şüphesini uyandırmaktadır.Herhalde referandum gününe kadar birileri “Uyan Türkiye” diye bağıra bağıra halka tehlikeleri gösterecektir.Vicdanlar “Terörle savaşan bir orduyla bu kadar da uğraşılmaz” diye ayağa kalkacaktır. Ta en baştan beri mağduriyetin kaymağını yiyen AKP’nin sonu da adaletsiz davranarak yarattığı mağdurların elinden olacaktır.

Devamını Oku