AKP referandum kampanyasında “Sevdamız millet, kararımız evet” sloganını kullanacakmış.
Şöyle bir destek de var:
“Evet demek demokrasi demek; evet demek özgürlük demek; evet demek adalet demek...”
Türkiye’de siyasi mesajlardaki bilgilerin doğru olup olmadığını denetleyen, yani kamuoyunu bilgi kirliliğine karşı koruyan bir sigorta işlemiyor.
O bakımdan desteksiz atabilirsiniz!..
Bağımsız bir hukukçu olarak bilinen Anayasa hocası İbrahim Kaboğlu dün gazete köşesinden avaz avaz bağırıyordu.
Siyasal atraksiyonlar nedeniyle bilgilenme ortamının gitgide daraldığını söylüyordu.
Darbe söylemleri “cambaza bak” çağrısı gibi halkın dikkatini dağıtma hedefini güdüyor. İktidarın yargıyı zaptetme isteğini gözlerden kaçırmaya yarıyor.
Prof. Kaboğlu’nun tespiti yerindedir:
Yaratılan bilgi kirliliği, darbe anayasasından kurtulma söylemi altında “1982’yi meşru kılma”ya yarıyor.
Yani AKP’nin anayasa değişikliği demokrasi, özgürlük ve adalet değil, iktidar boyunduruğu altına girmiş bir yargı getirecektir.
Darbecilerden hesap sorma gösterisi sahtedir ve sadece bu gizli amacı perdelemektedir.
İktidar darbecilerden hesap sormakta samimi olsaydı bir yıl önce CHP’nin uzattığı eli tutar, referanduma gerek kalmadan Geçici 15’inci maddeyi kaldırırdı.
Ama hatırlarsanız Deniz Baykal’ın bu konuda yaptığı çağrıyı Başbakan Erdoğan “AK Parti bu tür sulu şakalara gelmez” diye reddetti.
CHP’nin yeni lideri Kılıçdaroğlu da dün benzer bir çağrıda bulundu, can alıcı bir soru sordu:
“Eğer Başbakan 12 Eylül’le hesaplaşmak istiyorsa TSK’nın 12 Eylül’e gerekçe yapılan İç Hizmet Yasası’nın 35’inci maddesinin değiştirilmesine neden yanaşmıyor?”
O madde Silahlı Kuvvetler’in görevini “Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti’ni kollamak ve korumaktır” diye tarif ediyor.
Darbelerin önünü kesmek için bu maddeyi değiştirmek lâzım. Bunu yapmaya AKP’nin meclisteki gücü fazlasıyla yetiyor.
Ama Kılıçdaroğlu, AKP tek başına bundan çekiniyorsa CHP olarak destek verebileceklerini söylüyor.
Başbakan’ın cevabını tahmin etmek zor olmasa gerektir. Bir yıl önce Baykal’ın önerisine dediğini şimdi Kılıçdaroğlu’na tekrarlayabilir.
“CHP’nin sulu şakalara meraklı genel başkanlarından usandım” diyebilir veya...
Samimiyet sınavlarından sıkılıp kahrından üzüm yiyebilir!
Ödülü hak etti
Başbakan’ın ağlaması samimi mi yoksa muhalefetin dediği gibi “tiyatro” muydu?
Bence samimi olanlar, Başbakan’ı dinlerken ağlayanlardı. Çünkü o acıklı mektupları bazıları belki ilk kez duymuşlardı; uğradıkları şokla duygularının boşalması doğaldı.
Ama Başbakan’ın durumu öyle mi?
Erdoğan’ın konuşması önceden kendisiyle ön görüşme yapan profesyonel bir ekip tarafından hazırlanıyor.
12 Eylül’ün darağacına gönderdiği gençlerin mektuplarını Başbakan referandum propagandası için işlemeye elbette onları okuduktan sonra karar vermiştir.
Konuşma kaleme alınıp getirildiğinde tabii tekrar okumuştur.
En az 3-4 kez üstünde tartıştığı metni kürsüde okurken ağlayabileceği yoğunlaşmayı sağlaması, her babayiğidin harcı değildir. Büyük bir hitabet becerisidir.
Afife Jale Ödülü’ne aday gösterilmeyi hak etmiştir!

