Büyük düşünün

Haberin Devamı

Gerçek liderler toplumlarına daima “büyük düşünün” öğüdü veriyorlar.

Keşke bu disipline milletçe sahip olabilseydik. Çünkü o zaman 12 Eylül’de referanduma sunulacak hukuki düzenlemelerin, yazılı metinleri çok aşan sonuçlara kapı aralayacağını görebilirdik.

Bilinçle kendimizi korurduk.

Yargıyı bağımsız bir erk olmaktan çıkarıp siyasi iktidarın iradesine teslim etme kastı güden Anayasa değişikliklerine bir çok “tuhaf eylem ve beyan” eşlik ediyor.

AKP geldiği günden beri yaşam biçimi empoze ediyor. Bu dayatma referansını genellikle dinden alıyor. Artık siyasetçilerin tesettürlü eşlerine alıştık. Kamuda yüksek mevkilere erişmenin ön şartı türbanlı bir eşe sahip olmaktır.

Çok alâmetler belirdi

İktidarın içki ve sigara muhalefeti, gerekçelerini sağlık nedenlerinden ziyade dinden almaktadır.

Başbakanın içki içmek yerine üzüm yemek üstüne tavsiyesi ve erkekle kadının eşit olamayacağına dair vaazı son haftaların hem komik, hem vahim tartışma konuları oldu.

Siyasi iktidarın izan ve insafına terk edilmiş bir yargının Türkiye’yi nereye götüreceği sorusunun cevabını ararken dış politikadaki yeni açılım tercihlerine bakmak da yerinde olur. Çünkü Türkiye’nin yüzünü Batı’dan Doğu’ya çevirme hızı artmıştır.

Bu görüntü Avrupa ve özellikle Amerika’da kaygı uyandırmaktadır.

Geçen hafta Sedat Ergin ABD Senatosu’ndaki bir oturumda Dış İlişkiler Komisyonu Başkanı John Kerry’nin şu sözünü aktarmıştı:

“Eğer Türkiye İran’a ılımlı bir alternatif olacaksa...”

Bu sözden şu çıkıyor: Türkiye’nin İran gibi olma ihtimali de mevcuttur!.

Yani Türkiye, Müslüman toplumuna rağmen laik bir rejimi yaşatmanın güven duygusunu eskisi gibi vermemektedir.

Yakın zamana kadar Türkiye için iki öncelikli tehdit bölücü terör ve irtica idi. AKP iktidarında tuhaf bir şekilde iki tehdit de gündemden düşürüldü, hedef tahtasına iki tehdide karşı duyarlı olan Türk Silâhlı Kuvvetleri kondu.

Acaba bu bir tesadüf mü?

Cemaatçilik siyasete her gün biraz daha fazla egemen oluyor. Cemaatçilik yıkıcı bir ideolojidir ve faşizmin din sömürüsüne dayanan türevidir.

Devletin laik temellerine ve elbette ulus devlete karşı olan bu ideolojinin hızla örgütlenip kamu dahil her yerde dal budak sarmasını iktidar adeta teşvik ve himaye etmektedir.

Sadece eksen mi kayar?

Geçenlerde Ortadoğu tarihçilerinin en saygını olan Bernard Lewis, on yıl içinde Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin İran’a dönüşebileceğinden söz etmiş, bu değerlendirmeyi Wall Street Journal gazetesindeki köşesine koyan yazar şöyle bir yorum yapmıştı:

“Erdoğan tarzı İslamcılık acaba ılımlı bir sosyal ve siyasi çerçevede mi kalacak yoksa agresif ve radikal bir tutum mu izleyecek?”

Amerikalı yazara göre şimdiden tahminde bulunmak zor olur ama olasılıklar konusunda endişelenmemek de hata olur!

Türkiye’de rejimin güvenliği maalesef pamuk ipliğine bağlı durumdadır. Kuşatılan yargı,

12 Eylül’de düşürülecek olursa Cumhuriyetin kendini savunma kabiliyeti iyice zayıflayacaktır.

Yargı iktidarın niyetlerine karşı korunmalıdır. Çünkü EVET çıkarsa ülkeyle beraber iktidar da felâkete sürüklenecektir.

Ne yazık ki referandumun propaganda günleri ilgisiz tartışmalarla ziyan ediliyor.

Muhalefet saygın hukukçulardan ve üniversitelerden yardım istemeli, bir yandan da hile ihtimaline karşı sandıkları güven altına alacak örgütlenmeyi tamamlamalıdır.

“Oylar çalındı” şikâyeti dinlemek istemiyoruz!

DİĞER YENİ YAZILAR